5101.
yoruldum dedikçe yokuş oldunuz, ama bu devran elbet dönecek..
devamını gör...
5102.
yakalannndımmm ahh yarraaağğlannndımm..

yakaladım seni seni
yakalandım beni beniii
devamını gör...
5103.
‎gecenin rıhtımında sana bakıp dolunayı dizginler haldeyim.
‎puslu fırtınaların,gizli yağmurlarında beşeri çaresizliklerle baş başayım.
‎dileklerim,şakağıma dayadığım keşkelerimin korkusudur.
‎baktıkça dokusu bozulan denizlere karşı haykırışımdır geçmişim.
‎mevsimlerin silsilesinde içerim dünyanın zehr-i şerbetini de.
‎boynu bükük cümleler sarfeder göz bebeklerim.
‎köhne limanlardan alıp,harabe tersanelere çektiğim hatıralarımadır iç çekişlerim.
‎denizlerin vicdanına kalmış,gemiden inen, kayığa binen, mahzun bi' kaptanın hikayesinde gizliyim.

devamını gör...
5104.
koyu yazılmış bir mısra gibiydi hayat.
ne tam okunabiliyordu, ne de görmezden gelinebiliyordu..altı çizilmiş bir yalnızlık gibi duruyordu satır aralarında..
kimse tam olarak ne dediğini bilmiyordu bu hayatın..ama herkes bir şey hissetmişti geçerken içinden.
bir burukluk.
bir eksiklik.
bir “keşke başka türlü yazılsaydı” sızısı.
zaman öyle bir anlatmıştı ki kafamıza vurarak,
hayat öyle silik silik yaşanacak bir şey değildi...
koyu yazılmalıydı..
hissedilmeli, vurmalı, bazen can yakmalıydı.
çünkü hafif yaşanan şeyler çabuk unutuluyordu.
ama o koyu yazılmış mısralar
öyle bir kalıyordu ki insanın içinde,
yıllar geçse bile silinmiyordu...
devamını gör...
5105.
bugün kötü bir şey yazmayacağım...
kısa sürede inanılmaz güzel ilişkiler kurdum. kısa bir süre de kazandığım kalplerin mutluluğuna şahit oldum bu akşam.beni gördüklerinde gözlerinin içi gülen mükemmel insanlar...bunu o kadar geçiriyorlar kii bana. ben bunu o kadar hissediyorum ki içtenlikle.
göz gülümser mi? gülümsüyor işte...
şimdi gidip onu çok sevdiğimi söylicem.
çünkü gerçekten çok seviyorum...
diğeri hemcinsim değil, bunu ona söyleyemem ama o zaten bunun farkında...
teşekkür ederim iyi ki varsınız...
devamını gör...
5106.
sevginin yetersiz kaldığı çağlarda büyüdüm ben. bildiğim tüm doğruların birer birer foyası çıktı ortaya. korktuğum ne varsa ona dönüştüm gün geçtikçe. mezarlığıma getirilen çiçeklere ah ettim içimden. sığınılan bahanelerin celladı oldum. sonunda kendi kalbimi söktüm. boynu bükülen bütün çiçeklerimin kökünü ben kazıdım tırnaklarımla. şimdi ise bir rakı masasında teslim ettim ruhumu ve bedenimi. akıl almaz bir çekilmenin kurbanı olmaya mecburum. aynı gün hem tanrı oldum hem kul. bıraktım kendimi anasonun baş döndürücü kokusuyla. artık özgür bir tutsağım.
devamını gör...
5107.
yine bu başlığa düştüm, biri beni engellesin şu başlıktan.
şimdi bir şeyler anlatsam fazla detay vereceğim özel hayatım hakkında, anlatmasam içim içimi yiyecek.

masadan günlüğümü almaya da üşeniyorum açıkçası.

gerçi yazsam da iyi gelmiyor artık. daha da yük oluyor sanki. kelime dağarcığım bile yetmiyor çoğu zaman.

maden suyum ile bakışıyoruz yazıya odaklanmadığım süreçlerde.
beypazarı'nı da hiç sevmem ama maden suyunu beypazarı'ndan tercih etmeyenleri tenha köşelerde vurdukları için başka bir seçeneğim yoktu.
o da beni sevmiyor, ben de onu sevmiyorum ama katlanıyoruz işte.

beypazarı olduğu bile belli değil garibanın.
üzerindeki ambalaj kağıdını sökerek onu kendisinden uzaklaştırdım çünkü.
en az benim kadar her şeyden uzaklaşmış ve çöpe atılmayı bekleyen durumda bekliyor enayi.
renginde bile meymenet yok, türbe yeşili mi kaldı.

öyle işte. kendimi üzdüğüm yetmediği için bir de gidip beypazarı şişesini üzeceğim.
çok gözüme batıyor şu sıralar.
devamını gör...
5108.
(bkz: kışın okunacak başlıklar)
devamını gör...
5109.
ara ara sözlüğe uğrayıp bir de buraya iç döküp gitmek de adetimiz oldu he.
yine bir hayat güncellemesi o toz pembe ilişkiyle hayatın gerçeklerinin çatıştığı noktadayız. ve cidden çok zorlanıp çok yoruluyorum. elimde bir ip var. hem hayata bağlıyor hem ara ara çok acıtıyor. insan zorlanıyor en nihayetinde.
(: hoş benim hayatımın zor olmayan dönemi var mı o da muamma tabi.
insanların haklı çıkması ihtimali beni çok korkutuyor
devamını gör...
5110.
deneyip beceremediklerim
- çay kaşığı ve cımbız yardımıyla sivrisinek yakalamak…
- meyveye zarar vermeden şeftalinin çekirdeğini çıkarmak... (kayısı hile yardımıyla oluyor)
- “siz bizim çekoslovaklaştırmadıklarımızdan mısınız” cümlesini ezbere tersten okumak.
- kedinin kuyruğuna iki düğüm atmak... tırmalanmak suretiyle vazgeçirildim.
- beşinci kata kadar basamakları arka arkaya yürüyerek çıkmak
- ceviz kıracağıyla hindistan cevizi kırmak
- barış manço’nun o “güzel” sesine 10 saniyeden fazla tahammül etmek
- çiviye çivi söktürmek.
- dilim dolaşmadan hyaluronik asit demek. eve tek başımayken söylüyorum da mağazada “sizde hyaluronic asit var mı” derken hayaşlurtonic falan diye foşurduyorum. niye hyaluronik asit almaya gidiyorsam. gıcıklık benimkisi.
- sütlü tatlı yemek. derhal böyyyyyyk geliyor.
- pişmiş yumurtayı kabuğunu kırmadan kabuktan çıkarmak. (üstte bir delik açtım tamam. o kadar zalım değiliz)
devamını gör...
5111.
kendimden kaçmaya çalışırken, rotamın esasen bir fasit daireden ibaret olduğunu anlamam zor oldu. kaçışım beyhude, vardığım nokta ise hep aynıydı. çöpleşmiş zihnimin bataklığı beni çektikçe çekiyor, nefes almamı zorlaştırıyordu. korkuyordum… yapayalnız ve içsel bir karmaşanın içinde neyin neden olduğunu anlamlandırmaya çalışıyordum.
çığlık attığında sesinin çıkmadığı o en köhne kabuslara sıkışıp kalmıştım. her şey çok siyah. her yer çok karanlık…

düşüncesel bir kara delik oluşturmuştum kafamda. olan her şeyi içine çeken siyah bir girdap. renkler nerede? sahi ben en son ne vakit güldüm? içten ve yalansız. belirsizliklerle dolu bu hengamenin içinde içim bomboş şekilde savrulup duruyordum. ne bir umut ışığı vardı ne bir gökkuşağı.

küskün ve dargındım. kalbim de ziyadesiyle kırık. yaşam olgusuna ölü ruhumla katkıda bulunamazdım. cesur değilim ama titreye titreye kılıç kuşanmıştım. korkuyorum… ama savaşmaktan geri durmuyorum. belki de en çok bu yormuştu beni.
devamını gör...
5112.
zifiri sır gibi bir boşluk var içimde, içinde kaybolduğum. geceyi giydim üzerime ve bir zamanlar sahip olduğum bir şeylerin izini sürüyorum. sanki kalbim, uzun zaman önce terk edilmiş bir mabedin taşlarında yankılanan dualarla, yakınmalarla dolu. her şey suskun, kelimeler yüz çevirmiş, cümlelere dökülmez olmuşlar. duyanın etkilendiği, boş dağlarda yankılanan bir ses. ne olmuş yani, acısından dağları çatlatsa neye yarar, bir “hoş geldin” diyeni olmadıktan sonra. insanlar konuşuyor, ben susuyorum, dönüyorum kendi ateşimin etrafında. şimdi daha iyi anlıyorum antik metinleri, sadece toprak değildi insanın cevheri, acıyla akan gözyaşı da vardı. öyle yazmaz mı sümerlerde, babillerde? açın bakın işte, yok benim anlatacak takatim. ve işte şimdi buradayım. ne tam kırılmışım ne de tam sağlam. ama hala ayaktayım.
devamını gör...
5113.
‎ruhsal çöküntü başlar,dizginleyemezsem beynimi.
‎fikirlerimden dökülecekleri engeller dilimin kemiği.
‎korkularım gidiyor da sorgularım azalmıyor zihnimin içinden.
‎hangi mevsimde ararsam bulurum kendimi?
‎huzuru yârin kollarında bulacağıma eminim.
‎yazdığım cümlelere âhım bulaşırsa,ne olur seçimlerim?
‎yaşadığım dünya,zindanların en kuytusundan acılı karanlık.
‎acelesi olan kaderin varacağı yer,yatacağım toprak mıdır?
‎akışına bıraksam da depremler ile örülü ayazımı,vazgeçirir mi beni,yol ayrımı?
‎gayretlerimi sana sunuyorum tanrım.
‎yakından tanıyorum tiyatral maskeleri.
‎söküp atmaktayım içimdeki keşkeleri.
‎baktığımda görmekten yorulduğum bursa'nın manzarası sisli görünür gözümde.
‎bu şehir kimi kabul eder işin özünde?
‎çevreme karşı seçiciliğim niyedir?
‎kötülük geçirmez sadeliktedir, düşüncelerim.
‎ahımı duyar sabahlarım,uyanır bir gün daha kararlılığım.
‎yazarım,yazarım da dikişleri sökülür cümlelerimin.
‎her şiirim vedadır sevdiklerime.
‎veda ne zamandır bilemiyorum.

devamını gör...
5114.
sevgimin önemi yok
inandığım şeylerin önemi var
verdiğim sözlerin
doğru olduğunu düşündüğüm fikirlerin
önemi var
sevgimin özelliği yok
hayallerimin var

sevgim diyalektik
büyük büyük, ideal değil

sevgimin bir değeri yok

ben herkesi severim..
devamını gör...
5115.
adam mırıldandığı şarkının farkına varınca şaşırdı, üstelik sadece aynı yeri tekrar tekrar söylediğini anlayınca daha çok şaşırdı.

masaya oturdu, önüne yeni bir kağıt çekti, kalemini eline aldı, belki de hiç varolmamış bir kadına yazdığı mektubuna devam etmeye başladı.

..
böyle işte, yani son hal bu, son durum bu, ben senden geçmişim, bu nasıl oldu, ne zaman oldu farkına bile varmadım biliyor musun?

yok, pardon.
bana son dokunduğun gün gerçekten farkına vardım bunun, dokunman yine iç yaktı, ölene kadar da yakacak belki bilmiyorum ama bir şey eksikti artık.
adını tam koyamıyorum o eksikliğin ve işin aslı çok da merak etmiyorum, aynı seni ve bundan sonra ne yapacağını merak etmediğim gibi, şaşırtıcı di mi bunları benden duyman?
hayat işte, insanlar işte, herkes ve her şey tuhaf işte.
umarım aradığın her ne ise bulursun ama önce ne aradığını bilmen gerekiyor sanki, işin orası da beni zerre ilgilendirmeyen bir şey, tıpkı sen gibi.

daha önceki mektuplarıma hiç benzemedi bu mektubum biliyorum, hatta bu sana yazdığım son mektup olacak, onu da biliyorum bak.

hayatta tercihler vardır, tercihler insanlar için vardır, insanların tercih ettikleri insanlar vardır, insanların tercih etmediği insanlar vardır, tercih edilmeyen insanların çekip gidecek kadar onurları vardır.

son kez, hoşça kal.
...

adam mektubu katladı, zarfa koydu, zarfın üstüne isim ve adres yazdı, "ömrü hayatımda postaya vereceğim son mektup büyük ihtimalle bu olacak" diye düşündü, unutmamak için dış kapının yanındaki anahtarlarını koyduğu rafa koydu.

sonra da kafasında durmadan çalan şarkıyı sonsuza kadar susturdu.
devamını gör...
5116.
fazla karalamayın lazım olur.
devamını gör...
5117.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
5118.
sakın, bu gençliğin bakidir sanma
yıllar ile yarışınca anlarsın
ola ki, aynaya bakıp aldanma
yüz hatların, buruşunca anlarsın

ömründen gün çalar, bugün ve yarın
hazana dönüşür gülün gülüzarın
hilal kaş altında göz kapakların
günden, güne kırışınca anlarsın

ağrılar baş verir, sızılar dizin
sis çöker önüne puslanır gözün
ilenmeye başlar oğlun ve kızın
eşin bile darılınca anlarsın

elinde avucunda yok ise malın
yad olur dostların, sorulmaz halin
toz, toprak içinde saçın sakalın
birbirine karışınca anlarsın

geçmez, kara günler gam ile çile
elinde değil ki, edesin hile
yokuş, şöyle dursun, düz yolda bile
adım başı, yorulunca anlarsın

işte bu adam örnektir sana
göster baki kalmış var mı bey ile ağa
birgün kucak açıp kara toprağa
sadık dosta sarılınca anlarsın...
devamını gör...
5119.
kilo vermem gerekiyor düşünceleri dağıldıktan sonra önümde duran, siyah çerçeveli ve üreticisinin 16 milyon piksele sahip olduğunu söylediği monitörde ne yapılacak diye göz attım. silktiğim pikselleri, hepinizden nefret ediyorum. üreticinizin de canı cehenneme.
üzerinde sadece 50 cl yazısı olan bardaktan bir yudum daha aldım. kaç kere daha doldurmam gerekecek bilmiyorum. keşke bilmediğim tek şey bu olsaydı.
sabaha karşı 4:40'ta vakıfbank önünden alacak seni servis.
daha kaç kere duymam gerekiyor bu cümleyi? daha kaç sabaha karşı bomboş duvara bakma zevkinden mahrum kalacağımı hesap edemiyorum. bilmiyorum, belki de etmemeliyim.
bir şeyler eksikti zaten, ne olduğunu çözemiyorum. belki de mıknatıs almalıyım, evde mıknatıs yok. var olduğumdan beri mıknatısa kaç kere ihtiyacım oldu, kaç kere olacak? hiçbir fikrim yok.
her şeyi özetlemeye başladım. kendime bile. normalde çok detay vermemle bilinirdim, artık o da yok. değiştim gibi ama ne değişti çözemiyorum.
belki biraz uyumalıyım fakat oradan da pek umutlu değilim. koşarım belki de. koşma fikrinden vazgeçene kadar dururum belki de bilmiyorum.
yine hiçbir şey bilmediğim saatlerdeyim. o saatin kaç olduğunu merak bile etmiyorum. sorsalar da söylemem muhtemelen. ülkü tamer'in kuş vuralım istersen cümlesi gibiyim biraz.
biraz merhametten yoksun, biraz mekandan, epeyce de zamandan.

izmir'e doğru yola çıkıcam. sıcaktan iğreniyorum. yolda terledikten sonra şoförün açtığı klimaya itiraz edicem belki biraz da. emin değilim, yola bağlı.
artık yola çıkmak istemiyorum.
ya da yola böyle çıkmak istemiyorum belki de. ne kadar çok belki dediğimi fark ettim az evvel.
belki de dememeliyim.
bi alternatif bulursak ona, bana da haber verin.
belki kullanırım, belki kullanmam.
haber vermezsiniz belki de.
devamını gör...
5120.
bardaktan boşanırcasına yağan yağmur yarım kalan aşkların saçlarını yıkıyor.

ve artık öznesi yaralıdır şiirin.
o eksik bir çarşamba,
ben yoksul bir salı...!
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim