3381.
hani bazen söyleyecek çok sözün olur da, bakarsin şöyle bir etrafina ve sonra yutkunarak "ben kime neyi anlatmaya çalişiyorum" diye susarsin ya... hani konuşsan yanliş, sussan yalniz insan olursun ya... hani "ne haliniz varsa görün" diyerek haykirip çekip gitmek istersin ya hem de hiç dönmemecesine... işte o hallerden birindeyim.
gördüklerim tahammül sinirlarimi çoktan aşti. ya insanlar bende çok yanliş yerde, ya da ben bu dünyanin çok yanliş yerindeyim.
devamını gör...
3382.
“sustuğum şeyler var, hiç konuşmadıklarım...
içinde kaybolduğum şehirler ve içimde kaybolup giden insanlar var.. eskisi kadar kafama takmasamda bazı şeyleri bazen yinede içimin almadığı haksızlıklar var...”
devamını gör...
3383.
22 ocak pazar


"acılarından söz etmek istemiyor, ama yüreğinde bu acılar varken başka şeylerden söz etmek de elinden gelmiyordu.”

saplanmış kalmışsa yüreğinde bir acı kapanıverir yüreğinin kapıları. almaz içeri kimseyi. kendiyle barışık olduğunu sanan kalp hükmü vermiştir önceden. oysa şu bir gerçek ki;
insanın dostu da düşmanı da kendisi olabilirdi. ya kimsenin yapamadığı iyiliği yapıp hep mutlu edeceksin kendini ya da bir yanılgıya girip en büyük kötülüğü edeceksin kendine.. peki ya kim karar veriyordu hangi yolun doğru hangi yolun yanlış olduğuna? peki ya sen hangi yoldasın? bu eziyet niye! kim seni küstürdü şu güzelim hayata. niye zindan ediyorsun hayatı kendine. yoksa elinde olmayan şeyler mi var? ama bildiğim bişey var ki mutlu olmak da insanın elinde.
yalancı maskeleri tutmaktan elin bitap düşmüştür bilirim. niye maskeyi bir kenara bırakıp maskedeki yüze gerçekten sahip olmaya çalışmıyorsun ki?
o güzel gözlerin parıldamayı o kadar çok hak ediyor ki...
mavi gözlerin sana bir lütuf görmüyor musun? herkese yaraşsaydı herkeste olurdu. aynanın karşısına geçip bakmanı istiyorum. sence o gözler buna mı layıktı diye?
senin tek bir sözünü bile hak etmeyen insanlara niye gözünü feda ediyorsun ki? ya o seller bir gün seni de sürüklerse başka topraklara. göz yumabilir misin buna?
görüyorum ki kendinden bile vazgeçmişsin. kendinden vazgeçen insan kulaklarını tıkar şimdi saydıklarıma. oysa kendine tutunmanın ne demek olduğunu en iyi sen bilirdin. nolur bırakma artık kendini sonunu göremediğin kör kuyulara...
senden özür dilerim... yanında olmak isteyip de gururuma yenik düştüğüm. bencilce davrandığım her saniye için, ağladığın her saniyede yanında olmadığım için, seni bensiz beni sensiz bıraktığım her an için özür dilerim. bilirim belki değiştirmez hiçbir şeyi ama yüreğim üzgün ve seni anıyor, senli günleri özlüyor, seni özlüyor...
devamını gör...
3384.
o kadar garip biriyim ki çaktırmadan iş yaparken yakalanmıyorum.
bilirsiniz ki çaktırmadan iş yaparken kendinizi sıkarsınız ve çevreniz hareketleriniz garipleştiği için bunu sezer.
normalde de garip biri olduğum için sezdirmiyorum, beklenmeyen anlardayımdır. bunu seviyorum. bugün bir kez daha farkında vararak bir kez daha sevdim
devamını gör...
3385.
23 ocak pazar
umrumda değiller.
devamını gör...
3386.
yorgunam ölürəm artık bezmişəm
devamını gör...
3387.
sanki arabanın arka koltuğuna oturmuş, arka camdan el sallayarak uzaklaşıyor gibisin. bir film sahnesi gibi sanatsal ve duygusal.

bazen önündeki işe kendini kaptırmış sana seslendiğimi duymuyor gibisin. milyonlarca ışık yılı uzakta gibi kozmik ve korkutucu.

bazen sırtımda tasidigim bir yük, bazen ağzımdaki kaşıktan düşmemesi gereken pinpon topu gibisin. yorucu ve yıpratıcı.

güneş eski parlaklığında degil artık. daha parlak, daha beyaz, daha metalik. sanki gözümle görebildiğim her şeyi ve her yeri folyo kağıdı ile kaplamışlar. hava daha hafif ve uçucu. sanki rüzgara kapılıp gidecekmişim.

bir devrin kapanıp yeni bir devrin açılamadıgı, açıldıysa bile benim dahil olmadığım yerdeyiz.

kafamın içinde frekansı sürekli değişen radyo var. seni arıyorum da sen çoktan televizyona gecmişsin gibi yadirgayıcı.

hangi halinle hatirlamaliyim seni? bildiğin her gül fidanının önünde fotoğrafımı çektiğin o genç ve neşeli halinle mi? 20'li yaşlarımda peşimde dolanıp her attığım adımı takip edip beni yiprattığın, asabi halinle mi? çocuklarla sana gelince neselenip türkü söylemeye başladığın cömert halinle mi? yoksa ellerini basinin altına alıp küçücük kalmış bedeninle sabırla ölümü bekledigin halinle mi? evde hep komik hallerini hatırlıyoruz çocuklarla, günlük rutinimizi bozmuyoruz hiçbirimiz, benim kederimle kimse karislasmiyor. ben yemek yerken, çamaşır katlarken,ev ödevlerini dağıtırken,otobüse binerken, komik bir fıkrayı dinlerken hiç belli etmiyorum içimin çürümeye başladığını.

senin için ne kadar ve nasıl üzüntü duymam gerektiğini bulamıyorum çünkü. vefatından döndüğümüzden bu yana kimsenin yanında ağlamadım. kimseden merhamet ve ya şefkat de dilenmedim. şimdi gün içinde aklıma geldiğinde öyle bir kaliyorum kendi başıma hüzünle. seninle ilgili söyleyebildigim tek kelime hüzün çünkü.

seni özlüyorum baba, çok özlüyorum. seninle birlikte değişen annemi özlüyorum.

senin toparlayıcı halini özlüyorum.hepimizi çileden çıkaran halini özlüyorum.

senin için hiç üzülmüyorum ama. sen kurtuldun bu dünyanın yükünden. tam da en akil olduğun yaşta, bunamadan bunaltmadan kendi yoluna gittin. bu yanlış mı? senin için sevinmek ama kendi yalnızlığıma üzülmek. öyle bile olsa senin için üzülmekten iyidir değil mi? inşallah kurtulusa ermişlerden olasın.
devamını gör...
3388.
ben bu değilim, istediğim bu değil. nedenini bulamadığım şeyler var. senelerdir sorguladigim, kendi kendimi yargıladığım, kaçtığım ve kaçarken yakalandığım, olmaktan korktuğum ama en çok da olduğum şey. çıkmaya çalıştıkça saplandığım bir türlü kurtalamadığım kendim. çık artık şu girdaptan.
devamını gör...
3389.
dünya hassas kalpliler için cehennemdir diye bir laf olmasa bile kendime bakınca dünya hassas kalpliler için cehennemdir derdim. temel sorun yalnızca hassas kalplilik de değil. var hissetmemek. herkese, her şeye koştuğunda fakat sıra sana geldiğinde çalacak bir kapının olmayışı. ya yalnızlıktan bahsetmiyorum. hiçbirimiz yalnız değiliz, mutlaka birileri var etrafımızda. yüzeysel, yapay ve zorlama bağlarla bağlıyız. gerçekliği ve güvenilirliği sıfır biçimde. en can sıkıcı kısmı da zorlama olması. "sen elmayı seviyorsun diye elma da.." tamam, bunda sorun yok. sorun elmanın hâlâ o selede durması.

zaten elma sevmem.
devamını gör...
3390.
en çok sevdiklerinden alırsın en derin yaraları...

ben seni sevmekten yoruldum artık...
asılda bakarsan açtığın yaraları ileştirmeyi başaramıyorum. sen bana karşı saygı duymayı unutun bense seni afetme gücümü yitirdim...
umursamazlığın, yok saymaların , görmezden gelirlerin içimdeki seni öldürdü.
en çok ihtiyaç duyduğun, en savunmasız olduğun anlarda seni bir çocuk gibi göğsümde avuttum. sana deva olmak için kendime zehir oldum. fakat insanların nasıl değiştiğini ne kadar nankörleştiğini senin sayende öğrendim...
devamını gör...
3391.
metanet benim göbek adım.
devamını gör...
3392.
içimizde ki sevgiye ve aşka aç olan masum çocuğu üzen tiplerin etik bir anlayışla azına tüküreyim.
devamını gör...
3393.
zamanı bir kemirgen gibi yemesenm, kim bilir belki mutlu bile ölebilirim.....
devamını gör...
3394.
aynı kitapları okumadığımıza eminim,aynı duygularla okumadığımıza da eminim.
devamını gör...
3395.
biriyle anlaşamayıp ayrılma veya araya mesafe koyma eylemlerimde tek etken kendi fikirlerim oluyor. biri beni etkileyemiyor. kendimi kendim dolduruşa getirebiliyorum sadece. bitirme olsun veya barışma olsun hiç düşünmüyorum. nasıl olur, sonucunda ne olur, dışarıdan ne düşünürler, ne anlaşılır, diğer insanların benim eylemim veya bizim hakkımızdaki fikirleri ne asla umursamam. bir adım atarken kimseye sormadım hiç. sormam. ben bu kararı aldım derim. kimsenin etkisi de olmaz bilgisi de olmaz. etrafımdaki herkes çevre görüşünü çok önemsiyor. sürekli fikrimi almaya çalışıyor. ne saçma. ya da biri attığı adımlar hakkında konuşmasın diye adım atmıyor. birini affetmeyi aklıma koyduysam bunu istiyorsam bana ne yapmış o bile umrumda olmuyor af dilemesini bile beklemiyorum. yine adım atan ben olabiliyorum. ki görüyorum ki onların çoğu; kendini, olanları, çevresinin ne diyeceğini düşünmekten adım atamıyorlar. bakıyorum hayatı kendi bildiği gibi yaşamaya devam ediyor, değişmiyor, açık fikirli olamıyor; pes ediyorum. sen iç hesaplaşmalarınla, kim ne der düşüncesiyle kal diyorum, bırakıyorum. uzun süreli arkadaşlıklar bitiyor çevremde, sebebi haklılığını ispatlama ve yaşanılan değişime asla uyum sağlayamama. karşındaki insanın değiştiğini anlıyorsun mesela. eskiden vermediği tepkileri veriyor. çünkü belki başka bir düzene girdi, belki gündem konuları değişti. onu anlamak, yeni beklentilerine ve yeni kendisine uyum sağlamak yerine bazı olaylara ve eski haline tutunup drama yaratıyorsan arkadaşlığının devam etmesini daha az önemsiyorsun gibi geliyor bana. ben tartışmayı, gönül kırmayı değil de çabayı önemsiyorum. yoksa her gün başka bir tavra kolayca kırılabiliyoruz. özel günleri çok önemserim üzülsem de kusura bakma demesi içten bir kelam etmesi tamam devam sorun yok dedirtebiliyor. konuları ısıtıp ısıtıp önüne getirmeyen biri olmak önemli. konuları ve sorunları konuşarak aşabilen insanların hayatında olması önemli. şu gün aramadın bekledim demeyeyim bile. bana hı, hangi gün?? oyunculuğunu oynamasın. anında kabul etsin anında af dilesin. farkında olsun konuşsun. hayalet insanlara ve hatalarına tahammül edemiyorum. samimiyetsiz geliyor.
devamını gör...
3396.
fiziksel ve mental dayanıklılık bakımından doğada insandan daha zayıf bir canlı var mı acaba?
hayır konunun uzmanı falan değilim de olan biri ciddiye alıp şu dediğimi, aydınlatsa beni aksi bir gerçeklik söz konusuysa şayet, ikna olur muyum emin değilim yaa...

standart bir beyaz yakalı olduğum için özellikle hafta içi rutinimde düzenli olarak günde en az iki litre su tüketiyorum. içtiğim kahvenin santilitresinden, yediğim yemeğin saatine, uyuduğum uykunun ±60 dk sapma sabitine, alkol, fast food gibi oyunbozanların etkilerini nötrleyecek formüllerime kadar her şeyim belli. emek bu. ilmek ilmek oluşturdum bu sabitleri yıllar, yollar, dertler tasalar, ayaklarımı yerden kesen mutluluklar gibi her bir varyasyonumda geçerliliklerini koruyacak şekilde bok varmış gibi. o kadar içine almış ki beni, o kadar müptelası haline gelmişim ki bu düzenin, en ufak bir denge yitimi ile perişan oluyorum. plansız bir seyahat, aniden kendimi içinde bulduğum bir dert, stres, az su içilen bir gün, 3 gün üst üste hazır/kötü gıda tüketmek. bu kadar sıradan şeyler bile günlerce kendime gelememe sebep oluyor rutin hayatıma döndüğümde. hep mi böyleydi diye düşünüyorum. hayır değildi. haliyle bu benim özelimde, benim bedenimle, fizyolojimle ilgili bir durum olmasa gerek. yaşlandım, artık mı böyle diye düşündüm, bunun da cevabı hayır. düzensizliğin düzen olduğu dönemler oluyor hayatımda bazen istemsiz şekilde ve buna da perişan geçen uzunca bir sürenin ardından uyum sağlıyor bedenim en nihayetinde bir zahmet. özetle şuraya geldim; bedenlerimiz dayanıklıklarını yitirmek, bize kendimizi hasta hissettirmek için neredeyse bahane arayacak kadar kırılgan. bu zayıflık o kadar bariz, o kadar yadsınamayacak düzeyde yüksek ki en ufak bir değişkenden bile tetiklenebiliyor.

hayatta kalmak için yapabildiğimiz ve yapamadığımız şeylerin sayısı çok az. çok az şeye kabiliz kendimizi doğadan izole ettiğimizden beri. hastalanırsak ölüyoruz, ölmemek için de yapabileceğimiz şeyler çok çok sınırlı. başka bir canlı gibi know-how ile edinilmiş 129 kalem bilgi yok mesela kendimizi tehlikeden korumak için takip etmemiz gereken bir çırpıda sayabileceğimiz. öylece yaşıyoruz, hayatta kalıyoruz işte. kendimize kurduğumuz dünya düzeni canlılık halimizi devam ettirmemize direkt olarak engel olacak unsurları zaten temizlemiş. bize yapacak bir şey kalmamış. yapmayacak da. sanırım tam da bu noktada bedenlerimiz tembelleşmeye ve haliyle de zayıflamaya başlamış. doğanın her birimize sen kimsin deme şekli adaptasyon kabiliyetimizi elimizden almak olmuş galiba. müstahak mı ne dersiniz? yorgunum.
devamını gör...
3397.
ışık hüzmesine dâhi küskün olduğum karanlıklar içindeki dönemimdeyim. odada olanları göremiyorum. ya ışıklardan kör olmuşum ya da karanlık beni buldu tamamen. yalvarma, yakarma ve müteaddit şey.
devamını gör...
3398.
bir kez kaybettim bin kez kaybetmeye eş değer oldu. mutlu günlerde birinin eksikliğini hissedip mutsuz olacağına emin olmak diye bir his var. bu his yüzünden mutlu gün diye adlandırılan tüm özel günleri yaşamayı reddediyorum. düşüncesi dahi acı veriyor. farklı ve eksik olmak.
devamını gör...
3399.
ey aynadaki yüz, hiç laf dinletemeyecekmisin bu gönlüne, dinlesede seni böyle üzmese,
yasakların peşinden sürüklemese, saçların güzel misali tel tel dökülmese.
ölüm gelse..
ne güzel olurdu değilmi ölüm gelse, çektiğin acılar bir anda kesilse, yüreğin çekeceğin acılara yönelse.
bence cekeceğin acıları hiç düşünme aynadaki yüz onlar gerçek acılar olacak. ne yarin gözleri dağlayacak sineni, ne yarin yar gibi tutamadığın elleri..bakarsın acı çekmezsin ölünce, bakarsın çektiğin acılar kafi gelmiştir.
feleğin kimseye göstermediği acıları gördün, insan kılığına girmiş şeytanları da gördün, şeytana taş çıkarttılar değilmi?
şeytan artık ne yapabilir ki sana;
yar mı çıkarır karşına, önünde tel örgüler, ağzın mühürlü, herşey yasak,
yardan mı ayırır seni, uğruna ölümü kabullendiğin yarin ağzından, yar diyemediğin yarin ağzından şamar gibi laflar mı çarpar yüzüne.
günahlaramı bular seni, sevdiğini söyleyemeyen dilinin mührünü isyan edeceğin zaman mı çözer.
seytan artık sana ne yapabilir ki
felek yaptı yapacağını..
devamını gör...
3400.
tüm acı geçip, açılan yaranın kanaması durduğunda ve hafif hafif kabuk bağlamaya başladığında geriye yalnızca hüzünlü bir gülümseme kalır. işte o hüzünlü gülümseme yüze öyle bir yerleşir ki bir zaman sonra dudağın ve gözün kenarında bir iz olarak yer eder. başka birisi o izleri gördüğünde durumu sizin yaşınıza yorar. ama siz her aynaya baktığınızda o çizgilerin hikayesini tekrar ve tekrar hatırlarsınız.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim