sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
başlık "peripetya" tarafından 03.01.2021 03:48 tarihinde açılmıştır.
7841.
ay uyuyabilecek miyim acaba? acaba? accccaaabaaaaaaaa?!
devamını gör...
7842.
seni çok özledim demek istiyorum cümlede en çokta çok kelimesi az kalıyor. "sen de beni çok özle" demek istiyorum bu kez de çok kelimesi çok oluyor diye korkuyorum. söyleyince çok oluyorum susunca çok ölüyorum..
devamını gör...
7843.
herkesin bir konuda bir şekilde istikrarlı oluşuna ayrı hayranım. sanırım bu yüzden hiç arkadaşım da yok.
devamını gör...
7844.
en yakın arkadaşımla bir araya gelince şansımız gülüyor bazen. bugün bir iş yerine başvuru vermeye gittik 1 kişi alacaklardı ama sizi ayırmayalım diyip ikimizi de aldılar. bazen şansım gülüyor. bu yaz tatilini de işsiz geçirmeyip ağustos böceği karınca misali 3 ay kazanıp 9 ay sevdiceğimle yiyeceğim.
devamını gör...
7845.
temmuz ayı geldi
boku yedik
şimdi ne kadar alamancı hödüğü varsa arabasına atlayıp tatile çıkayon ayağına
soluğ burada alacak, daha sınırı geçer geçmez, trafik kamerası da dahil nerede bir
kamera görseler karşısına kurulup ;
-siz vadanın gıyymedini bilmiyounuuuuzzzz, biiiiz biliyoooghhh
-en böyyüh reyüüüüzzzzz
-biz çoh vadanseveriiizzz, siz bu vadanın gıymedini bilmiyonuuuzzzz
diye manyak manyak konuşmaya başlarlar.
lan madem vatanının kıymetini sen çok biliyonda, ben niye burada yaşıyorum
sen niye niye senede sadece 1-2 hafta tatile geliyorsun ?
ayvayı yedik, yine sabrımızı sınayacaklar, yine anasına bacısına sövdürmek için
ellerinden geleni yapacak hödük herifler (hepsi değil tabi, kimlerden bahsettiğimi
anlayan anladı)
boku yedik
şimdi ne kadar alamancı hödüğü varsa arabasına atlayıp tatile çıkayon ayağına
soluğ burada alacak, daha sınırı geçer geçmez, trafik kamerası da dahil nerede bir
kamera görseler karşısına kurulup ;
-siz vadanın gıyymedini bilmiyounuuuuzzzz, biiiiz biliyoooghhh
-en böyyüh reyüüüüzzzzz
-biz çoh vadanseveriiizzz, siz bu vadanın gıymedini bilmiyonuuuzzzz
diye manyak manyak konuşmaya başlarlar.
lan madem vatanının kıymetini sen çok biliyonda, ben niye burada yaşıyorum
sen niye niye senede sadece 1-2 hafta tatile geliyorsun ?
ayvayı yedik, yine sabrımızı sınayacaklar, yine anasına bacısına sövdürmek için
ellerinden geleni yapacak hödük herifler (hepsi değil tabi, kimlerden bahsettiğimi
anlayan anladı)
devamını gör...
7846.
varlığından habersiz değilim ama senin yaklaşma yönteminle de harekete falan geçmem. söyleyeceğin bir şey varsa güzel güzel selamını vereceksin.
devamını gör...
7847.
fizana gitmiyorum ya alüminyum, bu ne tantana ama bir yandan da normal yani hissettiklerim. zırlamak istemiyorum.
devamını gör...
7848.
ismet badem
devamını gör...
7849.
en içten duygularımla aşırı saf hissediyorum kendimi çoğu zaman. çok da yorgunum anlamak sorgulamak için.
devamını gör...
7850.
sıra sende bekliyorum.
devamını gör...
7851.
üç-üç buçuk yıl önce; bir şehre bir daha adım atmayacağımı, adım atmak istemediğimi söylemiştim. şimdi oraya gidiyorum. ettiğim "nadir" beylik laflardan birini yiyorum.
uykusuz bir gecenin sabahı, otogar ve yollar.
bilmem bu yol nereye çıkar
uykusuz bir gecenin sabahı, otogar ve yollar.
bilmem bu yol nereye çıkar
devamını gör...
7852.
rüzgarı tutmaya çalışmanın beyhudeliği. ellerini açarsın, rüzgar parmaklarının arasından esip geçer; tutulası değil.
devamını gör...
7853.
“neyi seçersen seç pişman olursun. çünkü sorun tercihlerinde değil yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. insan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil. hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir."
devamını gör...
7854.
aklımı korumak için bir sürü şey deniyorum, zorlanıyorum. neden böyle oluyor anlamıyorum. stres anlarına iyi tepki vermiyorum. korkuyorum bir yandan da... korku da her boku bok ediyor. bokun daha da bok olması durumuyla karşılaşmadım desem yalan olur. süslü cümlelerim yok. sonra... sonra işte döndüm ve dedim ki, arkadaş dedim biz buraya oyun oynamaya mı geldik. o da dedi ki iki çiftetelli atsak fena olmaz dedi. hemen açtım müziği, atalım göbecikleri dedim ve sonra göbeğime baktım. bıngıl bıngıl bana gülümsedi. göbeğimle bir diyaloğa girecek değildim ama sanki konuşmak istiyor gibiydi. ben de merhaba göbüşüm dedim. direkt mevzuya girdi. beni eritmek istiyorsun biliyorum ama ben halimden çok memnunum dedi. aman boş ver dedim ben de. zaten seni eritmek istesem de ben de o irade ve istek şu an yok dedim. aferin sana dedi ve bıngıldadı bir. ben göbeğime bakayım biraz daha derken gözlerim ayaklarıma takıldı. küçük ayak parmağım bir el salladı ve sitem etmeye başladı. geçen gün beni masanın ayağına çarptığından beri başım ağrıyor dedi. aaaaaaa, seni bir doktora götüreyim belki bir beyin filmi falan çekerler dedim. salak salak konuşma benim beynim yok ki dedi. e dedim nasıl konuşuyorsun benimle. ben bütün bir varlığım komple beyinim gibi düşün dedi. o zaman senin komple filmini çekelim dedim. iyi de ben oyuncu olamam dedi. dedim öğrenirsin, yani herkes anasının karnından oyuncu olmuyor ki, hem elimde çok güzel bir proje var. başrolü verebilirim sana dedim. içinde tuhaf tuhaf hareketler var mı rolün diye sordu.
ne demek... tuhaf rollerin tillahı var dedim.
o da kabul etti. sen dedim şimdi git biraz oyunculuk çalış. sonra kafamı kaldırdım bir de ne göreyim, kendi burnumu.
burnum direkt konuya girdi. arkadaş sen ne biçim karaktersin. sana envai çeşit koku sunuyorum. duyduğun halde iplemiyorsun dedi.
iyi de dedim. her kokuyu iplemeye kalkarsam benim halim harap olur. sen de biraz anlayışlı ol yani dedim.
anlayışla işim yok benim dedi. benim amacım etrafta olan biteni sana doğru aktarıp hayatta kalmanı sağlamak.
ay canım benim. teşekkür ederim dedim.
sonra düşündüm. ulan ben nasıl burnumu görebildim ki?
burnumu görebilmem için hem aşağıya bakmam hem de biraz şaşı olmam gerekiyor diye düşündüm. sonra çantamdan ayna çıkarayım da bakayım dedim. tam da öyle yaptım.
aynaya baktım.
kendimden iki tane gördüm. demek ki gerçekten şaşıymışım.
ikisi aynı anda konuşmaya başladı.
bir de ben, etti mi sana üç kişi aynı anda aynı şeyi konuşan.
eehhhhh.. yeter be dedim. onlar da yeter be dedi.
ben yatıyorum var mı diyeceğiniz bir şey dedim aynadaki iki görüntüme.
cevap gelmedi.
neden?
çünkü aynalardaki yansımalarınız kendi kendilerine konuşmaz. deli olmayın.
bir dış ses belirdi.
dedi ki. aynadaki yansımalara yapay zekayla sohbet özelliği yüklesek.
ooooo dedim. teknoloji. alırım bir dal.
dalı napcan ayol dedi dış ses.
iç sesim cevap verme dedi. kim dinler ki iç sesi.....
ne demek... tuhaf rollerin tillahı var dedim.
o da kabul etti. sen dedim şimdi git biraz oyunculuk çalış. sonra kafamı kaldırdım bir de ne göreyim, kendi burnumu.
burnum direkt konuya girdi. arkadaş sen ne biçim karaktersin. sana envai çeşit koku sunuyorum. duyduğun halde iplemiyorsun dedi.
iyi de dedim. her kokuyu iplemeye kalkarsam benim halim harap olur. sen de biraz anlayışlı ol yani dedim.
anlayışla işim yok benim dedi. benim amacım etrafta olan biteni sana doğru aktarıp hayatta kalmanı sağlamak.
ay canım benim. teşekkür ederim dedim.
sonra düşündüm. ulan ben nasıl burnumu görebildim ki?
burnumu görebilmem için hem aşağıya bakmam hem de biraz şaşı olmam gerekiyor diye düşündüm. sonra çantamdan ayna çıkarayım da bakayım dedim. tam da öyle yaptım.
aynaya baktım.
kendimden iki tane gördüm. demek ki gerçekten şaşıymışım.
ikisi aynı anda konuşmaya başladı.
bir de ben, etti mi sana üç kişi aynı anda aynı şeyi konuşan.
eehhhhh.. yeter be dedim. onlar da yeter be dedi.
ben yatıyorum var mı diyeceğiniz bir şey dedim aynadaki iki görüntüme.
cevap gelmedi.
neden?
çünkü aynalardaki yansımalarınız kendi kendilerine konuşmaz. deli olmayın.
bir dış ses belirdi.
dedi ki. aynadaki yansımalara yapay zekayla sohbet özelliği yüklesek.
ooooo dedim. teknoloji. alırım bir dal.
dalı napcan ayol dedi dış ses.
iç sesim cevap verme dedi. kim dinler ki iç sesi.....
devamını gör...
7855.
sessizliğin çok şey anlattı. peki.
devamını gör...
7856.
yorgunluktan uyuyamıyorum. çok saçma üf.
devamını gör...
7857.
yarın, yağmur yağarsa dışarı çıkacağım.
şöyle istiklal'de alayınızı s.kr.m der gibi yürümeyi özledim.
huyum böyle. bar bar dolaşmak istiyorum.
şöyle istiklal'de alayınızı s.kr.m der gibi yürümeyi özledim.
huyum böyle. bar bar dolaşmak istiyorum.
devamını gör...
7858.
sanırım her şeyden sıkıldım. sıkıldığım şeyleri tarif etmeyi denedim ama yazıp yazıp sildim. çünkü anlatacağım her şey bir itiraf olacak belki de. size değil kendime itiraf. bunu istemiyorum şu tahlilde. ne bileyim ben öyle depresif, intihara meyilli 17-20 skalasında oğlanlardan değilim ama bilmiyorum bende olmayan benim olduramadığım çok şey var. bu kimsenin umrunda olmayan şeyleri kimsenin umrunda olmayan bu yere yazmak kendime yazmak aslında. bazen organize işler'de kendini asan süperman gibi hissediyorum bazen solo joker filmindeki dışlanmış joker, bazen joker'den korkan cüce...kısa filmlerdeki figüran gibi. uzun metraja geçemedi hayatım bir türlü hep anlık skeçlerde yaşıyorum. bir şarkıya saplanıp kalıyorum bazen başa alıp alıp dinlenen araya reklam girince-premium hesabım yok hayatta hiçbir şeyim premium olmadı zaten-sinirleniyorum. aa diyorum hâlâ bir şeyleri kafaya takıyorum. youtube araya çok sık reklam koyuyor. konumuz bu değil. konumuz yok da zaten. konumuz benim kimsenin sikinde olmayan hislerim. kimsenin sikinde olmaması da benim sikimde değil. kestik.
devamını gör...
7859.
ahaha o kadar çok şey söylüyorum ki zihnimde buraya yazacak olsam müthiş olurdu aslında ama çok üşendim yazmayacağım
devamını gör...
7860.
bazen başka paralel evrenlerdeki beni izliyorum.
birisi müzik yapıyor, konserden konsere koşuyor, insanları başka diyarlara götüren gitar melodileri yazıyor ama o kadar sahte ki... kendisi olmaktan çok uzak, sadece insanların duymak istediklerini söylüyor bu. kendi olmaktan uzaklaşalı bi hayli olmuş... onu olduğu gibi kabul edemeyecekleri için mi bu yolu seçmiş acaba? düşünmeden edemiyorum. çok sahte gözüküyor gözüme... sırf daha iyi yere gelebilmek için hiç keyif alamayacağı insanlarla arkadaşlıklar kurmuş... hiç sevmediği ortamlarda başı çekmiş. hiç sevmiyorum bu beni. kaçarak uzaklaşıyorum buradan.
başka bir evrene gidiyprum. buradaki ben çok güzel bir roman yayınladı. öyle bir roman ki, okuyan insanlar ne zaman bir tren yolu görseler direkt akıllarına o roman geliyor. insanlarda travma yarartmış... insanların çok sevdiği ve çok komik bulduğu o yan karakterin sonunu bir tren yolunda getirmiş. güneşli bir yaz akşamında hem de..
çabuk sıkılıyorum yazar olandan, pek kibirli kendisi. çok okuyan birisi bu, okuduklarını sıkıcı romanlarında ''nasıl bilgimi aktarırım...'' diyerek uzatması yüzünden sıkılıyorum ondan. her konuşmasında bir şeyler bildiğini dolaylı yoldan anlatması yüzünden itiyorum kendimi. çok sıkıcı olduğunu söylemek istiyorum yüzüne ama bunda bile kendine bir pay çıkarıp lehine çevirmeyi bilecek kadar kendini kandırma konusunda yetenekli... kendini yapayalnız bırakmış, insanları istemediğini söyleyen kendisi ama insanların ondan kaçtığının farkında bile değil... bunu fark ettiğinde sonu yazdığı roman karakterleri gibi olacak...
farklı bir paralel evrende evlenip çoluk çocuğa karışmışım... nasıl da mutlu gözüküyorum bunda, bir görseniz. minik bir kız çocuğu, benim gibi burnunun üstü çil dolu. ''anne...'' diyor bana ince bir ses tonuyla. gerçekten mutlu muyum acaba burada? fırında pişen patates yemeği, mavi renge boyanmış ve bana çok korkutucu duran o mutfak... gözlerinde her an kötü bir şeyler olacak hissiyatı olan ben... her şeye daha dikkatli bakan ama bir o kadar da dikkatsiz gözüken ben... kafamın içi o kadar dolu ki, yan odada kıyamet kopsa beş saat sonra fark edecek olan ben...
kaçarcasına uzaklaşıyorum o evrenden! içimi bir korku kaplıyor. buraya bir daha asla gelmeyeceğim... çok korkutucu burası...
şimdi başka bir yere geliyorum. en çok olmak istediğim yere... hala lise zamanından kalma posterlerin asılı olduğu, beyaz boyanın hastane kadar kirli durduğu o oda... oda gerçekten de kir içinde... yerde cips kırıntıları, o kırıntıları yiyen karıncalar, bir orada bir burada duran teki kayıp çoraplar... kendimi görüyorum, kırmızı bir koltukta oturuyorum. bir zamanlar bana söz veren o arkadaşımla oturuyorum hem de... o iki dostun mutlu hallerini izliyorum. o iki şımarık dostun çok mutlu olduklarını biliyorum... birlikte yaptıkları saçma sapan muhabbetleri dinliyorum... hala lise 4'de konuştukları şeyleri konuşuyorlar. ilişkiler, şarkılar, gelecek hayalleri... ikisinin de üzerinde en sevdikleri metal grubunun tişörtü var. birisi pantera giymiş, diğeri lamb of god.
usulca yaklaşıyorum onlara, hemen karşılarındaki koltuğa oturuyorum. duvardaki takvim dikkatimi çekiyor. 2012'yi gösteriyor takvim. ikisinin de sarhoş gibi mutlu olduklarını düşünüyorum. sonra aklıma geliyor, normal sözlükteki sarhoşlar pek bi mutsuz... oysa ki nereden çıkardım sarhoş insanın mutlu olduğunu?
ikisine de sarılmak istiyorum. o iki insanın benim yaşadığım evrende bir daha asla bir araya gelemeyecek olduğunu söylemek istiyorum onlara... ne şanslı olduklarını anlatmak istiyorum. göğsüme bir şey oturuyor. şu an ağladığım gibi ağlıyorum orada. o evrendeki en yakın arkadaşıma sarılarak ağlıyorum aslında ben, neden beni yapayalnız bıraktın be kızım diye bağırmak istiyorum ona. çok üzülüyorum lan diyerek vurabilirim bile...
ama zaman yaklaşıyor. bulunduğum dünyaya geri dönmem gerekiyor... oysa ki hiç gitmek istemiyorum buradan... konuştukları o sıkıcı şeyleri sonsuza kadar dinlemek istiyorum. birlikte piknik yaptıkları, bir zamanlar çok güzel bahçeler olan ama bugün benim evrenimde binaların yapıldığı yerleri gezmek istiyorum. orada her şey eski, mutlu, güzel.
uzun uzun sarılıyorum o iki arkadaşa. sonsuza dek mutlu olacakları o evrene tekrar geleceğimi bilerek ayrılıyorum oradan. önce o evden çıkıyorum, rutubet kokan merdivenlerden aşağı bırakıyorum kendimi, seke seke binanın girişinden çıkıyorum. her zerresini her gözümü kapattığımda aklıma getirdiğim sokaktan denize koşuyorum. arkama bakamıyorum, eğer bir kez bakacak olursam buradan ayrılmayacağımı biliyorum.
işte şimdi buradayım. diğer benleri hayal ettiğim evrendeyim. tüm gerçekliğimin bulunduğu evrende... kulağımda kulaklıklar, hem en sevdiğim, hem de beni en tekinsiz yerlere götüren şarkı çalıyor. ayaklarımın dibinde tüy yumağı kedim uzanmış yatıyor. sol tarafımda açık olan balkon kapımdan dışarıyı izliyorum.
bir tarafım ise haziran 2012'yi öylesine unutmayacak ki, ne olursa olsun orada kalacak. asla temmuz gelmeyecek.
birisi müzik yapıyor, konserden konsere koşuyor, insanları başka diyarlara götüren gitar melodileri yazıyor ama o kadar sahte ki... kendisi olmaktan çok uzak, sadece insanların duymak istediklerini söylüyor bu. kendi olmaktan uzaklaşalı bi hayli olmuş... onu olduğu gibi kabul edemeyecekleri için mi bu yolu seçmiş acaba? düşünmeden edemiyorum. çok sahte gözüküyor gözüme... sırf daha iyi yere gelebilmek için hiç keyif alamayacağı insanlarla arkadaşlıklar kurmuş... hiç sevmediği ortamlarda başı çekmiş. hiç sevmiyorum bu beni. kaçarak uzaklaşıyorum buradan.
başka bir evrene gidiyprum. buradaki ben çok güzel bir roman yayınladı. öyle bir roman ki, okuyan insanlar ne zaman bir tren yolu görseler direkt akıllarına o roman geliyor. insanlarda travma yarartmış... insanların çok sevdiği ve çok komik bulduğu o yan karakterin sonunu bir tren yolunda getirmiş. güneşli bir yaz akşamında hem de..
çabuk sıkılıyorum yazar olandan, pek kibirli kendisi. çok okuyan birisi bu, okuduklarını sıkıcı romanlarında ''nasıl bilgimi aktarırım...'' diyerek uzatması yüzünden sıkılıyorum ondan. her konuşmasında bir şeyler bildiğini dolaylı yoldan anlatması yüzünden itiyorum kendimi. çok sıkıcı olduğunu söylemek istiyorum yüzüne ama bunda bile kendine bir pay çıkarıp lehine çevirmeyi bilecek kadar kendini kandırma konusunda yetenekli... kendini yapayalnız bırakmış, insanları istemediğini söyleyen kendisi ama insanların ondan kaçtığının farkında bile değil... bunu fark ettiğinde sonu yazdığı roman karakterleri gibi olacak...
farklı bir paralel evrende evlenip çoluk çocuğa karışmışım... nasıl da mutlu gözüküyorum bunda, bir görseniz. minik bir kız çocuğu, benim gibi burnunun üstü çil dolu. ''anne...'' diyor bana ince bir ses tonuyla. gerçekten mutlu muyum acaba burada? fırında pişen patates yemeği, mavi renge boyanmış ve bana çok korkutucu duran o mutfak... gözlerinde her an kötü bir şeyler olacak hissiyatı olan ben... her şeye daha dikkatli bakan ama bir o kadar da dikkatsiz gözüken ben... kafamın içi o kadar dolu ki, yan odada kıyamet kopsa beş saat sonra fark edecek olan ben...
kaçarcasına uzaklaşıyorum o evrenden! içimi bir korku kaplıyor. buraya bir daha asla gelmeyeceğim... çok korkutucu burası...
şimdi başka bir yere geliyorum. en çok olmak istediğim yere... hala lise zamanından kalma posterlerin asılı olduğu, beyaz boyanın hastane kadar kirli durduğu o oda... oda gerçekten de kir içinde... yerde cips kırıntıları, o kırıntıları yiyen karıncalar, bir orada bir burada duran teki kayıp çoraplar... kendimi görüyorum, kırmızı bir koltukta oturuyorum. bir zamanlar bana söz veren o arkadaşımla oturuyorum hem de... o iki dostun mutlu hallerini izliyorum. o iki şımarık dostun çok mutlu olduklarını biliyorum... birlikte yaptıkları saçma sapan muhabbetleri dinliyorum... hala lise 4'de konuştukları şeyleri konuşuyorlar. ilişkiler, şarkılar, gelecek hayalleri... ikisinin de üzerinde en sevdikleri metal grubunun tişörtü var. birisi pantera giymiş, diğeri lamb of god.
usulca yaklaşıyorum onlara, hemen karşılarındaki koltuğa oturuyorum. duvardaki takvim dikkatimi çekiyor. 2012'yi gösteriyor takvim. ikisinin de sarhoş gibi mutlu olduklarını düşünüyorum. sonra aklıma geliyor, normal sözlükteki sarhoşlar pek bi mutsuz... oysa ki nereden çıkardım sarhoş insanın mutlu olduğunu?
ikisine de sarılmak istiyorum. o iki insanın benim yaşadığım evrende bir daha asla bir araya gelemeyecek olduğunu söylemek istiyorum onlara... ne şanslı olduklarını anlatmak istiyorum. göğsüme bir şey oturuyor. şu an ağladığım gibi ağlıyorum orada. o evrendeki en yakın arkadaşıma sarılarak ağlıyorum aslında ben, neden beni yapayalnız bıraktın be kızım diye bağırmak istiyorum ona. çok üzülüyorum lan diyerek vurabilirim bile...
ama zaman yaklaşıyor. bulunduğum dünyaya geri dönmem gerekiyor... oysa ki hiç gitmek istemiyorum buradan... konuştukları o sıkıcı şeyleri sonsuza kadar dinlemek istiyorum. birlikte piknik yaptıkları, bir zamanlar çok güzel bahçeler olan ama bugün benim evrenimde binaların yapıldığı yerleri gezmek istiyorum. orada her şey eski, mutlu, güzel.
uzun uzun sarılıyorum o iki arkadaşa. sonsuza dek mutlu olacakları o evrene tekrar geleceğimi bilerek ayrılıyorum oradan. önce o evden çıkıyorum, rutubet kokan merdivenlerden aşağı bırakıyorum kendimi, seke seke binanın girişinden çıkıyorum. her zerresini her gözümü kapattığımda aklıma getirdiğim sokaktan denize koşuyorum. arkama bakamıyorum, eğer bir kez bakacak olursam buradan ayrılmayacağımı biliyorum.
işte şimdi buradayım. diğer benleri hayal ettiğim evrendeyim. tüm gerçekliğimin bulunduğu evrende... kulağımda kulaklıklar, hem en sevdiğim, hem de beni en tekinsiz yerlere götüren şarkı çalıyor. ayaklarımın dibinde tüy yumağı kedim uzanmış yatıyor. sol tarafımda açık olan balkon kapımdan dışarıyı izliyorum.
bir tarafım ise haziran 2012'yi öylesine unutmayacak ki, ne olursa olsun orada kalacak. asla temmuz gelmeyecek.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398