normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
241.
azad etmek istiyorum kendimi; şu dünya telaşesinden,hırsından, nefretinden ,hasretinden, bileklerime kelepçe gibi oturan her ne varsa hepsinden bir bir beraat etmek istiyorum. bırakmak istiyorum kendimi amansız bir sevdanın en başına, hani o tüm tebessümlerin, göz kaçırmalarının, tatlı telaşların tam ortasına, her şeyin ilk başladığı yere. ama ah muhsin ünlünün bir şiirinde bahsettiği 'en az 12 kişiden biri haindir" dediği yerde takılıyorum. bir hain için en az 12 kişiyi ateşe atmışız meğer, geriye şiirler, şarkılar kalmış, bütün o güzel anılar tabiri caizse içimizde patlamış, amansız bir sevda yerine kendimizi amansız bir yalnızlığın ortasına itmişiz. vakit hayli geç olmuş, çayımız soğumuş, ellerimiz, bilmukabele kalbimiz üşümeye başlamış, tebessümlerin,göz kaçırmaların, telaşların yerini üzüntü ve pişmanlıklar kapmış, geriye sadece hasret kalmış buluyoruz kendimizi, mutlu olduğumuz günlere o eskilere hasret. içimizdeki karanlığı aydınlanacak ümidiyle beklerken, bir bir lambaları kırılmış, güneşi beklerken inatla ay doğmuş, gece daha da kararmış, üstüne bir de yağmur yağmış, ben elimde bir kalem, göğüs kafesimde bir ağrı, göz altlarımda morluklarla masanın başında buluyorum kendimi. insanlar bir de yağmur'u çok severler, hayret ediyorum! siz hiç tek başınıza, yüreğiniz yana yana yağmur altında yürüdünüz mü? o yağmurlar yüreğin yangınlarını dindirmiyor arkadaşım, daha fazla harlıyor. götünüzden edebiyat uydurmayın!
"öyle çok yalnızım ki
sığmıyorum geceye
ay bile bak kararmış
hüzün çökmüş geceye" diyor ahmet kaya. çöküyor; bir karabasanın, gece rüyamızda üstümüze çöktüğü gibi yalnızlık, hüzün, hasret teker teker çöküyor geceye. niye böyle anne?
"öyle çok yalnızım ki
sığmıyorum geceye
ay bile bak kararmış
hüzün çökmüş geceye" diyor ahmet kaya. çöküyor; bir karabasanın, gece rüyamızda üstümüze çöktüğü gibi yalnızlık, hüzün, hasret teker teker çöküyor geceye. niye böyle anne?
devamını gör...
242.
tam kapanmanın ilk günü başladı. erken kapandım ben, tez canlıyım. bi önden gideyim size boy vereyim dedim, oy boy boy.
tam kapanacağım sinirim bozuluyor, bir gülme geliyor. turunculu evimde turuncu ani kedi yok. o da kayboldu, nerlerde kim bilir. sahi, turuncu kedilere neden sarı deniyor? turuncu onlar, lütfen dikkat edelim. 'çelen de gitti, oturuyorum evimde. kendime biraz çaydemledim, içiyörüm; çalışıyörüm. bir oğlum olursa adı temmuz değil, üzgünüm üstad, üzgünüm niskat; lem.
tam kapanacağım sinirim bozuluyor, bir gülme geliyor. turunculu evimde turuncu ani kedi yok. o da kayboldu, nerlerde kim bilir. sahi, turuncu kedilere neden sarı deniyor? turuncu onlar, lütfen dikkat edelim. 'çelen de gitti, oturuyorum evimde. kendime biraz çaydemledim, içiyörüm; çalışıyörüm. bir oğlum olursa adı temmuz değil, üzgünüm üstad, üzgünüm niskat; lem.
devamını gör...
243.
kemiklerin içindeki toz parçalarını ayıkladı.
toz parçalarının içindeki düşüncelerini karıştırdı.
düşüncelerinin gerisinde yatan hayallerini raflara kaldırdı.
bir kahve yaptı.
sigarasını yaktı.
ayaklarını uzattı ve ölmeyeceğini bilerek beklemeye başladı.
toz parçalarının içindeki düşüncelerini karıştırdı.
düşüncelerinin gerisinde yatan hayallerini raflara kaldırdı.
bir kahve yaptı.
sigarasını yaktı.
ayaklarını uzattı ve ölmeyeceğini bilerek beklemeye başladı.
devamını gör...
244.
karalama defteri olarak bir blog kullanıyorum. ufak tefek denemeler, şiirler okumak isteyenler için aşağıya bırakıyorum.
buradan
buradan
devamını gör...
245.
tüm sorunları çözeceksin diye bir kaide yok. bırak dağınık kalsın. belki de bazı şeyler için çözüm; umursamamak, vazgeçmek, alışmak veya kabullenmektir.
devamını gör...
246.
neler var o defterde bir bilseniz. belkide birazcik gulumsersiniz. sansliysaniz bazen kendinize yazilmis sanirsiniz.
devamını gör...
247.
"bıktım, o yok olsun, bir kere bile elim değmeyecek" dedi, yüzünü pencereye döndürdü, genç denemeyecek, bir çok seneyi peşinde üzmüş biriydi. gününde bir şeylerinin eksik olduğunu bilen kişilerden biriydi, eksiği neydi bile bilemeyen, onun izinden giden, dinlenmeden yürüyen, düşen, yeniden ölen, yeniden dirilen biri.
yüzünü bu sıkıntılı günlerinde içinden gelerek bir şeyler döktürdüğü eski denemelerine çevirdi, eksik her ne ise önündeydi, okudu, okudu, okudu...
gece iyice yeryüzüne inince oturduğu yerde su gibi içtiği viskinin de etkisiyle sızdı. eksiği her ne ise gizlenmişti, şişesi ve kendi tükenene dek üstelik.
yeni güne doğru ilerleyen gecenin içinden o eksik belirdi, onun denemelerinde en önde gitmesi gereken neferlerden biriydi, o ise bunu bilmiyordu?
eksik bir a harfiydi.
yüzünü bu sıkıntılı günlerinde içinden gelerek bir şeyler döktürdüğü eski denemelerine çevirdi, eksik her ne ise önündeydi, okudu, okudu, okudu...
gece iyice yeryüzüne inince oturduğu yerde su gibi içtiği viskinin de etkisiyle sızdı. eksiği her ne ise gizlenmişti, şişesi ve kendi tükenene dek üstelik.
yeni güne doğru ilerleyen gecenin içinden o eksik belirdi, onun denemelerinde en önde gitmesi gereken neferlerden biriydi, o ise bunu bilmiyordu?
eksik bir a harfiydi.
devamını gör...
248.
kazandıkça kaybettim, geçmişi unutamadım, sevdim sevilmedim, kendimi de bulamadım, her zaman en sona kalan oldum.
her gece kendi içimde kendimle savaşmışım, bu savaşı kimseyi yansıtamamışım. zaman zaman kendime bile anlatamamışım.
her türlü eziyeti görmüşüm, yine de şükretmişim yaşadığıma. yollar aramış, bulmuş, mesafeyi tutturamamış, yolda kalmışım. hayattan bezmiş, kopmak istemişim, becerememişim. hep en zayıflığımdan vurulmuş, zayıflıklarımı kendime bile hatırlatmaz olmuşum. içimde estikçe dışarıya durulmuşum. atlatmış,yıkılmamış durdukça soğuk rüzgarla, denizin dibinde ağlamışım. yol aradıkça kaybolmuş, çabaladıkça batmışım. koşmuşum, koştukça düşmüşüm, durmuşum, durdukça iteklenmişim. kendim hariç herkes olmaya, herkese yetmeye çalışmışım. korkmuşum, korktukça soyutlanmışım. bağırmışım, bağırdıkça kuyunun en dibine varmışım. anlatmışım, inandıramamışım. ben varken, hiç olmuşum. aslında yokmuşum da bunun tersi için çalışmışım. tutundukça, kaybolmuşum.
barış manço'nun da yazdığı gibi
kupkuru bir ağacın dalıyım, yapayalnız
her gece kendi içimde kendimle savaşmışım, bu savaşı kimseyi yansıtamamışım. zaman zaman kendime bile anlatamamışım.
her türlü eziyeti görmüşüm, yine de şükretmişim yaşadığıma. yollar aramış, bulmuş, mesafeyi tutturamamış, yolda kalmışım. hayattan bezmiş, kopmak istemişim, becerememişim. hep en zayıflığımdan vurulmuş, zayıflıklarımı kendime bile hatırlatmaz olmuşum. içimde estikçe dışarıya durulmuşum. atlatmış,yıkılmamış durdukça soğuk rüzgarla, denizin dibinde ağlamışım. yol aradıkça kaybolmuş, çabaladıkça batmışım. koşmuşum, koştukça düşmüşüm, durmuşum, durdukça iteklenmişim. kendim hariç herkes olmaya, herkese yetmeye çalışmışım. korkmuşum, korktukça soyutlanmışım. bağırmışım, bağırdıkça kuyunun en dibine varmışım. anlatmışım, inandıramamışım. ben varken, hiç olmuşum. aslında yokmuşum da bunun tersi için çalışmışım. tutundukça, kaybolmuşum.
barış manço'nun da yazdığı gibi
kupkuru bir ağacın dalıyım, yapayalnız
devamını gör...
249.
ku klux klan
devamını gör...
250.
bu dünyada ölen bir tanıdığının ardından "eşiyle gittikleri her yeri paylaşıyorlardı, insanlar onları çok kıskanıyordu, nazar değdi" diyen birini tanımaktan utanç duyuyorum.
devamını gör...
251.
yaklaşık üç hafta önce art arda aldığım güzel haberler dolayısıyla uzun zamandır olmadığım kadar mutlu olduğumu dile getirmiştim. her şey bir anda tam tersine döndü ve son iki haftadır hayatımın en kötü günlerini yaşıyorum. 23 yıllık hayatımda bu zamana kadar üzüldüğüm, sövüp saydığım, dertlendiğim şeyler şu an o kadar komik ve anlamsız geliyor ki. insanlar daha dibi görmeden en dipteyim sanarmış, bende hep böyle yapmışım.
devamını gör...
252.
sigara paketini buruşturup attı. yetmedi bir de ayağıyla üzerine basıp iyice ezdi. sanki bütün şehir bu sahnenin ölümsüz olmasını istermiş gibi cansızdı. kaldırımın kenarında duruyordu adam. biraz önce yaptığı telefon görüşmesinin gerginliği hala üzerindeydi. kadın neden bağırıyordu ona? kadınlar neden bağırıyor?
devamını gör...
253.
dudakların cehennemi unutturacak kadar sıcak, cenneti hissettirebilecek kadar eşsiz nitelikteydi.
yıldızlar yok oluyordu parmaklarımı teninde gezdirirken, ufuklarda nice galaksiler doğuyordu.
belki bir hayat var oluyordu, belki ben yok oluyordum.
her şey var ile yokluk kadar gerçek, derin ve bir o kadar da belirsizdi.
gözlerin..
sarhoşluğumdan mı sesin buğulaşıyordu gözlerine daldığımda, yoksa yavaşça içine çeken dipsiz bir kuyu muydun?
sesin netleştiğinde nefesimi kesiyor, kulağımdaki diğer tüm sesleri unutturuyordu.
aşık mı oluyordum varlığına, yoksa bedenim mi çok acizdi ?
yokluğun fark eder miydi dünyama bu vakitten sonra, yoksa tüm amacım artık varlığına şahit olmak mıydı ?
cayır cayır yanmak ister miydi bir ruh ? tek günahım olsan; her an işlemek ister miydi bu kalp ?
kurduğun her cümlenin öznesi olmak ister miydi bu benlik, kurduğun her cümleni dinlemek ister miydim?
söyleyeceklerimi merak eder miydin yoksa dinler gibi mi yapardın sadece? benim kadar derin hisseder miydin yoksa hisler yalancı mıydı sende?
aklımda kalan parça parça anıların, yapboz gibi ama uyuşmuyor kırıntılar. korkunun peşinden gelenler ile konuşmuyor kalbimin kapısından çıkanlar. hiçbir şeye benzemiyor bu safsatalar.
belirsizlik çıldırtıyor her zerremi.
anılar özlettiriyor, özlem sınırlıyor korkumu, korkum hatırlatıyor imkansızları, imkânsızlar gülüyor sonra yaşananlara, yaşananlar inanmıyor aynadaki yansımasına. yansıma...
her şey bir yanılsama.
zihnim, her şeyi anlayabilecek kadar genişti o an. her şeyin sebebini sen yapabilecek kadar dindar. tapardı ruhum, ruhuna; eğer ruhlarımız da sevişebilseydi.
dünyayı yedi günde var eder, yok olana kadar seninle sevişirdim.
günlük sıkıntılarına gülümser, hislerimin eşsizsizliğini mahşer gününü bekleyene dek dillerimden dökerdim.
sahi, anlatsam anlar mıydın? yoksa korkar mıydın sözcüklerimden.
evren inanmazdı bu denli yakacağına, kalbim inkâr ederdi eğer bahsetseydim bu hislerden.
evrenim ol isterdim, sonsuza kadar yak beni. kalbimin karşısına geç, kül olana kadar sar beni.
a.y.
yıldızlar yok oluyordu parmaklarımı teninde gezdirirken, ufuklarda nice galaksiler doğuyordu.
belki bir hayat var oluyordu, belki ben yok oluyordum.
her şey var ile yokluk kadar gerçek, derin ve bir o kadar da belirsizdi.
gözlerin..
sarhoşluğumdan mı sesin buğulaşıyordu gözlerine daldığımda, yoksa yavaşça içine çeken dipsiz bir kuyu muydun?
sesin netleştiğinde nefesimi kesiyor, kulağımdaki diğer tüm sesleri unutturuyordu.
aşık mı oluyordum varlığına, yoksa bedenim mi çok acizdi ?
yokluğun fark eder miydi dünyama bu vakitten sonra, yoksa tüm amacım artık varlığına şahit olmak mıydı ?
cayır cayır yanmak ister miydi bir ruh ? tek günahım olsan; her an işlemek ister miydi bu kalp ?
kurduğun her cümlenin öznesi olmak ister miydi bu benlik, kurduğun her cümleni dinlemek ister miydim?
söyleyeceklerimi merak eder miydin yoksa dinler gibi mi yapardın sadece? benim kadar derin hisseder miydin yoksa hisler yalancı mıydı sende?
aklımda kalan parça parça anıların, yapboz gibi ama uyuşmuyor kırıntılar. korkunun peşinden gelenler ile konuşmuyor kalbimin kapısından çıkanlar. hiçbir şeye benzemiyor bu safsatalar.
belirsizlik çıldırtıyor her zerremi.
anılar özlettiriyor, özlem sınırlıyor korkumu, korkum hatırlatıyor imkansızları, imkânsızlar gülüyor sonra yaşananlara, yaşananlar inanmıyor aynadaki yansımasına. yansıma...
her şey bir yanılsama.
zihnim, her şeyi anlayabilecek kadar genişti o an. her şeyin sebebini sen yapabilecek kadar dindar. tapardı ruhum, ruhuna; eğer ruhlarımız da sevişebilseydi.
dünyayı yedi günde var eder, yok olana kadar seninle sevişirdim.
günlük sıkıntılarına gülümser, hislerimin eşsizsizliğini mahşer gününü bekleyene dek dillerimden dökerdim.
sahi, anlatsam anlar mıydın? yoksa korkar mıydın sözcüklerimden.
evren inanmazdı bu denli yakacağına, kalbim inkâr ederdi eğer bahsetseydim bu hislerden.
evrenim ol isterdim, sonsuza kadar yak beni. kalbimin karşısına geç, kül olana kadar sar beni.
a.y.
devamını gör...
254.
kafesteki kaçıncı günü olduğunu bile hatırlamıyordu, en son ne zaman gerçekten nefes aldığını da. işin garibi kafese bile isteye girmişti, hatta şu anda bile kapısı açıktı kafesin ama içinden çıkmak bile gelmiyor, öylece belki de hiç olmayacak bir şeyi bekliyordu, bir sigara yaktı, gözlerini kırptı dumandan sakınmak için, beceremedi, gözü yandı. iyice sinirlenip öfkelendi, kafesinin içinde ayağa kalktı, kendini öldürecek bişi baktı çevresinde, sonra dudağını o öfke ile ısırdığının acısı aklına geldi, kolu ile dudağındaki var olup olmadığını bile bilmediği kanı sildi.
kadere inanmıyordu ama kaderin onun için bir planı vardı ve tıkır tıkır işliyordu, o bilmese bile. *
kadere inanmıyordu ama kaderin onun için bir planı vardı ve tıkır tıkır işliyordu, o bilmese bile. *
devamını gör...
255.
hayatımı yaşamlar dolusu hayatların arasında sıkışmış bir hâlde gördüm, rüya denilen zihin kurmacasında.
yaşıyor muyuz gerçekten yoksa bir film kesitinden mi ibaret her şey? bu kadar gerçekken...
uyandığım zaman, rüyaların içinde rüya görmüş bir simülasyondan ibaret mi olacağım şimdi? peki devamı olacak mı bu yarım filmin? belki de yarımşar filmlerin bütününü oluşturuyoruz insanlar olarak, fark etmeden.
karmaşalarla dolu yokluğun içinden geçtim, yoklandım. var olmam için yaşamam mı gerekiyor, ölümün külleriyle uçuştuğumuz bu dünyada?
eskimiş ince kağıdın arkasından yansıyan bir mürekkep gölgelerle parlıyordu. arkasını çevirdiğimde en alttaki iki satır bulanıklaştı, su damlası gibi..
''gökyüzünün rengi kırık, maviler acıyor.'' 0329
yaşıyor muyuz gerçekten yoksa bir film kesitinden mi ibaret her şey? bu kadar gerçekken...
uyandığım zaman, rüyaların içinde rüya görmüş bir simülasyondan ibaret mi olacağım şimdi? peki devamı olacak mı bu yarım filmin? belki de yarımşar filmlerin bütününü oluşturuyoruz insanlar olarak, fark etmeden.
karmaşalarla dolu yokluğun içinden geçtim, yoklandım. var olmam için yaşamam mı gerekiyor, ölümün külleriyle uçuştuğumuz bu dünyada?
eskimiş ince kağıdın arkasından yansıyan bir mürekkep gölgelerle parlıyordu. arkasını çevirdiğimde en alttaki iki satır bulanıklaştı, su damlası gibi..
''gökyüzünün rengi kırık, maviler acıyor.'' 0329
devamını gör...
256.
ayaklarım her zamanki deniz kenarına vardığında, kafamı kaldırdım ve boş gördüğüm banka sabitledim bakışlarımı. komut verdim: "4. boş banka doğru ileri!"
itaatkâr ayaklarımın ilerlemesiyle geride kalan gövdemi öne doğru savurdum ve yetişmeye çalıştım. normal standartlarda bir normalliğe kavuşunca banka ulaştım.
üstümü düzelttim ve oturdum. uzunca denize baktım ve sonra denizi her gördüğümde aklıma gelen küçüklüğümü düşünüp tebessüm ettim. küçükken denizdeki sınırı geçersem, boşluktan aşağı düşeceğimi sanırdım. şu an bunları düşününce komik gelse de yıllar önceki küçük olan bedenimin beyni bunu gayet normal karşılamıştı ve mantıklı bulmuştu. hayat gerçekten çok erken uyanıp uykusunu tamamen almış insanlar kadar tuhaftı.
itaatkâr ayaklarımın ilerlemesiyle geride kalan gövdemi öne doğru savurdum ve yetişmeye çalıştım. normal standartlarda bir normalliğe kavuşunca banka ulaştım.
üstümü düzelttim ve oturdum. uzunca denize baktım ve sonra denizi her gördüğümde aklıma gelen küçüklüğümü düşünüp tebessüm ettim. küçükken denizdeki sınırı geçersem, boşluktan aşağı düşeceğimi sanırdım. şu an bunları düşününce komik gelse de yıllar önceki küçük olan bedenimin beyni bunu gayet normal karşılamıştı ve mantıklı bulmuştu. hayat gerçekten çok erken uyanıp uykusunu tamamen almış insanlar kadar tuhaftı.
devamını gör...
257.
bir dakika, bir yere bakıp geleceğim, dedi. bunu kaçıncı seferdir söylüyordu, tuhafı mavi iyiden iyiye soğumuştu. bir kadın saçına dokundu ve buse dedi onun adı buse ve beni duymuyor. gözlerini kaçırmasa kızı yerine ona ben anne diyecektim. ayakkabılarına baktım rahattı, yolu uzundu, rahat olmalıydı.
adam sigarasını yaktı ve başını kaldırmadan konuştu; biliyorsun bando takımları daire şeklinde yürüyorlar, dedi. öyleyse artık oraya gidemem dedim, o an ormanda bir ağaç daha büyüdü. kırk yıl saydım çizgilerini. yapraklar merhametini solumuş ve sorum masada kalmıştı. üstümü aceleyle giyindim. cebimin biri nemliydi diğerinde bir çiçek buldum. dokununca bando takımı çalmaya başladı. kollarımı boynuna doladım, kulağına fısıldadım; çiçeğim kırmızıydı.
adam sigarasını yaktı ve başını kaldırmadan konuştu; biliyorsun bando takımları daire şeklinde yürüyorlar, dedi. öyleyse artık oraya gidemem dedim, o an ormanda bir ağaç daha büyüdü. kırk yıl saydım çizgilerini. yapraklar merhametini solumuş ve sorum masada kalmıştı. üstümü aceleyle giyindim. cebimin biri nemliydi diğerinde bir çiçek buldum. dokununca bando takımı çalmaya başladı. kollarımı boynuna doladım, kulağına fısıldadım; çiçeğim kırmızıydı.
devamını gör...
258.
[only piano - loneliness]
buz kristallerinin yüzüme saplandığını hissettim o ân sadece. ve saplanan bu tiz acılar, gözlerimden akan sıcak sıvıyla birlikte eriyip gitti..
hayatım, uyandığın rüyayı hatırlamamak gibi ilerliyordu. geçmişimden geçen tüm benler, unutulmuş ama biraz zorlasan dilinin ucundan kopacak kadar bendi.
fakat yine de hatırlamıyordum. ben sadece bugüne sıkışan bir gün gibiyim. yarınlar beni yeni bugün olarak yaratıyor ve ben dünde kalan bugündeki beni hatırlamıyorum.
aklımın sınırları, kafamı patlatırcasına baskı uyguluyor bana. düşüncelerin kurmaca dünyasında yaşıyor, rüya görüyor, uyuyor, uyanıyordum. bu kadar fazla katmanın içinden ben, kendimi -eğer gerçekten gerçekse- arıyordum. bulmaya çalışıyordum.. elime değen şey ise yansımadan ibaret kalıyor. aynalar dolusu düşünce dünyasında kendi yansımam hangisi olabilirdi? bunları yazan kişi mi, yarın doğacak olan yeni kişi mi, dünde kalan ve aslında bir dün öncesinde de bugün sayılan o dünkü kişi mi? açıklık getirilmesi gerekiyor bu kurmaca dolusu karmaşaya fakat şu kapalılık, açılır mı bir gün emin olamıyorum.
buz kristallerinin yüzüme saplandığını hissettim o ân sadece. ve saplanan bu tiz acılar, gözlerimden akan sıcak sıvıyla birlikte eriyip gitti..
hayatım, uyandığın rüyayı hatırlamamak gibi ilerliyordu. geçmişimden geçen tüm benler, unutulmuş ama biraz zorlasan dilinin ucundan kopacak kadar bendi.
fakat yine de hatırlamıyordum. ben sadece bugüne sıkışan bir gün gibiyim. yarınlar beni yeni bugün olarak yaratıyor ve ben dünde kalan bugündeki beni hatırlamıyorum.
aklımın sınırları, kafamı patlatırcasına baskı uyguluyor bana. düşüncelerin kurmaca dünyasında yaşıyor, rüya görüyor, uyuyor, uyanıyordum. bu kadar fazla katmanın içinden ben, kendimi -eğer gerçekten gerçekse- arıyordum. bulmaya çalışıyordum.. elime değen şey ise yansımadan ibaret kalıyor. aynalar dolusu düşünce dünyasında kendi yansımam hangisi olabilirdi? bunları yazan kişi mi, yarın doğacak olan yeni kişi mi, dünde kalan ve aslında bir dün öncesinde de bugün sayılan o dünkü kişi mi? açıklık getirilmesi gerekiyor bu kurmaca dolusu karmaşaya fakat şu kapalılık, açılır mı bir gün emin olamıyorum.
devamını gör...
259.
peki neden benimle konuşuyorsun? diye sordu kadın.
kızıl saçlarını rüzgârda savurtan bir kadınla kim konuşmaz ki? dedi adam bir ayağıyla gelen dalgaya vurmaya çalışarak. esmer teninde dalga daha da esmer iz bıraktı. kırk derece sıcak havada, denizin bu kadar dalgalı olmasının sebebi rüzgar gerçekten de kadının kızıl saçlarını savurtuyordu.
kadın adamın dediğini umursamadı. porselen beyazlığında bir ayağını o da dalgaya doğru uzattı.
bir deniz anası usul usul onları izledi uzaktan.
ne giriş cümleleri duymuştu deniz anası.
adamınki şiirsel bile değildi. yeni tanıştığı biri için fazla girişkendi.
kızıl saçlı kadını etkilemesi pek mümkün gözükmüyordu ki beklenmedik bir şey oldu.
adam eğildi ve dalgaların ıslattığı deniz kumundan bir avuç dolusu alıp kadının suratına fırlattı.
ne olması bekleniyordu? kadının tokat atması? kadının koşarak kaçması…
eğlenceli bir gündü denizanası için.
bir aşkın doğması hep eğlencelidir diye düşündü hayvan, kadın da bir avuç kumu alıp adamın suratına boca ederken. sonrası ise hüsran...
kızıl saçlarını rüzgârda savurtan bir kadınla kim konuşmaz ki? dedi adam bir ayağıyla gelen dalgaya vurmaya çalışarak. esmer teninde dalga daha da esmer iz bıraktı. kırk derece sıcak havada, denizin bu kadar dalgalı olmasının sebebi rüzgar gerçekten de kadının kızıl saçlarını savurtuyordu.
kadın adamın dediğini umursamadı. porselen beyazlığında bir ayağını o da dalgaya doğru uzattı.
bir deniz anası usul usul onları izledi uzaktan.
ne giriş cümleleri duymuştu deniz anası.
adamınki şiirsel bile değildi. yeni tanıştığı biri için fazla girişkendi.
kızıl saçlı kadını etkilemesi pek mümkün gözükmüyordu ki beklenmedik bir şey oldu.
adam eğildi ve dalgaların ıslattığı deniz kumundan bir avuç dolusu alıp kadının suratına fırlattı.
ne olması bekleniyordu? kadının tokat atması? kadının koşarak kaçması…
eğlenceli bir gündü denizanası için.
bir aşkın doğması hep eğlencelidir diye düşündü hayvan, kadın da bir avuç kumu alıp adamın suratına boca ederken. sonrası ise hüsran...
devamını gör...
260.
baykuş
uzun zaman önce canlılara güvenmeyi bırakmış bir kadın vardı.evinin camından bakarken bir baykuş gördü bir gün.baykuş kendine konacak bir yer arıyordu belli ki ama her konduğu yerden ya bir kedi ya bir köpek ya da haylaz bir çocuk yüzünden hemen uzaklaşmak zorunda kalıyordu.camdan onu ve çabasını izlerken kendini hatırladı kadın ne kadar da kendine benziyordu.bir türlü yer edinememişti o da kendine bu hayatta.baykuşa yardım etmeye karar verdi aniden,camının kenarına onun için bir yer bile yaptı hatta.baykuşun bu yeri bulması kolay olmadı,kadın baykuşun ilgisini çekmek için bir çok yol denedi ama olmadı.sonra bir gün kadın aşağı inip baykuşa anlatmak istedi yapmak istediği şeyi;ona yuva olmak istediğini.neden olmasın çoğu zaman hayvanlar daha iyi anlayabiliyordu insanları insanlardan neden anlamasın baykuş diye düşünüp durdu kadın.derken tüm cesaretini ve ümidini toplayarak yaklaştı kadın baykuşa.tam baykuş kadının onu kovalayacağını sanıp kaçacakken elindeki et parçasını gösterdi kadın ona ve tıpkı bir insanla konuşur gibi konuştu onunla,açıkça belirtti niyetini.baykuş eti görünce durdu ve yavaşça yaklaştı kadına tekinsiz bir şekilde eti alıp havalandı sonra.korktu kadın ama korkuyla beraber sıcacık bir duygu kapladı içini şefkatti bu,bağlamıştı ikisini ya da en azından kadını baykuşa.o olaydan sonra her gün cama et parçası koymaya başladı kadın.ilk günlerde yine dikkatini çekemese de sonraları başarılı oldu.baykuş artık onu görüyor cama gidiyor eti alıyor ve havalanıyordu.kadının asıl amacı yuva olmaktı ama baykuş hala güvenememişti kadına .sonra bir gün kadın uyandığında baykuşun camın kenarına tünediğini gördü dünyalar onun olmuştu,başarmıştı sonunda yuva olabilmiş,şefkatine karşılık bulabilmişti.artık yerleşmişti baykuş kadının dünyasına ,camının kenarına tünüyor kadının verdiği eti yiyiyordu.bu uzun bir süre böyle devam etti sonra bir gün kadın dokunmak,başını okşamak istedi baykuşun.ama beklediği gibi olmadı;baykuş az önce kendisine et veren eli tanıyamamış,şefkatine karşılık bir dokunuşu çok görmüş etini alıp uçuvermişti.üzüldü kadın.sonra kendini teselli etti ve baykuşu belki de olmayan senaryolarla haklı çıkardı.güya daha önce insanlar ona çok kötü davranmıştı ve baykuş bu yüzden güvenemiyordu.ertesi sabah yeniden baykuşu yerinde görünce rahatladı kadın.belki de pişmandı baykuş.bir parça eti alıp uzattı baykuşa ve seni anlıyorum geçmişte çok acı çekmiş olmalısın der gibi bakarak kapattı camı.günler böyle geçip gitti artık vazgeçilmezi olmuştu kadının baykuş,sürekli onu düşünüyor elini o yumuşacık tüylere değdireceği günün hayalini kuruyordu.neden olmasın diye düşündü hem belki iyice alışınca evin içine bile alabilirdi onu sonuçta uzun zamandır beraberlerdi ve kadının şefkatini ,bağılığını anlamış olmalıydı baykuş .kadın böyle düşüncelerle daldı o gece uykuya .ancak sabah hayal ettiği gibi olmadı ,baykuş yerindeydi evet ama başka bakıyordu sanki gözleri anlayamadı kadın önce sonra saatine bakınca et saatinin geçmesine bağladı durumu.acıkmıştır tabi diye düşündü mutfağa koşarken,aldığı et parçasını uzatırken özür diledi baykuştan anlamasını bekleyerek ama baykuş hareketlerindeki şefkati,mahcubiyeti anlamak bir yana dursun beklemedi bile bir hışımla eti alıp havalandı .o kadar sert ve hızlı olmuştu ki olay kadın parmağındaki acıyı hissedip kanı görünce anladı baykuşun onu yaraladığını.yanlışlıkla oldu diye düşündü üzüntüsünü gizlemeye çalışarak ve bundan sonra daha dikkatli olacağına et saatini kaçırmayacağına dair söz verdi uzaklarda havalanan baykuşa.artık alarm kuruyordu sabahları olaydan sonraki gün tam vaktinde vermesine rağmen yine aynı tepkiyi verdi baykuş nitekim öbür günde,öbür günde…kadının üzüntüsü gün geçtikçe artıyordu parmaklarındaki kesikler gibi.korkmaya başladı artık o çok sevdiği ,yuvası olmak istediği baykuşu bu muydu gerçekten sürekli onu yaralayan ve umursamadan aynını yapmaya devam eden bu baykuş onun şefkatle yaklaştığı baykuşu muydu?bir türlü aklı almıyordu olanları,bir şey yapmadığına emindi ona zarar verecek onu bu hale getirecek hiçbir şey yapmamıştı.artık uzaklaşıyordu git gide ondan korkuyordu da gitsin istiyordu.bir gün yaralı parmaklarına bakarken artık et vermezsem gider belki diye düşündü.öbür sabah et vermedi camın kenarına korkarak yaklaştı ve baktı baykuşuna ona yuva olmaya karar verdiği gün geldi aklına.baykuşta uzun uzun baktı ona ve havalandı birden gözden kayboluncaya kadar izledi baykuşunu kadın.planının başarılı olduğuna sevinemedi; baykuşunu kaybettiğine üzüldü,ağlamaya başladı.tam o sırada bir şey çarptı cama ve cam parçaları gözüne geldi kadının çarpan şey de yere ,evin içine düşmüştü ama kadın göremedi ne olduğunu.gözleri çok acıyordu gözlerinden akan kan gözyaşlarına karışmıştı ’’yardım edin!’’ çığlıklarıyla attı kendini dışarı.sesler duyduğunda hastanedeydi ama hiçbir şey göremiyordu.doktorun dediğine göre komşuları baygın halde getirmişlerdi onu buraya.gözleri cam parçaları yüzünden zarar görmüştü ve artık göremeyecekti.’’ağlamayın’’ dedi doktor ’’ gözyaşlarınız acınızın artmasına sebep olacak’’diye ekleyerek.bu bir kabus olmalı, her şey baykuşuma yaptığım kötülük yüzünden oldu diye düşündü kadın.onu kovmasa gitmesine izin vermese bunların hiçbiri olmayacaktı ona göre.tam bunları düşünürken aklına cama çarpan şey geldi ve doktora sordu.aldığı cevap kanını dondurdu baykuş çarpmıştı ve o sert çarpmanın etkisiyle oracıkta ölmüştü,olur şey değildi.kadın sonunda eve girebilmiş,benim bana alışırsa eve de alırım düşündüğüm baykuşum bir et parçası için kendini canından beni gözlerimden etti diye düşündü.hata etmişti kadın yine,yeniden güvenmişti ama bedeli çok ağır olmuştu bu defa gözleri yoktu,kördü artık vefasız menfaatçi bir baykuşa güvenmenin bedelini gözleriyle ödemişti..
baykuş yok oldu…
kadın güvenmeyi bıraktı..
bir hikaye daha mutsuz bitti..
uzun zaman önce canlılara güvenmeyi bırakmış bir kadın vardı.evinin camından bakarken bir baykuş gördü bir gün.baykuş kendine konacak bir yer arıyordu belli ki ama her konduğu yerden ya bir kedi ya bir köpek ya da haylaz bir çocuk yüzünden hemen uzaklaşmak zorunda kalıyordu.camdan onu ve çabasını izlerken kendini hatırladı kadın ne kadar da kendine benziyordu.bir türlü yer edinememişti o da kendine bu hayatta.baykuşa yardım etmeye karar verdi aniden,camının kenarına onun için bir yer bile yaptı hatta.baykuşun bu yeri bulması kolay olmadı,kadın baykuşun ilgisini çekmek için bir çok yol denedi ama olmadı.sonra bir gün kadın aşağı inip baykuşa anlatmak istedi yapmak istediği şeyi;ona yuva olmak istediğini.neden olmasın çoğu zaman hayvanlar daha iyi anlayabiliyordu insanları insanlardan neden anlamasın baykuş diye düşünüp durdu kadın.derken tüm cesaretini ve ümidini toplayarak yaklaştı kadın baykuşa.tam baykuş kadının onu kovalayacağını sanıp kaçacakken elindeki et parçasını gösterdi kadın ona ve tıpkı bir insanla konuşur gibi konuştu onunla,açıkça belirtti niyetini.baykuş eti görünce durdu ve yavaşça yaklaştı kadına tekinsiz bir şekilde eti alıp havalandı sonra.korktu kadın ama korkuyla beraber sıcacık bir duygu kapladı içini şefkatti bu,bağlamıştı ikisini ya da en azından kadını baykuşa.o olaydan sonra her gün cama et parçası koymaya başladı kadın.ilk günlerde yine dikkatini çekemese de sonraları başarılı oldu.baykuş artık onu görüyor cama gidiyor eti alıyor ve havalanıyordu.kadının asıl amacı yuva olmaktı ama baykuş hala güvenememişti kadına .sonra bir gün kadın uyandığında baykuşun camın kenarına tünediğini gördü dünyalar onun olmuştu,başarmıştı sonunda yuva olabilmiş,şefkatine karşılık bulabilmişti.artık yerleşmişti baykuş kadının dünyasına ,camının kenarına tünüyor kadının verdiği eti yiyiyordu.bu uzun bir süre böyle devam etti sonra bir gün kadın dokunmak,başını okşamak istedi baykuşun.ama beklediği gibi olmadı;baykuş az önce kendisine et veren eli tanıyamamış,şefkatine karşılık bir dokunuşu çok görmüş etini alıp uçuvermişti.üzüldü kadın.sonra kendini teselli etti ve baykuşu belki de olmayan senaryolarla haklı çıkardı.güya daha önce insanlar ona çok kötü davranmıştı ve baykuş bu yüzden güvenemiyordu.ertesi sabah yeniden baykuşu yerinde görünce rahatladı kadın.belki de pişmandı baykuş.bir parça eti alıp uzattı baykuşa ve seni anlıyorum geçmişte çok acı çekmiş olmalısın der gibi bakarak kapattı camı.günler böyle geçip gitti artık vazgeçilmezi olmuştu kadının baykuş,sürekli onu düşünüyor elini o yumuşacık tüylere değdireceği günün hayalini kuruyordu.neden olmasın diye düşündü hem belki iyice alışınca evin içine bile alabilirdi onu sonuçta uzun zamandır beraberlerdi ve kadının şefkatini ,bağılığını anlamış olmalıydı baykuş .kadın böyle düşüncelerle daldı o gece uykuya .ancak sabah hayal ettiği gibi olmadı ,baykuş yerindeydi evet ama başka bakıyordu sanki gözleri anlayamadı kadın önce sonra saatine bakınca et saatinin geçmesine bağladı durumu.acıkmıştır tabi diye düşündü mutfağa koşarken,aldığı et parçasını uzatırken özür diledi baykuştan anlamasını bekleyerek ama baykuş hareketlerindeki şefkati,mahcubiyeti anlamak bir yana dursun beklemedi bile bir hışımla eti alıp havalandı .o kadar sert ve hızlı olmuştu ki olay kadın parmağındaki acıyı hissedip kanı görünce anladı baykuşun onu yaraladığını.yanlışlıkla oldu diye düşündü üzüntüsünü gizlemeye çalışarak ve bundan sonra daha dikkatli olacağına et saatini kaçırmayacağına dair söz verdi uzaklarda havalanan baykuşa.artık alarm kuruyordu sabahları olaydan sonraki gün tam vaktinde vermesine rağmen yine aynı tepkiyi verdi baykuş nitekim öbür günde,öbür günde…kadının üzüntüsü gün geçtikçe artıyordu parmaklarındaki kesikler gibi.korkmaya başladı artık o çok sevdiği ,yuvası olmak istediği baykuşu bu muydu gerçekten sürekli onu yaralayan ve umursamadan aynını yapmaya devam eden bu baykuş onun şefkatle yaklaştığı baykuşu muydu?bir türlü aklı almıyordu olanları,bir şey yapmadığına emindi ona zarar verecek onu bu hale getirecek hiçbir şey yapmamıştı.artık uzaklaşıyordu git gide ondan korkuyordu da gitsin istiyordu.bir gün yaralı parmaklarına bakarken artık et vermezsem gider belki diye düşündü.öbür sabah et vermedi camın kenarına korkarak yaklaştı ve baktı baykuşuna ona yuva olmaya karar verdiği gün geldi aklına.baykuşta uzun uzun baktı ona ve havalandı birden gözden kayboluncaya kadar izledi baykuşunu kadın.planının başarılı olduğuna sevinemedi; baykuşunu kaybettiğine üzüldü,ağlamaya başladı.tam o sırada bir şey çarptı cama ve cam parçaları gözüne geldi kadının çarpan şey de yere ,evin içine düşmüştü ama kadın göremedi ne olduğunu.gözleri çok acıyordu gözlerinden akan kan gözyaşlarına karışmıştı ’’yardım edin!’’ çığlıklarıyla attı kendini dışarı.sesler duyduğunda hastanedeydi ama hiçbir şey göremiyordu.doktorun dediğine göre komşuları baygın halde getirmişlerdi onu buraya.gözleri cam parçaları yüzünden zarar görmüştü ve artık göremeyecekti.’’ağlamayın’’ dedi doktor ’’ gözyaşlarınız acınızın artmasına sebep olacak’’diye ekleyerek.bu bir kabus olmalı, her şey baykuşuma yaptığım kötülük yüzünden oldu diye düşündü kadın.onu kovmasa gitmesine izin vermese bunların hiçbiri olmayacaktı ona göre.tam bunları düşünürken aklına cama çarpan şey geldi ve doktora sordu.aldığı cevap kanını dondurdu baykuş çarpmıştı ve o sert çarpmanın etkisiyle oracıkta ölmüştü,olur şey değildi.kadın sonunda eve girebilmiş,benim bana alışırsa eve de alırım düşündüğüm baykuşum bir et parçası için kendini canından beni gözlerimden etti diye düşündü.hata etmişti kadın yine,yeniden güvenmişti ama bedeli çok ağır olmuştu bu defa gözleri yoktu,kördü artık vefasız menfaatçi bir baykuşa güvenmenin bedelini gözleriyle ödemişti..
baykuş yok oldu…
kadın güvenmeyi bıraktı..
bir hikaye daha mutsuz bitti..
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2