1961.
alevler... yükselen alevler... gözümün önünden gitmiyor bu görüntü.
iş yerinde oturmuş çalışmaya çalışırken alevler geliyor gözümün önüne.
sebebi ise ocağın altını açık unutmuş olma ihtimalim. bir çay içeyim ya işe gitmeden içim ısınır.bunu yapmayı bırakmalıyım.
çayı içemedim zaten. şimdi de ocağın altının açık kalma ihtimali içimi kemiriyor. aslında kapattığımı biliyorum.ama evden çıkmadan son
kez bakarım ocağa hep benim için bir rutindir, emin olmak için. bu defa bakamadım, neden? kafasına göre saatlerde gelen iş servisi yüzünden.
ocak açık kalmıştır çaydanlık gittikçe daha fazla ısınır. içindeki suyun tamamı buhar olur. ama ocak yanıyor çaydanlık kararmaya başladı. kulpu eridi. ısı yükseliyor ve yükseliyor. çaydanlık yavaşça alev aldı yanıyor ve yanıyor. fark eden olmadı.
alevler sıçradı. halı tutuştu oradan perde cayır cayır yanıyor mutfak. kapı yanıyor alevler çoğalıyor artık durdurması pek zor. itfaiye geldi komşu üstte sıkışıp kalmış alevler çok... kaçamıyor. yaralı kurtuldu.
hayır hayır git aklımdan, ocağı söndürdüm ben eminim. ama ya söndürmedi isem?
yine izin mi istesem acaba? evet yine. izin alıp gittim bir defa aynı sebepten, ocak kapalı idi. ocak hep kapalıdır. ama sen gel de şu içimdeki yüzde 1 de olsa açık kalmış olabilir diyen iç sesime anlat.
hayır izin alamam yine. ev de çok uzak zaten. dakikalar nasıl bu kadar yavaş geçebilir?
oturduğum yerde küçülüyorum. geçmiyor dakikalar tik tak, tik tak. saate bakıyorum daha 10 dk mı geçmiş bugün nasıl bitecek?
sonra bu uzun süreli iç sıkıntısı artık canımı sıkmaya başlıyor. öfkeleniyorum. ne oldu açık kaldıysa ocak diyorum? he ne olacak?
en fazla bizim ev yanar. komşular fark eder elbet. bu iş ve ev döngüsünden sıkılmadın mı zaten? yanarsa yansın ne yapabilirim?
aklıma fight club geldi. benim ne eksiğim var tyler durden'den? onun da evi yandı. ben de onun gibi gider varoşlarda kırık dökük bir yere taşınırım. sabun yaparım belki de geçinmek için. yakınlarda yağ aldırma kliniği var mıydı ki ahaha. abartmayayım o kadar.
yaşıyorum nefes alıyorum, fırsatlar gelir. yaşamak için elbet yollar bulacağım, kuşkusuz. ne yapayım yanarsa da canımız sağolsun komşuya gitmez zaten fark edilir. bu acayip teselli biraz işe yarıyor...

sonunda eve vardım. koku yok bir rahatlık geldi bile. yine de dış kapı açılır açılmaz mutfağa fırladım. ocak ise tabiki kapalı idi her zamanki gibi.
devamını gör...
1962.
biliyorum, biliyorum... her defasında da tekrarlıyorum, bazen günler, haftalar, yıllarca. tekrarlamak yetseydi, şu aklıma sokabilseydim bazı şeyleri çok şey değişirdi. kendime ne kadar kızsam az. kimseye değil hep kendime kızıyorum. bir insan her şey için bu kadar suçlu olabilir mi? biliyorum, arkamda bir destekçi bile yok. beni hiçbir şey kurtarmıyor kendimden. çekip çıkarmak istiyorum bu bedenden kendimi, bedenime yazık ediyorum. oysa ne güler yüzlü insanım, gerçekten yazık bana.
devamını gör...
1963.
-yazmak üzerine birkaç mülahaza-
kendimizi konuşurken sözcükler ile yazarken de sözcükler ile ifade ederiz . kimi zaman sanki sözcükler bizi anlatmaya yetmez hale gelir. iyi de kendimizi başka nasıl anlatabiliriz ki ? yazdığımız , konuştuklarımız olmasa anlaşılamayız ki ? yazmak aslında ağlamak gibi ama sadece acısız olanı. kalemi kırmak kolaydır oysaki. yazmak çok kadim bir gelenek. düşünsenize milyarlarca insan yaşamış bugün bazılarının fikirleri aramızda ise bu yazının ve yazmanın bir getirisidir. basit bir atasözü gibi dursa da doğru aslında ; "söz uçar, yazı kalır."
devamını gör...
1964.
çok klişe bir sözdür hani bilirsiniz... "sen istemediğin sürece, hiç kimse seni üzemez, kıramaz, incitemez." şimdi bu sözü incelemek istiyorum. madem bu kadar basit ise, insanların sözlerine takılmayalım ve istediğimiz şekilde hayatımıza devam edelim ama nedense bir türlü öyle olamıyor, değil mi? neden takılıyoruz o halde? neden bazılarının sözleri bizi çok fazla etkiliyor? çünkü, hayatımızdaki bazı kişilere karşı gardımız çok düşük, o ne derse doğru kabul ediyoruz, zihnimizde bir filtreleme yok, söylediği şeyleri olduğu gibi iyi mi doğru mu yanlış mı diye sorgulamadan direkt kabullenip ona göre hareket eder hale geliyoruz. "yok ya o kadar da değil" dediğinizi duyar gibiyim ama bilinçli zihinle düşününce ben de öyle derim ama işin içine bilinçaltı girince işte olaylar öyle olmuyor. bir bakmışsın ki tam da onun dediğini yaparken kendini bulmuşsun, çünkü direkt bilinçaltına girmiş o düşünce... eee şimdi ne mi olacak? öncelikle her kim olursa olsun, öncelikle söylediklerini hemen doğru kabul etmeyeceksin, yani beyninde bir süzgeç olduğu düşünüp orada bir sorgulayacaksın.. bir de kim olduğunu ve hedeflerini bileceksin, o kişinin dedikleri beni hedeflerime ulaşma yönünde motive mi ediyor yoksa motivasyonumu mu düşürüyor? buna bakacaksın, yani kendi merkezinde kalacaksın. kendinin kim olduğunu bilen biri, aslında etrafındakilerden o kadar da kolay etkilenmiyor... bir de "hak ettiğine inanma" meselesi var, çoğumuz iyi şeyleri hak ettiğimize inanmıyoruz, belki de kendi başımıza hayal kurmaya bile korkuyoruz çünkü o hayallerimizdeki hayatı hak ettiğimize inanmıyoruz ki,"ohoo ben kimim ki hayallerimi gerçekleştireyim" diyerekten zaten kendi kendimizi sabote ediyoruz aslında böylelikle dışarıdan birinin moralimizi bozmasına gerek kalmıyor ki zaten biz kendi moralimizi itinayla kendimiz bozuyoruz... öncelikle bunu okuyan kardeşim * "sen iyi bir hayatı hak ediyorsun, güzel davranılmayı hak ediyorsun..." buna inan ve sonrasında hedeflerini belirle ve beynine bir filtreleme sistemi getirip seni yolundan döndürmek isteyenlere karşı onu kullan ve gerekli çabayı etik yollardan gösterdiğin sürece yolun açıktır, buna inan, hadi hayırlı yolculuklar olsun şimdiden. *
devamını gör...
1965.


şehrin batı kanadına gidiyorum. kuzeybatı kanadına... ama batı demeyi seviyorum.. önce eski evimizin bulunduğu mevkiye geliyorum. pencereyi açıyorum ve ofis kokulu arabam bir anda leylak kokuyor. önce derin bir ıhlamur kokusu, ardından leylak.. umduğum bu fakat henüz mevsimi değil diyorum... yine de o akasya kokularını alıyorum derinden.. bembeyaz akasya kokuyor her yer. bir yerde durdurup arabayı, akasya koparmalıyım diyorum lakin ataletim engel oluyor bana... batı kanadına gidiyorum şehrimin. dünyanın en büyük zevki bu haziran grubunun temmuzu anlatan şarkısı diyorum. her yere gidiyorum ancak yine özlüyorum şehrimin yollarını.. yağ gibi akıyor yollar diyorum. batı kanadındayım şehrin... akasya ve bahar sonu soğuğu ve bir ikindi serinliği yerini vermiş akşama diyorum gün batıyor. yollar kalabalıklaşıyor bir an ve pencereyi kapıyorum üşüyorum bu kez.. nereye gitsem özlediğim şehrimin batı kanadındayım bu kez... gün batıyor. batıyorum. şehrime aşığım belki sen olsan bile.. gezegeni terk ederim diyorum bu şehir olmasa.. akıyor yollar. kimse kimseye saygı duymuyor... umursamıyorum... gün batıyor ve özlemek üzere yine terk ediyorum şehri, vites atıyorum ardımdasın... ardımda her şey, herkes... şehrin batı kanadı diyorum ne büyük kalabalık... aşk bu akasya kokusu, bırakmış yerini klasik oto kontrol noktasına ve kokusuna.. akaryakıt istasyonları görüyorum, ceplerim oyuncak dolu.. ceplerim plastik toplar dolu.. çantam, şekerli bir dede cebi sanki. her an torununu görecek ki boş çevirmesin...

mutlu olmayı seviyorum. ve mutlu etmeyi de... ve ceplerim, hep bir şeker ülkesi.. içim kocaman jelibonlardan bir tabak sanki.. üstüne en garip bonibonlar ve yasla değil yemek şimdi.... şair içimiz hep bir hoşçakallar ülkesi derken, üstelik benim içim hep bir rengarenk şekerler ülkesi. yiyemiyorum ama dağıtıyorum. ekşi jelibonlar... yumuşak lokumlar... renkli bonibonlar... hatta ekşili sakızlar... içim bir sürü efsane şekerler ülkesi... en sevdiklerimi sona bırakıyorum. en sevdiklerim, dışı tatlı içi ekşi olanlar. tıpkı senin gibi... tıpkı benim gibi.. tıpkı hepimiz gibi.. ya da diyorum dışı ekşi, içi tatlı olanlar... hani ekşisine aldırmayanlara, katlananlara içinden vişneli, böğürtlenli dolgusu olanlar...
şehrin batı kanadı sakin, şehrin batı kanadı solgun, şehrin batı kanadı kalabalık, herkes beni yolculamaya gelmiş diyorum. şehrin batı kanadı şeker; bir ekşili, bir dolgulu... nokta değil şehrin batı kanadı.. yaz kokuyor, pırıl pırıl. noktalı virgül... şehrin batı kanadı ve şekerli içim. plastik toplarım... koleksiyonlarım ve bir akaryakıt istasyonunda, iki lira verip koleksiyona bir yenisini daha ekliyorum... şehrin batı kanadına, özlemeye gidiyorum şehri... arabam bile şeker şimdi, kıpkırmızı... gün batmış, şarkıyı değiştirmeli ve şu gps'i kapatıp bir jelibon paketi daha açmalı... her yer şeker kırıntısı...
devamını gör...
1966.
hedeflerim masada bir kağıtta yazılmış öylece bekliyordu. yapmam gereken şeyleri erteliyor, ya bi sigara içeriz hallederiz diyor geçiştiriyordum. tembelliğin zehri vücudumda geziniyordu. hazıra alışmak konfor alanını terk etmemek. diyaloglarim bile alalade idi. düşünmüyor hazır cümle kalıplari kullanıyordum. bunlar beni alacağım beklemediğim tepkilerden ve düşünmekten koruyordu. inandığım rabbi de tembelliğime kılıf olarak kullanıyordum ne acı. beynimin kıvrımlarını kullanmamak için azami gayret gösteriyordum.

soğuk bir kış gecesi yüzüme çarptı gerçekler. monotonluğun huzur verici uyuşturucu etkisine tutulmuştum. başkası yapsa kızacağım eylemleri kendim yapıyordum. güzel bahanelerim vardı, sağlam argumanlardı kendimce. sonuçta bahane ararsan onlarcası üşüşürdü zihnine. gerçeğin soğuk eli yüzüme çarpar gibi oldukça bu bahane kalkanlarımı kullanıyor, bunları kaldırarak savuşturuyordum gerçekleri. ama artık kalkanı çok çekmediğim bir gün sonunda o soğuk el keskin buz gibi parmaklar çarptı yüzüme. buz ile yakan eller inkar edilemez gerçeklerdi. sarsıldım. gene bahane bulacak güce sahiptim ama bu kez istemedim. o parmakların izi kalsın suratımda. izi kalsın ki kendime yaptığım bu büyük haksızlığı unutmayayım. dostum saat geç, vakit kalmıyor işten bir şeye, yaşayıp gidiyoruz işte. yaşamıyordum da yaşıyor gibi yapıyordum.

benim uyuşturucularım vardı. gerçek olanlar değil hayır ancak etkileri benzerdi. zihnimi uyuşturuyorlar, düşünmemi engelliyorlar, arada sinyal veren sağ duyumu susturuyorlardı. bu uyuşturucular düşünmeyi acı verici olarak zihnime kodlamıştı. sanki düşünme eylemi, geçmiş acılar ve gelecek kaygılarından ibaretti ve işe yaramaz bir eylemdi. hayır gerçek birdir en azından bu durumda, inkar edilemez. bir problem var, değiştirilemezse kabullenmek ama varsa düzeltme yolları onları aramak gerekli idi. ki bu meselede vardı. yolu bulunca yoldan sapmamak her gün nefret etsen de, uyumak istesen de, koltukta boş boş pcye bakmak istesen de yolu takip etmek gerekli idi. kolay değildir. geçmişte güç bela başarılanları azımsamaya meyillidir zihinlerimiz.. istenilene erişince o çekilen cefalar hafifmiş gibi gelir. sanki gerçekliği azalır da birer hayal olarak kalır belleklerde. zihin kabul etse de etmese de zordur düzenli bir çabalama hali, çok zor. başarmanın yolu dikenliydi. tembellik zehrini atacaktim zihnimden ve vücudumdan. ama bu, değiştirmek istediklerim için izlenecek karar kılınmış yola ne kadar sadık kalacağıma bağlı idi.
devamını gör...
1967.
ruhum takılı kaldı. küçücük bir sadelikte, önemsiz bir basitlikte. çimenliklerde oturmuşum, dizlerimin üzerine ellerimi kemetlemişim, karşımda deniz. hava kapalıya yakın. deniz sakin. koyu mavi ılık ılık akan bir su var önümde. ne soğuk ne sıcak. üzerimde ince bir ceket. saçlarım arada uçuşuyor yavaş yavaş.
düşünüyorum, düşünüyorum.
bu sıralar yalnız kalmaya, böyle bir yerde oturup uzun uzun düşünmeye ihtiyacım var.
içimde eksik olan yarım kalan o kadar çok şey var ki.
hiçbirinin adını bilmiyorum veya unuttum. hissediyorum ama içimdeler. bu hisler günlük hezeyanlar değil. günlerdir düşünceli, dalgın ve keyifsizim. çok boşladım kendimi. öyle boşladım ki.
sorgulamaz, konuşmaz, çabalamaz oldum.
insan umudunu kesince eylemini de kesiyormuş.
kabuğuma minik adımlarla çekiliğimi biliyorum. fark etmemek için farkındalığımın kör olması gerek.
neye kime dönüşüyorum böyle bilmiyorum.
doğru bulduklarım yanlışa, yanlış bulduklarım doğruya verilmeye başladı. ben mi seçtim peki? hayat mı beni sürüklemeye, mecbur etmeye başladı?
dönüşmek böyle bir şey mi?
hayatın iteklemesi bu mu?
lisede felsefeyle, edebiyatla ilgilenirdim. ne mesuttum ne özgürdüm. zihnimin içi tarlamdı. yasaklanan, konuşulmaması, düşünülmemesi gereken her şeyi düşünür tartardım. güzel beyitler, dörtlükler okudum. ruhum inceldi. anlam dünyam genişledi.
sorgulardım, merak ederdim.
lise biteli ne kadar oldu? on yıllar mı? orta yaşlarımda mıyım?
lise biteli sadece üç yıl olmuş.
o çocuk nerede? öldü mü? raf ömrü mü doldu?
ne mesuttum. kimsenin bana bahşedemediği mutluluk, sakinlik, güven duygusunu zihnimin içinde yaşardım. şimdi her şey belirsiz, buğulu.
gençken çoğu insan gelecek kaygısı yaşar, ben de böyleydim demesin kimse. bu öyle bir durum değil.
içimde başka haller var. adlarını bilmediğim haller.
devamını gör...
1968.
bütün suç yıldızların, hep onlar vaat etti bana yarınları.
devamını gör...
1969.
ardından yazılacak en etkili şiirleri, en hüzünlü manzumeleri giderken toplamaya cesaret edemediğin çekmecede bırakmışsın.
devamını gör...
1970.
japonya'da yaşamak isterdim hayaline kapıldım. ve bu oluru olmasa da düşünmesi hoş bir fikir gibi geliyor.
devamını gör...
1971.
uzak diyarlardaydı hayallerimin anahtarı. gidebilecek miydim, gücüm yeter miydi bu şehri terketmeye? belki sonunda mutlu olacaktım ama korkuyordum yeni şeyler yaşayıp keşfetmeye. ya da hiç uğraşasım yoktur. kim bilirdi seneler sonra tekrar aynı yere geleceğimi?
devamını gör...
1972.
bugün bir randevum var. ben, sırt ağrım, alamadığım uyku ve kış birlikte gideceğiz randevuya. bu yıl sanki hiç yaz gelmeyecekmiş gibi ya. nasıl bi soğuk. betonsu bir soğuk. üf.
devamını gör...
1973.
karalama defterinin olayı depresiflik kusmak anladığım kadarıyla.

birkaç sayfa tanım okuduktan sonra ali rıza bey gibi boş bakmaya başladım ekrana...

çok güzel müzikler dinliyorum şu an, uykum da daha gelmedi.
devamını gör...
1974.
boş bir gerçekliğe sahibiz derdi inanmazdı hiç birşeye. şüphe duyardı özbenliğinden sorgulardı aynaya baktığında gördüğün kişiyi. nasıl geçmişti sahi yılları daha dün değilmiydi üniversite sevinçleri falan ya aslında yaşadığı dünde kalmıştı çocuk yada yaşadığı şuan tam bir fiyasko idi.

sahi fiyasko neydi beklentinin karşılanmaması durumumu, hayal kırıklığı mı, mutsuzluk mu vay be ne kadar çok şeye sahip olmuş bu saçmalık...
devamını gör...
1975.
kusulası entryler gördüğümde türevleriyle tekrar karşılaşmamak adına yazarını blockluyorum bunların çoğu sözlüğe yeni gelmiş yazarlar oluyo tabi zaten eskilerin çoğu blocklu* her neyse daha sonra bu blocklu körpe yazar daha sonra sözlükte fenomen oluyo hatta sözlüğü bırakıyo haberim bile olmuyo. bu, sözlüğü yazarları için kullanışlı bi hale getiriyo gerçekten.

edit: bi de şöyle bi kafa var yazmışken onlara da sallıyım bari, efendim neymiş sözlüğe kıymet vermiyosak niye burada yazıyomuşuz da madem o kadar kişiyi blocklayacaktın da niye burada yazıyosun da cart curt. iq'larına ekmek bandıklarım zannediyolar ki kendileri bu platformda oldukları için defacto kaliteli oluyo burası.
devamını gör...
1976.
insan yutkunur ve sabahı düşler her gece olduğunda ve gündüzün ilk ışıkları ise akşamı özletir. yaz geldimi serin bir baharı, baharın ortasında artık yeter bir kar yağmalı diyerek kışı arar insan. halbuki nede güzeldir yaşadığın zaman dün değil yarın değil yaşadığın bu an.
devamını gör...
1977.
bir ışığa kapıldım.
gözlerimi kör edecek kadar parlak.
ve göz bebeklerimin ortasından süzülüp ruhumu aydınlatacak kadar şeffaf.
bazen zihnime gölgeler düşürüp, bazen yüreğimi ısıtacak kadar garip bir ışık.
ve şimdi, sahne burası.
kaçacak tek bir yer yok.
saygıyla eğilirim ayaklarıma değin.
ve sırayla söylerim.
bütün repliklerimi...
devamını gör...
1978.
kendimi en son bu kadar çağresiz hissettiğimi hatırlamıyorum. beynim yorgun, bedenim yatak istiyor. galiba bundan 3 sene önceki ağlama krizleri geri geliyor ve ben buna çok savunmasızım. önümü göremiyorum, üstümde baskı var ve ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. gece yatmadan gelen gelecek kaygısı perileri artık her an yanımdalar.
devamını gör...
1979.
gitmem gerekiyor, bunu kendim için yapmam gerekiyor. burada kalırsam, bir gölge gibi hep hayatımda olacaksın, muhakkak denk geleceğiz, denk gelmeyi bıraktım durmayacak ve beni görmek isteyeceksin. birbirimizi gördükçe başka yollara da gidemiyoruz. hem bir süre tek başıma bilmediğim sokaklarda olmak, hiç bilmediğim ülkede kendime hayat kurmak da bana iyi gelecek, kendimi daha da güçlü hissedeceğim. o ülkeyi, insanları, kültürü keşfederken kendime geleceğim, seni düşünmeyeceğim, nedenlerine, sonuçlarına dalmayacağım yaşadıklarımızın. ve sen de beni kaybettiğini adın gibi biliyorsun ve benim de söylememem için elinden geleni yapıyorsun ama çok iyi biliyorsun. böyle olacağını asla kestiremedin ama ben de böylesi hayal kırıklığını beklemiyordum zaten. bu sefer benim bile şaşırdığım derecede yolundaydın ve güzeldi her şey ama bir yere kadarmış. burada düzenim, kurulu hayatım, çevrem var ama ben burada durmayacağım, zaten ruhum bir yerde durmaya uygun da değil. gideceğim, yollarda olacağım, yeniler göreceğim. zaten ben de hep hayatımdaki insana “yol arkadaşım” gözüyle bakıyordum, oradan bile anlamışsındır bir yerde kalamayacağımı.
sanırım bunu yapacağım, arkamda sadece ailemden birini bırakıp gideceğim, o da buraya ara ara dönme sebebim olacak zaten. onu da kaybettiğim gün, bir daha benim de buralara dönme ihtimalim kalmaz…
devamını gör...
1980.
gardımı indirdiğimde neler olduğunu gördüm, bu filmi önceden pek çok defa izledim. hem de farklı kanallardan. kandırılmaktan ziyade birilerine güvenmenin verdiği huzuru pek çok kez farkına vardım. bazen hayal kırıklığına da uğradım.
kendimi bildim, kendimi tanıdım. çok güldüm, çok yazdım, çok üzüldüm, çok ağladım, çok affettim, tekrar güldüm.
bir şeyi hiç affedemedim, içimde büyüdü. zehirli bir sarmaşık gibi tüm içimin toprağını kuruttu. tabiatın sancısıdır bu da geçecek dedim, ama onu da bastım bağrıma. öyle olunca bazen ben acıyı, bazen acı beni güçsüzleştirdik birbirimizi.
sevdim, sevildim de. yoldan geçerken gülümsedim de. ama aldığım mor menekşeleri kuruttuğun için sana hiç küsmedim. hayatta hiçbir eylemi yazmak kadar sevmedim. her şeyi zorunluluktan yaptım belki ama bir beyaz kağıdın uğruna ettim tüm yeminleri. şimdi yetmiyor yazmak da tıpkı kardeşi konuşmak gibi.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim