normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
4061.
bilmiyorum sanırım dünyaya insan evini bulmak için gelmiş...
devamını gör...
4062.
dün gece elimde şişe, gözümün gördüğü kadar bir boşluk ve yalnızlık.
belki olur diye bekledim, ama olmadı. olmayacağı belliydi, çünkü bekleyen bendim...
belki olur diye bekledim, ama olmadı. olmayacağı belliydi, çünkü bekleyen bendim...
devamını gör...
4063.
geçen gün ömer hayyam okuyup dün makyavelli agayı biraz dinledikten sonra sanırım dinginliği sahiplendim.
ben beni yoracak, durumu riske atacak hareketlerde bulunmasam bile hayat önüme aksilik çıkardığında bile dur bi dakika bu bir sorun değil ki deyip alternatife yöneldim
hem de neredeyse hiç düşünmeden otomatik olarak çözüm buldu ve uyguladı beynim.
halbuki ben çok düşüncelerle yorup aynı zamanda pek de cimnastik yaptırmıyordum.
sanırım her gün yeni bir şey öğrenmesem her gün sesli kitap dinleyip tarihi ya da kişisel gelişim sayfalarını çevirmesem çoktan aptallaşırdım!
nitekim hayat devam ediyor. alternatif yollar bulsak da ona rağmen aksilikler devam edebilir ki ben şanslı bir insan değilim
hiç yaver gittiğini görmedim..
çok mutlu ve huzurluyum diyemem fakat keyfim yerinde.
kahvem ve sigaram
müziğim ve sevgilim
uzun yolun iç daraltması beni yıldıramaz.
eskilerin öğretilerine dikkat kesildim bu ara.
belki de geleceğe o kadar dönük yaşıyoruz ki kadim bilgileri unutuyoruz.
geleceği şekillendiren geçmiştir.
ders çıkarıp öğretileri kulağa küpe yapmalı yeniden.
insan olmak ne denli ikilem.
ben beni yoracak, durumu riske atacak hareketlerde bulunmasam bile hayat önüme aksilik çıkardığında bile dur bi dakika bu bir sorun değil ki deyip alternatife yöneldim
hem de neredeyse hiç düşünmeden otomatik olarak çözüm buldu ve uyguladı beynim.
halbuki ben çok düşüncelerle yorup aynı zamanda pek de cimnastik yaptırmıyordum.
sanırım her gün yeni bir şey öğrenmesem her gün sesli kitap dinleyip tarihi ya da kişisel gelişim sayfalarını çevirmesem çoktan aptallaşırdım!
nitekim hayat devam ediyor. alternatif yollar bulsak da ona rağmen aksilikler devam edebilir ki ben şanslı bir insan değilim
hiç yaver gittiğini görmedim..
çok mutlu ve huzurluyum diyemem fakat keyfim yerinde.
kahvem ve sigaram
müziğim ve sevgilim
uzun yolun iç daraltması beni yıldıramaz.
eskilerin öğretilerine dikkat kesildim bu ara.
belki de geleceğe o kadar dönük yaşıyoruz ki kadim bilgileri unutuyoruz.
geleceği şekillendiren geçmiştir.
ders çıkarıp öğretileri kulağa küpe yapmalı yeniden.
insan olmak ne denli ikilem.

devamını gör...
4064.
5 adet entry girdim ama hala yazar olamamisim. sanirim burada mod admin falan yok.
devamını gör...
4065.
bugün dünya için muhteşem bir gündü.
benim için ise karmaşık hüzünç ve sevinç dolu.
bugün senin doğum günündü.
bugün bensiz geçirdiğin 3.doğum günündü.
bugün hayattaki 28 yılını geride bırakıp 29. yılına başladığın gündü.
bugün n’güzel gündür.
çok isterdim kutlayabilmeyi; ömrünün kalanını benimle geçirmen dilekleriyle. eskisi kadar kötü olmuyor benim için böyle günler mesela yıl dönümümüz aklıma daha çok canonun doğum günü olarak geliyor. biz önemsemez miydik bu günleri yoksa zihnim artık silmeye mi başladı anılarımızı bilmiyorum. zaten sen de beni hatırlamak bile istemiyorsun. ben istiyorum her şeye inat. eylüle isyan gibi doğan iki kalbi birleştiren her zerreyi. ben bu dünyada en çok seni seven kalbimi, senin beni sevmeni sağlayan varoluşumu sevdim. ben yoruldum galiba ama sevgim yorulmasa da. çünkü sen gidince kendimi sevecek sebebim kalmamıştı, zaten kırılmış bir kızdım ben. olsun ben başka sebepler buldum sen üzülme sevecek kendimde yavaşça.
bilesin göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün.
yani ya bu eller öpülür ya sen öldürülürsün.
haydi iç de çay koyayım.
doğum günün kutlu olsun mutlu ol senelerce
sana boncuktan kuş yaptım konacak pencerene…
benim için ise karmaşık hüzünç ve sevinç dolu.
bugün senin doğum günündü.
bugün bensiz geçirdiğin 3.doğum günündü.
bugün hayattaki 28 yılını geride bırakıp 29. yılına başladığın gündü.
bugün n’güzel gündür.
çok isterdim kutlayabilmeyi; ömrünün kalanını benimle geçirmen dilekleriyle. eskisi kadar kötü olmuyor benim için böyle günler mesela yıl dönümümüz aklıma daha çok canonun doğum günü olarak geliyor. biz önemsemez miydik bu günleri yoksa zihnim artık silmeye mi başladı anılarımızı bilmiyorum. zaten sen de beni hatırlamak bile istemiyorsun. ben istiyorum her şeye inat. eylüle isyan gibi doğan iki kalbi birleştiren her zerreyi. ben bu dünyada en çok seni seven kalbimi, senin beni sevmeni sağlayan varoluşumu sevdim. ben yoruldum galiba ama sevgim yorulmasa da. çünkü sen gidince kendimi sevecek sebebim kalmamıştı, zaten kırılmış bir kızdım ben. olsun ben başka sebepler buldum sen üzülme sevecek kendimde yavaşça.
bilesin göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün.
yani ya bu eller öpülür ya sen öldürülürsün.
haydi iç de çay koyayım.
doğum günün kutlu olsun mutlu ol senelerce
sana boncuktan kuş yaptım konacak pencerene…
devamını gör...
4066.
karanlığın ortasında bir ışık gibi hissediyorum. ben etrafı aydınlatmaya çalışıp mutlu olsam da sanki karanlığın gözleri kamaşıyor.
devamını gör...
4067.
bu hayatta çok bi şey istemiyorum. sadece iki şey. ve bi de bu ikisinin aynı anda olması (bu üçüncü bi istek mi emin değilim. üç yapalım bizim istekleri o zaman usta). birincisi profesyonel olmak. yaptığın işte kendinden emin olmak ve işi çok iyi yapmak ve insanlara güven vermek (benim işin tanımı da asgari bunu gerektiriyo zaten. ama o başka entrynin konusu..). ikinci istediğim ise. buna erişmek için hiçbir bedel ödememek... tembellik yapmak ve konfor ve rahatlık ve yüzmek ve uzun yürüyüşlere filan çıkmak ve yürüyüşten gelince de duş alıp uyumak sadece. ve evde oturup sakin sakin kapuçino filan yudumlamak... ikinciyi olduracak olsam birinci hepten elden kaçıyo. birinciyi oldurmak zaten kafadan bi kırk sene alır. kırk seneye de kim öle kim kala usta. uzun yürüyüş filan hak getire iki adım atarsın tıkanır kalırsın o zamana... sonuç olarak benim hayattan bu üç istek de gerçekleşmeyince. ben hem hayata bozuk oluyorum hem sevdiğim herhangi bi şey yapamadığım için salak salak ekran başında vakit geçiren birine dönüşüyorum. tutarlı şeyler istemek çok önemli velhasılıkelam..
devamını gör...
4068.
bugün gecenin beşinde kalkıp hazırlanacağım ve bir buçuk saatlik zorlu bir yola çıkacağım.
zorlu diyorum çünkü istanbul'daki belediye otobüslerinde tutunacak bir dal bulabilmek bile fazlasıyla zorlu oluyor. bir de dengesiz biri olduğum için tutunmadan denge kuramıyor, genellikle birilerinin üzerine doğru düşüyorum. ha bir de bu sıcaklarda deodorant kullanmayan , yetmiyormuş gibi duş almaktan bihaber insanımsı canlılar bulunuyor, bunlarla birlikte nefes almak bile zor oluyor. ve bu insanımsı canlılar özellikle benim yaşadığım bölgede nadir görülen bir tür de değil.
neyse ya konu otobüs çilem falan değil. o çok ayrı bir konu. bugün bu zorlu mücadeleye rağmen neden o işe gittiğimden bahsedeceğim. birinci sebep tabii ki para için, ne için olacak başka. ama asıl konu ikinci sebepte. evet , o konuya gelmiş bulunmaktayım , buraya kadar olan uzatmaları okuduysanız eyw.
ikinci sebebi ise düşünecek bir şeyimin kalmıyor olması, mental sebeplerden ötürü yorulmaktansa fiziksel olarak yoruluyor olmam, kafamda kuracak senaryo üretemeyecek kadar fiziksel yorgunlukta olmam ve bu fiziksel yorgunluğun bana gerçekten iyi gelmesi. uyumadan önce hiçbir olumsuz şeyi düşünemiyorum bile artık. çünkü direkt sızıyorum. sonraki gün uyandığımda ulan kim işe gidecek şimdi diye düşünemiyorum çünkü genelde zamanım olmuyor. hiçbir şeyi düşünmek için vakit ayırmıyorum doğru düzgün. ve düşünmemek gerçekten iyi geliyor sanırım. neyse ki salaklaşabileceğim kadar uzun süre devam etmeyeceğim bu işe. işi bıraktıktan sonra ise ver elini anksiyete. tabii, seni yalnız bırakacağımı mı sandın? sen beni hiç yalnız bırakmadın, it gibi peşimden geldin ve ben seni bensiz bırakır mıyım?
bırakırım.
öyle işte sözlük. mutluyum gibi bir şey. hiç değilse mutsuz değilim. bu da bana şu anlık için yetiyor.
beni mutsuz eden şeyin kendim dışında birinin olması, mesela otobüsteki insanımsı şeylere sinir olmam bile benim için bir lüks . çünkü kendime sinir olmak aklıma bile gelmiyor onları görünce.
zorlu diyorum çünkü istanbul'daki belediye otobüslerinde tutunacak bir dal bulabilmek bile fazlasıyla zorlu oluyor. bir de dengesiz biri olduğum için tutunmadan denge kuramıyor, genellikle birilerinin üzerine doğru düşüyorum. ha bir de bu sıcaklarda deodorant kullanmayan , yetmiyormuş gibi duş almaktan bihaber insanımsı canlılar bulunuyor, bunlarla birlikte nefes almak bile zor oluyor. ve bu insanımsı canlılar özellikle benim yaşadığım bölgede nadir görülen bir tür de değil.
neyse ya konu otobüs çilem falan değil. o çok ayrı bir konu. bugün bu zorlu mücadeleye rağmen neden o işe gittiğimden bahsedeceğim. birinci sebep tabii ki para için, ne için olacak başka. ama asıl konu ikinci sebepte. evet , o konuya gelmiş bulunmaktayım , buraya kadar olan uzatmaları okuduysanız eyw.
ikinci sebebi ise düşünecek bir şeyimin kalmıyor olması, mental sebeplerden ötürü yorulmaktansa fiziksel olarak yoruluyor olmam, kafamda kuracak senaryo üretemeyecek kadar fiziksel yorgunlukta olmam ve bu fiziksel yorgunluğun bana gerçekten iyi gelmesi. uyumadan önce hiçbir olumsuz şeyi düşünemiyorum bile artık. çünkü direkt sızıyorum. sonraki gün uyandığımda ulan kim işe gidecek şimdi diye düşünemiyorum çünkü genelde zamanım olmuyor. hiçbir şeyi düşünmek için vakit ayırmıyorum doğru düzgün. ve düşünmemek gerçekten iyi geliyor sanırım. neyse ki salaklaşabileceğim kadar uzun süre devam etmeyeceğim bu işe. işi bıraktıktan sonra ise ver elini anksiyete. tabii, seni yalnız bırakacağımı mı sandın? sen beni hiç yalnız bırakmadın, it gibi peşimden geldin ve ben seni bensiz bırakır mıyım?
bırakırım.
öyle işte sözlük. mutluyum gibi bir şey. hiç değilse mutsuz değilim. bu da bana şu anlık için yetiyor.
beni mutsuz eden şeyin kendim dışında birinin olması, mesela otobüsteki insanımsı şeylere sinir olmam bile benim için bir lüks . çünkü kendime sinir olmak aklıma bile gelmiyor onları görünce.
devamını gör...
4069.
bir ofiste çalışıyorum. beyaz yaka olarak değil ama mavi yaka da değil. arası gibi bir şey. asgari ücretten yüksek beyaz yakadan düşük bir gelirim var. sivil ve masabasi bir iş işte. sanırım beyaz yakadan tek farkı gece vardiyası denen bir şey olması. ve bu gece uzunca bir şey düşündüm. öyle bunaldım ki s....m işini de gücünü de deyip gece fabrikadan çıkıp bara gitmeyi ve sabaha kadar içmeyi istedim. (maalesef siyasal islamcılar sağ olsun mekanlar en geç üçte kapanıyor)
daha önce makarasina arkadaşlarımın ipini koparmışcasına evlendiğini ve bu insanların neden evlendiğini falan yazmıştım. örneğin bu hafta sonu liseden bir kız arkadaşımın ve ilkokuldan bir arkadaşımın düğünü var. davetliyim.
bunlar canımı sıkan konular değil elbette. ama bir detay çok fena sıkıyor canımı. kaderi sorgulatiyor.
ben üretimden ofise geçtim. üretimdeyken bir arkadaşım vardı. hala da konuşuruz. düğününe davet etmişti de araba sanayilik diye gidememiştim. evimden 160 km uzaklıkta bir ilçeye nasıl gidebilirim ki arabam olmadan ? her neyse.. bu çocuk orada sadece sigortası dolsun diye çalışıyordu. zaten çok geçmeden de işi bırakmıştı. yanılmıyorsam 2 ay çalıştıktan sonra.
daha fazla uzatmadan konuya dönersek, çocuğun ailesinde sadece 100 dönümden fazla bağ var.
bir arkadaşı ona onu aslında sevdiğini söylüyor arkadaşım da ona bir şeyler hissediyor ama arkadaşı diye açılamıyordu. böyle buldular birbirlerini. evlendiler. ailesi çocuğa sıfır vw golf aldı. evleri zaten var.
konu içerisinde can sıkıcı olan şey şu. ben sevdiğim insanı maddi anlamda refah içerisinde yasatamayacagimi anladığım an onu kendimden soğutmak için türlü psikolojik zulümler yapıp en sonunda da terk etmiştim. çünkü benim gibi hayatına birini alma konusunda aşırı seçici olan birinin kriterlerini bile aşan 4 4luk değil 10 10luk bir insandı. daha mutlu olacağı daha refah bir hayatının olacağı başka biriyle birlikte olmasının daha doğru olacağını düşündüm. zira devam etsek bile ev kuracak düzeye gelmem yıllar sürecekti. heleki bu ekonomik gidasatta. gerçekten de yıllar sürdü.
belki bu süreçte ayrilacaktik da. zamanından çalmak da istememiştim.
şimdi o arkadaşımı ve kendi durumumu dusunununce... hayat hiç adil değil a...koyim. adil olmasını beklemiyorum da neden biri aile servetiyle hayata 7-0 önden başlıyor.
onu kiskanmiyorum yanlış anlaşılmasın onun adına da mutluyum ama ınstagram da sürekli gezdikleri tatil yaptıkları doğa harikalarını, kumsalları gördükçe kendi icime daha da gömülüyorum.
bir tarafta maddiyat yüzünden sevdiğini bırakmak zorunda kalmak bir tarafta ise varlık içerisinde en mutlu şeyleri yaşamak...
kendi kendime dedim ki bu kadar seçici olma senden hoslananlara da bir şans ver. denedim hemde çok denedim. kimi naza çeken kimi kendini ağırdan satmaya çalışan kimi ise bildiğin düz salak olan biri çıktı. kimse onun gibi özgüvenli, acik sözlü ve dürüst çıkmadı.
red dead redamption 2 oynayanlar bilir arthur morgan karakterini. oyun dünyası içinde yazılmış en derin karakterdir kendisi. oyunu ilk oynadigim anda da kendimi onunla ozlestirdigimi fark ettim. hayatına mary den sonra kimseyi almamış, sevdikleri için fedakarlık yapmaktan çekinmeyen tamamen iş odaklı bir karakter.
memafih herkes yavaştan hayatını kurarken yılbaşı gecesinden sonra bende bir hal oldu. o gece senelerdir tanıdığım bir kız arkadaşımla club a gittik. gece eğlenirken karşı masada biriyle bakismaya başladım. 2 kizdilar. ama sohbet etmiyorlardi ve sanki zoraki birliktelerdi. anladım ki yanındaki kız mekana sevgilisini ve başka bir erkeği çağırıp ona ayarlamaya çalışacaktı. kitap çarpsın ki beklediğim gibi de oldu. ama kız gelen erkekle de konuşmuyor ve içeride sigara içilebiliyor olmasına rağmen sık sık dışarı çıkıyordu. ben de peşine takıp çıktım. tek başına sigara iciyorken klasik bir sekilde cakmagimin içeride kaldığını ve ateş verip veremeyeceğini sordum. o şekilde konu açıldı. o gece arkadaşımı evine bıraktıktan sonra ben de o kızda kaldım.
ama işin en tuhaf yanı şu ki ben onca sohbete rağmen adını bile öğrenmeye gerek duymadım. daha öncesinde ve sonrasında bile spontane ilişki yaşayan benin aydinlandigi nokta şu oldu.
herkesin hayatını kurduğu şu zamanda daha nereye kadar böyle devam edecek ? adını bile bilmediğin bir gün sonra şahsiyetini bile unutacağım kaç kişi daha olacak ?
tüm bunlar o story uzerine içime çöktü benim.
dünyanın en zengin, en güçlü adamı olsam bile sonunda ne olacak ? insanı seven sıcak bir kalp olmadıktan sonra tüm bunların ne anlamı var.
ve geçmişe dönüp bakınca huylarımdaki, tavirlarimdaki, dusuncelerimdeki tüm o masumlugu kaybettigimi anliyorum. bilmiyorum belki her insan zaman gectikce böyle oluyor.
sadece mutsuzum.
hapşırdığımda bile balgam gelecek kadar çok sigara içiyorum. onu da bırakmam lazım. ya da dedemin yolundan gidip akciğer kanseriyle hayata bir elveda diyeceğim.
daha önce makarasina arkadaşlarımın ipini koparmışcasına evlendiğini ve bu insanların neden evlendiğini falan yazmıştım. örneğin bu hafta sonu liseden bir kız arkadaşımın ve ilkokuldan bir arkadaşımın düğünü var. davetliyim.
bunlar canımı sıkan konular değil elbette. ama bir detay çok fena sıkıyor canımı. kaderi sorgulatiyor.
ben üretimden ofise geçtim. üretimdeyken bir arkadaşım vardı. hala da konuşuruz. düğününe davet etmişti de araba sanayilik diye gidememiştim. evimden 160 km uzaklıkta bir ilçeye nasıl gidebilirim ki arabam olmadan ? her neyse.. bu çocuk orada sadece sigortası dolsun diye çalışıyordu. zaten çok geçmeden de işi bırakmıştı. yanılmıyorsam 2 ay çalıştıktan sonra.
daha fazla uzatmadan konuya dönersek, çocuğun ailesinde sadece 100 dönümden fazla bağ var.
bir arkadaşı ona onu aslında sevdiğini söylüyor arkadaşım da ona bir şeyler hissediyor ama arkadaşı diye açılamıyordu. böyle buldular birbirlerini. evlendiler. ailesi çocuğa sıfır vw golf aldı. evleri zaten var.
konu içerisinde can sıkıcı olan şey şu. ben sevdiğim insanı maddi anlamda refah içerisinde yasatamayacagimi anladığım an onu kendimden soğutmak için türlü psikolojik zulümler yapıp en sonunda da terk etmiştim. çünkü benim gibi hayatına birini alma konusunda aşırı seçici olan birinin kriterlerini bile aşan 4 4luk değil 10 10luk bir insandı. daha mutlu olacağı daha refah bir hayatının olacağı başka biriyle birlikte olmasının daha doğru olacağını düşündüm. zira devam etsek bile ev kuracak düzeye gelmem yıllar sürecekti. heleki bu ekonomik gidasatta. gerçekten de yıllar sürdü.
belki bu süreçte ayrilacaktik da. zamanından çalmak da istememiştim.
şimdi o arkadaşımı ve kendi durumumu dusunununce... hayat hiç adil değil a...koyim. adil olmasını beklemiyorum da neden biri aile servetiyle hayata 7-0 önden başlıyor.
onu kiskanmiyorum yanlış anlaşılmasın onun adına da mutluyum ama ınstagram da sürekli gezdikleri tatil yaptıkları doğa harikalarını, kumsalları gördükçe kendi icime daha da gömülüyorum.
bir tarafta maddiyat yüzünden sevdiğini bırakmak zorunda kalmak bir tarafta ise varlık içerisinde en mutlu şeyleri yaşamak...
kendi kendime dedim ki bu kadar seçici olma senden hoslananlara da bir şans ver. denedim hemde çok denedim. kimi naza çeken kimi kendini ağırdan satmaya çalışan kimi ise bildiğin düz salak olan biri çıktı. kimse onun gibi özgüvenli, acik sözlü ve dürüst çıkmadı.
red dead redamption 2 oynayanlar bilir arthur morgan karakterini. oyun dünyası içinde yazılmış en derin karakterdir kendisi. oyunu ilk oynadigim anda da kendimi onunla ozlestirdigimi fark ettim. hayatına mary den sonra kimseyi almamış, sevdikleri için fedakarlık yapmaktan çekinmeyen tamamen iş odaklı bir karakter.
memafih herkes yavaştan hayatını kurarken yılbaşı gecesinden sonra bende bir hal oldu. o gece senelerdir tanıdığım bir kız arkadaşımla club a gittik. gece eğlenirken karşı masada biriyle bakismaya başladım. 2 kizdilar. ama sohbet etmiyorlardi ve sanki zoraki birliktelerdi. anladım ki yanındaki kız mekana sevgilisini ve başka bir erkeği çağırıp ona ayarlamaya çalışacaktı. kitap çarpsın ki beklediğim gibi de oldu. ama kız gelen erkekle de konuşmuyor ve içeride sigara içilebiliyor olmasına rağmen sık sık dışarı çıkıyordu. ben de peşine takıp çıktım. tek başına sigara iciyorken klasik bir sekilde cakmagimin içeride kaldığını ve ateş verip veremeyeceğini sordum. o şekilde konu açıldı. o gece arkadaşımı evine bıraktıktan sonra ben de o kızda kaldım.
ama işin en tuhaf yanı şu ki ben onca sohbete rağmen adını bile öğrenmeye gerek duymadım. daha öncesinde ve sonrasında bile spontane ilişki yaşayan benin aydinlandigi nokta şu oldu.
herkesin hayatını kurduğu şu zamanda daha nereye kadar böyle devam edecek ? adını bile bilmediğin bir gün sonra şahsiyetini bile unutacağım kaç kişi daha olacak ?
tüm bunlar o story uzerine içime çöktü benim.
dünyanın en zengin, en güçlü adamı olsam bile sonunda ne olacak ? insanı seven sıcak bir kalp olmadıktan sonra tüm bunların ne anlamı var.
ve geçmişe dönüp bakınca huylarımdaki, tavirlarimdaki, dusuncelerimdeki tüm o masumlugu kaybettigimi anliyorum. bilmiyorum belki her insan zaman gectikce böyle oluyor.
sadece mutsuzum.
hapşırdığımda bile balgam gelecek kadar çok sigara içiyorum. onu da bırakmam lazım. ya da dedemin yolundan gidip akciğer kanseriyle hayata bir elveda diyeceğim.
devamını gör...
4070.
bir kız arkadaşımla bir şarkı üzerinden dönen hesaplaşmamız aklıma geldi.
uzun değil , sadece 3 hafta sürmüş bir ilişkiydi aslında ama hızlı ilerlemiştik o yüzden de travması olmuş olabilir onda.
şarkıyı bana göndermişti ayrılınca.
yazdım ne alaka ağlamıyorum ki dedim. biliyorum benim için ağlamazsın zaten ama bir gün bir kadın seni ağlatırsa bunu dinlersin de beni hatırlarsın çünkü ben bütün gece ağladım dedi. üzgündük, üzgündüm , bunu öğrenmek de üzüntümü katladı.
biliyorum marifet değil bunlardan bahsetmek ama ben kötü değilim ( belki bazen, bilmiyorum) sadece imkansız bir ilişkiydi ya. o da biliyordu aslında.
erkekler ağlamaz...
uzun değil , sadece 3 hafta sürmüş bir ilişkiydi aslında ama hızlı ilerlemiştik o yüzden de travması olmuş olabilir onda.
şarkıyı bana göndermişti ayrılınca.
yazdım ne alaka ağlamıyorum ki dedim. biliyorum benim için ağlamazsın zaten ama bir gün bir kadın seni ağlatırsa bunu dinlersin de beni hatırlarsın çünkü ben bütün gece ağladım dedi. üzgündük, üzgündüm , bunu öğrenmek de üzüntümü katladı.
biliyorum marifet değil bunlardan bahsetmek ama ben kötü değilim ( belki bazen, bilmiyorum) sadece imkansız bir ilişkiydi ya. o da biliyordu aslında.
erkekler ağlamaz...
devamını gör...
4071.
zaman akıp gidiyor. güneş, üflüyor ayın ensesine inceden. geçmişe dönüp bakınca ‘amma yaşamışım’ diyorum. ama yaşamadım gibi geliyor bana. adam olamadım mesela henüz. ne zaman adam olunur ki? mezun olunca? askere gidince? aşık olunca? para kazanınca? terk edilince?.. yok bunlar değil.
yahut ölünce en sevdiklerin, saçlarım beyazlayınca, geçim derdi hançerini sapladıkça yorganına her gece?
yok arkadaş, ben adam olmak istemiyorum, böyle iyi. zaten çocukluk en çok büyüyünce lazım.
hayatın elinden aldım en büyük kozunu. gelsin üstüme tüm heybetiyle felaket dalgaları. köpürsün üstüme üstüme. oturuyorum bir kayalık kralı gibi. neşeliyim ve görkemli.
ey beni adam ettiğini zanneden kanı bozuk, ruhu kirlenmiş dalkavuk ıstıraplar. sakalımın beyazları, kirli yüzümü yıkadı çoktan.
ben gayet iyiyim de sen nasılsın?
yahut ölünce en sevdiklerin, saçlarım beyazlayınca, geçim derdi hançerini sapladıkça yorganına her gece?
yok arkadaş, ben adam olmak istemiyorum, böyle iyi. zaten çocukluk en çok büyüyünce lazım.
hayatın elinden aldım en büyük kozunu. gelsin üstüme tüm heybetiyle felaket dalgaları. köpürsün üstüme üstüme. oturuyorum bir kayalık kralı gibi. neşeliyim ve görkemli.
ey beni adam ettiğini zanneden kanı bozuk, ruhu kirlenmiş dalkavuk ıstıraplar. sakalımın beyazları, kirli yüzümü yıkadı çoktan.
ben gayet iyiyim de sen nasılsın?
devamını gör...
4072.
üniversite son sınıftaydım. benden 2 yaş küçük olan kız kardeşimin doğum günü yemeği vardı 15-20 kişilik homojen bir ortamdı. kız kardeşimle iyi bir bağımız vardır. arkadaşlarını hatta sıkıntılarını her şeyini de bilirim. onun çevresinden bir erkek ve o erkeğin sevgilisi de yemekteydi. kızı gördüm ama nasıl bir güzellik. ben ortalama bir tipe sahibim . kardeşimin arkadaşı olan erkek oldukça yakışıklı ve karizmatik de bir çocuktu. öncesinden zaten tanıdığım bir şanslı piçti. düzgün de karakterlidir. neyse kız da tam karşıma denk geldi. bakmaya kıyamazsın yani öyle bir güzellik. mavi göz altın sarısı saç tam boşnak güzeli dediklerimizden. gece güxzeldi. eğlendik, güzel bir buluşma oldu.
asmalı mescit' te faces diye bir bar vardı. sahibi büyük ağabeyimin iyi arkadaşıydı. pandemide kapandı daha da açılmadı zaten. biz yakın bir kaç arkadaş haftada 4-5 gün faces' a gidip genelde sigara içinler için sokağa koydukları yüksek bar masalarının etrafında elde içki takılıp hem sigara içip hem de içeriden gelen müzikle havamızı bulurduk. kardeşimin doğum günü yemeğinden 5 ay sonra civarı hafta sonu faces ' da iken içeriden yanında kız arkadaşı ile işte o boşnak güzeli kız çıktı. şimdi ben o çocukla ayrıldığını duymuştum da , yani kalkıp kızın peşine düşecek halimiz yok bir samimiyet var yani eski erkek arkadaşı ile. tanıdı beni selamlaştık yüksek masaya yanımıza geldiler sohbet etmeye başladık sigarası bitti, içeri dönmüyor. asjkhkjh. bilirsiniz biz erkekler buluttan nem kaparız. oh dedim muhabbet sardı kızı , ulan acaba mı? hay şom ağzıma, bir tip çıktı içeriden. çocuk direkt yanımıza geldi. tanıştırayım dedi herif şak diye attı elini omuzuna tabii. dedim ki olm bu kızın boşta kalması cumhurbaşkanı' ndan randevu almandan daha uzak ihtimal zaten. sorun özgüvenimde değil de, kız çok güzel sürekli tam saha pres altındadır erkeklerden yani.
içeri döndüler. yaklaşık 45 dakika sonra kız içeriden bir hışımla çıktı bir sağa gitti bir sola ama inanılmaz çökük bir yüzle. o sırada çocuk ta çıktı peşine 3-4 kişi daha ki sanırım geldikleri arkadaş grubundaki herkes çıkmaya başladı. tartışıyorlardı , belli oldu ki çocuk içeride başka bir kıza bakma işini abartmış ve boşnak güzeli bu durumun üzerine gidince olay büyümüş. beddua tanrıları benden yanaydı galiba. yaşasın kötülük. pera yönündeki meyhanelere doğru hep beraber gittiler kız en önde çocuk yanında etme eyleme modunda , peşlerinde de diğerleri.
3 hafta sonra yine aynı mekan ve ben aynı konumumda iken 2 kız fark ettim sokağın başından bizim yöne yaklaşan. aha, baya baya boşnak güzeli geliyor. önceki karşılaşmamızda demiştim ben hep buralarda olurum mekan tanıdık yer. yaklaştı. ooo selam felan. tahmin ettiğim gibi buradasın. biz de arkadaşımla balıkçıdaydık, bir bakalım faces da tanıdık bir ''face'' vardır belki diye esprisini de yaptı.
hahaha 1.5 ay sürdü ilişkimiz, zaten tanıştığımızda son sınıfta idi peşine okulunu da bitirmişti , babasının işi dolayısı ile ingiltere 'ye gitti. bir süre görüştük yazıştık sonra kesildi irtibatımız.
çok sevdiği şarkıyı da bırakmayı çekti canım şimdi ha. arabaya binerdik hemen açar başlardı söylemeye. iyi de bir kızdı ya. mutludur umarım.
taylor swift / blank space
asmalı mescit' te faces diye bir bar vardı. sahibi büyük ağabeyimin iyi arkadaşıydı. pandemide kapandı daha da açılmadı zaten. biz yakın bir kaç arkadaş haftada 4-5 gün faces' a gidip genelde sigara içinler için sokağa koydukları yüksek bar masalarının etrafında elde içki takılıp hem sigara içip hem de içeriden gelen müzikle havamızı bulurduk. kardeşimin doğum günü yemeğinden 5 ay sonra civarı hafta sonu faces ' da iken içeriden yanında kız arkadaşı ile işte o boşnak güzeli kız çıktı. şimdi ben o çocukla ayrıldığını duymuştum da , yani kalkıp kızın peşine düşecek halimiz yok bir samimiyet var yani eski erkek arkadaşı ile. tanıdı beni selamlaştık yüksek masaya yanımıza geldiler sohbet etmeye başladık sigarası bitti, içeri dönmüyor. asjkhkjh. bilirsiniz biz erkekler buluttan nem kaparız. oh dedim muhabbet sardı kızı , ulan acaba mı? hay şom ağzıma, bir tip çıktı içeriden. çocuk direkt yanımıza geldi. tanıştırayım dedi herif şak diye attı elini omuzuna tabii. dedim ki olm bu kızın boşta kalması cumhurbaşkanı' ndan randevu almandan daha uzak ihtimal zaten. sorun özgüvenimde değil de, kız çok güzel sürekli tam saha pres altındadır erkeklerden yani.
içeri döndüler. yaklaşık 45 dakika sonra kız içeriden bir hışımla çıktı bir sağa gitti bir sola ama inanılmaz çökük bir yüzle. o sırada çocuk ta çıktı peşine 3-4 kişi daha ki sanırım geldikleri arkadaş grubundaki herkes çıkmaya başladı. tartışıyorlardı , belli oldu ki çocuk içeride başka bir kıza bakma işini abartmış ve boşnak güzeli bu durumun üzerine gidince olay büyümüş. beddua tanrıları benden yanaydı galiba. yaşasın kötülük. pera yönündeki meyhanelere doğru hep beraber gittiler kız en önde çocuk yanında etme eyleme modunda , peşlerinde de diğerleri.
3 hafta sonra yine aynı mekan ve ben aynı konumumda iken 2 kız fark ettim sokağın başından bizim yöne yaklaşan. aha, baya baya boşnak güzeli geliyor. önceki karşılaşmamızda demiştim ben hep buralarda olurum mekan tanıdık yer. yaklaştı. ooo selam felan. tahmin ettiğim gibi buradasın. biz de arkadaşımla balıkçıdaydık, bir bakalım faces da tanıdık bir ''face'' vardır belki diye esprisini de yaptı.
hahaha 1.5 ay sürdü ilişkimiz, zaten tanıştığımızda son sınıfta idi peşine okulunu da bitirmişti , babasının işi dolayısı ile ingiltere 'ye gitti. bir süre görüştük yazıştık sonra kesildi irtibatımız.
çok sevdiği şarkıyı da bırakmayı çekti canım şimdi ha. arabaya binerdik hemen açar başlardı söylemeye. iyi de bir kızdı ya. mutludur umarım.
taylor swift / blank space
devamını gör...
4073.
nasıl anlatmalıyım bilmiyorum. anlatırken gözümün önünde sadece anılar canlanıyor, kelimeler eksik kalıyor. niye hayatlarımızda belirli bir insanın bu kadar önemi var mesela? 'sen gidersen ben kötü olurum' gibi söylenimlerin karşı tarafta nasıl bir etki bıraktığını biliyor musunuz? ne hissettiriyor, biliyor musunuz? bağlılık ne demek size göre? 'ömrümü seninle geçirmek istiyorum' demek ve karşıdan hemen cevap beklemek kadar deli bir şey yok bana göre. daha ben o kelimelerin şokundayken... o kadar çok gözümü korkutuyor ki bu durum. o kadar zıt düşüyorum ki kendimle. aklıma yatmıyorsa ilk başta benden zor 'evet' gelir.
bazen öyle şeyler yaşıyorum ki, boğuluyorum gibi hissediyorum. insanların bana bu kadar bağımlı olmasına ve kopmak istememesine dayanamıyorum. zor geliyor. evet, herkesin bir kopamadığı vardır ama niye ben? evindeymişim gibi hissettirdiğim için mi?
bazen öyle şeyler yaşıyorum ki, boğuluyorum gibi hissediyorum. insanların bana bu kadar bağımlı olmasına ve kopmak istememesine dayanamıyorum. zor geliyor. evet, herkesin bir kopamadığı vardır ama niye ben? evindeymişim gibi hissettirdiğim için mi?
devamını gör...
4074.
bu yaşıma kadar neden ertelemişim hayatı? neden kendimi bir kabuğa kapatıp ben böyle mutluyum yalanını oynamışım? neden kendimi hep baskılamışım? neden iyi olduğum şeylerde bile ben bilmiyorum onu ya diyerek kenara çekilmişim? neden bu boktan hayatı bu zamana kadar kendime zindan etmişim? neden bu kadar aptalağım acaba?
son iki haftadır kafamda dönüp duran sorular bunlar.
son iki haftadır kafamda dönüp duran sorular bunlar.
devamını gör...
4075.
silahının farkındayım, vursun şimdi vurabilirse.
devamını gör...
4076.
hayat en masum insanları bile p#ç yapmış vay be.
devamını gör...
4077.
oley
bugün ben doğmuşum
bugün ben doğmuşum
devamını gör...
4078.
ne bi ortama yetebildim ne bi sevgide kalabildim ne iş buldum ne kendimi hayatımın merkezine koydum ne bir şeyleri yoluna soktum hiçbir bk beceremedim aksine kendimi tekeri patlak araba gibi yokuş aşağı iteliyorum bu arada doktor olanınız var mı birkaç şey sormak istiyorum.
bir de antakyamı memleketimi eski neşemi çok özledim.
dün böyle yazmıştım ama bugün artık böyle düşünmemem gerektiğine karar verdim. guten nacht
bir de antakyamı memleketimi eski neşemi çok özledim.
dün böyle yazmıştım ama bugün artık böyle düşünmemem gerektiğine karar verdim. guten nacht
devamını gör...
4079.
bu şehirde o kadar çok kötü anı biriktirdim ki bunlarla özdeşleştirdim artık burayı. bunu pek mantıklı bulmasam da rahatsız ediyor. buraya geldim geleli hayatımdaki aksilikler bitmiyor, toparlanamıyorum bir türlü. saçma tabii bu düşünceler. üniversite için gelmiştim buraya ve o dönemde de içimde yoğun bir uzaklara gitme isteği vardı ama bu konuda da çabam yoktu. o ara kıbrıs'a gitmeyi baya ciddi düşündüm ama herkes aptal mısın orada eğitim aşırı berbat falan derlerdi dolu kötü şey duydum orasıyla ilgili. zaten ailem de hiç istemiyordu en büyük sebebi buydu sanırım gitmemenin.
12.sınıftayken çok tuhaf bir şey yaşamıştım aslında düşününce hayatım hakkında çok şey anlatıyordu ipucu veriyordu adeta. lisede yurtta kalıyordum ve bir gün beni uyandıramamışlar, konuşmuyormuşum da öylece uyuyormuşum. çok endişelenmişler hastaneye götürmüşler orada da bir şeylerden şüphelenmişler testler yapılmış ama hiçbir sorun çıkmamış. ben de çoğu şeyi hatırlamıyorum, hastanede uyanmamı hatırlıyorum. bu olaydan önce ruhsal olarak çok daralıyordum ama bu olay olunca bana öyle bir rahatlama gelmişti ki arınmıştım adeta. üniversite sınavına da çok az kalmıştı, ailem bile istersen sınava girme demişti ben girdim ama. hatta ilginç olan normalde hiç ders çalışma huyu olmayan ben o dönem ders bile çalışmıştım o derece iyi hissediyordum kendimi. zaten o yaz da o kadar güzel geçmişti ki. arkadaşlarımla çok eğlendim çok gezdim. günler ne kadar da güzel geçiyordu, sondu ama bir daha öyle bir yaz olmadı.
lisede sonra genelde insanlar birlikte seçerdi şehrini aynı ortamda bulunup aynı evde kalmak için. bazı arkadaşlarım bana da çok ısrar etti aynı yerleri yazabilirdik ama ben uzaklara gitmek istiyordum. uzak demek de tuhaf geliyor sanki ne kadar uzağa gidebildim. gele gele buraya geldim.
ailem aşırı baskıcı her şeyde kendi istediklerini yapmamı isterler özellikle bazı konularda aşırı radikal ler. bunların başında de meslek geliyordu. öylesine takıntılılar ki. kendimi bildim bileli sen doktor olacaksın falan. oysa ben hastaneleri hastalıkları hiç sevmem yapım da pek uymaz bunlarla uğraşmaya. başka bir şey seçersem onları üzerim gibi geldi çok vicdan azabı çektim. hep onları mutlu etmek istedim bu yönde seçenekler yapmaya çalıştım ama tabii bunu da pek başaramadım. üzülüyorum onlar için, böyle bir evlatları olduğu için. tabii onların istediğini seçtim. en azından 1 sene uğraşmayayım diye ingilizce seçtim ama sonra vicdan azabı çektim son anda sınava girdim geçtim. bunu düşününce gülüyorum şimdi o an 1 sene gözüme öyle çok gözükmüştü öylesine endişelenmiştim ki. başıma geleceklerden ne kadar habersizmişim.
bu yaşlarımda hiç böyle düşünemezdim kendimi ama tabii şu hayatta bir insanın başına gelebileceklerinin bir sınırı yok. o kadar çok başarısız ve boş birisi olarak hissediyorum ki kendimi. bahaneler bulmak bir şeyleri suçlamak da o kadar anlamsız ki ama ona rağmen yapıyorum sanırım. çok kırılgan oldum hep.
değiştirmem gereken çok şey var ama değiştirebilecsk gücüm kalmamış. zaten sürekli bir şeyler karşısında çaresiz kalmaktan insan çaresizliği öylesine benimsiyor ki en ufak şeylerde bile karşına çıkıyor bu. bunun anlamsız olduğunu bilmek de çözüm olmuyor.
çok yorulmuş ve çok kırgın hissediyorum kendimi. neşemi kaybettim.
şimdi bu yazıyı okudum bir tuhaf hissettirdi bana. sanki başka birisi yazdı. bir şeyleri anlatabilme yazabilme becerim aşırı azalmış.
12.sınıftayken çok tuhaf bir şey yaşamıştım aslında düşününce hayatım hakkında çok şey anlatıyordu ipucu veriyordu adeta. lisede yurtta kalıyordum ve bir gün beni uyandıramamışlar, konuşmuyormuşum da öylece uyuyormuşum. çok endişelenmişler hastaneye götürmüşler orada da bir şeylerden şüphelenmişler testler yapılmış ama hiçbir sorun çıkmamış. ben de çoğu şeyi hatırlamıyorum, hastanede uyanmamı hatırlıyorum. bu olaydan önce ruhsal olarak çok daralıyordum ama bu olay olunca bana öyle bir rahatlama gelmişti ki arınmıştım adeta. üniversite sınavına da çok az kalmıştı, ailem bile istersen sınava girme demişti ben girdim ama. hatta ilginç olan normalde hiç ders çalışma huyu olmayan ben o dönem ders bile çalışmıştım o derece iyi hissediyordum kendimi. zaten o yaz da o kadar güzel geçmişti ki. arkadaşlarımla çok eğlendim çok gezdim. günler ne kadar da güzel geçiyordu, sondu ama bir daha öyle bir yaz olmadı.
lisede sonra genelde insanlar birlikte seçerdi şehrini aynı ortamda bulunup aynı evde kalmak için. bazı arkadaşlarım bana da çok ısrar etti aynı yerleri yazabilirdik ama ben uzaklara gitmek istiyordum. uzak demek de tuhaf geliyor sanki ne kadar uzağa gidebildim. gele gele buraya geldim.
ailem aşırı baskıcı her şeyde kendi istediklerini yapmamı isterler özellikle bazı konularda aşırı radikal ler. bunların başında de meslek geliyordu. öylesine takıntılılar ki. kendimi bildim bileli sen doktor olacaksın falan. oysa ben hastaneleri hastalıkları hiç sevmem yapım da pek uymaz bunlarla uğraşmaya. başka bir şey seçersem onları üzerim gibi geldi çok vicdan azabı çektim. hep onları mutlu etmek istedim bu yönde seçenekler yapmaya çalıştım ama tabii bunu da pek başaramadım. üzülüyorum onlar için, böyle bir evlatları olduğu için. tabii onların istediğini seçtim. en azından 1 sene uğraşmayayım diye ingilizce seçtim ama sonra vicdan azabı çektim son anda sınava girdim geçtim. bunu düşününce gülüyorum şimdi o an 1 sene gözüme öyle çok gözükmüştü öylesine endişelenmiştim ki. başıma geleceklerden ne kadar habersizmişim.
bu yaşlarımda hiç böyle düşünemezdim kendimi ama tabii şu hayatta bir insanın başına gelebileceklerinin bir sınırı yok. o kadar çok başarısız ve boş birisi olarak hissediyorum ki kendimi. bahaneler bulmak bir şeyleri suçlamak da o kadar anlamsız ki ama ona rağmen yapıyorum sanırım. çok kırılgan oldum hep.
değiştirmem gereken çok şey var ama değiştirebilecsk gücüm kalmamış. zaten sürekli bir şeyler karşısında çaresiz kalmaktan insan çaresizliği öylesine benimsiyor ki en ufak şeylerde bile karşına çıkıyor bu. bunun anlamsız olduğunu bilmek de çözüm olmuyor.
çok yorulmuş ve çok kırgın hissediyorum kendimi. neşemi kaybettim.
şimdi bu yazıyı okudum bir tuhaf hissettirdi bana. sanki başka birisi yazdı. bir şeyleri anlatabilme yazabilme becerim aşırı azalmış.
devamını gör...
4080.
serviste bir kıza yer tutması için ceketimi verdim akşam aradı ceketlerimiz karışmış diye. yoo doğru desem de şimdi fark ettim ki harbiden karışmış a..koyim. sabah bakalım ne diyecek ehehehe.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2