geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
başlık "silinmiş hesap 76" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
1841.
acı geçiyor
acı elbette geçiyor.
acı çekmiş olmak geçmiyor.
kemal varol
acı elbette geçiyor.
acı çekmiş olmak geçmiyor.
kemal varol
devamını gör...
1842.
benim şiir anlayışım aşağıdaki gibidir. şiirin en güzel şekli lirikalitesi yüksek rap müziğiyle yapılır.
süvari
gladyatörler oldu sûvari
yalanla dolu bu vadi
richard kadar süratliyim
değişimim ruhani
voyvoda gibi kazığa oturtacağım ve bu adil
emin ol bu defa seni kurtaracak şey dua değil bildikleriniz hurâfe, öldür ya da öl, kural tek
senin için geri geleceğim, kılıcını kuşan breh!
tabutun bile olmayacak
cesedini örtecek muşamba
siz punch istiyorsunuz, benim kara kuşağım var biliyorsun, her şey bitince oturacaksın kucağıma
son nefesimde gülümserim, üstüme suç almam
bi' hiç olarak öleceksin ve dönmeyecek çarkın
kimin haklı olduğunu belirlerken yargı
yüreğim merhamete dargın, elimde kargım
kalbine saplı, kulaklarında şarkım
süvari
gladyatörler oldu sûvari
yalanla dolu bu vadi
richard kadar süratliyim
değişimim ruhani
voyvoda gibi kazığa oturtacağım ve bu adil
emin ol bu defa seni kurtaracak şey dua değil bildikleriniz hurâfe, öldür ya da öl, kural tek
senin için geri geleceğim, kılıcını kuşan breh!
tabutun bile olmayacak
cesedini örtecek muşamba
siz punch istiyorsunuz, benim kara kuşağım var biliyorsun, her şey bitince oturacaksın kucağıma
son nefesimde gülümserim, üstüme suç almam
bi' hiç olarak öleceksin ve dönmeyecek çarkın
kimin haklı olduğunu belirlerken yargı
yüreğim merhamete dargın, elimde kargım
kalbine saplı, kulaklarında şarkım
devamını gör...
1843.
...senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe her şeyde biraz kahır,
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda.
bana soru sor artık!
beni kurtarma, konuştur!
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla…
devamını gör...
1844.
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım...
devamını gör...
1845.
sahi, mutsuz muydun?
orada, seni ilk kez nereme sığdıracağımı bilemeyip
bütün mahcubiyetimi tırnaklarımdan çıkarırken
karşında bir yeni yetme gibi tırnaklarımı kemirirken
orada, kızılcıklıyla doktorların kesiştiği o yerde
sabah ezanı okunmak üzereyken
ben çok yorgunken, ve sen çok içmişken
telefonda usulca konuşup bana seni nerede bekleyeceğimi tarif ederken
saat 4 falan iken
ben olağanca yorgunluğuma rağmen değilmişim gibi davranıp
sana doğru yürürken..
sen ne kadar yorgun olduğumu görünce
hemen ilerideki bankı gösterip,
"istersen biraz oturalım." derken,
oturduğumuzda bankın tam ortasına, dizlerimiz birbirine değerken..
mutsuz muydun harbiden?..
sahi, mutsuz muydun?
oysa sabaha karşı açık fırın bulunca
çocuk gibi sevinmiş ve bana taze ekmek almıştın..
ben yolda yarısını yemiştim,
ve sen; "evde zeytin var, günah." demiştin.
yalan mı söylemiştin, değil miydi günah?
sahi, ben mi abarttım?
zeytine, ekmeğe ve sana yemin edip
doğru düzgün bir adam olmaya karar verdiğimin sabahı,
abarttım diye mi?
böyle hem manalı, hem manasız baktın yüzüme.
sahi herkes, herkes aldatır mı?
sahi, utanmayı unutunca mı geçecek bütün mutsuzluklar?
ben sesini ilk duyduğumda seni sevmeye karar vermiştim..
sen başın ilk sıkıştığında, beni sevmekten vazgeçtin..
sahi, ben sana denk mi geldim?
geçerken uğradığın benzin istasyonu gibi.
bir daha dönmeyeceğin,
mağrur ve yalnız,
sakin ve telaşlı,
bedbaht ve mütefessir,
bokuna kadar zıt anlamlı,
dibine kadar çelişik..
ben gibi iken işte ben
sahi sen, benim nasıl ben gibi olduğumu en iyi bilen iken
niye işim var deyip, yol vermedin bana?
yalnızlıktan it gibi korktuğumu biliyordun!
yalnızlıktan it gibi korktuğumu tanıştığımızın ikinci günü söylemiştim sana!
sana demiştim ki;
bak, iyi dinle
“beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı, kaybettirme boşuna. tedirgin etme beni. bu sefer geride bir şey bırakmadım. tasımı tarağımı topladım geldim. neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. beni uyandır.”
kelimesi kelimesine ezber ettiğim bu oğuz atay satırlarını okumuştım sana..
beni yalnız bırakma demiştim!
ee, neredesin?
sahi, bütün bu anksiyetem , taşikardim
nesneli nesnesiz serzenişlerin
arkandan kırıp döktüğü ne varsa işte
sahi, hepsi benim hezeyanım mı?
sen aslında hiç olmadın
ben mi mana yükledim manasız varlığına?
oysa ben hala, her sabah, kötü bir rüyaya dalıyor gibi uyanıyorum dünyaya
beni asla beklemeyeceğini bildiğim yerlere
beni bekleyen, ama bekleyip beklemediklerini umurumda bile olmayan insanlar için kuruyorum telefonun alarmını
ve bir kez bile ertelemeden, hep vaktinde doğruluyorum
niye biliyor musun?
niye, biliyorsun...
niye?
sahi, biliyor musun?
beraber bir kurusova filmi izlemiştik seninle, hatırlarsın
bari bunu hatırla
evet, bunu hatırlarsın
al işte, şimdi itiraf ediyorum;
filmi değil seni, seni izliyordum
çünkü sen o ara bütün filmlerdeki bütün kadınlardan daha güzeldin
sahi, hiç mi fark etmedin?
ahh, olan oldu artık...
unutulacak olanlar çoktan unutuldu
unutulmayacak olanlar mıh gibi beynimde
artık tek bir soru var aklımda
cevabının hiçbir işime yaramayacağı, deli gibi bildiğim fakat buna rağmen cevabını deli gibi merak ettiğim tek bir soru var şimdi
sahi, bu aşkta
tek ben miyim kaybeden?
ali lidar
edit: düşündüm de buraya kadar okumuş bir yazar arkadaşım varsa, acaba bana bu şiiri okumak ister mi? *
orada, seni ilk kez nereme sığdıracağımı bilemeyip
bütün mahcubiyetimi tırnaklarımdan çıkarırken
karşında bir yeni yetme gibi tırnaklarımı kemirirken
orada, kızılcıklıyla doktorların kesiştiği o yerde
sabah ezanı okunmak üzereyken
ben çok yorgunken, ve sen çok içmişken
telefonda usulca konuşup bana seni nerede bekleyeceğimi tarif ederken
saat 4 falan iken
ben olağanca yorgunluğuma rağmen değilmişim gibi davranıp
sana doğru yürürken..
sen ne kadar yorgun olduğumu görünce
hemen ilerideki bankı gösterip,
"istersen biraz oturalım." derken,
oturduğumuzda bankın tam ortasına, dizlerimiz birbirine değerken..
mutsuz muydun harbiden?..
sahi, mutsuz muydun?
oysa sabaha karşı açık fırın bulunca
çocuk gibi sevinmiş ve bana taze ekmek almıştın..
ben yolda yarısını yemiştim,
ve sen; "evde zeytin var, günah." demiştin.
yalan mı söylemiştin, değil miydi günah?
sahi, ben mi abarttım?
zeytine, ekmeğe ve sana yemin edip
doğru düzgün bir adam olmaya karar verdiğimin sabahı,
abarttım diye mi?
böyle hem manalı, hem manasız baktın yüzüme.
sahi herkes, herkes aldatır mı?
sahi, utanmayı unutunca mı geçecek bütün mutsuzluklar?
ben sesini ilk duyduğumda seni sevmeye karar vermiştim..
sen başın ilk sıkıştığında, beni sevmekten vazgeçtin..
sahi, ben sana denk mi geldim?
geçerken uğradığın benzin istasyonu gibi.
bir daha dönmeyeceğin,
mağrur ve yalnız,
sakin ve telaşlı,
bedbaht ve mütefessir,
bokuna kadar zıt anlamlı,
dibine kadar çelişik..
ben gibi iken işte ben
sahi sen, benim nasıl ben gibi olduğumu en iyi bilen iken
niye işim var deyip, yol vermedin bana?
yalnızlıktan it gibi korktuğumu biliyordun!
yalnızlıktan it gibi korktuğumu tanıştığımızın ikinci günü söylemiştim sana!
sana demiştim ki;
bak, iyi dinle
“beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı, kaybettirme boşuna. tedirgin etme beni. bu sefer geride bir şey bırakmadım. tasımı tarağımı topladım geldim. neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. beni uyandır.”
kelimesi kelimesine ezber ettiğim bu oğuz atay satırlarını okumuştım sana..
beni yalnız bırakma demiştim!
ee, neredesin?
sahi, bütün bu anksiyetem , taşikardim
nesneli nesnesiz serzenişlerin
arkandan kırıp döktüğü ne varsa işte
sahi, hepsi benim hezeyanım mı?
sen aslında hiç olmadın
ben mi mana yükledim manasız varlığına?
oysa ben hala, her sabah, kötü bir rüyaya dalıyor gibi uyanıyorum dünyaya
beni asla beklemeyeceğini bildiğim yerlere
beni bekleyen, ama bekleyip beklemediklerini umurumda bile olmayan insanlar için kuruyorum telefonun alarmını
ve bir kez bile ertelemeden, hep vaktinde doğruluyorum
niye biliyor musun?
niye, biliyorsun...
niye?
sahi, biliyor musun?
beraber bir kurusova filmi izlemiştik seninle, hatırlarsın
bari bunu hatırla
evet, bunu hatırlarsın
al işte, şimdi itiraf ediyorum;
filmi değil seni, seni izliyordum
çünkü sen o ara bütün filmlerdeki bütün kadınlardan daha güzeldin
sahi, hiç mi fark etmedin?
ahh, olan oldu artık...
unutulacak olanlar çoktan unutuldu
unutulmayacak olanlar mıh gibi beynimde
artık tek bir soru var aklımda
cevabının hiçbir işime yaramayacağı, deli gibi bildiğim fakat buna rağmen cevabını deli gibi merak ettiğim tek bir soru var şimdi
sahi, bu aşkta
tek ben miyim kaybeden?
ali lidar
edit: düşündüm de buraya kadar okumuş bir yazar arkadaşım varsa, acaba bana bu şiiri okumak ister mi? *
devamını gör...
1846.
güneşin gidişini karşılar gece
ve belirir hafif bir ay ışığı
ay, el sallar güneşe
gece bana emanet der gibi
içten ve samimiyetle
ve belirir hafif bir ay ışığı
ay, el sallar güneşe
gece bana emanet der gibi
içten ve samimiyetle
devamını gör...
1847.
bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın
öyle yorgunum ki hiç sorma
sen halimden anlarsın
sabahlara kadar oturup konuşalım
kimse duymasın
mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
dokunarak uçalım.
insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki hiç sorma
anlarsın.
cahit külebi
devamını gör...
1848.
rü'yâ gibi bir yazdı. yarattın hevesinle,
her ânını, her rengini, her şi'rini hazdan.
hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!
bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan
körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
mehtâb... iri güller... ve senin en güzel aksin...
velhasıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde!
devamını gör...
1849.
kücüktüm ufacıktım
top aynadım acıktım
yerde gördüm bir erik
kaptı alageyik.
devamını gör...
1850.
yazdığım hiçbir şiir, benzemez gözlerine.
yüreğimi dağlar, ıslandıklarında hüzünle.
ne o kadar zarif, ne o kadar şairane
yoktur şiir, bakışın gibi işleyen gönlüme.
yüreğimi dağlar, ıslandıklarında hüzünle.
ne o kadar zarif, ne o kadar şairane
yoktur şiir, bakışın gibi işleyen gönlüme.
devamını gör...
1851.
mona liza siyah güllen ak güllen
ah mona, öyle çalım atma seni kandiracak fethullah güllen
kurma gönlüne rıhtımlar
yoksa eskitirsin nice prangalar
mona liza, siyah günler ak günler
merak etme, geçecek bu günler
ah mona, öyle çalım atma seni kandiracak fethullah güllen
kurma gönlüne rıhtımlar
yoksa eskitirsin nice prangalar
mona liza, siyah günler ak günler
merak etme, geçecek bu günler
devamını gör...
1852.
bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. aklıma yayıldın. ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: ortadaydım işte! bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. hayır! melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. kusura bakma, kafam biraz dağınık,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir.
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir.
devamını gör...
1853.
bazı yüzler bakmamak içindir ahmet
bir yaprak gibi saklamak için
güller koparmamak içindir
sözünü kesmemek gibi bir dervişin
yarım bırakmamak gibi güzel bir şiiri
hüzün ey yüzünün ebedi kardeşi
senin soluğun benim ciğerlerim içindir
sensiz yaşadım kim beni nerden bilecektir
ama severim rüzgârların sevdiği gibi başakları
kaç kez atmışsa kalbim o kadar senindir
said yavuz
devamını gör...
1854.
bir anıt yapmak için tırmandığım dağda sen
çekicime ilk değen taşların içindesin.
başarısız kimsesiz, gizlice ağladım mı
ağzıma tuzu değen yaşların içindesin.
uzaktan her kımıltı senden bir haber bana,
arkası bana dönük bakışların içindesin.
çiçeğimi ansızın meyva yapan yazların,
dallarımı koparan kışların içindesin.
canımda çınlar sesin; her yerdesin, nerdesin?
gündüz gece yaptığım işlerin içindesin.
rüyama başkası da giriyor zaman zaman,
sen uyanık gördüğüm düşlerin içindesin.
devamını gör...
1855.
duracağım burada
gidişini seyredeceğim
kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim
kavgasız olacak, fırtınasız olacak
saçma sapan olacak
organlarım birbirine vuracak
arkandan sessiz bakacağım
ben yine salağı oynayacağım
soner arıca / ayrılık şarkısına girişte okan bayulgenin seslendirdiği şiir .
devamını gör...
1856.
benim doğduğum köylerde
kuzey rüzgârları eserdi,
ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
öp biraz!
devamını gör...
1857.
yalnızca bir kez olsaydı tam bir sessizlik.
sussaydı tesadüfi olanla ortalama olan.
ve komşudan gelen gülüşmeler,
ve gürültüsü beynimdeki düşüncelerin,
beni açık ve uyanık olmaktan alıkoyan.
devamını gör...
1858.
"efsunlu tüm sözcükleri seferber olsa da,
yetmiyor bazen..
laldir o karede her şey.
hangi orkestra seslendirebilir şimdi açlığın uğultusunu?
hangi nota verebilir şimdi,
çöplüklerden toplanmış kuru ekmek parçalarının bir çocuğun dişleriyle ilişkisini?
ruhun ve zihinselin dikenli tarlasında
yalınayak dolaşan bir vicdan aranıyor.."
h.izgören_
devamını gör...
1859.
hayat uzun mu, kısa mı sürecek?
bunu kim bilebilir ki
insanoğlunun hayatı çiğ tanesi misali.
geçti günlerin çoğu, azı kaldı şimdi.
bir hüzün gönlüme peydah oldu
unutamadığım dertlerdendir bu.
ayın etrafında azdır yıldızlar
güneye doğru uçar kargalar,
hiç dinlenmeden uçarlar
yuvalarını nereye kuracaklar?
olmaz hiçbir dağ çok yalçın, hiçbir okyanus çok derin.
misafir geldiğinden acele eder bilgeler.
kızıl uçurum (2008)
devamını gör...
1860.
sezai karakoç/ şehrazat
sen gecenîn gündüzün dışında
sen kalbîn atışında kanın akışında
sen şehrazat bîr lamba bîr hükümdar bakışında
bîr ölüm kuşunun feryadını duyarsın
sen bîr rüya geceleyîn gündüzün
sen bîr yağmur înce hazîn
sen şarkılarca büyük hüzün
sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
bîr ömür boyu yağan bîr ömür boyu karşın
sen merhamet sen rüzgar sen tîrîl tîrîl kadın
sen bîr mahşer îçînde en azîz yalnızlığı yaşadın
sen başını çevîren cellatbaşının güne
sen öyle kî sen dîye dîye senî anlıyamayız
şehrazat ah şehrazat şehrazat
sen sevgîlî sen can sen yarsın
sen gecenîn gündüzün dışında
sen kalbîn atışında kanın akışında
sen şehrazat bîr lamba bîr hükümdar bakışında
bîr ölüm kuşunun feryadını duyarsın
sen bîr rüya geceleyîn gündüzün
sen bîr yağmur înce hazîn
sen şarkılarca büyük hüzün
sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
bîr ömür boyu yağan bîr ömür boyu karşın
sen merhamet sen rüzgar sen tîrîl tîrîl kadın
sen bîr mahşer îçînde en azîz yalnızlığı yaşadın
sen başını çevîren cellatbaşının güne
sen öyle kî sen dîye dîye senî anlıyamayız
şehrazat ah şehrazat şehrazat
sen sevgîlî sen can sen yarsın
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158