341.
tam sayfalarca yazacak gibi olup vazgeçiyorum. belki de bir kaç günlüğüne başkasının hayatını yaşamak istiyorum. dinlenmek, sadece dinlenmek için.
devamını gör...
342.
geçen gün okuduğum ilkokulun belediye tarafından yıkıldığını gördüm.. koca anılar hatıralar resmen tuzla buz olmuş. o an öyle kötü hissettim ki, belki de birkaç beton yığınını kaldırıp bir charizard tasosu bulmayı umut ettim. çok almıştım o cipslerden ama hiç çıkmadı bana. ama çıksaydı bana çıkan tüm misty'nin pokemonlarının tasolarını onun yerine koyardım tabii. *
devamını gör...
343.
bir gün masaya oturacak ve art arda muhteşem öyküler yazacaktım. bunların hepsi ruhumu okşayan iltifat mesajları eşliğinde yayımlanacak, dergileri istanbul kazan ben kepçe gezinerek toplayacaktım. sonra edebiyat dünyasında varlığım bir anda fark edilecek, çürüyen öykü dünyasının sefaletine son verecektim. yayınevleri öykülerimi kitaplaştırma konusunda birbirleriyle yarışacaklardı. tam beş yıl önce bu kararı almış ve masayı gözden uzak bir yere kaldırmıştım. bu beş yıllık süreçte masayı bir daha düşünmedim. oldukça rahattım. büyük laflar ediyordum. beş yıllık bir süre değil mi ki oldukça uzun bir zaman dilimiydi ve o gün gelip çattığında zihnimden öyküler musluktan su nasıl taşarsa öyle taşacaklardı.
beş yıl bugün doldu. masayı bulmam biraz zor oldu ama sonunda bulabildim. tozluydu, kirlenmişti, yer yer çürümüştü. temizledim. sırtlayıp odaya getirdim. oturdum ve acaba nasıl öyküler ortaya çıkacak heyecanıyla gülümsedim. zihnimin musluklarını açma zamanı gelmişti ne de olsa. ilk birkaç saat boş sayfanın derinliklerine dalıp gitmişken kalemi kemiriyordum. yine de keyfim hâlâ yerindeydi. beş yıl önce kendimi buna ikna etmiş, durmadan okumuş ve işte sonunda beklenen an gelmişti. derken, oturarak geçen beş saatin ardından bir şeylerin yolunda gitmediğini anladım. birkaç karalanmış kelimeden ibâret beyaz sayfa çarşaf gibi uzamıştı sanki önümde. sorunun odada olabileceğini düşündüm. atmosfer öykü yazmaya uygun değildi belki; kalem, kağıt ve hatta kahvem vardı ama belki katlanmamış çamaşırlar dikkatimi dağıtıyordu. masayı balkona taşıdım. temiz havayı içime çektim, gökyüzüne şöyle bir baktım. yarım paket sigara içtiğimde önümde yalnız, çok yalnız, yapayalnız bir zavallının kaldırımda yürürkenki maceraları vardı. bir paragraflık sefalet. yırtıp attım kağıdı. sorunun tasvir eksikliği olabileceğini düşündüm. müthiş bir keşifte bulunmuş bilim insanı gibi bahçede tek başına duran ağacın yeşiline bakmaya başladım. yeşil, gövdesi bükük, ayakta yavaş yavaş ölen bir ağaç. kendimle olan anlaşmam gereği yazmam gereken öykülerin çok uzağında olduğumu anladım. henüz zamanı gelmemiştir diyerek bir sigara yaktım ve kendime beş yıl sonraya randevu verdim.
devamını gör...
344.
hiç öfkelenemediğiniz için ağlamak istediğiniz oldu mu? benim birkaç kez oldu.*

benim binlerce sınavımın içinde bir sınavım var ki her seferinde beni kahrediyor. belki bin cezadan bir ceza bu da. dünyanın yapılmış bütün esprilerini, şakalarını, komikliklerini bir kenara bırakarak söylüyorum*: bir dağın tepesine çıkıp yeter* diye bağırmak istiyorum bunu yaşadığımda.

nedir bu cezam? doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişiye öfkelenmeyi asla başaramıyorum. işte bu. katiyen başaramıyorum. sahici öfkelerimin hiçbiri doğru değil. tüm sahici öfkelerim bana elimi ayağımı titreten pişmanlıklar olarak geri döndü. neredeyse hepsi. galiba hepsi.

yapım gereği sakin bir insanım. daima orta yolcu makul bir insan olduğumu düşünürüm. bunu farklı insanlardan ve dahası en yakınımdaki insanlardan duymuş olmanın rahatlığı ve biraz da övüncüyle söylüyorum, doğrusu bu yönümü seviyorum. düşünce dünyamınn öbür ucundaki insanlarla rahatça iletişim kurmamı sağlıyor bu. gel gelelim insan bu ya öfkelenmek de icap eder yeri gelince kinlenmek de belki. ikincisine zamanım yok ancak ilki gerekiyor bazen. ben de ayda yılda bir sahiden bir öfke boşalması yaşıyorum*. ama hep yanlış zamanda, yanlış kişiye, yanlış yerde. halen düşündükçe kahrolduğum iki meseleyi kısaca anlatmak istiyorum:
birincisi bundan aylar aylar öncesi. bir müşteri temsilcisi ile. mesleğim icabı insanların dertleri, sıkıntıları, öfkelerine şahit olduğumdan muhatabının doğrudan insan olmasının zorluğunu çok iyi bilirim. dolayısıyla bu insanlara çok saygım var. ömrümde bir kez öfkelendim bir müşteri temsilcisi ile konuşurken. o da işte bu aylar önceki mevzu idi. neden öfkelendim mevzu neydi hiç hatırlamıyorum bile. ancak karşımdaki hanımefendiye birkaç kez yükseldiğimi hatırlıyorum. ilk kez bir müşteri temsilcisine yükseliyordum*. ve bu müşteri temsilcisinin birden benle konuşurken sesi titriyor. fark edince neyse hanımefendi bir ara bayiye uğrar bir bakarım iyi günler dilerim deyip kapatıyorum. telefonu duvara çarpmamak için nasıl kendimi tuttuğumu, sol ayağımın nasıl titrediğini anlatamam. yani bir kez öfkelendim. bir kerecik. yok ömrümde başka hatırlamıyorum. anlaşamayacağımızı anlarsam neyse deyip kapatıyorum. müşteri temsilcisiyle konuşurken bir kez öfkelenesim tutmuş ve karşımda sesi titreyen bir kadın. aylar geçti ancak titreyen o sesi unutamıyorum. halen ayaklarına kapanıp af dilenesim geliyor. ama beyhude artık. kırılan kırıldı. kırdığımla geçiştirdim bir öfke nöbetini daha.

bir diğer mevzu: bilenler var sözlükte, avukatım. henüz yeniyiz diyelim ama çevremiz fena değil. ne müvekkillerim ne karşı tarafla öyle hır gürümüz çok olmadı arada sesler yükselir bazen o kadar. birkaç hafta önce cezaevindeki bir müvekkilimizin babası ile telefonda tartıştık. dahası ortağımla görüştükten sonra aramam icap etti, biraz da doldurmuştu benim ortak. neyse aradım, sakince bir mesele varmış diye sorup dinlemeye başlarken beyefendi dakka bir gol bir hemen damarıma basmaz mı benim. detayı lüzumsuz ancak çok ağırıma gitti. alttan almaya çalıştım yine halen basıyor aynı damara, patlayacak. dayanamadım. karşımda iki katım yaşımda adam. tamamen küfürsüz argosuz. ne kadar damarı varsa hepsine bastım. nerdeyse onbeş dakika. yahu adam, bana allah aşkına söv, küfret, tehdit et, ofisine gelecem, seni bulacam, sağ komayacam de allah aşkına. iki katım yaşımda adam, babam yaşında. hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı telefonda. dakikalarca. belki on belki onbeş dakika. artık abi tamam dert etme bunları, içini ferah tut, rahat ol diye teselli seansları. güç bela kapadım telefonu. yahu diyorum kendi kendime, olmuş neredeyse iki yıl ilk kez bu kadar öfkeleniyorsun ve baban yaşında adam tutup ağlıyor. böylesi bir adama denk geliyorsun. olacak iş mi bu? oluyor işte.

bu benim cezam mı imtihanım mı bilmiyorum. belki de nasıl öfkelenmem gerektiğini bilmiyorum. çok saldırganlaşıyorum belki. belki öfkeden farklı bir şey yaptığım. ama neden ayniyle karşılık alacağım birine yönelmiyor bu öfke asla? şöyle dönüp adam akıllı ne zaman öfkelenmişim diye düşününce aklıma bunlar geliyor. daha eskisini pek hatırlamıyorum da. ama artık anladım. sahiden öfkelendiysem hiçbir zaman oh be içimi boşalttım rahatladım diyemeyeceğim.
insan bazı bazı içten bir öfke diler. öyle ki öfkeyi doğru yere sarf edebilmek de büyük meziyet. öyle değil mi? bir gün başarabilsem ben de anlayacağım. şimdilik sahici öfkelerimden bana kalan günlerce geçmeyen pişmanlık ve öfke fobisi.*
devamını gör...
345.
hiçbir şey düşünmemek. işte tüm düşünce irademi buna harcıyorum. boşlukta salınan salıncak gibiyim. çocuklar terk etmiş mahalleyi. binalar metruk. güneş utanıyor sokaklara düşmeye. sinsice yaklaşıyorum bir sokaktan meydana. kalabalıklar nerede? maskelerin renklerinden gözüm acıyor da ellerimi götüremiyorum başıma kendimi korumak için. meydan boş evet. bir havuz ortasında. dibine zilyon tane madeni para atılmış. dileklerin kahpeliği. suyun sakinliği. yanaşıyorum. çıkarıyorum kırmızı ayakkabılarımı ve sıyırıyorum paçalarımı. tam girecekken bu sığlığımın temsili pis yeşil sulu havuza bir karga döne döne iniyor tepeme. omzumun üzerine konuyor ve diyor ki “ ayakların dilek tutmaz.” bakıyorum ayaklarıma. balıklarınkine benzer yüzgeçler var kenarında. korkmuyorum oysa.
devamını gör...
346.
öyle bir defterim var dünyadan yok olup gittiğim zaman benimle gömülmesini istiyorum fikirler ölmez ama gömülür
devamını gör...
347.
bugün de beni uyutmayan bir derdim var, hadi hayırlısı.. bende bu kafa oldukça, otu b.ku dert edip anca yazarım işte.. arkamdan iş çeviriyorlar ya bunu nasıl yorumlamalıyım, bilmiyorum, bilemiyorum.. kafam çok karışık.. senin yanındaki misafirine "onun yanından ayrılınca beni ara" diye mesaj gelse, sen de tesadüfen o mesajı görsen ne düşünürsün? ne diyecek acaba? arkamdan ne konuşacak, neler oluyor orada? bilmemek beni çıldırtıyor..
devamını gör...
348.
yerleşik göçebeliklere sürer hayat.
yerleşik göçebeliklerle sürer hayat...

taa ki bir kararla karartılıncaya kadar yollar.
ve aydınlatılınca kalp ve yüz ve söz aydınlığa çıkınca,

durur akan sular durulur.
duru sulardan aydınlık bir hayat sunulur...
devamını gör...
349.
ırkçı biriyim. maalesef diyemeyeceğim. kusura bakmasınlar hiç diyemeyeceğim. orta son ve lise son sınıf öğrencileri dışındaki öğrenciler evden eğitim görüyor. sözde... sokakta yürürken gördüğüm çocuk sayısı arttı. ve bunlar suriyeli değil. benim ülkemin çocukları, benim ülkemin onlarca yıllık vatandaşı kahrolası pandemi belasından ötürü bir şekilde işinden sürüldükten sonra kağıt topluyor. eli ayağı tutan çoluk çocuk sokağa dökülüyor. mendil satan, tartıyla gezen, su satan çocuklar görüyorum. ve bunlar suriyeli değil. parasını vereyim ablacım susamadım diyorum parayı almam ya da suyu al abla diyor. içim parçalanmıyor. içimi söküyorlar.
devamını gör...
350.
"isyan ediyorum yokluğuna olmayışına içim de büyütüğüm sensiz kuramadığım yerli yersiz kimi zamanda benli bensiz cümlelere isyan ediyorum"
devamını gör...
351.
ya ben ne kadar acıdan beslenen biriyim ya dün yaşadığım şoktan sonra yine hikaye yazdım.. ama öyle fazla acı değil, hafif dozda olunca böyle yaratıcı oluyorum ama acının dozu arttıkça, paralize olup hiçbir şey yapamaz hale geliyorum. işte öyle..
devamını gör...
352.
esra erol'da 23 yaşında bir kız, biyolojik annesini aramak için çıktı. söylediği bir söz, beni derin düşüncelere sevk etti. "annemi bulmak istiyorum çünkü bunca sene bensiz nasıl devam edebildi?" dedi. valla kızım, insan ilişkilerinin özü bana göre bu sözde yatıyor işte.. bazı insanlar, yaşadıkları olaylardan sonra devam edemez hale geliyorlar yani zaman bir şekilde akıyor ama aslında ruhen o yaşadıkları travmatik olayda takılı kalıyorlar.. bedeni şimdiki zamanda ama ruhu halen o anda takılı.. bu kızcağızın ruhu da halen terk edildiği anda takılı kalmış ki benim de benzer bir terk edilme travmam var, o yüzden onunla duygudaş olduğumu hissediyorum. bazıları ise o kadar umursamaz ki etrafındakilerde ne tür yaralar açtıklarından habersiz bir şekilde sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi hayatlarına devam edebiliyorlar... devam etmekte zorlananları da en çok böyle duygusuz şekilde hayatına devam edebilenler yaralıyor.. ama kızım hem sana, hem de içimdeki kıza tavsiyem: "sen hayatına devam edeceksin ama hepsinden daha da güçlü bir şekilde devam edeceksin, çünkü heybende seni bugünlere getiren acın, artık seni sen yapan kimliğe bürünmeni sağlayacak, seni büyütecek.. kendini, sana değer vermeyenlerin gözünden görmeyi bırakacaksın.. içindeki cevheri ortaya çıkaracaksın..."
devamını gör...
353.
ajanda tutarim şiirlerim icin sonra word dosyası var .telefonun not değeri.
devamını gör...
354.
ona içimi açtım. ona içimi açtım ve dedim ki vurabilirsin artık beni. yanında olmaya çalışırken üstelik. acının anlayanı olmaz, bilirim. ama vurmak ona haksızlıktır.
bir kuş kondu dallarıma. silkelendim. elbet bir gün bahar bana da uğrar dedim. bilmem kaç yüz sene önce bir kardelen söylemişti bunu. öyle kupkuru ama umudumla bekliyorum bilmem kaç yüz senedir. oysa çiçek açtığım zamanlarda vardı. bir ağaçtım ben. ne ağacıydım? bilmem, unuttum. ama olsun. benim savaşım durduk yere bitmemeli. ayaklarımın üstünde ölmeliyim.
silkelendi. hızla çırptım kanatlarımı. zaten kış gelmek üzere. zaten bir başıma kalmışım bu bu memlekette. buralar bana yabancı. ağacı dalı bile bir başa buranın. hele sapanlı çocuklar... bırakmıyor ki peşimi. bırakmıyorlar. ben kaçtıkça kovalıyorlar. ağaçlar bile izin vermiyor dinlenmeme. ne kadar dayanabilirim ki?
bir taşla iki kuş vuranlara inat ben asla hedefi tutturamam. üstelik vazgeçemeyecek kadar inatçı, kalın kafalıyım. bir insan hiç mi bir şeyleri doğru yapamaz? hiç mi turnayı gözünden vuramaz. bari karnımı doyurabilsem. fırıncı çok dikkatli artık. ekmek çalamıyorum. turnayı gözünden vuramayana bir lokma ekmek bile yok. bizler, yani kayba doğanlar: ilerlerken bile geriye düşeriz.
devamını gör...
355.
insan çok sorumluluk alınca, bir süre sonra diğer insanlar tarafından sorumluluklar senin görevinmiş gibi algılanıyor. seni onla eşleştirip, bu durumlarla hiç uğraşmıyorlar. ben artık tuhaf cümleler duyuyorum ve oldukçada üzülüyorum. problem çıkarmamak adına susuyor, delirmemek için de buraya yazıyorum. çok sevdiğim biri çok kötü hastalanmış ve şehir dışında tek olduğu haliyle üzüldüm ve bir anda ağladım. (çok sık ağlamam, hatta mucize sayılır) bana, “sen ağlama diğerlerini nasıl teselli edicez” dediler. başka bir gün birileri yorulmasın diye yemek yaptım “bunu mu yaptın” dediler. çiçeklerim solmuş “buna mı üzüldün” dediler. grip oldum “şimdi sana kim bakacak” dediler. ben kimseden bişey talep etmediğim halde, kimseyi kırmayıp kendimden fedakarlık yaptığım halde, neden böyle olduğunu anlayamadım sözlük. bilen varsa aydınlatsın çünkü işin içinden çıkamaz haldeyim. fazlasıyla yorgun ve tükenmiş hissediyorum..
devamını gör...
356.
düşünmediğim zaman mutluyum, düşündüğüm zaman mutsuz. fakat düşünmüyor olmak da bir mutsuzluk sebebi değil mi... cahilce bir mutluluğu, bilgece bir mutsuzluğa tercih etmek ne kadar doğru?.. ne kadar yanlış, düşünmenin mutsuzluğuyla mutlu olmak?..
devamını gör...
357.
ağzı açık bırakan tüm hikayelerin yazarı hayattır dedi kukla. bunu kukla mı söyledi, kuklacı mı? bilmiyorum.
devamını gör...
358.
kader oynadı bizimle
ne bir başlangıcı vardı bu hikayenin
ne de bir sonu
ne kazanani
ne de kaybedeni
biz kader ile kumar oynayan
iki aciz ruh iken
kader oynadı yine son kozunu
ve biz kaybettik...
devamını gör...
359.
yüce gönüllü kadın, ruhumun sevgilisi, canımın canı kadın, gitmenden başka çaremiz yoktu. kader, ayrılıkların en acısını yaşattı bize. hala birbirimizi deliler gibi severken ayırdı bizi. ah ömrümün baharı, beni diri diri mezara soktu bu ayrılık. ama hiç üzülme, iki gözümün nuru bu kalp senin için atmaya devam edecek. sırf sen sevgimi hissedebil diye şurdaki bıçağı kullanmayacağım. ah gönlümün efendisi, ah ruhumun kraliçesi kadın, senden önce nasıl yaşadığımı hatırlamaya çalışıyorum ama senden öncesi diye bir şeyi bulamıyorum ki. ben senden önce zaten hiç yaşamamışım. bundan sonra da yaşamaya niyetim yok. ah şu aciz yarım ruhumu tamamlayan, güzeller güzeli, meleğim kadın gördün mü? yine eksik kaldım. yine karanlıklara mahkum oldu bu zavallı yürek. ah yine kabuslar, ah yine huzursuz uyanmalar falan. ama sen ruhumun sevgisilisi, ama sen fikrimin ince gülü, yaşamaya devam etmelisin. benim için yapabileceğin tek şey bu. ben hissedeceğim senin yaşadığını, hala gülebileceğini hissedeceğim. işte o zaman mutlu olacağım. ve bundan sonra benim tek mutluluğum sadece bu olacak. bana başka kadınları sevmeye devam etmelisin diyorsun. ah iki gözümün feri, ah güzel yürekli ulu kadın, yüreğimde senin sevgin varken ve bu sevgi hiç bitmeyecekken nasıl olur da başka birini sevebilirim. ben ancak senin sevginle yaşayabilirim......
devamını gör...
360.
bu tanım karamsarlık ve azıcık bilgi barındırır.

oooooof of. duygu karmaşası yaşıyorum. en son günaydın sözlük başlığında bir haber beklediğimi söylemiştim, geldi. çok sevindim, çok mutlu oldum. yarım saat falan sürdü çünkü mutluluk yerini planlama aşamasına bıraktı. oha dedim, bugün bir dönüm noktası ve bir end of an era.

planlamaya devam:
ulan dedim şu saat evde olamayacağım bir eğitime başlıyorum. şimdi bile sorumluluklarıma zar zor yetişirken, sevdiğim şeyleri yapmayı bırakmak zorunda kalacağım. yıllardır yazar olma hayallerini taşıdım içimde. bu platforma da o yüzden sıkı sıkı tutunuyorum belki. içimde beni engelleyen bir şey var.

çok şey yapmak isteyip hiç bir şey yapamamak başlığına da yazmıştım:
evinde mutlaka kirli bir köşe vardır, orayı temizle rahatlarsın diye. lanet olası bir terzi de değilim ama kendi söküğümü dikemeyenim. anlayacağın üzere çok şey yapmak geliyor içimden ama evimi bok götürüyor ve benim kılımı kıpırdatasım yok. rezil bir başak burcuyum.

maratonun sonu bataklık:

hakikaten öyle sanırım. koştum, koştum, çok çabaladım, didindim, bugünümdeki huzuru elde edebilmek için büyük savaşlar verdim. yoruldum, aniden sigaradan çökmüş ciğerlerimin maduru oldum ve yıkıldım yere.

metaforu, hayalleri, alt satırdaki ince mesajı kenara bırakayım, dümdüz: bıktım.

korkuyorum psikoloğa gitmekten. mühim bir teşhis koyarsa çocuklarımı elimden alabilecek bir sistem var avrupa’da. ottan foktan sebepler yüzünden ailelerin yaşadığı mağduriyetler okudum gazetelerde. canımı sıkıyor bu durum ve daha bir çok durum.

kendimden de soğudum. tam bir aptalım. uyutmuyor düşüncelerim ve çocuklarım. peşpeşe hasta oluyorlar kreşte. onlardan bana, benden tekrar onlara geçen, corona olmayan bir eziyetten yeni kurtuldum. toparlandık ama her düzen gibi uyku düzenimiz de alt üst oldu. sürekli başım ağrıyor. düşünmek mi ağrıtıyor, korkularımın ağırlığı mı, az su içmek kadar dandik bir sebep mi? hepsi birden de olabilir, bilmiyorum.

canım sıkkın:

gerçekleşen bir hayalin sevincini kursağımda bırakmama, terzi olmayıp kendi söküğümü dikemeyişime, onca hastalığa, derdine derman olsun diye psikoloğa bile gitmeye çekinmeye, ebeveynler için intiharı lüks bulduğum halde aklıma geldimi tüm gün sümük gibi beynimin bir köşesine yapışmasına, ne için yaşıyorum ki, hayat mı bu, öperler ameneke düşüncelerimin olmasına, çocuklarıma yetememe korkusunun içimi yemesine, sokakta gördüğüm bebenin sigara içmesiyle dünyanın çöküşünün bilincine varmama, kendime az kalmama canım sıkkın.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim