normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
901.
bir süredir kendimden başka hiçbir şey umrumda olmuyordu. bugün ilk kez en sevdiğim için kendimi bir kenarı bıraktım. bu zaten yapmam gereken bir şey ama mesele bu değil. derdini dinliyorum ama elimden dinlemekten başka bir şey gelmiyor. ah dostlarım. kendimi ilk defa gerçekten bu kadar çaresiz hissediyorum. umarım bu sorunları çözebilmek için elimden bir şeyler gelebilir.
devamını gör...
902.
hayat devam ediyor, edecek.
ta ki kendi içimizde öldürene kadar uçuşan ruhu, her şey olması gerektiği gibi olacak.
ama bu muydu gerçekten olması gereken?
yarım yarım milyonlarca parçayı bir araya getirip anlamlı bir bütün elde etmeye çalışmakla mı geçecek bütün ömür?
iki yarım bir tam etmeyecek hiçbir zaman ve 'ama kopuktu kopuktu zincir, olduramadım!' mı diyeceğiz tüm bunların sonunda?
hayat devam edecek elbet ama çok eksildik. şu bahsettiğim sona ne kadarımız varabilecek, o milyon parça ufalana ufalana bir kum tanesi olarak ulaşacak mı o noktaya bilemiyorum. bir şekilde ileri atmaya çalışıyorum işte.
geçelim bunları kuzum.
bunlar derinmiş gibi görünen tesirsiz lakırdılar. birbiri ardına dizilmiş fiyakalı kelimeleri kullanmak adına saçmalamak istemiyorum. benim içimdekileri yansıtamaz öyleleri ve ben anlaşılmamaktan hiç hoşlanmam. bunu benim yerime yapmış şairler ve dahası nilgün'ler var. büyük harflerle basbayağı nilgün var.
ve şöyle diyor ;
kendimizle oynayan güçsüz mahluklarız biz, yaptırımla ödülü gönlümüzde barışık tutan. mesafemiz kuyruğumuzla başımız arasında gider gelir, dehşetli sevincimiz bulunca ayrılmazlığını yengimizle yenilgimizin. devimimiz: felcimizin kaynağından fışkıran. güçsüzlüğümüz: kıvrak istemimizin yatağı. böylece doldururuz biz her kaygının, her doyumun kucağını. az ışıkları yaşamın kabulümüzdür
kururken damarlarımızın son solukları
kalabalıktan arta kalan biricik ay ışığını
katmalı öyleyse görülmez akışına
yaşamlarımızın"biz rengin değil
ara rengin peşindeyiz" gerçek bilinsin, diliyoruz
düz, eğri, çapraz ya da değirmi
güzeldir açığa çıkışı yüreğin
sen bil ki, ben de seveyim ve doğruluruz her karanlıkla
sarsılmanın yakın imgesinde yüreğin burkulması
göz dayanıksızlığı
aşk azlığı açılır ve kapanmaz
tarihin yakut yarası ılık bir süzülüşle
geri dön hayat
bırakma yeryüzü salına
tünemiş pek kara kuşlar
örtsün bakışımı
görmek acısı sürsün
pencere tutsağının
düşsün hayatı suya
aşk küçük bir kilimdir
duvarlarıyla sayılan küçük bir deniz
sevgili küçük ölüm
dur ayaklarının altını anlayalım
kaşlarını, eksik kalan yerlerini
karlar kraliçesini ev içlerinin
tarihin sonsuz noktalama işaretlerini de
kaçalım kalık çalıkuşundan ve daha nelerden
ülkemizin kırmızı kayığıyla
o döker yine suçunu
örtse de sisle ayıbını gece gece;
ipek dokusu çözüldüğünde
ellerim: eksik cennetim benim
gerçek yasaktır
"ben babamın yuvarladığı
çığın altında kaldım"
çocukluğun kendini saf bir biçimde
akışa bırakması ne güzeldi
yiten bu işte
çok kullanılmış bir zamanın gözlerini kapattım
...
ta ki kendi içimizde öldürene kadar uçuşan ruhu, her şey olması gerektiği gibi olacak.
ama bu muydu gerçekten olması gereken?
yarım yarım milyonlarca parçayı bir araya getirip anlamlı bir bütün elde etmeye çalışmakla mı geçecek bütün ömür?
iki yarım bir tam etmeyecek hiçbir zaman ve 'ama kopuktu kopuktu zincir, olduramadım!' mı diyeceğiz tüm bunların sonunda?
hayat devam edecek elbet ama çok eksildik. şu bahsettiğim sona ne kadarımız varabilecek, o milyon parça ufalana ufalana bir kum tanesi olarak ulaşacak mı o noktaya bilemiyorum. bir şekilde ileri atmaya çalışıyorum işte.
geçelim bunları kuzum.
bunlar derinmiş gibi görünen tesirsiz lakırdılar. birbiri ardına dizilmiş fiyakalı kelimeleri kullanmak adına saçmalamak istemiyorum. benim içimdekileri yansıtamaz öyleleri ve ben anlaşılmamaktan hiç hoşlanmam. bunu benim yerime yapmış şairler ve dahası nilgün'ler var. büyük harflerle basbayağı nilgün var.
ve şöyle diyor ;
kendimizle oynayan güçsüz mahluklarız biz, yaptırımla ödülü gönlümüzde barışık tutan. mesafemiz kuyruğumuzla başımız arasında gider gelir, dehşetli sevincimiz bulunca ayrılmazlığını yengimizle yenilgimizin. devimimiz: felcimizin kaynağından fışkıran. güçsüzlüğümüz: kıvrak istemimizin yatağı. böylece doldururuz biz her kaygının, her doyumun kucağını. az ışıkları yaşamın kabulümüzdür
kururken damarlarımızın son solukları
kalabalıktan arta kalan biricik ay ışığını
katmalı öyleyse görülmez akışına
yaşamlarımızın"biz rengin değil
ara rengin peşindeyiz" gerçek bilinsin, diliyoruz
düz, eğri, çapraz ya da değirmi
güzeldir açığa çıkışı yüreğin
sen bil ki, ben de seveyim ve doğruluruz her karanlıkla
sarsılmanın yakın imgesinde yüreğin burkulması
göz dayanıksızlığı
aşk azlığı açılır ve kapanmaz
tarihin yakut yarası ılık bir süzülüşle
geri dön hayat
bırakma yeryüzü salına
tünemiş pek kara kuşlar
örtsün bakışımı
görmek acısı sürsün
pencere tutsağının
düşsün hayatı suya
aşk küçük bir kilimdir
duvarlarıyla sayılan küçük bir deniz
sevgili küçük ölüm
dur ayaklarının altını anlayalım
kaşlarını, eksik kalan yerlerini
karlar kraliçesini ev içlerinin
tarihin sonsuz noktalama işaretlerini de
kaçalım kalık çalıkuşundan ve daha nelerden
ülkemizin kırmızı kayığıyla
o döker yine suçunu
örtse de sisle ayıbını gece gece;
ipek dokusu çözüldüğünde
ellerim: eksik cennetim benim
gerçek yasaktır
"ben babamın yuvarladığı
çığın altında kaldım"
çocukluğun kendini saf bir biçimde
akışa bırakması ne güzeldi
yiten bu işte
çok kullanılmış bir zamanın gözlerini kapattım
...
devamını gör...
903.
deniz mavisi gözlerinden mi su doldurdun, dedi.
hayır dedim.
deniz renksizdi , berraktı.
oysaki benim gözlerim öyle değildi ki...
deniz maviliğini gökyüzünden alırdı fakat kimse ondan bahsetmezdi öyle.
marifet denizde değil ,gökyüzündeydi...
belki de marifet gözlerimde değil bakan kişinin gözlerindeydi...
belki de onun yansımasıydı , onun güzelliğiydi...
o da kendinden -güzel baktığından- bahsetmezdi öylece.
cevap veriyorum;
hayır,
deniz mavisi gözlerimden su getirmedim, getiremem de...
çünkü ben, gök mavisi gözlerim ile su getirmiştim
...
hayır dedim.
deniz renksizdi , berraktı.
oysaki benim gözlerim öyle değildi ki...
deniz maviliğini gökyüzünden alırdı fakat kimse ondan bahsetmezdi öyle.
marifet denizde değil ,gökyüzündeydi...
belki de marifet gözlerimde değil bakan kişinin gözlerindeydi...
belki de onun yansımasıydı , onun güzelliğiydi...
o da kendinden -güzel baktığından- bahsetmezdi öylece.
cevap veriyorum;
hayır,
deniz mavisi gözlerimden su getirmedim, getiremem de...
çünkü ben, gök mavisi gözlerim ile su getirmiştim
...
devamını gör...
904.
tam toparlıyorum derken yine herşey altüst oldu. hayat sanki benim kalkmamı ve savaşmamı istemiyor gibi. ilk kötü olaylarımda değil. inadımı en çok o biliyor. artık kötü bir olay daha istemiyorum yakın gelecekte. sorumlu olduğum insanlar var. onlar ve kendim için dimdik ayakta kalmam gerekiyor. çok yorgunum. biraz nefes almam için fırsat ver bana hayat....
devamını gör...
905.
bir bahçem vardı.. nasıl bir yerdi, tam hatırlamıyorum? ekilip, biçilen bereketli topraklardı. bana öyle denildi ama hiçbir zaman duyumsamadım. bahçe'ye çıkan kapıyı kilitledim mucizesine inanmadım. geçmedim önünden hiç, yok saydım. arka bahçemdi o benim. karanlık, izbe acayip sesler gelen yer. ara ara uykularımı böler, rüyalarıma girer. kabusumdur hem hemen yanımda, sesleri dibimde. susturmaya çalışsamda, görmezden gelsemde haykırıyor beynimde. su vermediğim,beslemediğim bu topraklar bana ders veriyor. benimle yüzleş, topla burayı, görmezden gelme çağrıları hemen her gün içimde. tam kapıyı açmaya yeltendiğimde korku'nun ateşine kapılıyorum. lanet olsun o duyguya! risk alamayan ürkek bir yürek. bir yaratık kocaman ağzıyla beni yutarcasına bekliyor sanki hemen o eşiğin orada. hep biriyle gitmeyi hayal ettim, hadi bir cesaret verir bana diye. oysa çözülmemek, anlaşılmamak gelir hep beraberinde. ruhun, hayallerin gerçek olmama ihtimali üzerine çok düşünmeyen geçici uyku perisi etkisinde.
kapılarıma kilit vurdum, üstüne zincirledim. ara ara açmaya çalışırım sonra tekrar bir zincir daha..
benim bahçem pandoranın kutusu, kötülük yok içinde ve umutta. en kötüsü inancı bitmek üzere. kendine, şansına... şansı üst kat komşusu, ekmek kırıntıları atıyor balkona. ben onları silmekle meşgulüm. kırıntılar bir umut değil daha büyük engel. tahammülüm kalmadı onlara. tek tek süpürüyorum her birini, ihtiyacım yokmuş gibi.. kandırmanın en güzel oyalama olduğunu düşünen çocuk bu; büyümedi..
kapılarıma kilit vurdum, üstüne zincirledim. ara ara açmaya çalışırım sonra tekrar bir zincir daha..
benim bahçem pandoranın kutusu, kötülük yok içinde ve umutta. en kötüsü inancı bitmek üzere. kendine, şansına... şansı üst kat komşusu, ekmek kırıntıları atıyor balkona. ben onları silmekle meşgulüm. kırıntılar bir umut değil daha büyük engel. tahammülüm kalmadı onlara. tek tek süpürüyorum her birini, ihtiyacım yokmuş gibi.. kandırmanın en güzel oyalama olduğunu düşünen çocuk bu; büyümedi..
devamını gör...
906.
komplolar gerçeğe nası bu kadar yaklaştı gerçekler ne ara bu kadar saçmlaştı?
devamını gör...
907.
kendimi, diğer insanlara karşı çok kin besliyor sanardım, beslemiyormuşum. bir zamanlar çok sevdiğim, çok yakın olduğum insanların değişmesinden, başka birisi olmasından, yabancı olmasından korktuğumdan konuşmuyormuşum.
eh bu iyi midir, kötü müdür, ne yapılmalıdır, daha sonra ne olacaktır bilmiyorum*. kin mi yoksa bu mu daha merhametlice bilmiyorum.
bildiğim bir şey var, neticede iki ara sokağın sonu da aynı caddeye çıkıyor. ikisinde de değişen bir şey olmuyor, ikisinde de bir diyalog olmuyor, bir çözüm olmuyor. cevapsız birkaç soru kalıyor, acaba değişmiş midir, nerdedir, derdi nedir?
neyse...*
eh bu iyi midir, kötü müdür, ne yapılmalıdır, daha sonra ne olacaktır bilmiyorum*. kin mi yoksa bu mu daha merhametlice bilmiyorum.
bildiğim bir şey var, neticede iki ara sokağın sonu da aynı caddeye çıkıyor. ikisinde de değişen bir şey olmuyor, ikisinde de bir diyalog olmuyor, bir çözüm olmuyor. cevapsız birkaç soru kalıyor, acaba değişmiş midir, nerdedir, derdi nedir?
neyse...*
devamını gör...
908.
eski kadıköy'ü, eski camel'ı, eski efes'i, eski gitarımı özledim. lütfen bana pendik'te dededen kalan evde kusana kadar sarhoş olduğum günleri getirin. eski hayatımı özledim. trende gördüğüm kızın cebine şiir attığım günleri getirin.
o zamanlar istediğimiz gibi hayal kurardık çünkü kurduğumuz hayallerin gerçekleşme ihtimali çok yıllar uzaktaydı. artık hayal kurabileceğim bir gençliğim bile yok.
lütfen bana şiir yazabildiğim günleri getirin.
o zamanlar istediğimiz gibi hayal kurardık çünkü kurduğumuz hayallerin gerçekleşme ihtimali çok yıllar uzaktaydı. artık hayal kurabileceğim bir gençliğim bile yok.
lütfen bana şiir yazabildiğim günleri getirin.
devamını gör...
909.
özledim.o her şeyin bu noktalara geleceğinden habersiz gamsız hallerimi özledim.sadece hayal kurmaktan ibaret olan, bedel ödeyeceğimi,fedakarlık yapacağımı, çoğunu atlatmış olsam da tüm bu zorluklara maruz kalacağımı bilmediğimden habersiz günlerimi özledim.bu kadarına gerek var mıydı ya da daha ne çıkacak karşıma da dönüm noktaları yaşayacağım diye düşünmeden edemiyorum.bu kadarı yetmez miydi?yoruldum...yoruldum zamanın akıp gidiyorken aynı anda bir bilinmezliğin içine beni hazırlıksız sürüklemesinden.yoruldum tüm bu kalabalığın içinde yalnız hissetmekten,güçlü olmaya çalışmaktan.
birilerine mi anlatmalı,anlarlar mi ki beni?anlattım ne mi değişti?
hiçbir şey.
ne mi oldu?
koskocaman bir boşluk.
beni bekleyen bilinmezlikte anlaşılmamanın yarattığı boşluk.
ve şimdi de o boşlukta yalnız kalışımdan ibaretim.
birilerine mi anlatmalı,anlarlar mi ki beni?anlattım ne mi değişti?
hiçbir şey.
ne mi oldu?
koskocaman bir boşluk.
beni bekleyen bilinmezlikte anlaşılmamanın yarattığı boşluk.
ve şimdi de o boşlukta yalnız kalışımdan ibaretim.
devamını gör...
910.
bir şeyi elde etmek istersin çabalarsın hani hep aklına gelir falan sonra baktın elde edebiliyorsun baktın o artık mümkün o çabalarına rağmen senin için artık köşede duran önemsiz vasıfsız boş bir eşya gibi gelir sana böyle küçük bir çocuğun ağlayıp inat edip ıslarla aldırdığı fakat hevesinin o oyuncak değilde o oyuncağı elde etme arzusu olduğu gibi bi duygudur bu da. bu tür insanlar genelde acıdan beslenenlerdir. tek kişilik karşılıksız duygulara aşıktırlar. onlar ya mutlu olmaktan korkarlar ya da dediğim gibi acıdan beslenenlerdir. size tavsiyem aldanmamak çünkü hayal kırıklığı toparlanma olasılığı düşük bir acıdır siz ihtimal vermemeye bakın (: 17.08.21
devamını gör...
911.
hiçbir şey yolunda değil sanki. kocaman bir karanlığa, kocaman eller tarafından çekiliyorum. evet, bu karanlık beni yutamayacak, içine çekemeyecek. ama ya çok yorulursam? ıçimde tuttuklarım, içime oturdu artık, kalkmayı bilmiyorlar. ne yapmalıyım? ıç savaş başlarsa içimde, hangi müttefik basar beni bağrına? sen mi? asla.
devamını gör...
912.
hayata bakış açımızı değiştiren bazen bir kitaptır, bazen bir filmdir, bazen yeni tanıştığın biri yada hep gördüğün konuştuğun birinin bir cümlesidir. çünkü hepsinde yaşanan bir hikaye vardır.
bizde öyle ufuk açarlar ki aslında dert ettiğimiz şeylerin yüzeyselliği ile bizi yüzleştirirler. kitabı kapatınca, film bitince yada sohbet bitince içinizdeki boşlukta uçan deli sorular başlar.
yada eskilerin dediği gibi başımıza gelen bir musibet bin nasihattan daha hayırlı olabiliyor. öyle bir olay yaşarız ki önceliklerimiz, dertlerimiz o kadar basit kalır ki..
anlayanın bir şekilde önem dereceleri değişiyor. hemen sonrasında yüzeysellikten uzak başka dertler ediniyorsunuz.
işte o dertleriniz o meraklarınız hayatınızı değiştiriyor. sizi başka biri yapıyor..
anlayanın dedim herkes de aynı etkiyi yapmadığını bire bir gözlemledim hayatımda, her insan gerçekten çok farklı, dolayısıyla her insanda etkide çok farklı oluyor.
hayata at gözlükleri bakmamak için, gerçekten okumak, bakmak, görmek, konuşmak, dinlemek gerekiyor.
bizde öyle ufuk açarlar ki aslında dert ettiğimiz şeylerin yüzeyselliği ile bizi yüzleştirirler. kitabı kapatınca, film bitince yada sohbet bitince içinizdeki boşlukta uçan deli sorular başlar.
yada eskilerin dediği gibi başımıza gelen bir musibet bin nasihattan daha hayırlı olabiliyor. öyle bir olay yaşarız ki önceliklerimiz, dertlerimiz o kadar basit kalır ki..
anlayanın bir şekilde önem dereceleri değişiyor. hemen sonrasında yüzeysellikten uzak başka dertler ediniyorsunuz.
işte o dertleriniz o meraklarınız hayatınızı değiştiriyor. sizi başka biri yapıyor..
anlayanın dedim herkes de aynı etkiyi yapmadığını bire bir gözlemledim hayatımda, her insan gerçekten çok farklı, dolayısıyla her insanda etkide çok farklı oluyor.
hayata at gözlükleri bakmamak için, gerçekten okumak, bakmak, görmek, konuşmak, dinlemek gerekiyor.
devamını gör...
913.
ön yargı (peşin hüküm-tartılmadan sarf edilen fikir düşünce)
ön yargıya ve nihayetinde sabra en güzel ve çarpıcı örnek; kuran’da kehf suresinde hz musa ile beraber yolculuğa çıktığı adamın (tefsirciler hızır derler bu kişiye ancak kanıt yok) kıssası anlatılır. bu kıssa ’da musa, o bilgin kişiye ‘ben sana tabi olmak istiyorum’ der. o bilge kişi sen benimle olmaya dayanamazsın, sabır gösteremezsin der. musa ısrar eder , hayır kesinlikle karışmayacağım der. neyse, beraber yola koyulunca başlarından 3 farklı olay geçer ve bu 3 olay yaşanır yaşanmaz hz musa, o bilge kişiye neden böyle yaptığını sorar ve o’nu eleştirir. kıssa ’ya göre musa sürekli ön yargılı davranmış, olayların iç yüzünü bilmeden kendisinden daha bilge olan o şahsa tepki göstermiştir. allah, bize 1400 sene önce bu kıssayı anlatarak olayların iç yüzünü, perde arkasında neler olduğunu bilmeden hükme varmamamızı, insanları yargılamamızı anlatmak istemiştir.
işte günümüz modern dünyasında da çok fazla değişen bir şey yoktur. biz yine ön yargılarımızla perdenin gerisini göremediğimizden her şeyi ilk andaki şekliyle yorumlar hale geldik. bu bizim kalplerimizin daha da katılaşmasına, sevginin ve hoşgörünün ruhumuzdan uzaklaşmasına da yol açtı.
peki, ön yargılarımızdan nasıl kurtulabiliriz yada en aza indirebiliriz?
yine devreye o sihirli batılı sözcük giriyor ve empati yapma yeteneğimizi geliştirmemiz gerektiğini anlıyoruz. karşımızdaki insanın yerine kendimizi koyduktan sonra beklemeli ve düşünmeliyiz. sonrasında objektif ve nesnel hale geldiğimizi anladığımız anda hüküm vermeliyiz. bunun, bizi dedikodu; kin nefret ve haset gibi olumsuz duygulardan da alıkoyması beklenebilir.
ışıklar içinde uyusun. einstein’ın çok klasik sözünü de tekrarlamak isterim. ‘’ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur’’ burada einstein, mübalağa ve kinaye sanatı kullanarak durumu vahimleştirmiştir ki, insanların ne kadar ön yargılı olduğunu gözümüze sokmuştur.
ön yargısız, peşin hükümsüz, sabırlı insanlar olmamız dileğimizdir…
ön yargıya ve nihayetinde sabra en güzel ve çarpıcı örnek; kuran’da kehf suresinde hz musa ile beraber yolculuğa çıktığı adamın (tefsirciler hızır derler bu kişiye ancak kanıt yok) kıssası anlatılır. bu kıssa ’da musa, o bilgin kişiye ‘ben sana tabi olmak istiyorum’ der. o bilge kişi sen benimle olmaya dayanamazsın, sabır gösteremezsin der. musa ısrar eder , hayır kesinlikle karışmayacağım der. neyse, beraber yola koyulunca başlarından 3 farklı olay geçer ve bu 3 olay yaşanır yaşanmaz hz musa, o bilge kişiye neden böyle yaptığını sorar ve o’nu eleştirir. kıssa ’ya göre musa sürekli ön yargılı davranmış, olayların iç yüzünü bilmeden kendisinden daha bilge olan o şahsa tepki göstermiştir. allah, bize 1400 sene önce bu kıssayı anlatarak olayların iç yüzünü, perde arkasında neler olduğunu bilmeden hükme varmamamızı, insanları yargılamamızı anlatmak istemiştir.
işte günümüz modern dünyasında da çok fazla değişen bir şey yoktur. biz yine ön yargılarımızla perdenin gerisini göremediğimizden her şeyi ilk andaki şekliyle yorumlar hale geldik. bu bizim kalplerimizin daha da katılaşmasına, sevginin ve hoşgörünün ruhumuzdan uzaklaşmasına da yol açtı.
peki, ön yargılarımızdan nasıl kurtulabiliriz yada en aza indirebiliriz?
yine devreye o sihirli batılı sözcük giriyor ve empati yapma yeteneğimizi geliştirmemiz gerektiğini anlıyoruz. karşımızdaki insanın yerine kendimizi koyduktan sonra beklemeli ve düşünmeliyiz. sonrasında objektif ve nesnel hale geldiğimizi anladığımız anda hüküm vermeliyiz. bunun, bizi dedikodu; kin nefret ve haset gibi olumsuz duygulardan da alıkoyması beklenebilir.
ışıklar içinde uyusun. einstein’ın çok klasik sözünü de tekrarlamak isterim. ‘’ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur’’ burada einstein, mübalağa ve kinaye sanatı kullanarak durumu vahimleştirmiştir ki, insanların ne kadar ön yargılı olduğunu gözümüze sokmuştur.
ön yargısız, peşin hükümsüz, sabırlı insanlar olmamız dileğimizdir…
devamını gör...
914.
başkalarını mutlu etmeye çaba sarf ettikçe hayat enerjinizin çekildiğini kendi kabuğunuzdaki yaralarının arttığını fark ettiniz mi? veya böyle bir çabanız varmı, oldumu. evet bu dünyanın en saçma en zor konularından bir tanesi. kendi iç mutluluğunuzu yiyip bitiren bir şey. sürekli kendinizden verdiğiniz bir şey. en sevdiğiniz insanlar tarafından bilerek ve isteyerek yıpratıldığınız ve bunun farkında olduğunuz bir konu. zor . vazgeçmeyin diyeceğim ama mümkün değil. bitiyorsunuz, ne kadar yaşayacağınızı bilmediğiniz bir durumda bu konu sizi bitiriyor.
devamını gör...
915.
ölümden başkası yalan. nurlar içinde uyu melek kız seni çok seviyoruzz
devamını gör...
916.
meğer her şey benim çabam kadarmış. her şey benim savaşımla ayaktaymış, kimse yokken bile ben zihnimdeki siluetlerinden destek bulmuşum. meğer kimse beni görmemiş, duymamış, bilmemiş. oluşturduğum dünyam fanusun içindeymiş, vaveylalarımı sadece ben duyabiliyormuşum. ne acı.. meğer hayat benim umudum kadarmış, ölümse yaşattıkları acı kadar gerçek. hissedilir, dayanılmaz benim dünyam. sakın uzatmayın elinizi bundan sonra. orası zihnimin ütopyası değil, yaşadıklarımın oluşturduğu cehennem.
hangi cehennem bu kadar masum olabilir? hangi "meğer" bu kadar anlam taşıyabilir?
bakın, kalbimde ince bir sızı.. bileklerim pek güçsüzdür benim ama tüm bunlara iyi dayandı. heyhat, ne yiğitmişim ben!
gözlerim.. ağlamaktan görme yetisini kısmen kaybeden gözlerim.. bir zamanlar ne çocukça gülümserdi, çok parlaktı. "benim mi allah'ım bu aynada gördüğüm yüz?"
yabancılaşıyorum kendime, çok acı.. bir insan kendini nasıl tanıyamaz?
hadi patlat bir şarkı, yak bir sigara.. çünkü senin yolunun tek yoldaşı bunlar..
hangi cehennem bu kadar masum olabilir? hangi "meğer" bu kadar anlam taşıyabilir?
bakın, kalbimde ince bir sızı.. bileklerim pek güçsüzdür benim ama tüm bunlara iyi dayandı. heyhat, ne yiğitmişim ben!
gözlerim.. ağlamaktan görme yetisini kısmen kaybeden gözlerim.. bir zamanlar ne çocukça gülümserdi, çok parlaktı. "benim mi allah'ım bu aynada gördüğüm yüz?"
yabancılaşıyorum kendime, çok acı.. bir insan kendini nasıl tanıyamaz?
hadi patlat bir şarkı, yak bir sigara.. çünkü senin yolunun tek yoldaşı bunlar..
devamını gör...
917.
kokunu duyuyorum her yerde
hiç koklamadım oysa
bir kere bile
kollarının verdiği sıcaklık aklımda
ruhum hissetmeye hasret
bedenim alevler içinde
deniz kabukları ismini fısıldıyor
hepsi aklımı çelmek derdinde
bir kapı zilinde
bir film karakterinde
bekliyorum seni
gizlerin benimle
bir camın kenarında
ben hala beklemede...
hiç koklamadım oysa
bir kere bile
kollarının verdiği sıcaklık aklımda
ruhum hissetmeye hasret
bedenim alevler içinde
deniz kabukları ismini fısıldıyor
hepsi aklımı çelmek derdinde
bir kapı zilinde
bir film karakterinde
bekliyorum seni
gizlerin benimle
bir camın kenarında
ben hala beklemede...
devamını gör...
918.
bugun benim dogum gunum.
ılk kez heyecanlanmadim, coskuyla beklemedim, belki surpriz bir cicek gelir, bir dost cikar gelir,kucaklasiriz ya da pasta uflerim diye hayal etmedim. omrumun ilk yarisi, tum 18 agustoslari heyecanla bekleyerek geçmişti oysa.
bugun uzulerek fark ettim ki, kendim icin hicbir isteğim kalmamis, umutlarım rafa kalkmis, kafam ses cekmez olmus ,dost meclislerinde hastaliktan, cocuklardan konusur olmusum seyahatler, asklar yerine... heyecanla beklediğim yaz tatillerine bile yuz çevirmişim. okul arkadaşlarım yaşlanmış, dolabımda renkli kiyafetlerim azalmis, sacimdaki toplam beyaz sayisi 11e yükselmiş.
uzuldum kendime, daha gecen sene pazarlik yapiyordum ben ilk 3-4 seneyi hatırlamıyorum, sonraki 10-15 sene de ailemin uydusu gibiyim, fikrim var ama hükmü yok diye. 17 sene eklensin uzatma olarak diyordum. ama sanki gerek kalmamis, bitirmisim kendim icin yasamayi.
simdi donebilseydim geriye, ne bedenimi, ne ruhumu ne de aklimi hor kullanmazdim diyorum kendime. sakin yasardim bir cok seyi... arkamdan kovalayan varmış gibi degil de tadini çıkara çıkara yasardim. kendi kendimin merhemi olmaya calismazdim. dinlenecek, siginacak bir liman bulurdum. hatalarimi madalya gibi boynuma dizmez, basarilarimi derin bir yara gibi saklamazdim....
ama donemedigime gore, aglayacak halim de yok heralde. iyi ki doğmuşum canim kendim. umarim ikinci yari daha kolay olur...
ılk kez heyecanlanmadim, coskuyla beklemedim, belki surpriz bir cicek gelir, bir dost cikar gelir,kucaklasiriz ya da pasta uflerim diye hayal etmedim. omrumun ilk yarisi, tum 18 agustoslari heyecanla bekleyerek geçmişti oysa.
bugun uzulerek fark ettim ki, kendim icin hicbir isteğim kalmamis, umutlarım rafa kalkmis, kafam ses cekmez olmus ,dost meclislerinde hastaliktan, cocuklardan konusur olmusum seyahatler, asklar yerine... heyecanla beklediğim yaz tatillerine bile yuz çevirmişim. okul arkadaşlarım yaşlanmış, dolabımda renkli kiyafetlerim azalmis, sacimdaki toplam beyaz sayisi 11e yükselmiş.
uzuldum kendime, daha gecen sene pazarlik yapiyordum ben ilk 3-4 seneyi hatırlamıyorum, sonraki 10-15 sene de ailemin uydusu gibiyim, fikrim var ama hükmü yok diye. 17 sene eklensin uzatma olarak diyordum. ama sanki gerek kalmamis, bitirmisim kendim icin yasamayi.
simdi donebilseydim geriye, ne bedenimi, ne ruhumu ne de aklimi hor kullanmazdim diyorum kendime. sakin yasardim bir cok seyi... arkamdan kovalayan varmış gibi degil de tadini çıkara çıkara yasardim. kendi kendimin merhemi olmaya calismazdim. dinlenecek, siginacak bir liman bulurdum. hatalarimi madalya gibi boynuma dizmez, basarilarimi derin bir yara gibi saklamazdim....
ama donemedigime gore, aglayacak halim de yok heralde. iyi ki doğmuşum canim kendim. umarim ikinci yari daha kolay olur...
devamını gör...
919.
bazı kaderler siyah sayfalarla verilmiştir kişiye. yazamaya kaleme bile hacet kalmamıştır.
böyle kaderlere sahip insanların çoğu şeye hakkı yoktur, olamazdır, olmamalıdır. nerede bir ışık, nerede bir güzellik varsa kaçar bu garibanlar. garibanların hiç hakkı yoktur ki. neden olsun ki ?
her şeyden kaçmak, herkesten kaçmak, karanlığa esir olmak, yalnızlığı kader olmak. garibanlar kaçarlar, hep kaçarlar. ta ki hak vaki buluncaya kadar. garibanlar bu dünyayı hiç ev olarak sahiplenmezler, zaten dünya da garibanları istemez.
bu dünyaya sığmayanlardır o garibanlar. kimsenin yanında yeri yoktur, kimse için bir adları yoktur.
hep olmuyordur, hep yoktur, hep maaleseftir garibanlar için...
böyle kaderlere sahip insanların çoğu şeye hakkı yoktur, olamazdır, olmamalıdır. nerede bir ışık, nerede bir güzellik varsa kaçar bu garibanlar. garibanların hiç hakkı yoktur ki. neden olsun ki ?
her şeyden kaçmak, herkesten kaçmak, karanlığa esir olmak, yalnızlığı kader olmak. garibanlar kaçarlar, hep kaçarlar. ta ki hak vaki buluncaya kadar. garibanlar bu dünyayı hiç ev olarak sahiplenmezler, zaten dünya da garibanları istemez.
bu dünyaya sığmayanlardır o garibanlar. kimsenin yanında yeri yoktur, kimse için bir adları yoktur.
hep olmuyordur, hep yoktur, hep maaleseftir garibanlar için...
devamını gör...
920.
bir derviş'in yalın ayak yürüdüğü yollarda ahenkle dans eden kaynak suyu'nun soğukluğunun ürpertisi. kendine getirir, içini titretir. bu yeni doğmuş bir insan evladının merhaba deyişidir hayata. mimoza çiceklerine dolanan kaderin dikenlere takılacağı, kanayacağını kestirememenin verdiği rahatlıkla gerilir. o an ki huzur. sadece o anlık. geriye dönüp tekrar tekrar hatırlanacak çiceklerden taç yapma sanatın.
bir çığlığın müziğe dönüştüğü doğa kucak açmış seni beklemekte. ona söyle yine geleceğim. kabul vahşiliğin altındaki anne şefkatin. derviş'in ermeye çalıştığı o yerlere basmadım. denkleşmekti niyetim huzurlu bir kalbe derken yolumdan sapmadım. anlat ona içimdeki fırtınaları,kimseyi basite almayan yüce ruha. bir toz tanesinin toprağa karışmasını bekleyen sıradanlıkta olmayanlara seslenirim. gittiğiniz o yollarda aydınlık kervanlara karışmanız dileğiyle..
bir çığlığın müziğe dönüştüğü doğa kucak açmış seni beklemekte. ona söyle yine geleceğim. kabul vahşiliğin altındaki anne şefkatin. derviş'in ermeye çalıştığı o yerlere basmadım. denkleşmekti niyetim huzurlu bir kalbe derken yolumdan sapmadım. anlat ona içimdeki fırtınaları,kimseyi basite almayan yüce ruha. bir toz tanesinin toprağa karışmasını bekleyen sıradanlıkta olmayanlara seslenirim. gittiğiniz o yollarda aydınlık kervanlara karışmanız dileğiyle..
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2