3881.
bugün bir sitede şu yazıyı gördüm. hamlet'ten bir söz. çok derin, çok anlamlı.

"there are more things in heaven and earth, horatio, than are dreamt of in your philosophy"

haddini bil diyor aslında, sen aciz bir varlıksın diyor. düşüncelerinin bile erişemediği yerler var diyor. zihin dediğin şey zaten bir teyp gibi, kaydettiğini saklar. düşünürken de bu teypten okursun. önemli olan ötesi... ötesine erişmek için ne yapmalı? insan kendini bu maddiyatın zincirleriyle aşabilir mi? hayat sadece günlük ihtiyaçları gidermek ya da yılda 1 2 haftalık tatil için mi yaşanır? işte insanlığın ekseriyetinin içten içe merak etmediği bir soru.
devamını gör...
3882.
hiçbir şey sarmıyor.
devamını gör...
3883.
herkesin evinde bir hevesle alınıp hiç kullanılmamış eşyalar vardır. bizde de koşu bandı var bir tane. oda oda dolaştırıyoruz ve bu iş hep bana kalıyor.
neden diyorum deniz kenarında yaşayan biri eve koşu bandı alır. in sahilde yürü.oldukça ağır üstelik ve bu sefer alt kata indirmem gerekti. babama söylene söylene indirirken öğrendim ki annemin ayağında ki rahatsızlıktan dolayı yürümesini söylemiş doktor fakat annem 7. kattan inerken çok zorlanıyormuş.o yüzden babam koşu bandı almış anneme zorlanmasın diye...
şu inceliğe bakar mısınız...
nerede şimdi böyle aşklar.
devamını gör...
3884.
bugün her zaman oturduğum kafede tekerlekli sandalye ile hayatını devam ettirmeye çalışan biri ile tanıştım.

dünyanın en güzel insanı ya hu. böyle bir naiflik yok. tam bir kitap kurdu, bilgili müthiş bir insan. arada karşılaştığımız için merhabalaştık tanıştık. masama davet ettim gel kahve içelim dedim. laf lafı açınca sakatlığından bahsetti biraz.

içlerinde yakınlarının da olduğu, farklı kişiler tarafından defalarca dolandırıldığından bahsetti. en başta dayısı bu kişiye ev satmış. gösterdiği ile sattığı ev arasında dağlar kadar fark varmış. hem görünüş hemde para olarak. çok zengin bir adam olan dayısı yaklaşık 150bin tl dolandırmış bu kişiyi. sonra evini başka bir yakınına satmış. parasını 5 yıl alamamış felan bir sürü şey olmuş. velhasılı elinde ne parası ne de evi kalmış.

sonra doktoru dolandırmış. tedavi olabilir bir sakatlıkmış. amerikada bu işin çözümü varmış. 90bin dolarlık bu işlemin başlatılması için bu kişiden 9bin dolar almış ve kaybolmuş.
babası sakat olduğu için bahaneler uydurup evden kovmuş. şu an kirada tek başına yaşamaya çalışıyormuş.

sevgilisi varmış, aşıkmış kıza. yakın arkadaşları kızın başka biriyle sarmaş dolaş gezip tozarken, ne bileyim öpüşürken felan videosunu, resimlerini çekmişler bu kişiye göstermişler. bu kız seni aldatıyor vazgeç bu sevdadan diye.

deist bir insanmış ayrıca. arkadaşlarıyla oturdukları başka bir kafede dinci bir gurupla sözlü tartışmaya girmişler. bu horozbu çocukları acımamışlar buna, sakat felan dememişler tekerlekli sandalyede ki adamıda dövmüşler.
daha var, bir sürü şey anlattı.

ya hu dedi, yaşamak için, hayatta kalmak için, hayata azıcıkta olsa tutunmak için kendimi parçalıyorum. ama bırakmıyorlar abi hayatıma devam edeyim. sanki hepsi ölmemi istiyor. sanki ben olmasam herşey çok güzel olacakmış gibi geliyor dedi. bazen ne yapacağımı bilmiyorum dedi.

bende bir tik ya da bir hastalık(muhtemelen psikolojik) var.
bacaklarımı sallarım ben. bunu yapmadan duramam mümkün değil. o kadar rahatsız olurum o derece yani. illa titretecem o bacaklarımı.*
abi dedi, ben kafeye geldiğimde biraz seni izledim. bacakların durmuyor maşallah taa konya'ya vardı dedi güldük. sorma ya hu, bunu yapınca iyi geliyor dedim bende gülüştük biraz.

sonra dedi ki;
yalnız abi dedi ben masana geldiğimden beri bırak titretmeyi, sallamayı yerini bile değiştirmedin oynatmadın dedi. bu konuda asla takıntılı biri değilim lakin, bu güzel düşüncen için teşekkür ederim dedi. dedim kardeşim umarım fark etmezsin diye içimden ne olur anlamasın felan demiştim ama içimi okudun heralde dedim.
tekrar teşekkür etti ve devam etti.

abi sen belki üzülürüm, belki kırılırım diye bacaklarını bile oynatmazken insanlar bana bunları yaptı.
en yakınlarımdan en uzağıma kadar hiç kimse acımadı, tek bir saniye bile düşünmediler. kırdılar, incittiler beni canımdan bezdirdiler. oysa hiçbirine yük değildim. param pulum vardı kimseye muhtaç olmadım herşeyimi kendim hallettim dedi. anlattı biraz daha. ben, o anlattıkça yerin dibine giriyordum.

hayatından bezdirilen başka bir insan ile tanıştım bugün sözlük.
üstelik sakat.
mobilize olmak onun için öyle zor ki. biz azıcık bir uğraş ile belki dünyanın öbür ucuna gidebilecek insanlarız. ama onun için evden çıkmak bile o kadar zor ki.
kahroldum ya hu!

insanlar neden kötü olmak için, kötülük yapmak için fırsat kollar?
neden merhamet duygusu ışık hızı ile kaybolur içimizden?
alt tarafı azıcık yaşayıp sonra geberip gideceğiz. niye be kardeşim... niye?
böyle şeyler duydukça kafayı yiyorum, üzüntüden kahroluyorum sözlük.
devamını gör...
3885.
bazen kendimi çok özlüyorum, şimdi olduğu gibi.
devamını gör...
3886.
2021 yaz…

hava nasıl sıcak, ben deli gibi ders çalışıyorum. ev benim evim değil zaten evim hiç benim evim olmadı ya o başka zamanın konusu. ölüyorum sıcaktan, evsizlikten, mecburiyetten…

son zamanlar benim anayasa çalışma vaktim gelmiş. yazdım sana çünkü anlıyordum hiç anlamadığım şeyleri sen anlatınca. sorular attım cevapladın yazınca anlamıyorum dedim ses kaydı attın. sesini duydum çok ağladım şimdi daha olsa yine ağlarım.

o günün gecesi ben şu an çalan şarkıyı dinledim ağladım öyle uyudum o gece geldi aklıma.

ben senin istediğin gibi biri olamadım bak hala tatar çölündeyim kaldım gidemiyorum.

sen gittin kalbinde ben olmadan yanında ailen olmadan tek başına gittin. hayatın için güzel gelişmeler. benim için de.

bırakamıyorum ya seni ya deliriyorum ya zaten deliyim kimse fark etmiyor. bir gün ararsın diye numaramı değiştirmem. hala aynı yerde oturuyorum, okulu ablan biliyor hiç istemedin beni.

her şey eksik her şey. sana anlatamadığım hiçbir şey tam olmuyor. hayatım zor hep zordu ama daha az zor artık. biliyor musun benden bir ay sonra değil önce atansan senin şehrini yazardım kimsesizdim bir yere gidemedim ama olduğum yere de ait olamadım.

problem benim yaptığım her şeyden pişman olmamla ilgili sanırım. esma var canım esmam ablam onu tanıdığım için çok mutluyum sen bilmiyorsun ya esma’yı nazmiye var tarot bakar ama senin için bakmaz. bir de ben varım hala o otogarda ağlayan kız …
devamını gör...
3887.
kadere inanmak lazım. bazı şeyler insan iradesinin çok dışında.
mesela ukrayna da propaganda için gopro ile çekim yapan askerler var. topçu bombardımanı altında kalıp burnu bile kanamadan sağ çıkan mı dersin ya da bir evden karşı tarafa makineli tüfeği ile ateş açarken bir anda cm farkı ile duvara saplanan keskin nişancı atışından kurtulmak mı dersin veyahut bir askerin redmi telefonuna saplanan 7,62 merminin (yorgun mermi) askerin hayatını kurtarması mi dersin neler neler.
ama az önce drone ile çekilmiş bir şey izledim.
bradley'nin açılan arka kapağından toprağa atlayarak çıkacak bir asker, daha toprağa bastığı ilk adımda mayına çarpıyor ve bacağı kopuyor. araca geri binmeye çalışırken tam kopmamis bacağı arkasından sürünüyordu.

derler ya denizci 7 denizi aşmış bir bardak suda boğulmuş diye.
hayat ilginç bir şey.
devamını gör...
3888.
"bugün oturdum ölümü düşündüm
yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken"
devamını gör...
3889.
markette hep bana el sallıyorsun,

sevdiğin kuruyemiş markasının paketlerinin arasından, sevdiğin marka maden suyu şişelerinin arasından, dergi raflarının arasında tavsiye ettiğin derginin ambalajındaki yansımadan…

sürekli senle bakışıyor gibiyiz. saçma detayların arasından el sallıyorsun bana, görüyorum.

ve sana el sallayabileceğim en ufak bir özelliğimi dahi hatırlamıyor olduğunu düşünüp üzülüyorum.

neden kalbimizi kıranları bizi hatırlamakla cezalandırmıyorsun allahım?
devamını gör...
3890.
inanılmaz bir huzursuzluk sardı zihnimi akşam akşam. dayanırım dayanmasına, çekilir o da sorun değil ama tahammülüm çok azaldı yıllar içerisinde bu gelgit durumlarına.
uyusam bir dert uyumasam bir dert. rasyonalist tarafım anksiyetene kılıf uydurma diyor ama uydurmazsam nasıl yazı yazacağım?
devamını gör...
3891.
‘çekilin dokunmayın bana sizi boğmak istemiyorum…’
devamını gör...
3892.
yukarıdan aşağı şöyle bir göz atınca yazılanlara, vay anam vay neler dönmüş serhat ya.

yapmayın, etmeyin.
sizin "derdinizi nimet bilen" var...
devamını gör...
3893.
artık yeniden silkelenip ayağa kalkma vaktin gelmedi mi? yükselmiştin düştün yine en diptesin. lakin burası sıçramak için ideal bir yer biliyorsun daha önce de buradan çıktın çünkü.

tek yapman gereken şey kendini izleyip, duygularını yönetebilmek. biliyorsun ama uygulamıyorsun bunun vebali daha ağır olacak, farkındasın.

ait ve daha iyi hissettiğin hakikat yoluna geri dön boş işlerle meşgulsün kendine gel.
devamını gör...
3894.
insanlara maddi gerçekliğin ötesinde görünmeyen bir gerçekliğin varlığını anlatmak boşa uğraşmış. çünkü insanlar kendi ruhsal özlerine bile inanmıyorlarmış. kendi ruhsallığını sezinlemekten aciz çarpık bir zihniyete doğaüstünden bahsetmek incileri domuzların önüne atmak demekmiş.
devamını gör...
3895.
haftalar sonra ilk kez yeniden, yeniden seyrettim seni rosa. kısaydı; aramızda bir engel vardı, dağ gibi! iki eliyle tutunuyordu. o ne heybet öyle! tüm manzaramı kapatıyordu. dünyanın en alçak insanı!

anlatmak istediğim çok şey var sana. işler biraz yolunda, biraz değil. işimde iyiyim rosa, çalışıyorum. adamakıllı! hakkını vererek! başarılı biriyim ben rosa, biliyor musun? keşke bilsen. alçak biriyim de aynı zamanda, bunu kesin biliyorsundur. "köpek yavrusu gibi bana bakıyor, sevgi dilenen bir dilenci!" diyorsun, biliyorum. ayaklarına kapanmak istiyordum, beni sevmen için, birazcık, bir kırıntı kadar sevgin için neler vermezdim! bir tek sen ve ben! rüya gibi!

sana bakmak yasaktı, biliyordum bunu; yine de durduramıyordum kendimi. insan yüzsüzleşmeyegörsün rosa! tüm haysiyetimi yitiriyordum, senin karşındayken! o manzarayı bir görsen, rosa! kendine bir baksan benim gözümden, bir daha unutamazdın! gökyüzünden daha güzel! yıldızlardan daha uzak!

sana bakmak günahtı! sevaplarımın bir kısmını harcadığımı biliyordum. hızla tüketiyor olmalıydım, seni düşünerek!

ama tanrım!
sen de biliyorsun, ne kadar güzel olduğunu!
bir rüya gibi!
senin eserin! senden başkasının yapabileceği bir iş değil!
o kadar basit değil tanrım!
biliyorum ve gücünün karşısında eğiliyorum!

özür dilerim tanrım! özür dilerim rosa!
devamını gör...
3896.
hastane odasında birkaç saat..

başucunda yabancılaşan bir kadın
sana
belki de daha çok kendine..

hastane odasında senle birkaç saat..

şimdi hatırımda olmayan
.... gereksiz konuşmalar,
asıl söylenmesi gerekenleri meçhul bir zamana erteleyerek...
aslında hiç gelmeyecek bir zamana..

yaşanabilir miydi bir kez daha yaşanılanlar..

hastane odasında sadece birkaç saat,

s(o)n gün anladım hâlâ ilk günkü gibi aşık olduğumu ve ömrümce aşık kalacağımı..

b.
devamını gör...
3897.
hastane koridorlarının umutsuzluğunu parçalayan sendin bugün. öyle güzeldin ki, seni görenlerin tanrı'ya inancı arttı, bakan gözlerin şaşkınlığında hissettim bunu. tarkan'ın şarkısında "belindeki kemer olayım, saçındaki toka olayım, nefesin olup içine dolayım, ez geç yürüdüğün yollar olayım..." demesi gibi; kolundaki çanta olup tenine dokunmak, ayağındaki ayakkabı olup vurmamak, gözündeki yeşil olup aynada yine sana bakmak, dudağındaki gülümseme olup çevremi güneş gibi ısıtmak istedim...
devamını gör...
3898.
sessiz gürültüden muzdarip yine uykulara yabancı; hangi zamana ait olduğunu hatırlamıyor. kum saati çoktan yer çekimine yenilmiş; kırılan parçalar öze dönüşmeyi bekliyor. günler geceler ile el ele tutuşup yorulmak bilmeyen neşeli çocuklar gibi hiç durmadan dönerken, sonu gelmeyecek gibi gözüken bu yolculukta kendi kendini mutlu edecek yalanlar uyduruyor; "nereye varacağına değil, sürece inan..." yedi düvele nam salmış onca miskinliğine karşın nasıl oluyor da hiç yorulmayışına şaşırıyor. ardında bıraktığı adımların izlerinden doğan renk cümbüşünün gökyüzüne yükseleşini, bulutları kesen çizgilerin göçmen ve yurtsuz kuşlarla dans edişine şahit oluyor. yol aldıkça içinden doğan müzikle büyülenen yanlarından geçtiği o tüm ağaçlar ve çiçekler şarkılarına gözyaşları ile eşlik ediyor... güzelliğini tasvir edecek kelimeleri seçemediği, daha önce eşi benzerini görmediği bir kadın çıkıyor karşısına ve yanlış yolda olduğunu söylüyor. "sen yine de bildiğini okursun fakat ben yıldızları döktüm önüne..." sözleriyle karanlığa karışıyor. her seferinde olduğu gibi bu kez de kalbinin sesini dinliyor. derinden gelen bir ışık kaynağına kapılıp yürümeye devam ediyor. renksiz, sessiz, dalgasız ve durgun bir denizin üzerinde yanan ateşten yükseliyor ışık. yaklaştıkça gözleri kamaşıyor ve çevresindeki varlıkları seçemez oluyor. eğilip suya dokunmaya çalışırken suretini görüyor ve gençleşen kendine hayran kalıyor. alevler denizin her yanına yayılmaya başladığında göz gözü göremez olunca içindeki dinmek bilmeyen yangını söndürmek için kendisini suya bırakıyor. su karanlığa, karanlık sonsuzluktan bir parçaya doğru evriliyor. dışarıdaki boşluk içindeki ile bütünleşiyor. taptaze bir galaksi göğsünün tam ortasından doğup büyüyerek tüm vücuduna yayılıyor. kadının yüzü canlanıyor gözlerinin önünde. gözlerinin ardında milyonlarca yıldız saklı, sözlerinin arasında yeni doğmuş gezegenler sıralı; kalbi, üşüyen kalbini yakan bir güneşe, yüzü karanlıkta yol gösteren bir uyduya, saçları kuruyan topraklarını canlandıran sonsuz bir ırmağa dönüşüyor. bir küçük galaksinin kalabalık yalnızlığında kaybolurken, yeni bir rüyaya daha uyanacak olduğunun farkında değilmiş gibi davranarak kendini tekrar tekrar avutuyor.
devamını gör...
3899.
yolda iki gözümün çiçeği...
2 gündür, şehirlerarası otobüslerde helak oluyor.
nasıl başarıyorsa, uyuyor şu an.
ses yapmayın...
devamını gör...
3900.
sıcağın kavurduğunu bilirim, soğuğun da insanı kemiklerine kadar üşütebileceğini. susuzluğun insanın dilini damağını nasıl kuruttuğunu da…

yalnızlığı tanırım. o kadar samimi olduk ki zamanla, sevdik birbirimizi. yokluğunda özleriz birbirimizi, ilk fırsatta kucaklaşırız.

bir tek sahipsizliği tatmadım.

keşke yetebilseydi zaman. yetişebilseydi. keşke bu kadar hızlı koşmasaydı da ayaklarım, adımlarımız paralel atılabilseydi ıssızlıkta. geceler daha uzun olsaydı, uykumuz daha geç kalsaydı yatağa. odamızın kapısı hiç açılmasaydı, kilitler dışardan vurulsaydı üzerimize.

şimdi aklımda seninle, daha sıcak, daha kurak bu yaz. daha soğuk üşüdüğüm gece. daha da kuru dilim damağım… yalnızlık daha içten kucaklıyor beni.
ve ne yazık! sahipsiz kaldığım bir gün, sensiz olanı.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim