normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
881.
portakal suyundan bir yudum aldı adam. saçlarının azalan kısmına elini götürdü. gözlerinin elasında kayboldu kadın. kayboluşları iyi bilmesine rağmen engelleyemedi ya içinden küfrediyordu. sonra masaya garson geldi. ne alırsınız daha daha diyerek arka cebinden bir ustura çıkardı. garson tecrübeliydi. kadın hızlıydı.
öldürecekti adamı. bir daha aynı şeyin tekrar etmesine izin vermeyecekti. kaptığı gibi usturayı adamın gözünün orta yerine saplandı.
bir ela taş düştü çorbanın içine.
bir damla sıçradı kadının yüzüne.
bir kuş ötede şarkı söylemeyi kesti.
bir kadının kalbi bir erkek için atmayı kesti.
öldürecekti adamı. bir daha aynı şeyin tekrar etmesine izin vermeyecekti. kaptığı gibi usturayı adamın gözünün orta yerine saplandı.
bir ela taş düştü çorbanın içine.
bir damla sıçradı kadının yüzüne.
bir kuş ötede şarkı söylemeyi kesti.
bir kadının kalbi bir erkek için atmayı kesti.
devamını gör...
882.
bugün pekmez yaptık. hiç öyle kolay değil o kadar çok emek var ki içinde. önce armutları yıkadık, sonra armutları onları ezmek için yapılmış olan içi oyulmuş ağaç kütüğünün içine doldurup armutları tek tek yine ağaçtan yapılmış vurma işini gören bizim orada kütmek denen aşağısı kalın üst tarafı ince aletle armutları tek tek ezdik. sonra ezilmiş armutları kazanda kaynattık. kaynattıktan sonra onu sıkıp suyunu daha iyi çıkartmak için ezilip kaynamış armut parçalarını sıkma işlevini gören aletin içine koyup sıktık ve çıkan suyu geniş tavaya koyup saatlerce kaynattık ve en doğalından armut pekmezimiz olmuş oldu. zahmetli ama çok keyifliydi. armut ezerken yaptığımız saçma muhabbetler aşırı keyifliydi. pekmezin son evresinde kaynatma işi çok uzun ve çok sabır gerektiriyor. ama ordudaysanız bu sabrı zaten öğrenmiş oluyorsunuz. tek sorun gün boyunca yağmur yağmasıydı.

devamını gör...
883.
dün bir aydınlanma yaşadım. hatırladıkça ne kadar salağım diyorum. insanları kendiniz gibi düşünmeyin. çoğu ego tatmini peşinde. daha çok şey yazasım vardı da heves kalmadj.
devamını gör...
884.
ev dediğin garip bi' yer. konforlu, güvenli, 4 duvarı bi' çatısı var. kapı yapmışlar, açılıyor, açıp giriyorsun. kapanıyor bi' de! inanmazsın içerden kapanabiliyor, dışardan kapanabiliyor. zorlarsan hem içerden hem dışardan bile kapayabiliyorsun. yüzüne kapayabiliyorsun, hem onun hem senin ikinizin de yüzüne kapayabiliyorsun. istersen sadece onun istersen sadece senin, istersen ikinizin birden yüzüne kapı kapayabiliyorsun. hatta çok sıkılırsan kitleyebilirsin falan!
21. yüzyıl çok acayip icatlarla gelmiş geçiyor gerçekten. düşünsene hayatımızda ne kapılar var.
hiç kapatmadığımız, hiç açmadığımız, hiç geçmediğimiz, bazısına hiç yaklaşmadığımız, belki henüz hiç görmediklerimiz, irili ufaklı onlarca kapı. bahçeye açılan mı dersin, şatoya varan mı, yola çıkan mı... onlarca kapı sen gör, aç, geç, kapa diye öylece duruyor, bekliyor. sen napıyorsun? hala gülleri kırmızıya boyatıp kelle vurdurmakla vakit mi öldürüyorsun?
21. yüzyıl çok acayip icatlarla gelmiş geçiyor gerçekten. düşünsene hayatımızda ne kapılar var.
hiç kapatmadığımız, hiç açmadığımız, hiç geçmediğimiz, bazısına hiç yaklaşmadığımız, belki henüz hiç görmediklerimiz, irili ufaklı onlarca kapı. bahçeye açılan mı dersin, şatoya varan mı, yola çıkan mı... onlarca kapı sen gör, aç, geç, kapa diye öylece duruyor, bekliyor. sen napıyorsun? hala gülleri kırmızıya boyatıp kelle vurdurmakla vakit mi öldürüyorsun?
devamını gör...
885.
miniğim, canım çocukluğum. çok şey yaşadın ama hiç biri senin suçun değildi seninle ilgili değildi küçüğüm. sen sadece herkesin iyiliği için çabaladın. minicik ellerinle birleştirmeye çalıştın tüm parçaları, bütün sorunlarda köprü olmaya çalıştın. empatiyi öğrendin daha çok küçüktün. sen hep çok küçüktün sadece fazla şeyi sırtına almaya kalktın. güçsüz değilsin. büyüyorsun ve büyüdükçe güçleniyorsun güzelim. seni seviyorum çocukluğum, affediyorum ve teşekkür ediyorum.
devamını gör...
886.
sözlük bir gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlamak istiyorum. geçmiş 1 yıl 3 ay hala sesi beni hüngür hüngür ağlatıyor. bu acı geçiyor mu be sözlük?
devamını gör...
887.
benliğimin altına süpürdüğüm heves ve kalp kırıklıkları, benliğimi aşmaya yüz tutmuş durumda. yüzümde kocaman gülümseyen bir maske, maskenin ardında ise ağlayan küçük bir kız saklı. saklanmaya o kadar alışmış ki, bir gün biri saklandığı yerden onu bulacak diye ödü kopuyor. gerçek hayatla arasına öyle bir duvar örmüş ki bir penceresi bile yok dışarı bakmak için. kapısı yok. karanlığa gömülü bırakmış kendini. hayal edin şimdi; karanlık bir odada beyaz elbiseli küçük bir kız çocuğu köşede oturmuş. beyaz elbisesi karanlığın içindeki masumluğu niteleyen tek şey. dizlerini kendine çekmiş başını yaslamak için. çünkü biliyor ki kendinden başka hiç kimse yok dayanabileceği. gücünü içindeki güçsüzlüğü yenerek elde etmiş. ama o kadar kırgın ki herkese. kendine bile küsmüş. ağzı bıçak açmıyor. düşünüyor düşünüyor düşünüyor... hem kurtulmayı ölesiye istiyor. hem de bu alışkanlığı bir gün bozulursa diye çok korkuyor. ya bir gün kırarsa duvarlarını o zaman ne olacak? ya karanlığa aşıksa? ya sevmezse gün ışığını?
devamını gör...
888.
kafa sözlük yazarları karalamasa ne harika olacakmış bizlere gösteren başlık.
devamını gör...
889.
tanrım bugün işlediğim günahlar:
en az bir buçuk saat sövdüm.
bencilce çıkarlarım için (biraz daha dinlenebilme...) yalan söyledim.
sevmediğim 2-3 akrabamı eleştirdim, arkalarından atıp tuttum.
içki içtim. (jameson 35 lik)
başka da hatırlamıyorum... varsa melek abiler adisyona eklerler zaten.
edit: r harfi
en az bir buçuk saat sövdüm.
bencilce çıkarlarım için (biraz daha dinlenebilme...) yalan söyledim.
sevmediğim 2-3 akrabamı eleştirdim, arkalarından atıp tuttum.
içki içtim. (jameson 35 lik)
başka da hatırlamıyorum... varsa melek abiler adisyona eklerler zaten.
edit: r harfi
devamını gör...
890.
bazen soluksuz kalır insan...
duyguları nefes almayı unutunca kendisini de unutur. göğsü sıkıştıran bir ağrı, hafif bir göz kararması eşliğinde süzülür gözyaşları. güçlüdür aslında ama hiç olmadığı kadar acizlikle suçlanır. kendisi tarafından...
boğazına yarım kalmış bir sevgi takılır bazen. kimi zaman düşüncelerini donduran yalnızlıkla üşür, ihanetin acı tadıyla kahrolur. kimi zaman da özlem ateşiyle yanar, ümitsizlikle mahvolur. kördür, sağırdır, dilsizdir ve çoğunlukla ölüdür! üzerine toprak atılması gerekirken dünyada çürümeye bırakılan kahrolası bir cesettir...
gırtlağına çökmüş olan korkuyla baş başadır. unutulmuş, yitirilmiş olmanın tedirginliğiyle beklerken kaybetmiş, kayıp edilmiş olmanın korkusuyla... terk edilmenin aşağılık yankısıyla yaşamamak için gururunu baston edinir ve cesaretini kilitlendiği zindanlardan firar ettirir.
nitekim bunlar da oksijensizdir!
çünkü öfke, nefret ve kin nefes aldırmayacak sinsi ve namerttir. insan ise kendi kendini bitirir....
duyguları nefes almayı unutunca kendisini de unutur. göğsü sıkıştıran bir ağrı, hafif bir göz kararması eşliğinde süzülür gözyaşları. güçlüdür aslında ama hiç olmadığı kadar acizlikle suçlanır. kendisi tarafından...
boğazına yarım kalmış bir sevgi takılır bazen. kimi zaman düşüncelerini donduran yalnızlıkla üşür, ihanetin acı tadıyla kahrolur. kimi zaman da özlem ateşiyle yanar, ümitsizlikle mahvolur. kördür, sağırdır, dilsizdir ve çoğunlukla ölüdür! üzerine toprak atılması gerekirken dünyada çürümeye bırakılan kahrolası bir cesettir...
gırtlağına çökmüş olan korkuyla baş başadır. unutulmuş, yitirilmiş olmanın tedirginliğiyle beklerken kaybetmiş, kayıp edilmiş olmanın korkusuyla... terk edilmenin aşağılık yankısıyla yaşamamak için gururunu baston edinir ve cesaretini kilitlendiği zindanlardan firar ettirir.
nitekim bunlar da oksijensizdir!
çünkü öfke, nefret ve kin nefes aldırmayacak sinsi ve namerttir. insan ise kendi kendini bitirir....
devamını gör...
891.
yolda giderken tabela okumayı ve bir araç için son çıkış tabelasını bulmayı çok seviyorum. düşünsenize belli güzergahta gidiyorsunuz ama bi anda dönmek istediniz. nasıl dönülür’ü bulmak biraz uğraştırcı iştir.
şehirlerin ışıkları da çok ilginç. bir şehir ne kadar renkliyse o kadar yalnız mıdır? ya da tam aksi olabilir mi? kendimi düşünüyorum. ben ilk kategorideyim. çoğunlukla.
hayatı çekilir kılan biri, bir şey... sanırım bu hayata gelirken yarım gelmişiz ve bu dünyada hep tamamlanmak için çaba harcıyoruz. bu zamana kadar tamamlanamadım. insanların ne istediklerini pek çözemedim. geldiler. istediler. verdim. sıkıldılar. gittiler. uğurladım.
kalıcı olmak? pehhhh. ya hiçbiri kalmayı beceremedi ya da benim ev sahipliğim iyi değildi. neyse.
bir gün güzel bir şehir gibi ışıl ışıl olacağım. gerçek bir ev sahibi olacağım. kalıcı bir misafirim olacak. meh. misafir olmaz. misafir kalıcı değildir ki. o da ev sahibi olsun. neden olmasın? şimdiden hoş gel. *
şehirlerin ışıkları da çok ilginç. bir şehir ne kadar renkliyse o kadar yalnız mıdır? ya da tam aksi olabilir mi? kendimi düşünüyorum. ben ilk kategorideyim. çoğunlukla.
hayatı çekilir kılan biri, bir şey... sanırım bu hayata gelirken yarım gelmişiz ve bu dünyada hep tamamlanmak için çaba harcıyoruz. bu zamana kadar tamamlanamadım. insanların ne istediklerini pek çözemedim. geldiler. istediler. verdim. sıkıldılar. gittiler. uğurladım.
kalıcı olmak? pehhhh. ya hiçbiri kalmayı beceremedi ya da benim ev sahipliğim iyi değildi. neyse.
bir gün güzel bir şehir gibi ışıl ışıl olacağım. gerçek bir ev sahibi olacağım. kalıcı bir misafirim olacak. meh. misafir olmaz. misafir kalıcı değildir ki. o da ev sahibi olsun. neden olmasın? şimdiden hoş gel. *
devamını gör...
892.
yaşamanın kendisi lüks, sorgulamanın düşünmenin kendisi lüks, daha diplere indiğimizde; bunları yapabilmek için zihni huzur ya da (refah) genel tabir√] de gerekir. karni aç yarini muallak olan insanların akılları temel ihtiyaç dışına vakit ayıramaz. hepimiz maslow'un ihtiyaç hiyeraşini biliriz.
@alonewriter
@alonewriter
devamını gör...
893.
bu gencecik yaşımda düşük tansiyon diye bir bela ile uğraşıyorum. gece gece uykum tutmadı yataktayım. uyku tutmuyor üstüne yetmezmiş gibi ayaklarım buz gibi çünkü kan akışı yavaş* ayağa kalktım gözüm karardı*, biraz daha ayakta durdum ardından olmaz böyle dedim aldım elime bir avuç tuzu, bi tuz yalıyorum bi su içiyorum. azalıyor gibi ama daha tam değil sözlük.
devamını gör...
894.
abi sefaköy beşyol arası 4 dakika diyorum yok diyo 5 dakika abicim yok diyorum ya daha biraz önce süre tuttum 4 dakika yok diyo vallahi billahi 5 dakika inanmıyorum diyorum sana kardeşim kendim ölçtüm gel kanıt var elimde ya al bak son kronometre verisine bak yok diyo abi sen başka bişiyi ölçmüşsün diyo olum diyorum bak neyi ölçücem merak ettim ölçtüm yok diyo iyi lan gel diyorum binelim birlikte ölçelim tatavayı bıraklım tamam diyo biniyoz 4 buçuk dakika.
devamını gör...
895.
yazmalı, çok yazmalı, okumalı, her şeyi her bir şeyi okumalı.
kitaplığıma bakmalı, genç werther'in acıları? olabilir. bülbülü öldürmek? kafes, altın kafes, bülbülüm altın kafeste... neyse dur olabilir. tutunanlar yok yok tutunamayanlar , olric aaa olric, doğru ya. olric'le deniz kenarında buluşmalı. ah deniz, canım deniz! ne çok özledim. izmir, deniz, rüya, buluşma, keşke, ah! keşke. neyse, düşünme onu şimdi.
doğum günü, ne yapmalı? bilmem, ne yapmalı? süt? yok daha ona vakit var. başka bir şey düşünmeli. sonra düşüneyim, daha boş bir vakitte. evet, evet en iyisi...
hoş şimdi de bir işim yok da yorgunum. neden yorgunum? o kadar iş yaptım, ondan. yani herhalde ondan. oradaki ne? he kolyeymiş. hangisi o? ucunda kuş olan mı, pusula olan mı? he pusula olan. aaa pusula, kuzey. karadeniz. ağaçlar...
ah şimdi orada olmak vardı. deniz, aa tosbik, çay, çay içerdik şimdi deniz kenarında. neyse kısmet. çay mı yapsam yoksa kahve mi? ya da dur önce bir şeyler yiyeyim ya da sigara mı içsem? aa tavuk göğüsü yapmıştım ben. ondan yiyeyim sonra. tavuk? ahahahah bak yine dediğim doğru çıktı di mi? ah bir kere dinlese beni. inatçı keçi dinler mi hiç? ohh canıma değsin. hayır yazdıklarımı da anlamıyor ki.* neyse boşver. her zamanki hali. hangi şarkı bu arkadaki? sezen mi? evet evet. ne diyor?
"bir kırık gençlik hikayesi
yok mudur sevdanın çaresi"
sezen yine sezen. yapmış yapacağını. acıtıyor kalbi. neden? ne bileyim ben güzel söylüyor işte. allah allah...
nerden çalıyor bu şarkı? doğru ya şarkı açıp da uyudum ben. aa bildirim mi geldi? bakarım birazdan. kalkmam lazım. hava da ne sıcak be. çekilecek çile mi bu? neyse kalkmalı, açmalı artık gözümü. yapacak çok iş var. olric bekler beni...
kitaplığıma bakmalı, genç werther'in acıları? olabilir. bülbülü öldürmek? kafes, altın kafes, bülbülüm altın kafeste... neyse dur olabilir. tutunanlar yok yok tutunamayanlar , olric aaa olric, doğru ya. olric'le deniz kenarında buluşmalı. ah deniz, canım deniz! ne çok özledim. izmir, deniz, rüya, buluşma, keşke, ah! keşke. neyse, düşünme onu şimdi.
doğum günü, ne yapmalı? bilmem, ne yapmalı? süt? yok daha ona vakit var. başka bir şey düşünmeli. sonra düşüneyim, daha boş bir vakitte. evet, evet en iyisi...
hoş şimdi de bir işim yok da yorgunum. neden yorgunum? o kadar iş yaptım, ondan. yani herhalde ondan. oradaki ne? he kolyeymiş. hangisi o? ucunda kuş olan mı, pusula olan mı? he pusula olan. aaa pusula, kuzey. karadeniz. ağaçlar...
ah şimdi orada olmak vardı. deniz, aa tosbik, çay, çay içerdik şimdi deniz kenarında. neyse kısmet. çay mı yapsam yoksa kahve mi? ya da dur önce bir şeyler yiyeyim ya da sigara mı içsem? aa tavuk göğüsü yapmıştım ben. ondan yiyeyim sonra. tavuk? ahahahah bak yine dediğim doğru çıktı di mi? ah bir kere dinlese beni. inatçı keçi dinler mi hiç? ohh canıma değsin. hayır yazdıklarımı da anlamıyor ki.* neyse boşver. her zamanki hali. hangi şarkı bu arkadaki? sezen mi? evet evet. ne diyor?
"bir kırık gençlik hikayesi
yok mudur sevdanın çaresi"
sezen yine sezen. yapmış yapacağını. acıtıyor kalbi. neden? ne bileyim ben güzel söylüyor işte. allah allah...
nerden çalıyor bu şarkı? doğru ya şarkı açıp da uyudum ben. aa bildirim mi geldi? bakarım birazdan. kalkmam lazım. hava da ne sıcak be. çekilecek çile mi bu? neyse kalkmalı, açmalı artık gözümü. yapacak çok iş var. olric bekler beni...
devamını gör...
896.
hiç sevmediğim kış mevsimi yaklaştıkça bana fenalık basardı.
evden istediğin zaman çıkamama hali, kat kat giyinme zorunluluğu, üşümek vs yani beni feci aşağı çeken şeyler.
ama bu sene ondan bile korkmuyorum yahu! bu nasıl bir olumluya enerji değişimdir ben bile anlamlandıramıyorum, inanamıyorum.
ama tüm bu sürprizli değişimlere de çok mutlu oluyorum haliyle.
senden korkmuyorum kış! seni bile öyle bir atlatacağım ki bana gıpta ile bakacaksın!
seviyorum be! *
evden istediğin zaman çıkamama hali, kat kat giyinme zorunluluğu, üşümek vs yani beni feci aşağı çeken şeyler.
ama bu sene ondan bile korkmuyorum yahu! bu nasıl bir olumluya enerji değişimdir ben bile anlamlandıramıyorum, inanamıyorum.
ama tüm bu sürprizli değişimlere de çok mutlu oluyorum haliyle.
senden korkmuyorum kış! seni bile öyle bir atlatacağım ki bana gıpta ile bakacaksın!
seviyorum be! *
devamını gör...
897.
nerede vazgeçeceğini bilmeyi seviyorum. dün değil tam da bu gün olmalıydı mesela. her şey iyi ki bu gün yaşandı. bu gün bitmeliydi,son gün diye anımsamalıydım ben bu günü. ve öyle de oldu. tam vazgeçmem gereken yerdeydim. hiçkimse anlamadan hiçkimse hissetmeden bitmeliydi her şey. kimse farketmedi. çünkü o zaten gitmişti. ben zaten bu günün bekleyişindeydim. işte tam zamanı. her şey bitti.
devamını gör...
898.
uzun zamandır içime dert olan bir konuyla karşınızdayım bugün. başlıktan da anlayacağınız gibi günümüzün en büyük problemi ''sevmek''. aslında sadece bu da değil. seviyormuş gibi yapmak, sevememek, sevgisiz büyümek... bu örnekler çoğaltılabilir. asıl problem sevmek de değil, sevmeyi bilmemek. ailesinden sevgi görmemiş insanlar bu sevgiyi karşı cinsten ya da en yakın arkadaşından görmek istiyor ama o kadar kolay değil bu. aile sevgisini kimse kimseye veremez, hele bu duyguyu yaşamayan hiç veremez. yapılması gereken nasıl sevileceğini öğrenmek ve öğretmek olmalı. can yakmadan, karşılık beklemeden sadece sevmek, saf sevgi. bir kediyi sevmek, bir köpeğin başını okşamak, bebekleri, çiçekleri, insanları... kısacası tüm canlı ve cansız varlıkları sevmeyi öğrenmek zorundayız. sevginin her şeyi iyileştirebildiği bir dünyada yaşıyoruz, bunun farkında olmalıyız. kötülük hiçbir işe yaramaz, siz karşı tarafı ne kadar kırmak, üzmek isterseniz o kadar üzülüyorsunuz, çünkü karma diye bir şey var. bunu yapmanın size hiçbir faydası olmaz ama iyilik ve saf sevgi öyle değil. binlerce insan, hayvan, eşya, bitki olur hayatınızda. sinirinizi, üzüntünüzü sevgisiyle geçirebilecek bir sürü güzel şeyden bahsediyorum. sözlerime kulak verin ve benden sonra siz de söyleyin; şimdi sevmek zamanı!
devamını gör...
899.
son 2 ayda, tam 6 bitkim soldu. onlarla beraber ben de yavaş yavaş ölüp gittiğimi hissediyorum. hiç bir zaman yaşlanmış hissetmedim kendimi. hatta her yaş bir level'dı benim için. her level da yeni bir skill'im açılır, ben de yoluma devam ederdim.
ama şimdi...
öyle bir yere geldim ki, yaşlı desen değilim, henüz bitmedim de, ölmedim de...
ama yorgunum. bu yorgunluk hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan bir vazgeçmişliği getiriyor beraberinde.
kendimi işe yaramaz hissediyorum. var olduğunu bildiğim, beni ben yapan, bir çok yeteneğimin işe yaramaması, beni bir türlü saplandığım bataklıktan kurtaramaması da cabası oluyor.
bindikçe biniyor üzerime hayat.
ben sadece her gün daha da yorgun hissediyorum. hep derdim "yorgunluktan ölüyorum," diye. yorgunluktan da ölünüyormuş gerçekten.
ama şimdi...
öyle bir yere geldim ki, yaşlı desen değilim, henüz bitmedim de, ölmedim de...
ama yorgunum. bu yorgunluk hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan bir vazgeçmişliği getiriyor beraberinde.
kendimi işe yaramaz hissediyorum. var olduğunu bildiğim, beni ben yapan, bir çok yeteneğimin işe yaramaması, beni bir türlü saplandığım bataklıktan kurtaramaması da cabası oluyor.
bindikçe biniyor üzerime hayat.
ben sadece her gün daha da yorgun hissediyorum. hep derdim "yorgunluktan ölüyorum," diye. yorgunluktan da ölünüyormuş gerçekten.
devamını gör...
900.
su güzeldir, su akar, su içilir, su hayattır. zihnimizdeki su şemaları ne kadar da olumlu. su nesnesinin bu kadar olumlu olması içimde rahatsızlık uyandırıyor. ölüm sudan gelmez mi ya hastalık? neden bu kadar önemsiz veya garip bir konu üzerinde kendimi yoruyorum diye düşündüm. yormalıydım. insanın düşüncelere veya eşanlamlısı olan ama bize farklı gelen düşüncelerle ikileme olarak kullandığımız fikirlere engel olması onları geriye itmesi çok zor. kendi beynimizden, kalbimizden artık neremizle düşünüyorsak çıkan fikirler değerli değil miydi? önemlilik ölçütü nedir? aslında soru cevap oluşturmuyordu soru soruyu ve bir dahaki soruyu oluşturarak sonsuz uzunluktaki sarmal bir döngüye sokuyordu bizi. dedemin dediği gibi felsefe yapmak felsefe yapmak değildir sadece felsefe yapmak felsefe yapmaktır diye. küçüklükten beri düşündüğüm bu sözü anlamadığımı fark ettim. çünkü felsefe ne anlama gelir bilmiyordum. felsefe uçağa binerken kuşlara özendiğimizi mi düşünmekti yoksa kant mıydı? elsefe dersi alırken benzer bir soruyu sormuştum felsefe öğretmenime nedir ki hayat? diye cevap vermemişti. bilmiyor sandım. 3 yıl sonra anneannem ölünce kimsenin bilmediğini anladım. anladığımdan da tam emin değilim. hissetmek böyle şeyleri kurtarıyor. etrafta boş bakışlar, yaşayan ölüler anlam yüklemeye çalışan imamlar. hayata yani ölüme ne anlam yüklemeliydim? hayatla ölümü ayırabilir miydim? hiç sanmıyorum. uzaktan biri yazdıklarımı okusa gözlük kullanması gerekir. cümlenin devamı alıştığınız gibi olmadı. durdunuz, ne kadar da anlamsız. halbuki tahmin etmiştiniz uzaktan okuyan birisinin ne kadar da garipseyeceğini. işte felsefe bu çukur gibi dibi gözüken ama atlayanın dibine ulaşamadığı yolda öldüğü dünyanın en sığ çukuru. uçuşan kelebekler ve beyaz papatyalar. bunlar çok güzel naif canlılar. güzel masallarda hikayelerde içimizi yeşerten. peki ya papatyaya alerjisi olan çocuk için günlerce hastahanelerde ağlayan anneler için. teselli dediğiniz duyar gibiyim. bir mezarın üstüne papatya bırakmak. evet tamda mezarın üzerine papatya bırakmaya gelmek istemiştim. buraya kadar konuyu sürükledim. bir sürü felsefe yaptım acı çektim. yolda ivmelendim ve başardım. papatyanın dilinden anlasaydık mezarın üzerine bırakılmak istediğini hiç sanmıyorum. deniz’lerin üzerinde yüzmek isterdi sevgiliye verilen en değerli çiçek olmak isterdi. benim galiba kelimelere alerjim var. hayır hayır, kelimelere değil insanların kelimelere yüklediği anlamlara. galiba öldüm evet öldüm üzerime toprak atılıyor şuan beni tabuta koymayı unutmuşlar çünkü bu dinde tabut yerine insanın yaptığı iyiliklere çevreliyorlar cesedini. ölüyken toprak kokusunu almak tadından tiksinmek gülünçtü. yukarıda sadece üç tane kürek dört tane orta yaşlı adam ve en köşede ceviz ağacının yanında elinde papatyayla gözlüksüz bir kız çocuğu duruyordu. bedenim hareket ediyor olabilseydi çocuğa doğrudan bakmak isterdim ayakkabılarının renklerini göremiyordum. kesin kırmızıdır neden mi? çünkü aklınıza gelen kızın neler giydiğini ve nelerden hoşlandığını biliyorum. elma ve pamuk şekerinden hoşlanan bir çocuk. dişleri çürümeyen sağlıklı gülüş.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2