6981.
kafam ve duygularım çok karışık.. aile evimden ayrılıyorum o gün geldi çattı.. özgürlük için hayalimdeki hayat için çok çabaladım inanılmaz büyük savaşlar verdim ve başardım. heyecanım fazla ama içim çok buruk. aslında şu an kendimi tarif edebilmem bile çok zor ne dediğimi bilmiyorum. umarım benim için her şey çok güzel olur. kafamın içindekileri burada bırakıp gidemiyor muyum?
devamını gör...
6982.
öp dilimde kan tadı var.
devamını gör...
6983.
insan hissetmek istiyor, insan varlığını taşırırcasına sevgiye dair kokular duyumsamak istiyor.
insan yanılmak istiyor
devamını gör...
6984.
kötü bir devrandayız
devamını gör...
6985.
bu adam aynı ben
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
6986.
gökyüzünde neler oluyor? retro falan mı var? merkür mü tutuldu??? geceleri neden uyuyamıyoruz?? huzursuzluk var??? rüyamda can çekişen fare falan görüyorum??? acilen bir yoruma ihtiyacim var bir hoca ya da tarotcu tarafindan
devamını gör...
6987.
sabah uyandığımda kar yağmış olmazsa üzüleceğim.
devamını gör...
6988.
erken uyanmayı severim ama erken uyanıp işe gitmekten nefret ettim. üff yani fazlasıyla üf.
devamını gör...
6989.
bugün bir atlet alayım dedim ama başaramadım. bu konuda genel olarak başarısızım. kendimi insanlara tanıtırken “atlet satın almakta zorlanıyorum” desem yeridir.

çünkü en başta, denemek mümkün olmadığı için kör alım yapmak zorunda olduğun bir ürün. diğer yandan, tenine değen şey kaliteli kumaştan olmalı, mantığıyla bu konuda daha önce çok kazıklanmışlığım var. e madem öyle, bir kere de online alışverişle alayım dedim. 3 kriterim vardı: kolsuz, siyah, %100 pamuk.

sonra bir anda kendimi kaşkorse, süprem, ribana dokumalarla ilgili videolar izlerken buldum. ipliği boyalı ürünleri, kumaş boyamasını falan araştırdım.

oradan tek plakalı dairesel örgü makinelerine atladım. daha önce italyan makinelerin o örgü prosesini görmüştüm, bakalım sektörde yeni bir şey var mı diye bir süre de onları araştırdım. pek bir gelişme yok.

sonra italyan kumaşların olayını merak ettim. öyle böyle derken 6.000 € fiyatlı takım elbiseleri incelerken kendime geldim.

hemen gidip lcw’den 2’li atlet söyledim. umarım beğenmem yoksa çok üzücü olur.
devamını gör...
6990.
terramycin ile theremin arasında bağlantı yoktur da keşke olsaymış. neden bilmiyorum.
uyku düzenimin yine içine ettim.
yazıklar olsun (aynaya karşı)
devamını gör...
6991.
ailemin büyük bir miras davası var. çatışma halinde değiliz, topluca bize ait olan yerleri almak için dava sürecini işliyoruz.

gece rüyamda mirasçılar listesi gibi bir şeyi inceliyordum ve bu sırada annem telefonda dayımla konuşuyordu. "dayım ölmedi mi?" dedim, annem "yoo, hala hastanede yatıyor, telefonda, al istiyorsan konuş" dedi.. bunu söylerken, yalan söyleyen insanların kafayı istemsizce bir anlığına yana yatırma hareketleri vardır ya, onu yaptı.

o an rüyada olduğumu anladım ve uyandım..

insanlar hep mantık yönümün çok kuvvetli olduğunu söyler ama bu iyi bir şey değilmiş sanırım.. rüyada olduğumu anlamasaydım o telefona gider, sesini duyar, biraz konuşur ve sabah kendimi biraz daha fazla b.k gibi hissederdim ama buna değmiş olurdu.
devamını gör...
6992.
dem partili berivan;

- siz türkler foşiksiniz pkk şeytanla savaşsa şeytan tarafında olursunuz.

o esnada şeytan tarafında savaşmaya koşan biz;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
6993.
ayağımı uyuşturmaktan nefret ediyorum.
devamını gör...
6994.
üst komşu avradı dövüyor.
devamını gör...
6995.
trinidad tobacco ve fildişi sahili kadar garip bir ülke ismi varsa o da çekyadır. ama sıralama yapamam aralarında.
devamını gör...
6996.
yakın zamanda ali ihsan (alessan) emmimi ziyarete gittim. senede 1-2 defa uğrarım yanına. pek emmim sayılmaz ama benim büyük dedeyle onun dedesi kardeş, öyle çapraz bir kuzenlik ilişkisi var ancak 75 yaşında adama da “kuzen” denmeyeceğinden (ki bizim oralarda “kuzen” diye bir tanımlama yok) sülalecek emmi diyoruz.

hayatımda tanıdığım en ilginç insanlardan biridir; bütün sülalenin ve civar köylerin, kasabaların, mezraların görüp görebileceği en hovarda adamdır.

hovardalığının yarattığı sonuçlar, eşi ve çocuklarına çok travmalar ve maddi zorluklar yaşatmıştır. yengem çok saf ve temiz bir insan, ‘allahlık’ derler bizim oralarda. çoluğunu çocuğunu sahiplenmek belasına çok çilelere katlanıp meşhur hovarda alessan’ı boşamadı. ayrı yaşadı, defalarca baskın yaptı, çocukları alıp evi terk etti, başka yere taşındı vs ama sonunda hep bir araya geldiler.

alessan emmi vakti zamanında çok hızlı bir zengileşme yaşıyor. gençliğinde işçi olarak fabrikada çalışırken (ki o zaman da hovarda) ufak tefek ticaretten toptancılığa, hırdavatçılığa, odun/kömür, un/yağ, yem/zirai ilaç tacirliğine sıçrıyor. öz kardeşinin yüksek ziraat mühendisliğini paraya çevirmenin yolunu buluyor, diyelim. çünkü öyle bir ikna kabiliyeti var ki, sizle bile yolda karşılaşsa acilen 2 ton küspeye ihtiyacınız olduğuna inanıp malın siparişini verir, peşin ödemesini yapar, üstüne bir de “iyi ama benim ineğim yok” diye ona karşı mahçup ve suçlu hissedersiniz. muhteşem bir ses tonu vardır ve konuşurken öyle efsunlar ki insanı, üstüne bir de minnet duyarsın. bir bakıma ticaretteki başarısı kaçınılmaz.

gelgelelim, kader hükmünü icra edince insanın basar ve basireti bağlanıyor misali, yok lan, bildiğin kadın düşkünlüğü yüzünden, onca zenginliğin verdiği imkanlarla hovardalıkta hızını ve yaratıcılığını arttırıyor. hani desen ki, karı kız bunu iyice bir söğüşlemiş; duyan götüyle güler, ulan alessan’ı kandıracak kadının şeytandan 3 gün önce doğmuş olması lazım ki, öyle bile olsa, kulağına ezanı okuyan alessan’dır, derler. ama eli bol biridir, paraya zerre kıymet vermez. o zamanlar bile “param pulum var” diye insan aşağılamışlığı, garibana çakallık yapmışlığı duyulmuş şey değil. hatta o vakitler çok ihtiyaç sahibine hayrı dokunmuş, derler. bilemiyorum ne kadar doğru. zira ona dair o kadar çok hikaye var ki (kendisi hiçbir söylentiyi doğrulamaya veya yanlışlamaya yanaşmaz), ne kadarı gerçek, ne kadarı efsane, bilen yok.

kaç hatuna ev açtığına, dayayıp döşediğine, ne alemler kurduğuna, yazıhanesinde kaç hatunla takıldığına dair tam bir sayı da yok. ama böylesi bir uçkur düşüklüğüne rağmen, evli barklı herhangi bir kadına göz süzmüşlüğü de yok. (bu büyük ihtimalle doğrudur, çünkü o yıllarda böyle bir şey olsa, hele de küçük yerde ayyuka çıkması kaçınılmaz.) prensipli hovarda.

klasik sonu yaşadı tabi; malı mülkü alemciliğin, hovardalığın süzgecinden geçirip battı. ancak batışın nedeni o yaşam tarzının maliyeti değil, serkeşliği nedeniyle iş takipsizliği oldu. bugünün parasıyla sanırım en az 10-15 milyon dolarlık malı mülkü heba etti. ben çok küçük yaştaydım ama o batık dönemi hatırlıyorum; öyle zor duruma düştüler ki, babasından kalma viranede yaşıyorlardı. düşün işte eşinin çocuklarının halini; zengin zamanında kendisini göklere çıkaran, hovardalığını tolere eden çevresinin kınamalarını falan. kendisi belediye çöp arabası şoförlüğünden emekli oldu.

peki allessan emmide bir değişiklik oldu mu? ben hayatımda böyle dünya s..ne bir insan ne gördüm, ne duydum. ya bir insan böylesi bir düşüşten sonra travma yaşar, “ben ne yaptım” duygusuyla bunalıma girer, kendisine sırtını dönenlere kafayı takar vs. dünya yansa içinde yorganı yok, derler ya, tam olarak o işte. adamın saçına daha ak düşmedi lan!

adam fakir düşüp yıkık dökük yerde yaşarken dahi eskiden takıldığı hatunlar peşini bırakmıyordu. öyle bir şeytan tüyü var. birkaç aile krizi de öyle yaşandı. tabi bu sefer akraba çevresi falan çok daha sert tepkiler veriyor, eskiden eşine “sakın bırakma” diyenler, “bırak şu pisliği, çilesini çektiğin yetmedi mi” falan diyorlar. ama zenginken parasını pulunu umursamayıp çoluk çocukla çekip gitmeye kalkan ve her seferinde bin rica minnetle ikna edilen kadın; zorluğa düşünce hiçbir şekilde bırakmadı onu. hatta hovardalığını falan da artık sıradanalaştırmış olacak ki, nereye gittiğini takip ettiği de yoktu. fakirken hiç değilse akşam eve gelmesinden memnundu sanırım.

alessan’da da buna bir saygı, belki de eşine yönelik değişik bir sevgi olacak ki (artık bu nasıl bir sevgiyse) onda da hiçbir şekilde boşanma, başka hatundan çocuk edinme, ne bileyim işte, mal mülk kaçırma derdi olmamış. adamda hovardalık var ama başka kadına tutulma diye bir şey yok. e zaten bir şeyi dert edinme kabiliyeti de yok.

haliyle belediye işçiliği döneminde de hovardalık tam hızıyla devam ediyor. artık kısıtlı imkanlarla nereden ne şekilde ortam buluyor da hatun düşürüyor, anlayan yok ama haberi, dedikodusu sürekli geliyor haneye. bir takım krizler kavgalar, normalleşme, yeni haberler, dedikodular, krizler, kavgalar… eşinin anlattığına göre şöyle de bir huyu var; karşısında öfke krizi geçir, en ağır sözleri söyle, ortalığı yak yık, hiç fark etmiyor; hiçbir şekilde sinirlenmiyor, tedirgin olmuyor, şaşırmıyor. sıfır tepki. “iyi bakalım, neyse” deyip sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi konu değiştiriyor. “küsmeye kalksan küsemiyorsun, gelip illa bir şaka yapıyor, bir şey söylüyor, insanı yumuşatıp küskünlüğünü de kursağında bırakıyor” diyor eşi. artık yaş kemale erdikçe eşi için de geyik malzemesi olmuş bazı şeyler. bazen “yenge emmim yine bir şeyler karıştırıyor mu” diye soruyorlar, “aman ne b.k yerse yesin, bu saatten sonra kendi vebali” deyip geçiyor. tabi alessan emminin savunması hazır; beni bu yaştan sonra kim ne etsin! yaşlı gariban mode on.

alessan emmi sonradan durumu biraz düzeltti, oğlanlarla dükkan açtı, birkaç daire edindi, çoluğu çocuğu everdi, torun sahibi oldu ama takip eden 20 yıl boyunca hiçbir şekilde durulmadı. aynen devam. hala daha bir şeyler çeviriyor. daha birkaç ay önce memlekette muhabbeti vardı, ki artık bana götten uydurma söylenti gibi geliyordu ama aslı varmış. artık nasıl bir ikna kabiliyetiyse civarda boşta olup da takılmadığı hatun yok; kimi eski, kimi yeni. oğlu bile son yıllarda utanmaktan vazgeçti, açıktan söylüyor; 75 yaşındaki haliyle 40-45 yaşında hatun düşürüyor, aklım almıyor, diyor. öyle kendine yakın yaştakileri falan da beğenmiyormuş beyfendi. çok şükür ki internetten falan hiç anlamıyor. tuşlu telefonla gezer, mesaj atmaz, herkesin telefonunu açmaz. öyle de prensiplidir. ve her daim janti gezer, saçını başını tarar, aşırı kilo almalara gelemez.

oğullarıyla biraz resmidir ama beni baya sever. “emmi yine lafın dönüyor” diye yokladım, ses etmedi. “ne lafıymış len” dese haksızlık yapılıyor, diyebilirsin. konuyu değiştirdi; hadi çarşıda işimiz var, bir işe yara, deyip peşine taktı beni. birkaç yere uğradık, esnaf muhabbeti vs 4 ayrı yerde çay içtik. civardaki herkes samimiyetle seviyor adamı.

en son tuhafiyeci gibi bir yere yöneldi, ben de hiç sorgulamadan peşinden girdim. ulan bizim kadın ıvır zıvır malzemesi satan yerde ne işimiz olabilir, diye düşünmedim. bu gitti, kasadaki hatuna bir şeyler sormaya başladı, o ara bana telefon gelince dışarı çıktım, birkaç dakika sonra döndüm; hatunun yanına sandalyeyi çekmiş, bir şeyler anlatıyor. hatun da o ses tonuna kapılmış, hayran hayran dinliyor bunu. işte ticarette şöyle olurmuş, bilmem neymiş. (varı yoğu batırmış adam ticaret dersi veriyor!) lan ben kaldım öyle, girsem mi, çıksam mı bilemedim. beni pek fark eden olmadığı için rafların oralarda örgü iplerine falan bakıyorum. arada müşteri geliyor, bizimki hiç istifini bozmuyor, onlara da laf yetiştiriyor. dışarıdan bakan dükkanın ortağı sanır. müşteri savulduktan sonra muhabbet kaldığı yerden devam. kadın o kadar memnun ki halinden, baya baya hayranlıkla dinliyor. şakalaşmalar, gülüşmeler, feminen hareketler, cilveler… gözümle görmesem inanmam; yarım saat içinde 40-45 yaşlarındaki kadını utangaç genç kız triplerine soktu adam. o ara ben tekrar çıktım, bir 10 dakika da dışarıda oyalandım.

kapıdan çıkınca bana bir söylendi; sen niye orada bekliyorsun, laf mı dinliyorsun vs. emmi elinden bi su içmeye bekledim, dedim. sövdü biraz ama hoşuna da gidiyor öyle denilince. yengene söyleme vs tembihattan sonra biraz kurcaladım, daha önceden tanıyıp tanımadığını sordum. tanımıyormuş. başka da bir şey konuşmadı zaten. ya tamam yürürsün falan da, ilk defa girdiğin dükkanda hiç tanımadığın bir kadınla 3 dakika içinde ne muhabbet ettin de, kasanın kenarına sandalye çekip oturacak levele atladın?

şuna ikna oldum; hakkında anlatılanlar muhtemelen gerçekte olanın çok azına tekabül ediyor. bu adam bildiğin böyle doğmuş, böyle yaşamış, musalla taşına yatana kadar da böyle devam edecek.

bir de şunu fark ettim, adamın kadınlar üzerindeki etkisinin %70’i ses tonundan ve konuşma şeklinden geliyor. bu konuştukça hatun bildiğin eriyor karşısında. o sesi tarif etmek baya zor, şöyle söyleyeyim; 20 kişi aynı konuşuyor olsa (ki bu, kalabalık misafirlik anlarında sürekli yaşanan bir şey) o ağzını açtığı anda sesi, o kadar gürültünün arasından çok net bir şekilde seçilir. ve kısa bir sürede insanlar susup ona odaklanır. çok kalın olmayan ama derinden gelen davudi bir tonu var ve ister istemez diğer insan seslerinden ayrışıyor. bunun yanında, konuşurken asla teklemez, heyecanlanmaz, saçmalamaz, söyleyeceği sözleri karıştırmaz, daldan dala atlamaz ve ses yükseltmez. biraz kendini belli eden şivesi olmasa ‘diksiyon dersi almış’ dersin. bir de, beni dinliyorlar diye öyle olur olmaz konuşmaz ama konuştuğunda herkes pür dikkat dinler. bu özelliğinin farkındaymış gibi de durmuyor. değişik bir versiyon işte.

ara sıra zenginlik dönemlerini soruyorum; zerre pişmanlık emaresi yok. başkasının yanında söylemez ama her seferinde, mala mülke kul olunmaz, der.

benim dışımda kimseyle uzun uzadıya birebir konuşmaz (radarına giren hatunlar hariç tabi), kalkıp bir yere gitmez, yanında götürmez, telefonuna cevap vermez. (birkaç mevzumu çözmüşlüğü de var ve hala ondan başka kimse bilmez) eskiden beri öyle bir samimiyetimiz var nedense. ama son zamanlarda biraz içleniyor mudur, nedir; oğlum evlenince karına çoluğuna çocuğuna sahip çık diye öğüt vermeye başladı. kendi oğullarına öğüt verecek bir yanı yok, onlardan utandığından bana söylüyor herhalde.

benim için en ilginç yanı; onca hatasına, kalp kırmışlığına, umursamazlığına rağmen; ne eşinin, ne çocuklarının, ne çevresinin kendisine karşı bir kırgınlığı, öfkesi, bedduası yok. allah gecinden versin, yarın ölse yedi düvelden insan gelir, kimse de hakkını haram etmez gibi geliyor. herhalde (eğer aslı varsa) yaptığı hayırların bereketi olsa gerek.

hakkındaki hikayeler, kendine has kişiliği, samimiyeti falan bir kenara, varlığı beni çok iyi hissettiriyor. allah sağlıklı ömür versin. hatunlar da ayık olsun artık, ne diyeyim.
devamını gör...
6997.
bugün yağmur yağacak mı acaba ya? yağsın da begonvillerim biraz su görsün. gerçi ben de sulayabilirim evdeki suyla ama yapmıyorum. neden ? çünkü öyle şuursuzum.
devamını gör...
6998.
evrene olumsuz enerji vereceğiz, gelip bizi bulur diye içimizde dağ taş oldu söyleyemediklerimiz.
devamını gör...
6999.
istanbul'a, türkiye'ye bakıyorumda.... ulan hiç mi acımadınız canım ülkeyi, canım şehri bu kadar mahvederken?
devamını gör...
7000.
nedense sözlükte herkes birbirine yürüyor gibi hissediyorum..... valla ışığı açıp bu tepkiyle karşılaşacağım için korkuyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"sözlük yazarlarının söylemek istedikleri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim