1561.
hazin mesafe veya yabancı
günlerdir evdeydim, yalnızdım, kombiyi kapattım, ışıkları da. zaman yavaşladı, geçmez oldu zaman. düşündükçe zamanı durduğumu hissettim. sonra koltuğun artık kulağıma fonetik gelen gıcırtısı eşliğinde sandalyeme oturdum ve yazmak istedim. ancak bütün girişimlerimin sonu hazin bitti. neden sonra kalktım ve aynada kendime baktım, ifadelerim silik geldi gözüme. yüzümü şekilden şekle sokmaya çalıştım, zorlama oldu. tuhaf durdu. duyarsızlaşmışım. bunun farkındaydım ama aynada uzun uzadıya kendimi seyrettiğimde derinden bir acı duydum. yüzleşmeye hazır değilmişim demek. gözlerim her nereye baksa derin bir boşluğu temaşa ediyormuşçasına ifadesiz bakıyordu, uzun uzadıya seyrettiğim boşluk nihayet beni seyretmeye başlamış diye düşündüm. başımı yataktan kaldırmak ve evi terk etmek için güçlü bir motivasyon ararken zorlanarak da olsa mantomu giydim ve sebepsiz yere dışarı çıktım. yağmur belli belirsiz çiseliyordu ve güzel,yumuşak bir soğuk vardı dışarıda. çıkar çıkmaz ilk duyduğum ses bir motor sesi ve esnaf çığlığı oldu. aşırı derece rahatsız edici bu seslere maalesef henüz duyarsızlaşamamıştım. bu tür yüksek ve rahatsız edici sesleri duyduktan sonra her zaman bir süre seslerden sonra gelen sessizliği dinler, gözlerimi kapatır ve derin nefesler alırım. böylece o gürültü kirliliğini kafamdan siler yoluma daha sakin ve huzurlu devam edeceğimi düşünürüm. tüm bu süreç bana yaklaşık 1 dakikaya mal olur, bu yüzden de zamanımı çalan böylesi absürt/küçük tersliklerden hep nefret etmişimdir. bu ritüeli bitirdikten sonra yürümeye başladım. başlarda amaçsız olarak dışarı çıktığımı zannederken, bir berber görünce neden dışarı çıkma ihtiyacı duyduğumu hatırladım. siyah, bazılarının derilerinin yavaştan soyulmaya başladığı, duvardaki sıvaları muhtemelen rutubetten dökülmeye başlamış mütevazı bir dükkandı. içeri girdim. berber öne doğru çıkmış göbeği, dar omuzları ve geniş alnıyla adeta bir çizgi roman karakterini anımsatıyordu. renkli gözleri canlı bakıyordu, yüzü kilosuna göre etsiz ve çöküktü, elmacık kemikleri çıkmış, yanakları hafif içe doğru büzülmüştü. gözlerindeki ışıkla yüzündeki çökmüş ifadenin oluşturduğu tezat dikkat çekiciydi, öyle ki yüzüne maske taktığında sadece canlı bakan gözleri göründüğünden 15 yaş daha gençleşmişti. bu tuhaf adam selam faslından hemen sonra elinde makasla hiçbir tıraşa dahi başlamadan bana politik bir vaaz vermeye başladı. pek konuşacak kimsesi yok heralde diye düşünerek acımayla karışık bir anlayışla ve zoraki bir gülümsemeyle dinlediğim bu tuhaf adam bir süre sonra elindeki makası bırakmış ve ortamda yarattığı hayali düşmanlarıyla kavga edercesine bağırmaya başlamıştı. sürekli kendisi konuşuyor, konuştukça düşmanlaştırdıklarını hatırlıyor ve hırslanıyor, hırslandıkça bağırıyordu. zamanla yüzümdeki sahte gülümseme, içimdeki acıma ve hoşgörü duygusuyla birlikte yok oldu. yüzüme adeta yalvarır bir ifade takındım. nolur sus ve işini bitir ricasını susarak söylemeye çabaladım. ancak yukarıda da bahsetmiştim, ifadesiz bir suratım var benim artık. içimde öldürdüğüm ideal ve değerlerin bir yan etkisi olsa gerek. zamanında hayata ve insana dair düşünüp yapmaya çalıştıklarımı bugün böylesi –pişmanlıklardan da azade olarak- büyük ve radikal bir kayıtsızlıkla karşılıyor oluşum duygulanım gücümü öldürdüğü gibi yüzümdeki bütün ifadeleri de beraberinde mezara gömdü. bundan dolayı ifadesiz surattan pek bir şey anlamadığı için onu suçlamıyorum. ama şuna eminim, onu dinlemek istemediğimi anlasa dahi sözlerini bitirmek adına bir an bile tereddüt etmeyecek biriydi o. hiçbir zaman aslını bilemeyeceği, yüzeysel söylemleri propaganda için kullanmakta bir an bile tereddüt etmiyordu. ayrıca küçük bir hesapla ve bazen kendisini, söylediklerini umursadığım sanısıyla benden gelecek olası bir itirazı defetmek için yaşına sürekli vurgu yaparak söylemlerini güçlendirdiğini zannediyordu. başta benim kendisini ve bu hamasi/tuhaf düşüncelerini onlara itiraz edecek kadar umursadığım konusunda yanılıyordu. ayrıca geçmişi şimdinin kodlarıyla yargıladığının bilincinde değildi. söylemlerine dayanak yaptığı sloganların “araştırmalarından” süzdüğü veriler olduğunu söyleyerek yalanı da işin içine katmıştı. araştırdım diyerek söze başladığı bütün konularda toplumsal sağduyunun her zamanki gibi hakikatin karşısında olarak üzerinde ittifak ettiği yalan/yanlış bilgileri tekrarlıyordu. bir an içimde bütün varsayımlarında ve benim kendisi karşısındaki konumum hakkında yanılan bu adama karşı yoğun bir acıma duygusu belirdi. o denli kendinden/hayatın gerçeklerinden/içinde bulunduğu toplumsal ve bireysel durumdan uzaktı ki, hiçbir dahlim olmadan monolog şeklinde inatla sürdürdüğü konuşmasında bir şekilde varsaydığı hayali düşmanlarla/imajlarla kavga ediyordu. karşısında somut olarak bir düşman olmamasının ona bahşettiği nimetlerden de faydalanmayı ihmal etmiyordu tabi. örneğin düşmanlarına önceden cevabını hazırladığı şeyleri istediği şekilde söyletiyor ve onları hazır paket cevaplarıyla alt ediyordu. her zafer sonrası da onu onaylamam için gözlerimin içine bakıyor, herhangi bir onay alamadığı zamanlarda şansını “doğru muyum?” diye sorarak deniyordu. bu bakışlarına ve sorularına tepkisiz kalmayı başarmıştım. söylediklerine onay alamadıkça meseleyi uzatma ihtiyacı duyuyor gibiydi. aslında bir bilgin gibi beni aydınlatmaya çalışan bu adam, bir anda benden onay almaya çalışan birine dönüşmüştü. ilişkinin bu denli ani bir şekilde tam tersine döndüğünü fark ettikten sonra gülümsedim. yeri olmadığı halde ufak bir kahakaha attım. ironileri severim. sonra bu gülümsemeden sebep olacak bir ara, vaktin var değil mi gibi bir şey söyledi ancak hiçbir cevap aralığı ve hakkı vermeden sözüne devam etti. belki de şu an ben bunu uyduruyorum. çünkü o sırada böyle bir soru sormasını ne denli çok istediğimi hatırlıyorum. bu soru üzerine uygun cevap vererek elindeki makası kullanmaya başlamasını sağlayabileceğimi düşünmüştüm. ancak o konuşmaya tüm hızıyla devam ediyordu. kendisinin parada gözü olmadığından ve yatağa başını rahat koyduğundan bahislerle süsleyerek anlatmaya başladığı hayat hikayesi, politik bir takım değerlere olan aidiyetinden duyduğu gurur, düşüncelerindeki tutarsız ve sebepsiz onca ön yargıyla bu adam bizim içimizde yürüyen bir tabut gibi yaşıyordu. tıraşı bitirdikten sonra alelacele parasını verdim, çıkarken yine bekleriz demeyi ihmal etmedi. bir daha hiç gitmeyeceğim halde beni maruz bıraktığı onca propaganda sonrasında “kesin gelicem” diyerek onu ilerde hayalkırıklığına uğratıp intikam almayı düşündüm, ancak yıldırım hızıyla gelip geçen çocukça düşünce sonrası kendimi aptal gibi hissetmiştim. cevap vermeden dükkanı terk ettim. derin bir nefes aldım, gözlerimi kapadım. yaklaşık 1 dakika sonra arkamda bıraktığım hafif salaş dükkanın içindeki tuhaf adamla hayatımın kesiştiği bu küçük zaman diliminde kafama hücum eden düşüncelerin tümünden kurtuldum. kendisiyle bir daha karşılaşmayacak olmak bir an tuhaf hissettirdi. hayatlarımızın çoğu böylesi küçük ve bir daha gerçekleşmeyecek rastlantılardan oluşuyor aslında. burada büyük bir trajedi olduğu kadar büyük bir komedi de gizli. her neyse, kendisiyle karşılaşmayacağım halde benimle böylesi bir konuşmaya girişen bu tuhaf adam imgelemimde “hasta bir toplumun hasta ve bir o kadar acınası üyesi” olarak yaşayacak.
saygılar.
devamını gör...
1562.
kaybolma korkusu zamanla damarlarıma yayıldı. kalabalıkta kaybolmak, gideceğim yeri karıştırmak kadar basit bir olay değildi bu. kendimi kaybediyor gibiydim. tanıyamadım, kıyafetlerimden tırnaklarıma kadar farklı biriydim, sesim benden çıkmıyordu, kalbim vücudumun dışında atıyordu o an. sevmediğim renklerde onlarca kalemim vardı, sevmediğim kupalardan kahve içmiştim, sevmediğim erkeklerin elini tutup, sıkıcı romanlar okumuştum. ben bendim ama bu ben değildim. benlik pek bir fayda sağlamadı diye ben'in içine bağımsız bir ben oymuş, ruhumdaki dalları bencillikle budamıştım. ben'den öyle uzaklaşmıştım ki omuzlarımdan aşağısı ve omuzlarımdan yukarısı başka biriydi. zihnimdeki plastik hayalleri bir bir kırmanın vakti gelmişti. salaklığımla ben, arsızlığımla ben, şanssızlığımla ben, ben olmayı özlemiştim. direnmenin vakti gelmişti atıp tutan dillere, saçlarımı çeken ellere ve uzanamadığım hayallere. dizlerimde birkaç yara oluştu düşmekten. ellerim soyuldu kalkarken. yüzümde çizikler, kalbimde kırıklar oluştu çokça, ama sen bir de onları görecektin. sevilmedik yeri kalmamış balonları tırnaklarımla patlattım. çıkan sesten korktum ama sonradan alıştım. bana dokunanın soyunu sopunu küfürledim. dokunmayanın sadece sopunu. her an beni izleyen ve yargılayan gözleri, gururumu inciten; kalp kırıcı sözleri. çıkmaz sokaklarımda saatlerce beklettim. ve izledim uzaktan; geceyi güne eklettim. tırnak etlerim kanadı ve kalçalarımda morluklar vardı. morluklar yeşildi. yeşillik demek ıspanağa haksızlık olurdu. ıspanak yeşillenirken acı çekmiş miydi? dünyadaki bütün ıspanakların çektiği acıyı ben çekmek isterdim. aslında yeşil olan morluklarıma birkaç kez yumruk attım. acıtsa da üstlerine yattım. acıyla büyüdüm ben, boyum pek uzamadı. bağırma dediler bağırmadım, yine de susamadım. gözlerimin altındaki morluklar cidden mordu. kızarmış gözlerim konuşmadan saati sordu. konuşmadan söyledim, duyduğunu sanmıyorum. ayrıca söylediğimi ve sorduğunu sanmıyorum. ben bendim artık ama ben bende değildim. dökülen saçlarıma bakıp, korkuyla yere eğildim. bende olan benimdir, yerdekiler değildi. bende olmayan bana ben denmezdi değil mi?
devamını gör...
1563.
içimde tuhaf bir mutluluk var. dokunduğumuz insanlarda bırakmış olduğumuz izin olabildiğince derin ve kalıcı olduğunu hissediyorum. halbuki görüşme sürelerimizi toplasak 5 saat etmez. hele bir kişiyle olan görüşme süresi -o kişi işini yaparken ihtiyacı olan bir şey var mı diye iki üç kez sorduğumu düşünürsek- bir saat etmez. durum böyleyken bile akılda kalıcı olmak çok tuhaf geliyor. başıma gelen tatlı hadise sonrasında o görüşmede ayak üstü söylenmiş sözlerin etkisi bir ömür sürebilirmiş diyorum. ve bir ruha iyi gelmek, bir insanı mutlu etmek çok kolaymış.

on beş dakika önce telefonum çalıyor toplasam 5 saat görmediğim o tatlı ses "leylimley öğretmenler günün kutlu olsun." diyor. utanıyorum, küçülüyorum. mutluluğum bir çocuğun kalbinden yüzüne taşan bir mutluluğa dönüşüyor. ağzım kulaklarımda. halbuki şu şartlarda mesleğimi yapmıyor oluşum karşısında ayaküstü kurduğum bir cümlenin bir beyne yerleşmesi beni şaşırtıyor.

uçarıyım. insanlar sabah beri beni mutlu etmekle görevlendirilmiş gibi. içimde bir yerlerde dağ gibi olan sıkıntı eriyor. eriyen yerlerde çiçekler bitiyor. papatyalar... papatyaları çok seviyorum.

ve içinde bir yerlerde öğretme aşkı olan herkesin öğretmenler günü kutlu olsun. *
devamını gör...
1564.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1565.
ne zaman bize iyi olmalısın en iyi olmalısın hırs iyi biseydir dediler bilmiyorum iyi sürekli başarılı çalışkan herşeyi yapan bireyler olmak istedik peki neden benim doğam bu mu yeteneğim yoksa kendimi zorladım yeteneğime odaklanmadilar herşeyi yapicaz diye hepsini yarım biraktik ne zaman sevdigimiz şeylere değer vermez olduk sen kimse değilsin yapabildiklerin ve yapamadikarin seni sen yapıyor ben buyum doğam böyle yapım böyle
devamını gör...
1566.
kamp yapıp, gökyüzündeki yıldızları seyretme olayı gerçek mi?
devamını gör...
1567.
sansürsüz küfür yazmak bir benim mi aklıma geliyor?

sözlük kuralları gereği “istediğimiz her şeyi” yazamadığımız başlık.
devamını gör...
1568.
yarım saat sonra artık çıkmak zorundayım ve sonrasında biletimi alıp gideceğim bu şehirden. belki de son 2-3 saatim kaldı burada.. sonra bir daha dönmeyeceğim. dönmek yok. buradan ve burada ki hiçbir şeye..
yatıştı yaslar, ıstıraplar azaldı 2 günde değil mi ? aylarca çekeceğim bir üzüntünün başındayım. ne çabuk sonlara geliyor gibisin..
sen...göz ardı ettiğin, geçiştirdiğin her şeye dönüp dönüp bak. gör artık.
devamını gör...
1569.
şuan ki duygularımı nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum, tek bildiğim ve yapmak istediğim uyumak. berbat hissediyorum.
devamını gör...
1570.
karalama defteri diyince aklıma boş boş çizdiğim yıldızlar saçma sapan şekiller aklıma geliyor. hatta duvar resmi yapıp adımı soy ismimi karalardım. canım sıkılınca da şiir yazarım şiire benzer mi benzemez mi bilmiyorum. ama karalıyorum işte insanın arada saçmalamaya da ihtiyacı var.
devamını gör...
1571.
acaba bugün kimi karalasam deyip oluşturdukları defter.
devamını gör...
1572.
devamını gör...
1573.
intiharın eşiğindeyim.
devamını gör...
1574.
üzgünüm sözlük ve kırgınım bu dünyaya. bir yakınımız vefat etti cenaze evine gittik vefat edeli de 3 gün olmadı acılar taze doğal olarak ilk gün ki kadar değil ama annem ağlıyor ortam gergin bir teyzemiz ilaçlarını nasıl kullanması gerektiğini anlatıyor bana garip bir ortam anlayacağınız. vefat eden teyzemiz koronadan vefat etti ama alt metni de kalp ameliyattı da vardı böbrek yetmezliği de her neyse teyzemizin eşi de korona oluyor ikisi hastaneye yatıyorlar teyzemiz entübe oluyor ve yoğun bakıma alınıyor. eşinin haberi yok 15 gündür birbirlerini görmüyorlar evde amcaya durumu nasıl açıklanması gerektiği de konuşuluyor bir yandan. daha detaylı anlamanız için kısa bir bilgi vermek istiyorum, ikisi de çok iyi anlaşırlardı kafa yapıları uyardı amcamız neşeli şakacı eşini alttan alan gönlünü hoş etmeye çalışan ondan önce kalkar sofrayı kurar çay demler muhabbet ederek yerler içerlermiş ben fazla tanık olmadım, teyemizin vefat ettiğini amca bilmiyor doktor da bahsetmemesini söylüyor çünkü adam oksijensiz 15 dakika duruyor duramıyor allah korusun büyük bir sıkıntı olabilir diye yavaş yavaş anlatmaya çalışıyorlarmış daha doğrusu yol yapıyorlarmış şok olmasın diye. düşünsenize hayat arkadaşınız vefat ediyor cenazesine katılamıyorsunuz haberiniz yok eve geliyorsunuz eşiniz yok zaten eşinizin vefat etmesi başlı başına bir acı sizin en son öğrenmeniz ayrı bir acı. teyzemiz hep evden uğurlarken ışığı açardı direk çünkü o ışık açma düğmesini kimse bulmaz ters bir yerde diye o düğmeyi açmaya uğraşıyorduk aklıma geldi üzgünüm umarım ışık içinde uyursun teyzecim.
devamını gör...
1575.
insanlar biraz"şeydir", ne bileyim "şey" işte. ötekileri, ötekilediğini kendi kalıplarına sığdıramazsa eğer kafada kurar ve seni kırar.
devamını gör...
1576.
güle güle güzel insanlar. tekrar görüşene dek.
öncelikle ayiza sana büyük bir borcum var. ama yüzüne bakmaya cesaretim yok. biliyorum çok ayıp ettim. dediklerinde de haklıydın. ama ne olduysa sanırım senin sayende oldu. hayatında iki kere gördüğün bir insanın yepyeni bir kapı açmasına neden oldun. gelseydiniz sonu kanla bitecek bir gece, siz gelmediğiniz için dönüm noktası oldu.

ve yarın yeni bir günün başlamasıyla gerçekler dünyasına giriş yapacağım. hayaller bitti artık gerçekleşme zamanı.
devamını gör...
1577.
yalan başlıktır. inanıp yazarsam ceza alacağım başlıktır.
devamını gör...
1578.
çok uzun zaaman sonra erken yatıyorum . belki bu benim için bir başlangıç . yeni bir dönem. bugünden sonra herşeyin tadına vararak yaşamak istiyorum. herşeyin en pozitifini kabul ederek. çok kötü şeyler yaşamış olabilirim ama onlar geride kaldı ve artık yaşadıklarıma değil yaşayacaklarıma odaklanmalıyım . başlık için teşekkürler . güzel geceler sözlük.
devamını gör...
1579.
çok uzun zamandır aradığım bir şey var. ne olduğunu bilmiyorum, nasıl bulacağımı da bilmiyorum ama bulduğumda sanki her şey düzelmese bile daha iyi olacak, sanki tamamlanacakmışım gibi hissediyorum.

hayatım boyunca bir tarafım eksikti hep. sevdiğim insanlarla bir arada sevdiğim şeyleri yaparken bile sanki içimde bir şeyler yarım kalmış gibiydi. daha fazlası olduğumu biliyorum, hep biliyordum fakat bunu açığa çıkarabilecek olanaklardan, ortamdan ve koşullardan yoksun olmak belli sınırların içine hapsetti beni. yanlış anlaşılmasın mutsuz değilim, günümüz insanlarının çoğu belli sınırların içinde yaşıyor zaten. sadece bazen merak ediyorum, eğer sınırlarımın dışına çıkıp aradığım şeyi bulabilseydim, nasıl bir hayatım olurdu?
devamını gör...
1580.
insanlar her şeyi unutuyor, alışıyor. bazen tüm insanlar seninle acı çeksin, bir an gülümsemesin istiyorsun fakat insanların alışmışlığı tokat gibi çapıyor yüzüne. kimse seninle üzülmüyor artık, çünkü onlar unuttular. senin bir saniye aklından çıkmayan şeyleri birkaç yirmi dört saatte siliverdiler hatırlarından. sen yine tek başınasın.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim