401.
sevgili e. :

bugün seni rüyamda gördüm. önce bir ara sokakta karşılaştık. ben seni görmezden gelip karşı kaldırımdan geçip gittim. görmüştüm oysa ki, her zaman olduğu gibi...

yüzüne sözde sana fark ettirmeden bir defa baktım. baştan aşağı süzdüm seni. hayli zayıflamış ve solgundun. üzerinde her zaman giydiğin tarzda krem rengi ince bir kaban vardı. sonbahardı... ben tüm bunları yaparken sen de bana bakıyordun. senden 1,5-2 metre kadar uzaklaşmıştım. hiç ses etmedim. bir sıkıntı çöktü ama içime... solgundun çünkü, üzgündün. ( içimde neye ve kime olduğunu bilmeden duyduğum seni görmek istemediğim halde görmüş olmanın verdiği kızgınlık da vardı tabii... )

sense ilk kez cevap verip vermeyeceğimi düşünmeden arkamdan bana seslendin. hem de öyle tiz bir sesle değil. mutlaka duyayım diye yüksek bir sesle bağırdın. bu beni önce bir hayli şaşkınlığa uğrattı. olduğum yerde afallayıp kaldım. yürürken önde olan bacağım sendeli. düşeceğim sandım bir an. yüzümün aldığı hal hayli şakın, duyduğu şeyden emin olamayan, ama emin olmak isteyen, öte yandan da emin olmaktan için için kaçan bir insanın halinden farksızdı. ( burda rüyam, sen ve ben, yol, arabalar, senin kıyısında beklediğin trafik ışığı dahil her şey siyah beyaz bir hal aldı. )

ben yine emin olamadım. bana seslenip seslenmediğinden emin olamadım. duyduğum halde duyduğum şeyi reddettim. duyduğu şeye inanamadı kulaklarım. çünkü beynim, seni yeterince iyi tanıdığımı ve karşılaşsak dahi bana seslenmeyeceğini biliyordu. (oysa ki seslenmiştin. ) bana gerçekten seslenmiş olma ihtimaline inanamadığımdan kafamın içinden gelen bu sese kulak verdim ve sen bana seslenmiş olduğun halde seslenmemiş olduğun varsayımını yaparak adım atmaya devam ettim.

arkamdan koştun ve bu sefer daha yüksek bir sesle, "aklımdaki seslendi mi , seslenmedi mi ? " ikilemine son vermek, üzere "evet seslendim" dercesine daha yüksek bir sesle bağırdın. dehşete düştüm. sadece sana doğru döndüm ve olduğum yerde çivilenmiş gibi kaldım. sen gelip benden özür diledin. sonra sarıldın. hiçbir şey sormadın. teklifsizce geldin. seni iterim, terslerim ya da ya özrünü kabul etmezsem diye düşünmedin hiç...

ama ben de hiçbir şey yapamadım. seni itemedim, tersleyemedim. ağzımı açıp tek bir şey de söyleyemedim. (seni itmemi engelleyen bir şey vardı çünkü ) sen bana sarılırken kollarım da tutmadı üstelik. sen uzunca konuştun, sürekli bir seyler söyledin bana sarılırken. aklımda sadece "olan oldu, her şeyi unutalım" dediğin kısım kaldı. zaten rüya boyunca özür dilerimden sonra duyduğum son cümlendı. seni itemedim, tersleyemedim, ağzımı açıp tek bir şey söyleyemedim. çünkü üzgündün, solgundun ve hayli zayıflamıştın. aklımdan bir zaafiyet mi geçiriyor acaba diye geçirip durdum. ince bir hastalığa mı kapıldın yoksa diye dehşete kapıldım.

ben susuyordum ve sen sürekli konusuyordun. beni alıp ışıkların ordan karşı kaldırıma geçirdin. kaldırıma çıktık ve koluma girdin. mevsim sonbahardı. ( benim en bir sevdiğim. ) yolun kenarında yaprakları yeşilden turuncuya doğru dönmüş ağaçlar vardı. ( hani benim bir zamanlar sana bahsettiklerimden. )

eski zamanlarımızdan çıkıp gelmiş gibiydin. ve ben hala inanamıyordum. aptallaşmış bir şekilde etrafa bakınıp durdum. bana ilk dokunduğun andaki gibi kulaklarım uğuldamıyordu ama, algılarım durmuştu. o yol boyunca bana söylediğin hiçbir şeyi duymadım ve bu yüzden de anlayamadım. ne zaman ki dikkatimi vermeye çalışsam, yüzündeki solgunluk ve gözlerindeki hüzün ağır bastı.

ama sen anlayamadın o an seni duymadığımı, anlayamadığımı... yol boyunca ısrarla konuşmaya devam ettin. daha sonra her ne kadar bana acı verse de, senin kederli ve solgun yüzüne odaklandım. ben seni terslemedikçe, kolunu itmedikçe ve duymasam bile yüzüne baktıkça, suretin git gide iyiye doğru gitmeye başladı. sanki yüzüne bir aydınlık, gözlerine de bir hayat ışığı geldi. benim bu halimden cesaret alıyor ve sanki biraz da bu cesaretle konusmaya devam ediyor gibiydin.

yolun sonu benim her zaman gittiğim kitapçıya çıktı. kolumdan çıkıp kitapçıya girdin. ben kapının önünde kalmıştım. sen kolumdan çıkınca, kitapçıya girip girmemekte kararsız kaldım. ve sonra, herhalde burdan itibaren yoluma tek başıma devam etmem gerekiyor, diye düşündüm. kitapçının camından görünüyordun. sonra dışarı çıkıp, elimden tutup beni içeriye doğru sürükledin. bir şeyler söylemeye devam ediyordun. ve ben anlamıyordum. sen kitaplara bakıp durdun, kim bilir yine ne arıyordun...


kendimi bildim bileli gittiğim, avucumun içi gibi karış karış bildiğim kitapçıyı, her ayrıntısını, sanki oraya ilk kez geliyormuşum da, yerini yadırgayan bir yabancıymışım gibi inceledım. sanki her şey yabancıymış da, bir sen tanıdıkmışsın gibi bir sen eski zamanlarımızdan çıkıp gelmiş gibiydin. rüya boyunca senin benim rüyamda oluşuna dahi inanmayarak ( daha doğrusu inanamayarak ) rüyama devam ettim. sanki o ana, oraya ait değilmişim gibi rüya görmeye devam ettim. zaman, mekan, renkler... rüyamda bile senin dışında kavramsal olan her şey anlamını yitirdi...

sanki üzerini kapatsak da seninle benim aramda yatan kocaman bir giz vardı ve biz bu acı gerçekten kah gözlerimizi kaçırarak, kah etrafımızdaki şeylerle ilgilenerek itinayla kaçınıyorduk. sanki sen artık hiçbir şey yapılamayacak haldeki bir hastaymışsın da, ölümünü bekliyor ve ahımı aldığın benden helallik istiyormuşsun gibi ve ben de sanki bunu biliyor ama bile bile görmezden geliyormuşum da, kan kusup kızılcık şerbeti içmişim gibi, içime içime ağlıyor; deli gibi bağırıp çağırmak, yaptıklarının nedenini sormak istediğim halde, "hiçbir şey yapılamayışının çaresizliğini" kabullenmişim gibi. sanki sen ölümcül bir hastalığa tutulmuşsun da, ben de bu hastalığın hiçbir şey yapılamazlığını kabullenmişim gibiydi...


uyandım. saat 05:41 idi...
aklıma geçen senenin başındaki hallerim geldi. mart ayında, bir gece yarısı seni rüyamda görüp korkuyla uyandığımda, "nasılsın" diye soramadığım için, sırf rüyamda seni kötü bir şekilde gördüm diye gecenin bir yarısı yatağımda bağdaş kurup sabaha değin ağladığım ve yorgunluktan uyuya kalışım geldi...

o zamanla bu zamanı kıyaslıyorum. eskiden rüyamda seni gördüğümde günlerce etkisinden çıkamadığım ve bir rüya olduğu halde derinden sarsıldığım halde, bugün bu ilginç rüya karşısında hissizlikle kaplı oluşumu anlamlandırmaya çalışıyorum. hem rüya anındaki kayıtsızlığım hem de uyandıktan sonraki tepkisizliğimi anlamlandırmaya çalışıyorum.

anlamlandıramadım.

edit: eski bir mektup. ( rüya )
devamını gör...
402.
engellemeyin ..:)
devamını gör...
403.
her şey söylenmez, biraz da içimizde kalsın.
devamını gör...
404.
bir şeyi çok istemek insanı çok yıpratıyor.
devamını gör...
405.
bireylerin gitgide küstahlaştıkları, küstahlaşmayı bir yaşam tarzı haline getirdikleri, bunu da bazı kavramların arkasına gizlenerek, kendilerince meşrulaştırdıkları bir süreçten geçiyoruz.

toplum hayatının gerektirdiği ilişkilerde sıra ve saygı gözetmeyenlere, genellikle, küstah diyoruz. küstahlığın çoğu zaman karşımıza maske takmış haliyle çıktığını görüyoruz. delişmen tabiatlı birçok insanın, çağdaşlık, açık sözlülük, delikanlılık adına küstahlaştığını görüyoruz.

“modernlik eşittir küstahlık” gibi bir önermede, elbette, bulunamayız ama insanların modernleştikçe küstahlaştığı da bir gerçek.
devamını gör...
406.
siktirin gidin. hepiniz özgüveni eksik kişilersiniz. * burda götünüzü kaldırıyorlar.
devamını gör...
407.
sensizlik çok canımı yakıyor. seninle geçirdiğim anlara tutunuyorum başka çarem yok. sende öyle yapiyosun biliyorum. gönlüme sığın, kokuma sarıl geçecek hepsi. gönlündeki semtin sultanı seni çok seviyor.
devamını gör...
408.
psikolojik sorunları olan birisiyim. deistim ama bunu annemden başka kimse bilmiyor. zamanında eğitim sistemi bozuk olduğu ve psikolojik sorunlarımdan dolayı açığa geçtim. şu anda basur hastasıyım ve oturamıyorum. annem hastanede covid olduğu için pansuman yapmıyorlar. çok sıkılıyorum. bu ülkenin yasakçı zihniyetinden de dolar artsa da soğan ekmek yeriz diyen dayılardan da, senden bir halt olmaz diyen çevremdeki insanlardan da nefret ediyorum. teyzemin kızına aşık olduğumu burada söyledim diye özgürlük düşmanlarından linç yiyorum. her an ölmek istiyorum.

bu kadar...
devamını gör...
409.
allah rahatlık versin*.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
410.
2021 bitmek üzere !!
devamını gör...
411.
içime ata ata ne hale geldin patlayacaksin ve adam
devamını gör...
412.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
413.
ne demiş şair;uyuyalım
hicbisey olmazsa sabah olur .
devamını gör...
414.
yaşamak yaralanmaktır der (bkz: cemil meriç).

ben de diyorum ki:
"sevmek, kimin seni yaralayacağını seçmektir. "
devamını gör...
415.
hicbir zaman yeteri kadar zayif değilsinizdir ve hicbir zaman yeteri kadar paraniz yoktur.
devamını gör...
416.
hepimiz bu boktan dünyada yaşamak zorunda olduğumuz için uydurduğumuz boktan bahanelerle bunu mutlu ve umutlu hale getirmeye çalışıyoruz
devamını gör...
417.
hemen soğuyan çaydan allaha sığınırım.
devamını gör...
418.
sevgili küllük;

uzun zamandır, yani şöyle bir 4-5 seneden beri... , mektuplasmak istediğim biri var. ismi, cismi, cinsiyeti, mesleği, yasadıgı şehir... hiçbiri umrumda değil. sadece mektuplaşmak istiyorum. hatta diyebilirim ki bunları bilmemek bana daha çok mutluluk verir. ama onun kim olduğunu henüz bulamadım. hâlâ bir mektup arkadaşım yok. oysaki mektup yazın türleri arasında benim ilk gòz agrım. ilk sevgilim. ne kadar çok hasret kalmışım. ama ne yazık ki yazabileceğim biri yok...

mektup öyle bir tür ki, bir hikaye, deneme, makale gibi bir şey degil. içimden gelmediği sürece, daha doğrusu beni kendisi harekete geçirmediği sürece oturup yazamıyorum. bir hikayeyi yazmak için bir ilham kaynağı yeterli. bir denemeyi yazmak için söz söyleme isteği ya da bir makale yazmak için bir başkaldırı yeterli. ama mektup öyle mi ? degil. muhattabı tek ve biricik. ve de anlaşılmak şart. yarenlik ediyor sana çünkü. ay surda şunu yazayım, nasıl olsa biri anlamazsa bir diğeri anlar deme özgürlüğün yok. tamamiyle anlaşılmak zorundasın. her ne kadar kıyıda köşede kalmis, herkesçe yazılabilecek bir tür gibi dursa da, nitelikli bir mektubu herkes yazamaz küllükçüğüm, yani öyle herkesin harcı degil...


fakat bir şey itiraf etmem gerekir ki, mektuplasabilecegim naiflikte bir iç dünyaya sahip, en azından beni buna ikna etmiş bir yazara tesadüf ettim sözlükte. dedim ki, iste bu! keşke bu insanla mektuplasiyor olsaydık. ( yukarda yazdığım gibi, kim olduğu umrumda bile değil) bunu o denli çok isterdim ki...

mektupcugum, sen öyle naif, öyle zarif ve öyle birinciksin ki, muhatabını hala bulamadım. seni ne denli ozledigime inanamazsın. bir gün muhatabını bulmak dileği ile... beni affet.
devamını gör...
419.
yoruldum gençler. evden işe git, işten eve gel, çocukla ilgilen, evle ilgilen, temizlik yap, makine çalıştır sonra hemen gece olsun günün nasıl geçtiğini bileme. vallahi belim ağrıyor, her yerim tutulmuş vaziyette bi geceleri kendi kendimle kalıyorum be. böyle hayat mı olur kardeşim? en büyük hayalim şu anda ev hanımlığı, bi evde otursam yeter şu anda bana…
devamını gör...
420.
sizinle çalışmak istemiyorum, sizden etimle kemiğimle nefret ediyorum.
siz görünenin tam aksine hiç de iyi insanlar değilsiniz demek isterdim
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"sözlük yazarlarının söylemek istedikleri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim