1941.
birleştirmeye çalıştıklarımız ihanet ediyor.
en sevdikleri şey tuz, buz..
her davranışlarının kendilerini kandıracak cinsten mantıklı nedenleri var sorsan..
fakat yakasına kadar iliklenmiş ihanetin gömleği artık çok dar geliyor.
devamını gör...
1942.
bu defa bir çocuğun yüreğinde oluştu karanlık. oysa ki rengarenk kelebekler konmalı bu yaşta bir çocuğun kalbine. almıyor aklım. gözüne bakıyorum ışıl ışıl, yüreğine koyuyorum elini, sımsıcak ve tertemiz. yaşına sığmayan ve de yakışmayan bir telaş kapladı şimdi hayatını. geçecek hepsi çocuk, inandığım tek şey senin gülümsemen. sımsıkı tut ailenin elinden, gülümsemeye devam et. tüm kalbimle inanıyorum bitecek, sen de inan.
devamını gör...
1943.
jileti yüzünde hafif hafif gezdiyor , bir yandan da aynada kendini süzüyor ve ne kadar çok değiştiğine bakıyordu. ne çok degişmisti yüzü.. ama bu sadece bir fiziksel farkındalıktı ve kaç senedir hayatında olağan bir şeydi. ruhu esas irdelenmeyi bekliyordu . yüzünden kan damlası boynuna doğru süzülüyordu. kendine kızdı. iç dünyasının acısı yüzünde yanmaya bıraktı. her sabah olduğu gibi gömlekleri , ceketi ve pantalonu onu bekliyordu. ama bugün bir değişiklik vardı. hayır etrafta değildi ama kendini bugün farklı hissediyordu. koltuğa oturdu ve kahvesini hızla yudumlamaya başladı. geçen gece kötü geçmişti onun için. uğultular zihninden çıkmıyordu.... sanki yatak değil bir çivi üstünde uyuyordu. neydi peki bu olanlar ? kendisi ile bir iç yüzleşmemi yoksa her zaman onu ziyaret eden korkuları mı ? telefonu çalmaya başladı. kahretsin ! çoktan geç kalmıştı. kendisi ile sonra yüzleşebilirdi...
devamını gör...
1944.
virginia'ya verdiğim sözü tutamıyorum.
devamını gör...
1945.
çok mutsuzum. ilaçlar iş hayatımı etkilediği için bıraktım ancak her şey bir kaosa dönüşmeye başladı. iş performansım düştü. sadece bütün gün içip sızmak istiyorum. sabahları çok mutsuz uyanıyorum. geziyorum tozuyorum içiyorum ama yine mutsuzum. ailemin maddi olarak baskı yapması beni daha da depresyona sürüklüyor. her şey o kadar karanlık belirsiz ki. yaşamak istediğim hayat bu değil artık. mutlu olmak için yapmak istediğim planların hepsi ailemin bu bencilliği yüzünden bozuldu. evden işe işten eve gitmem gerektiğini ve borçlarını ödemem gerektiğini yoksa evden uzaklaştırmak zorunda kalacağını söyledi geçen gün. hayır kabul etmiyorum desem her şeyi kaybedeceğim. kendi evimi kuracak maddi durumum da yok. bir insan evladına bunları nasıl yapabilir? daha önce de bunu yaptı ve kariyerimi mahvetti. ben hovarda adamım 35 yaşına girmek üzereyim ve hala kendi hayatımı yaşamaya izin vermiyorlar. artık yaşamaktan usandım. her günümü son günümmüş gibi yaşıyorum. ama bir kaç hafta sonra her şey bitecek. param bitecek. herkes sırtını dönecek. bundan çok eminim. bıktım artık bu hayatı sürüklemekten.....
devamını gör...
1946.
masasına oturdu ve lambayı yaktı , ağzında sigarası seri bir şekilde yazmaya koyuldu bay b. onun için bunları yazmak çok ama çok önemliydi. karşı komşusu ahmak bay d hiçbir şeyi fark etmese de aslında kahrolası apartmanda sadece ikisi kalmıştı. rutubet kokan bu izbe yerde sadece ikisi kalmıştı...korkunç bir tekerleme gibiydi. geceleri eve geldiğinde boş dairelerden gelen ışıklar neyin nesiydi ? merdivenlerden olur olmaz gelen sesler... burası tanrının bile unuttuğu bir yer olmalı diye hamurdandı ikinci sigarasını yakarken. bay d emekli maaşı ile geçinen , senede iki veya üç kez alış veriş için dışarıya çıkan , bay b ile de en ufak bir diyalog kurmayan aksi herifin tekiydi . daha önce evde yaşadıklarını unutamıyordu. peki ya tekrar aynısı olsaydı.... bu kez bay b ona saldırmalıydı ! birkaç kez şerife bu durumu anlatsa da şerif yazları las vegas'ta birçok güzel kadın gördüğünü anlatıp duruyordu . bay b onun ucuz zevklerini gözlerini kısarak dinliyordu. bay b ancak kendine yardım edebilirdi. başka yol yok gibiydi. saat gece yarısı 12'ye yaklaşıyordu. bay d'nin dalmaçyalı bitli köpeği bob bugün pek sessizdi. bay b kanepeye oturup kaderine razı gelmeyi düşündü. çok geçmeden yüksek sesli bir inilti duyuldu.... bu da neydi böyle ! bay b kapı deliğine koştu ama karanlıktan başka bir şey yoktu. karşı komşusu bay d 'nin kapısı çarpıp durmaya başladı. hay kahretsin ! diye içinden söylenen bay b geçen sefer ki felaketi yaşamamak için kibrit almaya salona koştu. elektrikler gitti aniden. bay b , burnunun ucunu görebiliyordu , ötesi yoktu. kapıya sessizce yaklaştı ve deliğe baktı. gördüğü manzara iç acıcı değildi. bay d'nin yerde botları duruyordu ve yerde kanlı bir birikinti vardı. şimdi ne yapacaktı bay b ? izlemeye devam etti kapıyı. dışarı çıkmak ya ölüm ya da kaçıştı. cesur olmak ile aptal olmak arasındaki ince çizgideydi aslında. anahtarı çevirdi ve dışarı çıktı... bob çılgın şekilde yanına doğru kuyruk sallayarak geldi. iyi de yerdeki kanlar neyin nesiydi ? yüksek sesle konuşmak akıllıca olmazdı. kibriti eşliğinde merdivenlere yöneldi. bob biraz saf bir köpek olsa da bay b için bir güven kaynağıydı. hislerine güveniyordu onun. bob aniden şiddetli şekilde havlamaya başladı... bay b ha s****r diyerek hızlıca koşmaya başladı . bob arkada kalmış ve sesi kesilmişti . apartmandan maraton koşucuları gibi çıkmıştı bay b. çocukken kamplumbağa olarak seslenildigi için ve birazda olayın şokuyla tebessüm etti. en yakın telefon kulübesi 2 km uzaktaydı. bu durumda yürümesi gerekliydi ve yola çıktı.
devamını gör...
1947.
sevgi.. insanlar tarafından basitleştirilmiş ama bana göre nefret kadar karışık bir duygu. düşünün birini seviyorsunuz ve bu sevgi size birçok şey yaptırıyor. yapmak istemediğiniz şeyleri bile. bu bana biraz korkunç geliyor. çünkü bunun özgürlüğümüzü kısıtladığını düşünüyorum. zaten özgürlüğümü kısıtlayan her şey korkunçtur bana göre.

sahi, birini özgürce sevmek mümkün müdür? kendini kısıtlamadan, belli bir kalıba koymadan.. kendince "sevmek" olabilir mi?

kendi adıma konuşayım, birini nasıl özgürce severim bilmiyorum. kendime zarar vererek seviyorum ve bu yüzden çok sevdiğim şeylerden bir süre sonra nefret ediyorum. bu nasıl bir tezatlık böyle diye sormayın. zira ben de sebebini bilmiyorum.
tek bildiğim nasıl ki nefret tüm benliğimizi esir alıyor ve bizi içten içe değiştiriyor; sevgi de aynı şekilde ama farklı yollarla yapıyor bunları. birini sevmek tehlikeli bir iştir dostlar, kimi sevdiğinize dikkat edin. sadece bir tavsiye..
devamını gör...
1948.
düşün üstüne,
üstüne düşünce bir yüklem,
bir nesne ve bir özne
unutulur ardından zaman zarfı.

açık seçiktir görmek isteyene belirtisiz nesne.
son sürat giderken sıfatlara doğru,
zamirleri arkada bıraktıktan sonra,
bir kaza kaçınılmazdır, o da zincirleme.

gel gör ki kaçınılmaz olan tek şey,
zincirleme isim tamlaması değil.
sıfatlara giden yolun uzunluğu var birde,
keşke tek problem yolun uzunluğu olsaydı...

mesela,
bir çocuğun a şehrinden b şehrine gitmesi,
uzunluk problemidir.
ama bir çocuk yalnızlık problemidir.

a şehri neresi ki b şehri güzel mi?
b şehrinde yalnızlık var mı?
önceki soruda b şehrine giden oyuncaklar vardı,
yalnızlığını unutturabilir mi?

ah sanki mutluluk ile yalnızlığın arası,
a şehri ile b şehri, köfte ekmek arası.
mutluluk ekmek arasındaki köfteydi,
yalnızlık köfteyi sarmalayan öfkeydi.*

ne sıfatla yalnızlığın mesafesini çözdüm,
ne de yalnızlığa çözüm.
devamını gör...
1949.
dün bir çift bilet aldım. gidiş dönüş. "açık bilet" denen bir şey varmış. alıyorsunuz bileti, aldıktan hemen sonra açık bilete çevirebiliyor ve istediğiniz zaman yolculuğa çıkabiliyormuşsunuz. "istediğiniz zaman" derken 2022'de aldığınız biletle 2048'de yolculuğa tabii ki de çıkamazsınız. düşünmedim değil ama öyle değilmiş. altı aylık bir süresi varmış. tekrardan izmir'e gideceğim. çevirmenle görüşmek için. hem hava değişikliği olur hem otobüs yolculuğu yapmayı inanılmaz ama inanılmaz çok seviyorum. yolları izlemek... böyle bir keyif yok. var tabii de daha vizyon sahibi insanlar için var. ben dev bir köylü taşıyorum içimde. bütün seksiliğime rağmen üstelik. bir emmi var böğrümde. izmir'e ilk gidişimde kalamadım. şimdi kalmak istiyorum. bikaç gün rakının ve laikliğin başkentini turlayacağım. ıyy hiç de sevmem ha. rakı içmem üstelik ama yapacağım bunu. laikliği seviyorum yanlış anlamayın. rakıyı sevmiyorum. adabı vardır rakının. öğ. bu muhabbet nasıl kastı. neymiş adabı? anlat hele?

bi herif keşfettim. algoritma karşıma çıkarttı. acayip kafa bi adam. o kadar sevdim ki. barış ali özkesen. "vasatın kutsallaştırılması" videosuyla tanıdım; "gizli yeteneğinizi nasıl keşfedebiliriz"le bağrıma basasım geldi. öyle gerçek, öyle olgun, öyle kritik şeyler söylüyordu ki bu konuda düşünmemiş biri bütün bunları böyle hafifleterek anlatamazdı asla. bir şeyi komikleştirmek onu hafifletmeyi kabullenmekle mümkün. çocuğun iki videosundaki temel iki fikir aslında inanılmaz zararlı fikirler. uzun uzun ve çok ciddi bir şekilde düşünülmeli üzerlerine ama komikleştirmek işi saçma bi şekilde daha en azından görünür kılıyor. bilhassa vasat'ın kutsallaştırılması videosundaki o öfkeyi biliyorum. düşüş kalkışları, anlatırken saptığı ve sonra hemen çıktığı yerleri. hayran kaldım. çok temiz bir beyni var. tanınmıyor pek. bikaç bin izlenmiş videolar ama nasıl berrak bir kafa.
devamını gör...
1950.
uzun bir yürüyüşün ardından bay b nihayet telefon kulübesine varmıştı. cebinden jetonu atıp hızlı hızlı numarayı çevirmeye başladı. bu kirk'ün telefonuydu. aniden yağmur bastırdı ve şiddetlendi. telefonu açan olmamıştı. eve artık geri dönemezdi , dönmemeliydi. dönmesi onu için ölüm olacaktı. bay b çok yorulmuştu. ahşaptan yapılmış , merdivenleri bozuk bir dişliye benzeyen bir ev gördü. ışık yanıyordu ve kapıyı çaldı. içeriden bir ses duyuldu ve kapı açıldı. 65 yaşlarında şişman bir ihtiyardı . neden geldin dedi ve ne cüretle kapımı çalışıyorsun diyerek bay b'yi tersleri. bay b oldukça sinirlenmiş ve ihtiyara doğru hamle yaparak kahrolası izbe evinde kalmaya ihtiyacım var dedi. ıhtiyar sanki alışmış gibi bay b'ye doğru : tanrım benim evim aş evi değil motel 'de değil diye hayıflandı. aralarındaki bu ilginç konuşma yerini sessizliğe bıraktı ve bay b içeri geçti . ihtiyarın evi içler acısıydı. buradan ne bir aş evi , ne de bir motel olurdu. koltuğa oturdu bay b hemen akabinde de ihtiyar oturdu. ihtiyar gözlerini kaçırıyordu , terliyordu normal değildi sanki . ihtiyar ona doğru: bana gelen hiç iyi şeyler söylemiyor dedi. bay b biraz ürkerek neden dedi ? ihtiyar benim bunu anlatmaya vaktim yok diyerek yine tersledi. bay b için zoraki misafirliğin sonu gelmişti ve ihtiyarı beklemeden hışımla evden çıktı. bay d ölmüştü , bob ölmüştü... peki fark edildi mi diye düşündü ama dönmek delilik olurdu. kirk onun en yakın dostu ve iyi bir dedektifti. hayatı yaşamayı seviyordu . bay b onun neden müsait olmadığını tahmin edebiliyordu . kirk iyi bir alkolik aynı zamanda da latin kızlara düşkün biriydi. bay b sigara yaktı. ihtiyarın evinden başka yakında ev yoktu ve araba bile geçmiyordu. kuzeye doğru yürürse orada belki birilerine denk gelebilirdi. ama bir sorun vardı. bay b çok yorgundu. uyuması lazımdı. sokakta uyumak pek mantıklı olmazdı. ihtiyarın garajını gözüne kestirdi. yavaş yavaş adeta bale yaparmış gibi garaja yaklaştı. evet , bale yapıyor gibiydi çünkü parmak uçlarında adeta süzülüyordu.. garaja girdi ve ışığı bulmak için kibrit yaktı . aşağılık herifin garajı çöp gibi kokuyordu. ışığı açtı ve bir sürü siyah poşet ile karşılaştı. tanrım yerdeki kanlarda neydi öyle ! içerden ihtiyarın yerli yersiz küfür etmeleri duyuluyordu. bu manyak herif yoksa bay d ve bob'u öldüren adam mıydı? garajdan çıkmak için hamle yaptı ancak kapı içerden kilitlenmişti. bay b bu kez cidden korkmuştu. poşetlere baktığında bay d'nin soluk yüzü karşıladı onu. irkilip yerde süründü bay b . bu garaj bir kesimhaneden farksızdı. içeriden ihtiyarın küfrü ve televizyon sesi kesildi. ihtiyar ya uyuyacaktı ya da garaja girecekti. belki de kendisine böyle davranması asıl tuzaktı. beklemeye başladı bay b....
devamını gör...
1951.
ürkek birer kuştuk belki aynı gökyüzünde yaralanmış.
sen yaralarını sardın ve uçup gittin,
bense hep yaralı kaldım…

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1952.
ben insanlarımı seçerim, yavaşça ve özenle seçerim. geniş bir çevrem olmasına karşın, küçük bir dünyam vardır. çoğu insan sırf bu huyum yüzünden beni kibirli olarak görür. akraba kesimi kendimi onlardan farklı gördüğüm için bol bol arkamdan konuşur. ( tabii bunun içinde birazcık çekememezlik ve onları ti'ye almayışımın acısı da var.)

kuzen çevresinde sigara kullanmadığım için, hatta tek bir dala dahi tenezzül etmediğim için küçümsenmişliğim çoktur. dahası onların içlerine alma çabalarını karşılıksız bırakıp onlardan uzak durduğum ve bana ters gelen şeylere bulaşmadığım için alaya alınmışlığım da çoktur. bu yüzden akraba çevresini ve çocukları ne hata yaparsa yapsın onları savunmaya ve pohpohlamaya meyilli anne-baba cemaatini de sevmem. hatta iki yüzlülüklerinden tiksinirim.

benim kendi çevrem, kendime ait onlara kıyasla kaliteli sayabileceğim bir çevrem var. oturup beraber tiyatroya gidebileceğim, felsefi tartışmalar içinde olabileceğim, edebiyat üzerine konuşabileceğim bir çevrem var.

şimdi onlara aile apartmanında aşağı kattaki yengesinin koltuklarının dedikodusunu yapmanın neden hoşuma gitmediğini ya da netflix'in gay seks filmlerinin neden ilgimi çekmediğini nasıl anlatayım? anlatamıyorum, anlatmak çabasına da girmiyorum ve bu bana ıstırap veriyor.

çünkü karşımda inatlaşmayı ve dikleşmeyi baskınlık, baskınlığı da haklılık sanan bir topluluk ve bu cehalet karşısında mutsuz olmak yerine bununla böbürlenen bir topluluk var. şimdi ben kendi inceliklerimi size nasıl anlatayım?

kalbim eziliyor sözlük.
devamını gör...
1953.
yağmur yavaş yavaş yağmaya başlamıştı... lambasını açtı ve yazmaya koyuldu. neydi ki onu yazmaya iten ? kendisi de bir cevap bulamıyordu bu soruya. yaklaşık 6 aydır bu küçük sahil kasabasında yaşamaya başlamıştı.. hayat aslında onun için yeni başlamış gibiydi. tek özlemini duyduğu şey onun kokusuydu. montunda , eşyalarında , kıyafetlerinde hep o vardı. sandalyeden kalktı ve balkona çıktı. gökyüzü bu gece oldukça öfkeli gibiydi. damlalarda onun bir eseriydi. varlığın ve hayatının amacının yüzlerce yıldır sorgulandığı , bu uğurda sokrates gibi ölenlerin bile olduğu aklına geldi. kendisi için ideal olanı bilmiyordu ama evren için neyin ideal olduğunu da bilmiyordu. hafifçe tebessüm etti. cevabı yoktu bu sorunun. varlığımız sadece hayallerimiz ile anlam bulabilirdi ona göre. hayallerin sınırı ne olabilirdi peki ? zihnin sınırları kadar. yani bizi sınırlayan şey zihnimizin kendisiydi. düşünmek , mantığa ve doğruya ulaşmanın en doğal yoluyken aslında huzursuzluğa da kapı açıyordu. bitmiyordu ki düşünceler... yanında duran hediye eski radyoya baktı ; tuşlar ile oynadı ve cızırtıyı dinlemeye başladı. aslında bu cızırtılar bile belirli bir ahenk ile böyle bir ses oluşturuyordu tek eksiği anlamlı değildi. o zaman zihnimizde anlamsızlıktan arınıp salt olarak hayallere kenetlenmeliydi. radyoyu geri kapadı ve sallanan sandalyesine kuruldu. yağmur yavaş yavaş diniyordu. sıradan bir günün sıradan bir gecesi daha bitmişti. ışığı kapattı ve içeri geçti....
devamını gör...
1954.
evet görevimiz kelimelere bir şeyler saklamak.
neden?
çünkü öyle açıktan açıktan olmaz?
neden?
azcık gizemli olması lazım, ne diyo la bu burda demelisiniz.
kesin yaşadı bişeyler onları anla..

neyse aklımızdan zibilyon tane şey geçiyor.

benim aklımdansa şu geçiyor.
hayatında hiç taşra kasveti görmemiş bir istanbullu ya da ankaralı.
çocuk, genç ya da yaşlı fark etmez.
ama fark eder be, düşünsene yaşlı amcayı teyzeyi getirmişsin senin benim gibi içi sıkılmaz ki.
bir çocuk da olmaz aslında, anlamaz ne olup bittiğini.

yalnız bu kasvet güneşli günlerde olmuyor.
güneş önemli. kış mevsimi olacak, hava kapalı olacak güneş de elbette olmayacak.
bu şartlar altında yapılaşmanın imarın iyi olmadığı bakımsız yani mimari açıdan ruhsuz taşra şehirlerinin garip bir hissiyatı olur.
işte o istanbullu ya da ankaralı bunu bilmez.
bu kasveti bir zamanlar anadoluda filminde sanırım hissedebilirsiniz.
bir de kitabı var bu zıkkımın, ama orada anlatılan ultra bir taşra kasveti, ucundan kıyısından anlamıştım.
tanıl bora'nın taşraya bakmak adlı kitabı. daha doğrusu derlediği kitap.

sonuç olarak mimari önemli.
şehirlerimiz de ruhsuz maalesef.
devamını gör...
1955.
eskiden benim olan kalbin şimdi başkasının gözlerin başka gözlere bakarak yapıyor en güzel sevgi tanımını biliyorum hata benim korkaklık ettim korkan birine beraber aşarız yolları demek yerine sen ne kadar saçma şeylerden korkuyorsun dedin ikimiz de yanlış kişiydik birbirimiz için sevdik yalan yok şimdi yeni yolculuklarında sana aşk dilerim şimdi yeni yolculuklarimda kendime ask dilerim biz arkadasken daha iyiyiz
devamını gör...
1956.
bence bu başlığı çıkaran kişi yazarların gerçekten bir defteri olduğu ve karaladığı şeylerin olduğunu varsaymıştır, gelip dert yazmalarını değil..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1957.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu geceki karalama defterimde, çizimlerim olsun.
devamını gör...
1958.
sandalyeseni çekip karşına oturup bu anlamsız kişiyi izlemeye koyuldu. küstah , ukala ve de korkaktı. daktilonun her bir kelimeyi işleyiş sesi saniye saniye beynine nakşediyordu. ona karşı açık olmak zorundaydı ve ona şöyle dedi : benim anlamsızlıştağım yerde benim anlamım ve benim gerçeklerim başlar. saat ne güzel değil mi ? tik tak tik tak ! sen oraya bakınca bir saat görebilirsin bayım ama ben orada gerçekleri görüyorum! geceleri gece lambasında ışıklar içinde sen uyumaya çalışırken ben karanlıkla bütünleşiyorum ; sen üşürken ben ısınıyorum. yüzünü süzmeye devam ettikçe içinde bir şey olmayan küflenmiş bir kavanoz gibi olduğunu fark etti. küflerin içine de örümcekler yuva yapardı ! tanrım insanlara katlanmak büyük bir sabırdı aslında. yıldızları kucaklayan bir terasta yıldızlar ile göz dansı yapmak varken her yönden pejmürde birisi ile karşı karşıdaydı. masadan kalktı ve sırtını tıpışladı.. kayda değer bir şey yok diye yazmana bağırdı !
devamını gör...
1959.
en cesurdun, oysa şimdi içinle sarmaş dolaş bir kuşku. benimse kokun sinmiş bir yalan hep hatıramda. özlemek neyse işte. zamanda yol aldıkça uzaklaştığı birinin sarkacına asmış kendini. şiirleri gençliğine, masallarıysa çocukluğuna hapseden neyse işte hepsi bu içinde son kalan.

garip arzuları vardı ve bazen onlara inanmazdı bile. inanmak ile inanmak istemek arasında bir ayrım varsa eğer vardığında artık çok geç olacaktı. içinden geçmiş istemek, öyleyse ihaneti de kendine olsun.

hainim ben. beklediği yerde usulca ölenlerden bir alacağım var. şehrin tüm güvercinlerine yem vermek istedim. ama bazı bazı meydanda değil... yoluma birden bire çıkan bir tesadüf ve orada barındırdığı güvercinler mesela. yem satanlardan izinsiz besleseydim onları, sanki bir avuç semayla takas yaparmış gibi olacaklardı. bense yalnızca uzaklaşmak zorundaydım. bırak gideyim varacağı yere. giderken içimden geçmişti istemek, öyleyse benim için de bir şey dile. kavuşamadığın en mahrem arzun olsun. inansaydın keşke yalnızlık bile utanırdı kendinden. yazık. çünkü senin çölünde aşk, benim kaybettiğim bir serap.

derininde aşina bir kuşku, yokluğa dair, sır katibinin mısrasına ansızın düşen. kimden saklandığı meçhul bir son, alnındaki çizgiden yürüyebildiğin kadar işte. kör şafağın gecesine saklı küçük bir düş gibi geç ardımdan.

gidenler avuçlarındaki özlemi azat ettiğinde, kim bilir belki yolunu kaybedip sen de geriye dönersin. olur da bir hatrında nefes alamazsan, cehenneme yanlış gelmişsin. çünkü biz günahkarlar yaşarken çok sevmiştik.

şimdi kaybolmuş bir korsan kadar dolan bir başına. liman da çaresiz, balık da.
hangi rüzgara tutunduysa bilinmez, bir daha geri dönmedi. tanık birkaç sahil vardı ya neyse, bir daha asla benim de yolum düşmedi.

sonra melekler kahvesine gittim, kimse inanmaz. gaipten ölüm kartını seçince bir kış anısıyla göz göze gelen ben değil miydim? kahin korkmuştu. ben de çaresiz gülümsedim sözlerine. her gün keşke yeni bir başlangıç olsaydı dedim içimden. vakit alınır mıydı dediğimden, bilmem ama bu acil lütfen. tüm ulakların yapışıp yakasına, gerçekliğinden habersiz yine de beklerdim. daha sonra öğreneceğim ki herkes bir gün gider.

ardından geçtiğin sokaklara verilmiş ismi, bir yaz yağmurunda silinir. kimse fark etmez, şehrin belleğinde usulca kaybolur hikayen.
devamını gör...
1960.
dün geçti..

yarın ise henüz gelmedi..

ama yaşayacak bir ömrümüz olur da yarın gelirse,
yarının nasıl olacağını belirleyecek tek bir şey var,

şimdi !!!
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim