361.
iki gözüm iki çeşme. başka bir acı bu. başka bir sızı. her şey bu kadar mıydı? yersiz kaçışın kaybettirdi bizi. fütursuzca sigara yakıyorum. ben bunun için mi inandım "sahte" mücadelene? yıllar boyu bu yüzden mi acı çektim?
kendime bile katlanamıyorum. cenin pozisyonunda uzanmış, boynuma kadar akan yaşlarımı siliyorum. silik bir his. ama sigara dumanı da çok durmayacak leş olmuş ciğerlerimde. yıllardır savaşım niye? belirsizlik.. ah ne çok nefret ederim bu durumdan. arabesk ruhumda intihar eden kelebekler var. ama yeni güne yine gülümsememi yüzüme takmış olarak başlayacağım değil mi? boş.. neyse susayım ben. hem anlatsam kim anlar ki?
devamını gör...
362.
"aşırı hassas insanlar, hakiki bir iyilik hareketi ile kirli bir gebe bırakma hamlesi arasındaki farkı hissederler" dedi tülay kök.. sanırım son zamanlarda yaşadıklarımı özetleyen ifade buydu. maalesef aşırı hassas biriyim, bunu övünmek için söylemiyorum ki bunun övünülecek bir yanı yok zaten.. yaptığı iyiliği başıma kakan birinin gözlerinde bana karşı nasıl da nobran olduğunu görüyordum. iyiliği bana tuzak kurmak için yaptı ve sonunda da başıma kakarak intikamını aldı. onu çok önemsediğim için sözleri beni çok etkiledi ama artık yavaş yavaş kendimi onun gözünden görmeyi bırakıyorum.. bazı insanlarla uzlaşmak mümkün değil çünkü kavganın diğer tarafındaki ben değilim, asıl kavgası kendisiyle olan biriyle uzlaşılmıyor.. o zaman bırakıyorum artık dağınık kalsın..
devamını gör...
363.
bir süredir, uzaklardan seviyorum seni. şimdi gel yakınıma yakından sev beni desen nasıl severdim seni inan ki bilmiyorum.
mesela tenine dokununca ne olurdu parmaklarıma?
diyelim ki artık bir adım ötemdesin, sarılabiliyorum sana.
nasıl sarardım seni kim bilir?
gölün kenarında bir bankta, güneşin batışını izlerken,
sen o güzelim başını, omzuma koysaydın,
ne yapardı gariban omzum?
mesela oldu ya, eymirin güzelim yollarında, el ele yürürken seninle,
aklım, o gariban aklım, kaç karış havalanırdı inan ki bilmiyorum.
hani oldu ya evimizdeyiz, umut dolu, sevgi dolu yeni bir güne şiirlerle başlar, öğle yemeği yerine düz yazılar ile beslenirdik. günün akşamını hafif bir yemeğin yanında birer kadehlik kırmızı şarabımızı içerken, plakçalarımızda çalan beethoven sayesinde kulaklarımızın pası silinmiş şekilde edebiyattan konuşarak geçirip, gecesini, uykuya dalmadan önce masallar anlatarak yaşardık. bu güzel günü bu şekilde bitirmek beni nasıl mutlu ederdi bir bilsen.
hani o, kırmızı panjurlu, önünde mor menekşeler olan, küçüçük ama ahşaptan, içerisinde yüzlerce, binlerce kitabımızın olduğu evimizde, elinde kitabın uyuyakalmış ruhunu sarmalamaktan daha büyük mutluluk verici şey ne olabilirdi ki.
işte bu düşüncelerle çıksam yüreğimden senin yüreğine doğru harekete geçsem.
ve, ellerimde en güzel papatya demetleriyle, bir gün ansızın çıkıp gelsem yanına. yüreğim pırpır kanatlanmış uçacak bir durumdayken, bedenim seni görmenin heyecanıyla tirtir titrerken, ruhum ise doğuştan yarım kalan tarafını bulmanın keyfini yaşarken, dudaklarımdan hangi kelimeler dökülürdü acaba inanki bilmiyorum? kelimelerin gücü yeter miydi bu büyük karşılaşmanın manasını anlatmaya? tüm zamanlarımı anlamlı kılan bu anı, türk dil kurumunun biçare sözlüğünde bulunan kelimelerin tek tek ya da çeşitli kombinasyonlarda bir araya gelerek anlatmasını beklemek, nafile bir çaba değil de neydi?
işte o an, o sözlük yeniden yazılmalıydı. en temiz harflerden, en derin anlamlar içeren kelimeler üretilerek.
hadi oldu diyelim, hislerimi anlatır cümleler kurabildim. peki kelimeler ne denli önemliydi.
hayran hayran bakışlar, titrek konuşmalar, ateş basmaları olmayınca.
insan, konuşurdu, yazardı, çizerdi ama emek olmayınca, sevdiğin kişiye sonsuz özgürlük tanımayınca, o güzel hisleri pazarlık konusu yapmaya başlayınca, sevgi mi kalırdı ortada.
evet evet, seni hiçbir karşılık beklemeden, sonsuz bir sadakatle, içindeki çocuğu büyütmeden, değişmeni beklemeden aksine kendin olabilmeni destekler biçimde, severdim seni.
devamını gör...
364.
başlığı görünce içim cızz etti. zira benim fizikide de bir karalama defterim var ismi “birikmişler kahvesi” canım sıkıldıkça, fikrim takıldıkça açar yazarım. bazen telefonda notlara kaydederım. bence varoluşumuz içinde gerekli
devamını gör...
365.
benim yazım değil fakat çok hoşuma giden bir yazı. siz saygıdeğer yazarlarımla paylaşmak istedim.

bir şarkın olsun. senin olsun. hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın.

tek bir parfümün olsun. özdeşleşmek iyidir. dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burada mı” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın.

bir tane en yakın arkadaşın olsun. sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. birlikte düşün, birlikte kalkın. birbirinizi toparlayın. yaralarınızı sarın. herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın.

bir tane çok büyük aşkın olsun. rakıya bahane olsun. bir dönem çok sevmiş ol, bir dönem nefret etmiş. her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. biraz da bir yanın acıyarak. “o olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter.

bir evlat edin. bir kedi olur, bir köpek de. ama olsun. kapılarını aç. senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. sevmek  çok güzel. hele bir de her koşulda sevilmek.

bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku. onu bulduğunda kimseyle paylaşma. o hikâye senin. beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. başucunda dursun. belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. seni daha iyi tanıma imkânı olur.

salaş bir restoran edin. patronundan garsonuna kadar tanı. kafan mı bozuk, mekân dolu mu, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. bir masan olsun hep oturduğun. bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. bir gün belki kapanır ya da yıkılır. ama sen önünden her geçtiğinde “burada eskiden hep bir yerim vardı” dersin.

bir hobin olsun. kaçmak için. hiç bir şey düşünmediğin. dünyadan uzaklaşabildiğin. onunla övün. en iyi yaptığın şey olsun. insanlar şaşırsın. senin için çocuk oyuncağı olsun.

bir şey iste. imkânsız olsun. peşinden koş. yorul. defalarca vazgeç. defalarca dene. susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. uykuların kaçsın. düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. bağrına taş bas gerekirse. yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de. bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir.
devamını gör...
366.
duvar olur, kapı olur insan kendine.
hiçbir çilingirin açamayacağı şekilde
üzerine kilitler o kapıyı insan.
duvarını iyice kalınlaştırır.
böylelikle görünmez kılar görünenleri.
sonra bir merdiven uydurur, görünenlere ulaşmak için.
duvarlarına dayar merdiveni insan, çıkmaya başlar basamaklarından kendi uydurduğu merdivenin.
çıktıkça bir farkının olmadığını görür yukarı tarafın aşağı taraftan.
duvar aynı duvar; görünmezlik aynı görünmezliktir.
bu işte bir terslik var der insan.
bunu söylemesiyle kendi kapısını aralamaya başlar.
ışığı görür önce, sonra kendi ışığını
o ışığı alır insan kendi içine doğru yürüyüşe geçer.
ışık olmadan yürüyemeyeceğini anlamıştır.
yürüdükçe her şey yakın olmaya başlar insana ve görünmez şeyler görünür olmaya.
devamını gör...
367.
ne güzel. * şu başlığı okurken duygulanmamak namümkün. ne güzel insanlar var sözlüğümüzde.
herkesin yaşanmışlıkları kendine göre ağırlığı var, bir yer kaplıyor.
böyle güzel insanlar, güzel gönüller var oldukça bir umut vardır yaşamaya.
iyi ki varsınız, iyi ki sizin gibi kocaman yurekli insanlar var, iyi ki yazıyorsunuz.
bu garibin gönlüne dokunanlar; siz çok büyüksünüz, gerçekten çok büyük.*
devamını gör...
368.
anne dedi, anne ben yanmak için çok gencim. ama yine de yanacağım. neden diye sorma bilmiyorum, zaten bilmekte istemiyorum. anne ben yüzünü güne dönen bir çiçektim. avuçlarımda tekerlemeler besledim. sor onlara sor bir gün ekmeklerini eksik etmedim. anne ben yüzüme güne dönerken karanlık ekmişler gönlüme. ben onu beslemedim ama allah şahittir. o benden parça parça söküp aldı. görsen başta kainat gibi derindi. ama sonra beni içine hapsetti. ben küçükken bir şarkı söylerdin hatırlasana. içinde ahlar vardı. içinde kaybolmuşlar, kimsesizler ve korkmuşlar vardı. ben hepsiyim şimdi anne. sen bana o masalı anlattın diye ben masal olmadım. ben o masalım diye sen bana anlattın masalı. korkunun kırk kapısı varmış anne beni o kırk kapının kulplarına hepsinin arasında zincirlediler. sağım solum korku şimdi. bu kadar korkuyu yanaşacak kimseyi de tanımıyorum bir yalnızlık var o da faydadan çok zarar veriyor. sen anne ateşim çıktığında tülbentini ıslatıp alnıma sererdin. yüreğim yanıyor şimdi fazla tülbentin var mı?
devamını gör...
369.
gecenin karanlığından çıktı geldi bir hüzün.
yavaşça çömeldi yanı başıma. beni tanıdın mı diye sordu?
daha önceleri de gelmiştin ziyaretime, gelişinden tanıdım seni, diye cevap verdim.
neyin var dedim. hadi anlat bana. hüzünlerden hangi hüzünsün?
anlat herşeyi. neyin hüznüsün sen?
anlatırım elbet, biraz soluklanayım dedi.
şöyle rahat otur lütfen dedim.
uzandı yatağıma,
sigarasını yakmaya yeltendi.
burada sigara içemezsin dedim.
özür diledi. ve sustu.
göz bebeklerim karanlıkta büyüdükçe onun ne kadar güzel bir hüzün olduğunu farkediyordum. ne kadarda kibar ve naifti.
pencereyi açar mısın dedi. açtım, içeri hoş bir soğukluk girdi.
derin bir sessizlikten sonra sessizce konuşmaya başladı.
ihaneti, gördüm dedi.
şaşkın bir şekilde, açıklar mısın diye sordum?
doğruldu ve acı bir ifade büründü yüzüne,
lütfen sorularına biraz ara verir misin dedi
ve sustum. pencereyi kapattım güzel bir sıcaklık kaldı odada.
………………………………..
devamını gör...
370.
bir yazı yazmışlar bir zamanlar. en acımasız yazı. o kadar acımasızmış ki okuyarak anlamak imkansızmış. ancak yaşayanlar anlayabilirmiş. acımasız yazarın elimdeki silah ne zaman patladı o zaman anlarmışsınız ancak ne anlattığını.

belki ölmek bir çözüm ama hiç kimse ölmezmiş. (şimdilik anladığım kadarıyla) iyileşmek de istermişiz ama sadece acı çekermişiz. sadece devasa bi' boğulma hissi. ne zaman dalgalar kıyıya itse anında geri çekermiş. peki neden kulaç atmayız biliyor musunuz?
kıyının güzel manzarası eksikmiş. sanki bir şeyler dipte bi' yerde bize ait bir şeyler varmış. önce dalıp almak lazımmış.
ama kim ihtimaller için dibe dalar? hele iyi de değilseniz kazanmakta.
kurtulmak için dibi görmek zorundasınız gibi bilgece konuşacak bir konumda değilim. daha ben de dalamadım. ama öğrenmek için yapmak lazım galiba.
seçenekler çok açık. ya dalarsın ya bir sonbahar kıyısına çıkarsın. kimsenin olmadığı izbe yapayalnız bir kıyı.
eğer hala neyi yürekten istersem olur yaşlarındaysanız kıyada gün batımını izlemeye devam edin. yok artık şüpheyse gerçek olan boğulmak çok daha az korkunç.

tüm ayrılırken el sallayamayanlara... *
devamını gör...
371.
her insan çözülmeyi bekleyen bir bulmacadır. kimi çok karışık görünür, kimisi ise dümdüzdür. ne tür bir bulmaca olduğumu bilmiyorum ama kendi bulmacamı çözmeye çalışıyorum. "nasıl hissediyorum, ne beni mutlu etti, neden bu şekilde davrandım?" gibi sorular soruyorum kendime. düşünüyorum, çözmeye çalışıyorum. bazen düşündüğüm şeyleri bile düşünüyorum. bu delilik değil efenim. aksine harika bir şey.
bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar. diyor stefan zweig. ben de kendimi anlamaya çalışıyorum, kendi çapımda. ama tahmin edeceğiniz üzere tıkandığım zamanlar oluyor.

bugünlerde tıkandığım konuyu paylaşayım sizlerle.
hiçbir zaman ilgi odağı olmayı sevmemişimdir. ışıkların benim üzerimde
olmasındansa karanlıkta kalmayı tercih ederim. kalabalıklarda köşeler hep benimdir mesela. en ücra köşeler, kimsenin bakmadığı yerler.. kimse görmesin beni istedim hep. ama farkedilmek tek arzumdu.. görünmez olmak istedim ama varlığım hissedilsin.

öz güven eksikliğim yok, hatta yaşıtlarıma göre fazla özgüvenli olduğumu söylerler. insanlar böyle dediği için de inanasım gelmiyor ama onlardan çok ben kendimi biliyorum. öz güvenli olduğumu onlar söylemese bile biliyorum. peki nedir bu başrol olmaktan kaçış derseniz çok üzülerek size verecek bir cevabımın olmadığını söyleyeyim.
öz güvenim bu kadar yerindeyken parmakların beni göstermesi beni neden bu kadar rahatsız ediyor? ve bu görünmezlik oyununda her şeye rağmen neden farkedilmek istiyorum? tıkandım işte gördün mü? ama pes etmek yok, kendimi tamamen çözdüğümde ve anladığımda* dünyanın en özgür insanı ben olacağım. tıpkı kuşlar gibi...
not: bu bir iç dökme seansıdır.*
devamını gör...
372.
elimde, kalemimle beraber en bakir yerler aramaya koyulmuştuk. zordu öyle topraklara rastlamak. olsun biz yola çıkmıştık bir kere. günler geçti, dolaştık dere tepe. derken bulduk bir yer. verimli topraklar olduğu her halinden belliydi. işlenmemişti. en azından, yakın zamanlarda. üzerinde ayak izleri de yoktu. en azından yakın zamanlarda kimse dolaşmamıştı üzerinde. ya izini belli etmeden sinsice yürüyenlerin, bırakamadıkları izler ne olacak dedi kalemim. bunu bilemezdik diye geçiştirdim. göremediğimiz yerde sezgilerimize güvenmekten başka ne yapabilirdik ki. güzel şeyler hissetmiyor muyuz bu yerle ilgili diye sordum. evet hissediyoruz dedi. o zaman vakit geçirmeden kazmaya başlayalım dedim. geldi elime haydi, beni kullan dedi. kalemimle kazarken toprağı, bir an bile olsun aklımdan çıkmıyordun. günlerce eştim toprağı.
yavaş yavaş saf, temiz ve kıpkırmızı harfler çıkmaya başlamıştı toprağın altından. kalemim, toplasana ne duruyorsun, doldur güzelim harfleri ceplerine dedi. topraklar verimliydi de, ondan mı bu kadar çoktu harfler, yoksa sevdan mı fazlaydı bende, yoksa bereketli olan ceplerim miydi bilinmez?
topladım hepsini. kalemimle beraber, tertemiz bir yere dizdik harfleri.
bu harflerden, sana olan, tertemiz sevgimi anlatır bir şeyler yazmaktı niyetim.
önce seni seviyorum yazdım. baktım ki elimde bir sürü harf var. nasıl sevdiğimi de anlatmak istedim.
ben senin, sadece güzelliğini, ruhunu, derin bir kadın oluşunu, iyi yürekli ve merhametli oluşunu sevmedim ki. bu taraflarını herkes severdi. her insan gibi seninde zaafların ya da sevmediğin tarafların vardı elbet. benim sana olan sevgim topyekün bir sevgidir. ve sadece arzularımı kapsamadığı için kolay kolay bitecek bir sevgi değildir. benim sana olan sevgim, yazı sevdiğim kadar kara kışı da sevmem gibidir; kar yağarken duyduğum hayranlığı, hani o kar erirde vıcık vıcık olur ya ortalık, böyle üstün başın batar ya zor yürürsün, işte bu hale de taşımam gibidir; haftanın tüm günlerini sevdiğim gibi pazartesi gününü de sendromsuz atlatmam gibidir.
devamını gör...
373.
'birinin insanlardaki iyiye inanma nedeni ol' bugün okuduğum en güzel söz.
güzel yürekli insanlar diliyorum sizlere...
merhametli, sevmeyi bilen.
herkese iyi geceler.
devamını gör...
374.
moralim çok bozuk ve ne yapacağım bilmiyorum. girdap gibi bir hal bu bilen bilir. beni içine alacak diye korkuyorum. geçsin bi an önce yoksa panik atağa doğru gidecek. neyse, sorun yok. geçecek... geçecek...
devamını gör...
375.
merhaba defter. bazen sadece bana ait bir düzeyde kötü, yetersiz, can sıkıcı bir ömre sahip olduğumu düşünürdüm. ama hep burada yazdığım gibi '' gönüllere dokunmak '' niyetimle bir çok kişiyle etkileşime sahip oldum. hepsiyle de tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum. gönüllere dokunmak, insan biriktirmek belki önceleri bu kadar yoğun ilerlemiyordu ama sözlük sayesinde hızla artmaya başladı ki çok mutlu oldum ben de.
bir nebze de olsa yaraya merhem olabiliyorsam ne mutlu bana. yoksa ne hedefleyebilirim ki ? ben istiyorum ki insanlar umutlansın, tebessüm etsin, bir kaç dakikalığına da olsa olumsuzluklar ortadan kayboluyorsa vicdanım hafiflemiş, yüreğim ferahlamıştır.
belki bazılarına garip gelebilir, aksini düşünebilir ama güzel olan ne biliyor musunuz ? başkaları için yaşamak...
devamını gör...
376.
nedensiz yere birden mutsuzlaşıyorum. hedeflediğim şeyleri yaptım /sahip oldum. ee. devamı koca bir hiç.

o kadar bunaldım ki, ölmek istiyorum artık. daha yaşım 26. bu yaşta bu aptal ruh haline büründüysem ilerde naparım bilmiyorum. o kadar lezzetsiz ki her şey. hiç mücadele etmek istemiyorum. denizde boğulup gitmek istiyorum. çok bunaldım.
devamını gör...
377.
gün ışığı vurmuştu çocuğun yüzüne, gülümsüyor anlamsız kelimeler ile insanları güldürüyordu kendine, hoş insan diye bildiği iki varlık vardı sadece öğrendiği kadarıyla birine anne diğerine baba deniliyordu. baba demek kolaydı ama anne yerine nenne diyebiliyordu çocuk ama gülüyordu. kelimeleri anlamları ile söyleyemesede, arabaya düt düt desede, çocuk bi gülüyordu insanın içinin en dip ücra köşeleri titriyordu. masumiyetin bir fotoğrafı çekilse o anı çekmeli idi insanın küçüğü çok masumdu, insanın küçüğü masumiyet idi.
devamını gör...
378.
düşünüyor gibiydi hâli. güvercinler ekmek kırıntısı peşinde,
martılar simit, kedilerse iki lokma bir şeyler...
insanlar durmaksızın koşuşturuyordu, kimisi işe kimisi okula kimisi de boşluğa.
birbirinden habersiz insanlar yağmuru düşüyordu yerden. herkesin yapacak bir şeyi vardı.
boşlukta süzülmek de bir iş sayılırdı nihayetinde.
gün akıp giderken ve kendini geceye teslim ederken bile hâlâ düşünüyor gibi bir hâli vardı oturduğu tahta bankta.
devamını gör...
379.
boğuluyorum, yaşama sevincimle, yaşamak istemeyişimle. ikisi de öyle ağır basıyor ki herhangi birisini gerçekleştirebilecek cesaretim yok. hayat amansız ve güzel. yoruluyorum ve telaşlarımın içinde kayboluyorum. her şeyi yapmak isterken hiçbir şeyi yapamıyorum. mutlu olamama hastasıyım. mutlu olmam için birçok neden varken nankörlük yapıyorum.
devamını gör...
380.
kendimi bir fazlalık gibi hissediyorum adeta. herkesin hayatında olan, ihtiyaç duyulmayan ama "birgün lazım olur, kalsin"diye tutulan gereksiz bir eşya gibiyim. hiçbir zaman lazım olmayacağım ve tek yaptığım şey boşuna yer kaplamak olacak. bunu o kadar fazla hissediyor ve biliyorum ki benliğimde dahi inkar edemiyorum. eski, 2 yıl önceki o berbat halime dönüyorum, hissediyorum. yavaş yavaş eriyorum. kimse bilmese bile...
şu dünyada dostlarım, tek bir şey istemiştim. sadece tek bir şey : anlaşılmak.
sadece bunu istemiştim. yorgunluklarim, kırginliklarım, özlemim, acım... bir kez anlaşılsam yetecekti bana. koskoca dünya, milyonlarca insan... anlatamadım derdimi, yetmedi nefesim. ama hayat devam ediyor dostlar ve ben hala buradayım. burada olmak zorundayim.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim