461.
satırlar bile dayanamadı cümlelerime. her biri teker teker intihar etti. ben dayanamazdım suskunluğuma cümleler nasıl dayansın? suspus olmuş kalmış cümleler. konuşamaz, hiç bir anlam içermez. ne yalnızlığı ne öfkeyi ne de aşkı. hiç bir ifade etmeyen kelimelerde boğuldum. tek bir can kurtaran bile yardımıma koşmadı. hırçın dalgalar alıp götürdü uzaklara. o kadar uzaklara aldı gitti ki ben dahi bulamadım. uzakta olsalar da hep acısını hissettim. o kadar fazlaydı ki acısı yürek sızıntısından nefes alamadım. böyle ciğerleriniz tıkanır nefes alamazsınız ya benim de cümlelerim tıkandı nefes alamadım. aradım taradım konuşamadığım her kelimeyi. bir parça bile kalmamıştı yerinde. hepsi mi bıkmış benim suskunluğumdan anlayamadım. anlamazdım zaten. hep kendimi avutur, kandırırdım bi şekilde. konuşuruz derdim, elbet bir gün. suskunluğumu, kelimelerimin intiharını konuşuruz.
devamını gör...
462.
yalnızız, kalabalığız. yürürüz, koşarız. bakarız, görmeyiz. gerçekçiyiz, hayal ederiz… bir şeyler yapmayı severiz. ne yapar ne eder yaşadığımızı hissederiz. hissiyatlar hep vardır, hissiyatlar her kişide değişmez bir biçimde mevcuttur. sadece birimiz daha az, birimiz daha çok hissederiz. bazen mutlu olur güler, bazen acı çeker ağlarız. eksiliriz. gülerken ya da ağlarken, mutluyken ya da mutsuzken anılarımızdan oluşan geçmişimize kendimizden parçaladığımız zamanları bırakır ve eksiliriz. eksildiğimizi farketmeyiz. yaşarken gayet tabii eksiliriz fakat ölüm bizi bir bütün olarak alır. geçmişimiz, şimdimizle birleşir ve parça parça ayırdığımız zamanlar tam o esnada birleşerek ömür dediğimiz koca saati oluşturur. ömrümüz ölürken tamamlanıyor bir bakıma, ne garip. o zaman sevinir miyiz? yaşarken öleceğimiz anda ömür saatimiz tamamlansın diye kendimizden parçalar bırakıp üzülürken öleceğimiz anda sevinir miyiz sahi? gitgide hissiyatlarımızı da eksiltili olarak yaşarken öleceğimiz anda eksilmemiş hangi his kalır ki bize? kalır mı? belki ölüm korkusundan azıcık ya da bize verilen can emanetini artık sahibine teslim etmenin getirdiği huzur… belki, bilemeyeceğim henüz ömrüm tamamlanmadı. eksilmeye devam ediyorum. eksilmeye hep beraber devam ediyoruz. her gün kendimize bir şeyler kattığımızı söyler hayat hakkında bilirkişiler. gün gün eksilirken kendimize kattıklarımız hangi fazlalığı oluşturuyor peki bizde? bunu bilgi adı altında sınırlandırıyoruz bizler. eksikliklerimizi bilgi olarak bile görmüyoruz. fark etmiyoruz ki en başta. fark etsek “ne az kalmış benden geriye” demek canımızı yakar belki, bunu da bilemiyorum. belki de eksildiğimiz zaman zarfında yaşama yaşam diyoruz. bu da mümkün. ama mümkün olan diğer olasılıklar da var. onun için ne neymiş bilemiyorum, bilemeyeceğim, bilemeyeceğiz. bunu da bilinmezlik denizine attım. o deniz ne zaman taşar, taştığında boğulur muyuz bunu da bilemeyeceğiz. ne komik.
devamını gör...
463.
kalbim ağırıyor hafif hafif. yine o hislere boğulacağım. kullandığım ilaç ağrıya iyi gelmedi sadece beni aptallaştırdı gibi hissediyorum. bu çökkün ruh hali beni öldürüyor. nefret ediyorum böyle hissetmekten.
devamını gör...
464.
bantı aldım. kesik bir hayli derindi bu sefer. kendi kendime açtığım kesiklerin arasında belki de en derini. güzelce temizledim. tiksindiğim ama faydalı kahverengi sıvıdan döktüm üzerine. gazlı bezi kapattım ve bantladım güzelce. pişmanlıkların faydası yoktu. kesikleri neden açtığımızı bulmak gerekiyormuş. benimki safi merak. ve belki de şu cümleyi kurduğum için kendime en büyük yalanlardan birini söylüyorum. kesiğin gerçekten neden oluştuğunu itiraf edecek cesaretim var mı?
ayna karşısına geçeyim mi?
gözlerimin içine bakayım.
göz altı torbalarımın siyahlığına üzüleyim...
son çırpınışlar.
oysa gerçek yalanın karşısında beyaz değil. ve işte bu cümleyi kurarken bile içimdeki çocuğu mükemmel olamayacağını bildiğim halde sakinleştirebilir miyim? insan hangi yaşa gelince ebeveynlerinin yaptığı hataların örgülerini çözmeye başlar?
o arkadan konuşan ses… susmaz mısınız?
hadi bir kahve yapalım da içelim birlikte.
kahve sevmiyor musunuz?
o zaman ufak bir viski belki içine buz. iki sohbet ederiz. kaosun hiçbir zaman mükemmeliyetçi olamayacağı üzerine.
çözümsüz kalırdı konuşmamız.
ben bir süre sonra dinlemeyi bırakır ve vazgeçerdim.
yok yanaşmıyorsunuz değil mi?
o zaman kalkayım ayna karşısından.
bir pencere açayım.
bak gece oldu.
şehrin bu noktasında yıldızlar alçak ve berrak. melisanın kokusu yalnız blokların arasından burnuma geliyor. yakayım bir sigara. saygılarımı sunayım yine de. dünyaya beni getiren iki güzel insana.
devamını gör...
465.
"umut en tehlikeli duygudur." demişti bir arkadaşım. haklıymış. kendimi bildim bileli iyi biri olmaya çalıştım. hayatım hiç kolay olmadı. çocukluktan beri üzerime çok sorumluluk yüklendi ve hepsinin altından kalktım, kalkmak da zorundaydım. hiçbir zaman "banane, benim görevim değil, ben çocuğum vs" gibi cümleler kurmadım, kuramadım. hep çok düşünüp plan yapmak zorundaydım. şans da hiç yanımda olmadı. o yüzden hep çok çalıştım ve hep yedek plan yaptım. kimseye bırakmadan kendi işimi kendim hallettim. tüm bunlara rağmen hiç ama hiç bencil olamadım. kimseye bile isteye kötülük yapmadım. ayağına çelme takmadım, kuyusunu kazmadım. hayatımda yoluna koyamadığım birçok şey var. şimdiye kadar iyi bir insan olduğumu düşünüp, hep düzelecek diye umut ettim. hayallerimin gerçekleşeceğine, huzurlu yaşayacağıma, mutlu olacağıma dair içimde hep umut besledim. döner dolaşır bana gelir diye hep düşündüm. ama öyle değilmiş. umut denilen şey yalan gibiymiş. içi dolu boş bir balonmuş. her şey çöpmüş. hiç umut etmemek gerekliymiş. çünkü böyle düşünce daha kötü oluyor. bulutların üzerinden yere çakılmış gibi, bir girdabın içinde boğuluyormuş gibi hissettiriyor insana. olacakmış gibi olupta olmaması daha da mahvediyor insanı. hakikaten de tehlikeliymiş bu umut denilen şey. savurdu attı beni. bir amacım kalmadı. umut edemiyorum, etmiyorum artık. varın siz yapın ne yaparsanız. ben tutunamıyorum herhangi dala. bu kız düzlüğe nasıl çıkacak bilmiyorum. nasıl toparlanacak hiçbir fikrim de yok açıkcası. olacaksa kendiliğinden olsun, ben çabaladım olmadı..
devamını gör...
466.
herkes de sait faik abasıyanık olmuş dediğim başlıktır.
devamını gör...
467.
kocaman insanların yanında ağladığım bi gece oldu. kimseyi memnun edemiyoruz bu hayatta. mükemmel de olsak edemeyiz.
devamını gör...
468.
ben seni senden sonra anladım...
gidişin anlattı senin kim olduğunu...
gözlerinin ışıkla, gönlünün papatyalarla dolduğunu...
her rüzgarda savrulduğunu,
papatyalarının solduğunu,
benim gibi aptallar yüzünden,
her geçen gün yok olduğunu...
devamını gör...
469.
neden daima o hiç kırmak istemediklerimizi kırıyoruz? o çöp neden dönüp dolaşıp daima sakınılan göze batmak zorunda? neden hep başımızın üstündekini yuvarlıyoruz ilk önce uçuruma?

dönüp hayatıma bakıyorum. tepeden tırnağa bakıyorum, sağdan ve soldan, önden ve arkadan, hatırladığım ilk ve son noktadan. daima ve ısrarla en çok kıymet verdiğim insanları kırmışım. en çok sevdiğim, en çok merhamet beslediğim, saçının teline zarar gelirse naparım diye dertlendiğim insanlar. en çok onları incitmişim. bunun farkına yeni varmıyorum üstelik. yıllar evvel fark ettim. yıllardır aldığım yol ancak bir arpa boyu. çektiğim oku en çok kıymet verdiklerimin kalbine saplamakta ne kadar da yetenekliyim. yazsam sanki binlerce satır yazacağım ama biliyorum benim içimden dökülecek hiçbir cümlede yanıtı yok bu soruların.

bana kalan kocaman bir yorgunluktan başkası değil artık. belki de hepsi “her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiğidir”: kırmamaya çalışmanın paramparça ettiği.
devamını gör...
470.
muhakeme
bir imgenin düşüşü
sorgulanan bir şüphelinin
ürkekliği adeta

işlemediğin suçu
nasıl da üstlenmeni isterler
ben masumum demeye
ama nasıl olur demeye
fırsat vermezler

sanıksındır bu sefer
yasa bellidir
sana indirim uygulanmaz
iyi hal diye bir şey yoktur

öyle ki
derdini anlatsan
dinlemeyeceklerini
dinleyip anlasalar
sana hak verseler bile
mantıklı kararı
veremeyeceklerini
adın gibi bilirsin

ve o zaman anlarsın
aslında mahkum olan
mahkemenin ta kendisidir
özgür olmayan
öznelliğin sularına demir atmış
bir mahkemeden nasıl olur da
adalet beklersin

sahi bekler misin?
devamını gör...
471.
ankara'nın gri havası, gökyüzü yağmur bulutları ile kaplı. şehir değişse bile değişmeyen günler. yeni bir başlangıcın alevlendirmeye çalıştığı küller ağır ağır saçılıyor etrafa. bugün de yalnızız, bugün de beyhude geçiyor saatler. aklımın alabileceği en ücra köşede beni bekliyorsun, biliyorum. adımlarım karışıyor yolda, iz bilmez yol bilmez, seyirtiyorum usul usul. yolda karşılaştıklarım bana seni hatırlatıyor. her yüzde, her yeni sözde senden bir iz buluyorum. ne zaman bitecek bu sürgün, vuslata ermeye kaç bahar daha gerek.
devamını gör...
472.
vay, kimin aklına gelirdi?

benim gelirdi, geliyordu, aslına bakarsan hiç gitmiyordu ama olma ihtimali yok denecek kadar azdı. "geçer, gider" dediğim ne varsa yerinden bir milim kıpırdamadı, aksine ağırlığı bin kat daha arttı.

vay!

olmazlar dünyamın olur zamanına denk geldim, oldu. sonra arkamdan konuşuyorlar "bu deli adam bulutları niye öpüyor?" diye, anlatamam ki?
bakın "böyle bir bitmezlik, böyle bir feveran, böyle bir yoksunluk vardı ama bitti" diyeceğim 2-3 kişi vardı, onlara anlattım sadece, onların yüzündeki benim adıma olan gülümsemeyi gördüm, yeter.

vay?

vay ki vay!
devamını gör...
473.
bilhassa hala teknolojiyi kullanma imkanı bulma konusunda sorun yaşayan ben deniz peregrine, bu konuda gayet kapsamlı bir arşive sahibim. nasıldır bu arşiv peki? ;
şu kısa ömrüm boyu, çantamda muhakkak 2 kitap 2 defter 2 kalem 2 de silgi vardır. çift sayı takıntısı diyelim. bir de üstüne dikkat dağınıklığım olduğundan, iki kitabı aynı hafta okuyabiliyorum. biri macera diğeri şiir kitabı ve muhakkak altı çizili sözcüklerle bezelidir.
karakalem yapmayı ve gördüğü şeyleri resm etmeye meyilli olan yazarınız olarak, daima iki karalama defterim dahildir efendim. bir diğer ise gözlemlerim ile alaklıdır. beni ansınız, alsancağım bir ucunda insanları izlerken, deniz kenarında tek başına çekirdek çitleyip insanları gözlemlerken bulabilirsiniz.
saymadım lakin, muhtemelen 25 30 civarı yazılar için karalama defterim vardır.
bir gün hepsini toparlamalıyım..
karalamamı ekliyorum;

biz deyip genelleştirmek olmaz romana,
ben, uğruna şiirler yazılan o nadide kadınlardan değilim. her heceme bir goncagül armağan etmezler benim, nursen’in de dediği gibi ‘ ağarması için yaratılmış saçlarım var benim.’’ duman kokan bir nefesim ve ıslanmak için için yaratılmış kirpiklerim.
ben uğruna şiirler yazılan o güzel kadınlardan değilim romana,
çok konuşkan ve susturulgan biriyim. hakikati söylemekten kesilir hevesim ve kursağıma dizilir biricik hayallerim.
ben o güzel kadınlardan değilim romana,
bitmez tükenmez kıvranışlarım var benim. sürekli kan içinde tırnak etlerim , suratıma sığmayan kadarından sahte gülüşlerim.
ben uğruna şiirler yazılan o güzel kadınlardan olma ihtimalimi, bir gece yarısı yalan sevgi yüzünden kaybettim romana.
ben o ihtimali romana, bir nisan gecesi bir şişe şarap ile bitirdim.
ben o ihtimali, bir haziran gecesi kül ettim. şimdi bana kim bilir ne beddualar yazılır romana.
cc
devamını gör...
474.
bir izahı vardır muhakkak, olanın, olmuşun, olacağın, beklenenin, şüphenin bazen savrulmanın, sürüklenmenin, bir yola gidecekken başka bir yola sapmanın hele o yolda pek ışık yoksa sıkı orman örtüsünden ibaret bir çatının gökyüzüne aman vermediği bir yol bahsettiğim. kelebekler uçuyor belli ki ama nasıl derler bi cılız kanat sesi, o narin kanatlardan çıkan sese güveneceksin. ışık yok, bilinen hiçbir şeyin emaresi yok. adımların bile sana ait değil sanki.

dönüştüğünün, şimdiye kadar tanıdığını sandığın varlığının sanki çok eskilerden unuttuğun yanının cenin halin diyelim ona, işte varlığının o nüvesi uzun süredir ilk kez nefes almış da uzun bir aradan sonra hızlanıyor her şey değişiyor bilmediğine. engeller geçen selde yıkılmış ve birazdan önümüzden geçecek bir ceylanın kalbi heyecandan biz olacak gibi. izahı yok bu yolun, biliyorduk. yürüyelim yürüyelim.
devamını gör...
475.
çocuklukta çizdiğimiz bir haritayla koskoca dünyada yol bulmaya çalışıyoruz aslında.. o yüzden sık sık yolumuzu kaybediyoruz çünkü o küçücük harita, tüm dünyayı algılamamıza yetmiyor. süreç acayip işliyormuş, bunu fark ettiğimde büyük bir şok geçirmiştim. bizler kimi uzmanlara göre 6 kimisine göre de 11 yaşımıza kadar çeşitli kararlar alıyor, sonrasında da ömrümüzün geri kalanını da o kararların gölgesinde geçiriyormuşuz. mesela, çocukken annemize tam ihtiyacımız olduğunda annemiz o an bizimle ilgilenmezse "annem beni sevmiyor, sevilmeyen biriyim, sonrasında da ben sevilmeyi hak etmiyorum" gibi inançlar geliştirebiliyoruz. belki sadece o an acil bir işi vardı, o yüzden bizimle ilgilenmedi ama çocuk aklıyla böyle kararlar alabiliyormuşuz.. tüm bu geliştirdiğimiz inançlara da psikolojide "şema", kişisel gelişimde de "çekirdek inanç, kök inanç" deniyor. bunları değiştirmek için çeşitli yöntemler öneriliyor. benim bu konularda farkındalık geliştirmeme neden olan ilk kitap, sevgili atakan sönmez ile özlem şahin*'in yazdığı "çekirdek inanç" kitabıydı. sonraları şema terapiyle ilgili "narsistle ateşkes" kitabı ve "hayatı yeniden keşfedin" kitabı da gözümün açılmasını sağladı ama bu kitapları okudukça her şemadan bende biraz var hissi beni bayağı zorladı. ilk başlarda "bu kadar şemayla ben nasıl baş edeceğim" gibi bir tükenmişlik hissine kapıldım ama içindeki uygulamaları istikrarla yaptım, şemalarla ilgili başa çıkma kartları hazırladım, hatta onları okuduğum ses kayıtları hazırladım ve ara ara dinledim. şimdi geldiğim nokta ise, daha dingin bir ruh hali içindeyim.. artık eskiden beni tetikleyen olaylar, sadece gülümsememe neden oluyor. amaç, yaşanan olayları önlemek değil zaten ki bu, mümkün değil. amaç, onlara yönelik farkındalık geliştirerek farklı şekilde yorumlayabilmek ve yaşanan olaylarla ilgili bakış açısını değiştirmek ki bakış açısı değiştikçe, yaşanan olayların üzerimizdeki etkisi de değişiyor. eskisi gibi tetiklenmiyorum ki bu beni çok mutlu ediyor, sanki olayları gözlemci olarak izliyorum*. bu hayattan geçip giden bir yolcu misali tüm dünyayı izleyerek sakin, dingin bir zihinle olayları yorumlamak ve kişisel algılamamak... yıllardır ulaşmaya çalıştığım nokta buydu sanırım...
devamını gör...
476.
geceleri yarattığım canavarlarla yaşar oldum ben artık. ve artık karşıma alabilecek gücüm de yok. bu yüzden beklemiyorum, belki de yeni bir yarını.
devamını gör...
477.
kifayetsiz bir elbise
varlığın yegâne dışavurumu

tanrısal bir hediye belki
içine düştüğümüz hapishane

koca bir belki
kulağımıza fısıldadığımız,
bizi başka kulaklara misafir eden

kim geri durabilir
sana iman etmekten

bu aşka kim dayanabilir
devamını gör...
478.
karalama defterlerim karalamalarla dolu gerçek anlamda manasız çizgiler ve karalamalar var bazen çizimler bazen nolur kendimi öldürmeme gerek kalmadan sen beni öldür de bari o günaha da girmeyelim yazıları (ama bu yazılar düz değil desenli desenli güzel güzel yazılır kaligrafi gibi) bazen de kendi düşüncelerimi ve kendimi sokrates sanıp yazdığım felsefik yazılar bazen gördüğüm saçma ve eleştirmek istediğim olaylar hakkında iğneleyici cümleler ve sohbet havasında yazılan yazılar ile dolu bir de kitap eleştirisi yaptığım için aldığım notlar.
devamını gör...
479.
hop. bir ki. hop. üç dört. hop ki, hop dört. son. ki. son dör dün.
devamını gör...
480.
her dakikaya tutunuyorum, her saniyeye, her saliseye. onlara tutunduğum her an gücüm biraz daha artıyor, biliyorum.
ne zaman vazgeçmiştim acaba ben?

tam olarak o anı bilsem, o ana gitsem ama şimdiki aklım olsa, tutunma işlemlerini o anda kayıt altına alsam, hangi şarkı çalıyordu acaba o an? kesin bi şarkı dinliyor olmalıyım çünkü böyle boktan kararlar alırken muhakkak bir şarkı olur kulağımda, güzel anların şarkıları daha azdır ama hatırlarım, bunu hatırlamıyorum.

kedi vardı ama bak yanımda, onu iyi hatırlıyorum, mamasını suyunu verdim çünkü bol bol nolur nolmaz diye..
niye bunları yazıyorum, niye böyle berbat bir şekilde, iğrenç bir gramerle yazıyorum ki ben?

hah! o an bir de yazı yazmıştım bak, onu da hatırladım şimdi ama ne yazdığımı değil, hoooop türkçe burada devrildi yine cümleler bazında.. yazıyı da lavaboda yakmıştım zaten, boşver. miş. tim.

lizeta kalimeri'nin sesi ne güzel, keşke benim olsa, keşke dünyanın tüm güzel sesleri benim olsa?
amaan, açar sonsuza kadar dinlerim ki, mis gibi işte?

uyku? gelmedin mi lan daha?
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim