3161.
uykunun içinde bir rüya
rüyamda bir gece
gecede ben ..
bir yere gidiyorum
delice .
aklımda sen ...

ben seni seviyorum
gizlice ..
el-pençe duruyorum
yüzüne bakıyorum
söylemeden
tek hece ...
devamını gör...
3162.
sakın, bu gençliğin bakidir sanma
yıllar ile yarışınca anlarsın
ola ki, aynaya bakıp aldanma
yüz hatların, buruşunca anlarsın

ömründen gün çalar, bugün ve yarın
hazana dönüşür gülün gülüzarın
hilal kaş altında göz kapakların
günden, güne kırışınca anlarsın

ağrılar baş verir, sızılar dizin
sis çöker önüne puslanır gözün
ilenmeye başlar oğlun ve kızın
eşin bile darılınca anlarsın

elinde avucunda yok ise malın
yad olur dostların, sorulmaz halin
toz, toprak içinde saçın sakalın
birbirine karışınca anlarsın

geçmez, kara günler gam ile çile
elinde değil ki, edesin hile
yokuş, şöyle dursun, düz yolda bile
adım başı, yorulunca anlarsın


işte bu gariban örnektir sana
göster baki kalmış var mı bey ile ağa
birgün kucak açıp kara toprağa
sadık dosta sarılınca anlarsın...
devamını gör...
3163.
gel hamama gidelim, sürtüştüreyim sana
kese ile sabunu, rahat edesin canan

al şarap içirerek ıslatıp geçireyim
yüzüğü parmağına, ibaret som altından

eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
lale ile sümbülü kâkülüne genç paşam

diz çökerek önünde ılık ılık akıtayım
bir gümüş testide kanımdır sana akan

salınarak giderken arkandan ben sokayım
eteğini beline, olmasın çamur aman

kulaklarından tutayım, dibine dek sokayım
çizmeni ayağına, aksın yol ayağından

öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarıda hiç,
düşmanının bağrına, hançerimi nagehan

eğer arzu edersen ben ağzına vereyim
yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman

herkese vermektesin, bir de bana versene,
avuç avuç altını, uçayım mutluluktan

sen her zaman gelesin, ben vehbi'ye veresin,
esselamun aleyküm ve aleykümesselam.

*****

azm-û hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
kese ile sabunu, rahat etsin cism-û can.

lal-û şarap içürem ve ıslatıp geçirem,
parmağına yüzüğü, hatem-i zer dırahşan.

eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
lâle ile sümbülü kâkülüne nevcivan.

diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
bir gümüş ibrik ile destine âb-ı revân.

salınarak giderken arkandan ben sokayım,
ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revân.

öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
düşmanının bağrına, hançerimi nâgehan.

eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,
yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

herkese vermektesin, bir de bana versene,
avuç avuç altını, olsun kulun sâduman.

sen her zaman gelesin, ben vehbi’ye veresin,
esselâmün aleyküm ve aleykümesselâm.

(bkz: sümbülzade vehbi)
devamını gör...
3164.
boşuna dememişler isteyen çaresini, istemeyen bahanesini bulur. şairin dediği gibi aslında; yaprak ağaçtan sıkılmıştı, sonbahar bahaneydi.


veya tüm mevsimler bahaneydi aslında
bilinmez neleri alıp neleri götürür veya nerelere götürür zaman?

gelecek ne kadar fazla belirsiz ve ne kadar çok gizem ama sevmiyorum belirsiz olan şeyleri

hoş gerçekten başa gelmeden anlaşılmasa da
belirsiz olan her şeyin kurbanıyız
hoş şunun şurasında 1 saat sonramız belli gibi sansakta belli değil
planladığımız veya kafada kurulan her taslak
değişilebilir kılıyor kendini
tüm bu belirsizlikte senin çok net gördüğün tablo
karşı taraf için hiçte net olmuyor aslında

insan bu
garibiz
ben bu satırlarımı koltuğuma yayılmış
barınaktan sahiplendiğim köpeğim kremin gözlerine baktığım 3. gecemizde bunları düşündüm ve köpeklerin anlamsız gibi olan bakışları bile bazen çokça şey anlatıp hissettirebiliyordu sanırsam.

insanlarsa her şeyi ekarte edip bahane ediyor gibiydi
tüm bu 20’lerimi yaşamaya çalışırken bazen de aynı bu pazar gecesi olduğu gibi bir çocukluk battaniyesiyle köpeğimi sarıp sarmalamak daha saf ve anlamlı geldi.
yaşama dair saf ve temiz anlar yaratabilmemiz dileğiyle…
devamını gör...
3165.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
3166.
“elimden tutmuş
sevecen gençliğim,
buzdan bir yolda
düşe kalka
yürümeyi öğretiyor
yeniden bana.
geçmiş deyince
sen geliyorsun aklıma.”
devamını gör...
3167.
(bkz: çocuksun sen)

kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan…
devamını gör...
3168.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
3169.
yaşamak bu yangın yerinde
her gün yeniden ölerek

zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak

yalanla kirli havada
güçlükle soluk alarak

savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek

korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak

toplanıyor ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek

kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek

kucaklıyor beni metin altıok
"aldırma" diyor gülerek

"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak"
-ataol behramoğlu
devamını gör...
3170.
dağ başında bir avcı kulübesi,
yerler diz boyu kar.
ocakta ateş,
dışarda rüzgar...
hadi gel!
önce sevişmeliyiz, uzun uzun.
yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız.
bütün vücudunu santimetre karelere ayırıp,
birer birer öpmeliyim!
ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana...
böylece ölmeliyiz!
aradan yıllar geçip,
bizi buldukları zaman,
etlerimiz çürümüş olsa da,
kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden...
hadi gel!
nefes almak hüner değil,
seninle ölmek istiyorum...

ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
3171.
yoruldum
değiştirmekten kanını yüreğimin
ne zaman bitecek
bu hüzün.
devamını gör...
3172.
o kadar güçsüzüm ki sesim bile çıkmıyor
saat üçtür belki dört uyusaydım ya keşke
uyanmaktan korkmasam yüz yıl uyurum sanki
ağaçlar, evler, kuşlar bile uykuda
bir garip, bir tuhaf, bir huysuzum ki sorma.
sana söyleyemediklerimi bak gaybına söylüyorum.
devamını gör...
3173.
karanlıkta bir altın üçgendir alnın ve bileklerin
yumulu göz kapaklarının içindesin sevdiceğim
yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar
şimdi orada her şey seninle başlıyor
şimdi orada hiçbir şey yok senden önceme ait
ve sana ait olmayan.
devamını gör...
3174.
görüyorum sen yine o gölgede ben derin ormanda yürüyorum.
belki de o son hece düştüğünden beri arıyorum.
gel dokun yine ben geri gelmezsen gidiyorum.
gel otur yere toprağın olgusu bekliyordu.
devamını gör...
3175.
ne zamandır beyaz çarşafların mürekkeple olan  dansını izliyorum

kahve duvarlarında iskambil kağıtları

kadife saçlı bir yağmurun rahminden çıkardığım
gül artıklarını
ne kadar yıkasam da  

-şiir bu değil-
diyor tanrı

içimden dışarıya açılan acı
zürafaların  su aygırı
olma telaşına benziyor

kentte yaşayan çakalları
kimsesizliğe  boyarken bal arıları

çatlayan ellerimle tezgahta ruj ve ispirto kırıkları ile oynadım

hayata yavaş tutunan kaplumbağayı
gömdüğüm
bir yerdi dünya
dar ve çok geçitli
zamansa suya karışan bir yara

atlasta yazanla, akvaryumda uçan
bir olmuyor ki, güvercinim
savaslar çok acımasız
ve insanların keskinliği dişlerinde

fakirlikse tezgahtarlar adına
müsait bir yer

ve bugün, uç kuruş için  beş yaşında
olduğum bir
yarasayı kopardım
göbeğimden

kuşlar da uçmuyorsa
bu bir bozgundur

ve bu  şiir değil
bir şairin kırılma anı..
devamını gör...
3176.
boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
gece trenlerine binme
kaybolursun

sokaklarda mızıka çalma çocuk
vurulursun
devamını gör...
3177.
ruhumuzdaki sarhoş atların dizinlerini asla kaybetmedik...
mahmuzladık her zaman ruhumuzu kaybolacağımızı hesap etmeden ummanı sevda-i vefaya...
hep en önce koştu kalbimiz ; yar ve yarene...
yar ve yarenki ; her dem,
hem yaradır hem şifadır ömrümüze ; ölümüne...

bak bu parmaklar sahipsiz; tut...
bak bu bakışların cesareti kaybolmuş; yerden kaldır...
bu kollar ve omuzlar üşüyor sevgisizlikten; sarıl...
en son öyle bir duvara çarpıp o kadar şaşırmıştı ki bu kalp ;
pamuklara sarıp sarmalasan bile , kanamaktan korkar...

konar göçer bir kabiledenim ben,
kaybolduğu yollarda veyahut bilmediği coğrafyalarda iz sürmeyi bilen...
yoldayım,
kim bilir; belki de aradığım sensin...
yürüyorum,
yolculukların sonunda; senin de,
varmak istediğin son durak heidi gülüşlü fakat kekeme sevinçli,
sevgisinde bonkör ama insanların kötülüğünden korkmuş,
varlığını bilince;
içinde güneşler açan bir yeni dönem dervişi ise
bu kötüğü ve çirkinliği ile bize saldıran dünya içinde,
kalbinden iz sür;  gel bana...
devamını gör...
3178.
kırka yakın
ayakı vardır
kırkayakın
devamını gör...
3179.
"1.
bir kente, bir insana nasıl başlanır,
takvimlerden düşmekte olan soluk bir pazartesiye,
taraçalarda -gaz tenekelerine yerleştirilmiş-
mor karanfillere, taş basamaklara...
yeşil bir su akıyor gecenin içinden.
asitlenmiş kuleleri ve yorgun parkları kentin
yaralı. saat kaç olursa olsun.
umutsuz bir ilişki değildir gökyüzü.
bir güvercin kadar hafif kelimelerle konuşalım isterseniz,
kıyasıya mutluluklar dileyelim birbirimize.
ama sonra herkes, döksün kimliklerini ve sıfatlarını ortaya.
çünkü hayatı temizleyeceğiz.
anlatacaklarım hepinizi ilgilendiriyor;
hiçbiriniz kaçamazsınız söyleyeceklerimden,
ben yanan bir bulut parçası olayım, siz de yıldızlar,
ışıldatın yeryüzünü. rüzgârları yıkayalım.
hızla akıyor yaşamım güneşe doğru.
avrupa’nın en ünlü katedrallerinin önünden geçiyorum.
duvar yazıları, duvar resimleri, hayatın en çıplak şiiri.
çırılçıplak bir kentin içinde çırılçıplak yüzler.
bir bakışta tanırsınız onları;
toprağından sökülüp atılmış ağaçlar gibi,
cıgaradan düşen bir kül gibidir onlar;
ama bir bıçak kadar keskindir gözleri.
bir davulun derisi kadar gergin yaşamımız. ve
karlar altında kalan bir mücevher kadar soğuk belki kalbin.
rüzgârlara ve acıya hükümlüsün.
ama biliyorsun. acısız ve sevdasız gidilecek bir yol yok.
saat kaç olursa olsun. umut vardır.
dikkat! hazin bir aşkın başlangıcıdır belki de bugün.
hazin de olsa bu aşk, karanlıkta da olsa umut, inan bana,
kesindir! hayatı yıkayacağız.
2.
kanal boyunca yürüyorum amsterdam’da.
dudaklarımda lâcivert bir tango.
akşam mı oluyor? ben mi yüzüyorum hüzünler
denizinde?
gece ılık. ve kalbim kanıyor galiba.
küçük bir çocuğun oyuncak torbasına doldurulmuş evler.
kocaman camlı pencereleri merakla bakıyorlar bana.
bulutları kesen bir terziyim ben.
– peki ama, yıldızların nerede amsterdam?
bir ton yıldızla geleceğim sana gene,
takacağım yıldızları bir bir saçlarına.
unutma! sarı tramvayların, lalelerin kenti amsterdam,
– sevgilim oldun!
tanıdık bir yüz elimi sıkıyor;
kırmızı sakallı, kulağı kesik dostum van gogh.
günaydın! tablolarını rüzgâr ve ateşle boyayan adam,
tanrının ikiz kardeşi, renklerin şeytanı.
ah! lâcivert bir yağmur yağıyor paris’e.
ve lâcivert bir tango dudaklarımda.
sein nehri, hüzünlü kızım benim.
tül bir perde sermişler toprağa. paris olmuş.
mavi bir mektup yazmak istiyorum memleketime.
mavi bir şiir... tarçın koksun her kelimesi.
imbat rüzgârları uçursun a’ları; a’sız bir şiir olsun.
ama tuzlu serseriliğim benim, eksik olmasın"
– bir kadeh de rakım.
amsterdam/1985
devamını gör...
3180.
yarın çiftçi çocuklar bu hilkat garibesini bulduklarında, bedenini gazeteyle saracak ve onu müzeye taşıyacaklar.

fakat bu akşam, yaşıyor ve kuzey otlağında annesiyle birlikte. kusursuz bir yaz akşamı bu: meyve bahçesinin üzerinde yükselen ay, çayırlarda rüzgar. ve o gökyüzüne baktığında, her zamankinin iki katı kadar yıldız var.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim