601.
raskolnikov'u irdelediğimiz zaman insanın gerçek potansiyelini ve gerçekleştirdiği eylemlerin asıl motivasyonunu buluyoruz. kimse yapacaklarının sonucundaki o fiili duyguyu eylemleri gerçekleştirmeden bilemez fakat yine kimse o eylemlerin sonucunda içinde bulunacağı duygu durumu da tahmin edemez. işte bu nedenle heisenberg'in belirsizlik ilkesi insan yaşamıyla birebir ölçüşmektedir. kim olduğunuz ve kim olmak istediğiniz arasındaki o büyük savaş aslında breaking bad adlı dizi de işlenmektedir. okumak ve izlemek; daha iyisi mevcut değil, henüz. tanrı konusuna gelirsek: tanrı hepimizin içinde bir nebze korku bir nebze merhamet barındıran, kişinin sonsuzluğu nasıl ele aldığını bağlı olan bir mevcuttur. tanrıdan bağımsız bir sonuca diyalektik olarak ulaşmak sadece gerçekten düşünen insanların mucizesidir. köle kalmak iyidir. son olarak beni yargılayan ve yadırgayan dostlarıma, küçüklerime ve büyüklerime: dünyaya getirmek istemediğim çocuklar, bana borçlu oldukları mutluluğu bir bilseler. / emil michel cioran; şahsım nezdinde de yeter.
devamını gör...
602.
üzgünüm güvendiğim için .
o hep doğru yoldadır diye sandığım için.
üzgünüm lakin artık susmayacağım.
haksızlığa karşı hep savaşacağım.
devamını gör...
603.
insanlar peşin hüküm vermede çok cömert maalesef. şöyle erkek şöyledir, şöyle kadın şöyledir vesaire. kimse kimsenin iç dünyasını bilmeden, etmeden, elinde etiketle hazır vaziyette dolaşıyor. artık kime denk gelecekse etiketten nasibini alıyor. tabi yürek acıdı mı, acaba kırgınlık oldu mu, gibi hassasiyetler geçmişin tozlu yapraklarında inzivaya çekilmiş. önemli olan '' insan '' kavramı pul gibi harcanmış da haberimiz yok. duyguların yok olduğu, sadece ihtiyaç doğrultusunda yaşanan arkadaşlıklar, birliktelikler benim mantığımda yer bulamıyor.

bu nasıl bir dünyadır diye düşünüp yerimde de saymak istemiyorum. ben yine bildiğimi, öğrendiğimi yapmaya çalışacağım. kimine göre basiretsiz, kimine göre karaktersiz diye nitelendirilsem de ben yolumu değiştirmeyeceğim. nasıl olsa yakında ben de yok olacağım. bari geriye dönüp baktığımda '' vicdanım varmış '' diyebileyim. sanal dünyanın sanal ilişkileri; bende yeriniz yok! bunu anlayın.
saygılarımla...
devamını gör...
604.
nefes
al beni, ver sonra

yol
sana çıksın hepsi

kıyı
dalgalarının bekleyişi

kan
bembeyaz bir arayış...
devamını gör...
605.
tevafuk; birbirine uyma, uygun düşme anlamına geliyormuş.*

yani anlamlı bir birleşme söz konusuymuş.rastgele olan bir şey değilmiş tesadüf gibi.

bu iki kelime bana göre aynı demiştim bir tanımda. yanılmışım.

şiir okuyan biri değilim ben aslında. bugüne kadar okuduğum bir orhan veli bir de sizin paylaştıklarınız.

ama nasıl oluyor ben de bilmiyorum. bir şeyler karalıyorum. kayboluyorum imgelerde. güzel yazıyorsun diyorlar. umarım öyledir. ama ne fark eder değil mi?
kimse beğenmese ne olur ki?


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
mavi bir elbise
maviye dönen bir göz
özgür bir bakış
gökyüzümde mutluluk
hiç bitmesin diyor

temiz bir kalpten gelen dilek
nasıl da tevafuk oluyor
insan hayret ediyor
kaybediyor yolunu
anlatamıyor...
devamını gör...
606.
dönünce çilesini unutan devran,
nasılda eskitiyor fırçasını
zamanının yüzsüzlüğünde..

gece çökünce,
ağızından hep sus mu akar duvarların?

oysa;
bir küçük kız oturuyor kenarda.
daldıkça,
mavi ve yeşil oluyor minderi yol kenarında.
ay ışığı diyor;
benim adımlarımın alacalı düz uzunluğudur.
senin baktığın gök..gök kubbemin zeminidir..aksı 'dır.

niceleri oturur fesleğen saksılarım,
köşelerin göz balkonlarında.
döner dünya,
devranı unutur en çok sessizliğini..
bir dal fesleğen,
bir ışık ay unutmaz,
kırçıl kız telaşının gülümsemesini..
d.b
devamını gör...
607.
felsefe zihin pornogrofisidir.
yazmışım öyle araya...
devamını gör...
608.
bir süreliğine istanbul'a veda ediyorum. inşallah bir gün temelli vedalaşırım, bu ayrı bir yerde dursun şimdilik.
bir heyecanım var az da olsa. o kendini biliyor.
bir süre yokum be istanbul.
devamını gör...
609.
sevgi, seveni ilgilendirir. sevilenin bu sevgiye ait sorumluluğu yoktur.

bazıları sevilmeyi kabul etmez, zira fark etmemiştir kusurlarına dahi safi sevgi duyulduğunu. yılana dek sever seven, belki gerçekten yılar bir an.

yine bile sevileni ilgilendirmez.
devamını gör...
610.
çok sinirlendim, hemen de buraya geldim. çünkü sinirimi biriktirmek istemiyorum. neden bu kadar sinirlendiğim ise koca bir muamma.

öncelikle kendini temiz, çağdaş gören ama patavatsız ve cahil komşumuza sinirlendim. 20 yıllık yöneticiliğin annem tarafından kendisine devredilmesi ile toplam dört dairesi dolu, ortalama bir apartmanda kendisini rezidans yönetiyormuşçasına gören yeni yöneticimize sinirlendim.

yönetici olduğu gibi ilk iş kış aylarında apartmana giren kedimi ve yavrusunu, yahu bunları at, zabıtayı arayacağım gelip alacaklar, anlıyorum biz de hayvan seviyoruz ama apartmanda olmaz, bir de kedi hamile vs vs yaklaşık 1 saat bana aynı şeyleri geveleyip gitmesinde başladı her şey. o gün dediğim gibi ne olacağı belli olmaz, ölüm var. ki ben de ya hissetmiş ya da çağırmış gibi 4 yaşında dostumu 1 ay sonra, doğum yaparken kaybettim. zaten sokak kedisi, veteriner de pek ilgilenmedi. 10 gün boyunca acı çekti, elimden yemek, su içerek yaşadı. sonra da öldü. veterinere kızgınım.

kaldı bir yavru, madem ona iyi bakalım. onun yadigârı, hatırası, aynı annesi gibi yemyeşil gözlü...

gel zaman git zaman bu yönetici ile birkaç bir şey daha yaşadık. sözde ben onun söylediklerini yanlış anlamışım. ergenler hep böyle bazı şeyleri yanlış anlarlarmış. öyle gülüyorum ki böyle insanlara. yüzüne bakınca gözlerinden kafasının içi okunuyor, koca bir boşluk görüyorsun orada, ve hala bunun farkına varmadan karşısındakinin eksikliklerini, ergenliğini anlamaya, ortaya çıkarmaya çalışıyor.

annemle de birkaç kez tatsızlık yaşadılar. apartmana hırsız girdi. daha önce böyle bir şey yaşamadık. ne hikmetse onun kapısı hariç bütün depo kapıları kırıldı, bir şeyler çalındı.

kapı nasıl açıldı bilinmiyor. onun kocası bodrumdaki depoyu iş yeri deposu olarak kullanıyor ve sürekli oraya girip çıkıyor. kapıyı da açık bırakıyor. ki böyle bir şey yapması yasal bile değil.

gel zaman git zaman, kapımız bozuluyor. gidip muazzam bir fiyata kapı kilidi değiştiriyor. ama cidden muazzam. yani 10 katı fiyat ödüyor. ayakta dolandırıyorlar, haberi yok. annem buna ben ödemem, neden sorup soruşturmadan ilk bulduğunu yaptırıyorsun dediği zaman da ben öderim size sadakam olsun diyor.

gel de sinirlenme. <3

sonra bir kedi sahipleniyorlar. sözde hayvan sevgisiyle yanıp tutuştukları için. ama sokak kedisi olur mu hiç gidip bin lira verip bir cins kedi alıyorlar. cins kedileriyle mutlu mesut yaşarken sokakta dolaşan 5-10 kediye tavuk kemiği bile atmıyorlar.

kediyi 9 kattan aşağıya düşürüyorlar. sonra kedi kayıp diye bize geliyorlar. bodruma iniyoruz, annem kediyi buluyor. kadın ay ben tutamam diyor. yahu bu senin kedin değil mi? tutamam ne demek? bu çıtkırıldımlık neden? annem tutuyor, en üst kata kadar taşıyor kediyi. kediye allah'tan bir şey olmuyor. zaten hemen veterinere götürüyorlar.

gelelim kalan son yavruya, muhtemelen o da hamile. apartmanın bodrumu böcek ve pire dolu. bizim kedi yüzünden değil çünkü kum piresi. sokakta da karşı apartmanda da var. ama eminim bizim kediden olduğunu söyleyip kapıma gelecek. öyle olduğunu öğrenince ucuza kaçmak için gelip babama ilaç al ilaçla dedi. velhasıl babam ilaç bulamayınca bodrumu kapattık. kocası dışında giren çıkan yok.

bizim kediyi de sabah inip apartmana aldım. zaten annesi gibi bünyesi zayıf. her mevsim burnu akıyor. gök gürültüsünden de korkmuş. yağmur yağacak diye aldım yani. yoksa hep dışarıda yatıyor zaten sıcakta. her neyse, ben sabahın köründe inip aldım kediyi. kedi de ne zaman bilmiyorum ama içerde olduğu bir an bodrum kapısının önüne sıçıvermiş. tam yukarı çıkıyordum ki tıkırtı duydum, hırsız mı acaba dedim korktum inip baktım. kimseyi göremeyince çıkıyordum. yöneticinin kocası çıktı. sabahın 8'inde öyle bir öğürdü ki varlığımı sorguladım. dedim acaba rüyada mıyım. sonra eve geldim, dedim herhalde midesi bulandı aşağıda. elinde boya vs vardı. uykuluyum ya, unutmuşum o boku gördüğümü, bak saat kaç olmuş şimdi aklıma geldi. aklıma geldiği gibi de bir sinir tuttu beni.

ulan be adam, aynısını senin kedin de sıçıyor, temizliyorsun. oradakinin insan boku olmadığını biliyorsun. hadi onu geçtim. kendin de mi sıçmıyorsun? ciğerin çıkana kadar öğürmenin ne anlamı var? kaç yaşında kızın var. hiç mi altını almadın?

neyse işte uzun zamandır bunların hepsini içimde tutuyordum. hop buraya döküverdim. sözün özü insanlar kafayı yemiş. hepsinin üzerinde yapay bir iğretilik var. hepsine de geçmiş olsun. mazallah bok mok görürler yapamaz bu insanlar. yazık.
devamını gör...
611.
bugün benim hayatımın dönüm noktalarından birisiydi. artık yeni bir hayata pozitif olarak sıfırdan başlıyorum. en çok kendim için yaşayıp en çok kendime değer vermeyi öğreniyorum. insanların benim için ne düşündüklerini umursamıyorum. bazı tabularımıda ortadan kaldırmaya başladım. umarım bu yeni başlangıcım bana huzur ve mutluluk getirir :)
devamını gör...
612.
insanlar birbirlerini severler, insanlar birbirlerini üzerler, insanlar saygıya değerler. evet sadece saygıya şöyle bir değip geçerler. yanların da götürmezler, içlerinde taşımazlar veya bu konuda samimi olmazlar, sanki bazen yapmacık yaklaşırlar... diyelim ki saygı duymadığın kişi kendinsin ve diyelim ki çırılçıplak durduğun aynanın karşısında kendini seyrediyorsun. bedenindeki yaralar, dudaklarındaki çatlaklar, kendine acıdığın ve hatta sayıp sövdüğün her şey karşında duruyor. saygıdan bahsetmiştik, aynaya baktığında kendine, bedenine ve hatta yüzündeki ifadeye bakamıyorsan ne saygısından bahsediyorsun? kendine bile saygı duymuyorken, kendine bile nefret ve bundan da baskın olarak acıma hissediyorsan hangi saygı ki senin bahsettiğin? özüne bile saygılı davranamıyorsun ne yazık. ama bunun sebebi de kendin değil misin? kendin misin? bilmiyorsun, bilmiyorum bazen insanlar aynadaki beni görüp tiksinti duyacaklar diye korkuyorum sadece. bazen fazlasıyla nüksediyor bu korku her hücreme. korku ve kızgınlığı çok net hissediyorum o zamanlarda kızgınlığım kendime, korkum insanlara oluyor genelde. sonra bir an gelip sakinleştiğimde o korku bir mumun alevi gibi titrekleşsede duvarlara vuran soluk yansımasıyla kendini fark ettirmeye yetiyor. yanında bir de şu katlanılmaz, pişmanlık benzeri karmaşık bir duygu... eğer onu da yoğun hissedersem korku tekrar büyüyor ve mumun ucundaki titrek alev olmaktan çıkıp her yere yayılıyor. içim bir ormansa eğer, yangın tüm ağaçları ateşe veriyor. yakıyor, sönüyor, sonra tekrar yakıyor ve tekrar sönüyor... kısır bir döngü gibi ardı arkası kesilmiyor. kesilmesini istiyorum ama peşpeşe seyir gösteren her düş ve düşünce düğümleri daha da sıkılaştırıyor, makasın keskinliği köreliyor ve ip kesilmiyor. öyleyse artık kendi kendine bir yerde incelsin ve kendiliğinden kopsun, neden olmuyor? bilmiyorum. aynaya bakıp kendime acıma duyacaksam ya kimse bana bakmasın ya da ben niye onun gibi olamıyorum dediğim diğer yansımaları aynadan silip atayım, bu neden zor geliyor? bilmiyorum. bir şeyleri bilsem yetecek, o zaman saygıyı da sahiden gösteririm belki. sahiden yansımama daha rahat bakarım gibi. gibi işte, ne kadar aciz bir kelime. öyle desen değil, böyle desen değil. o kadar arada kalmış ki çıkartmaya sahte bir yansıma kadar bile kuvvetim yok. sahte mi? yansıma sahiden sahte mi? değil. değil mi?.. bu kadar işte, daha fazlasını bahsetsem ağlayacak gibiyim. ama ben ağlamaktan da korkuyorum. bu kez korkumun sebebi onu bile hak etmediğimi düşünmek. bazı şeyleri düşünmek ne kadar can yakıcı, ne kadar ağır bazen. çünkü bir başkasıyla kolayca laf dalaşına girebilecek, hatta saç baş kavga edebilecekken bunu kendimle yapamayacağım, kendimin kendime yenileceğini bilmek cesaret kırıcı. belki de cesaretsizin tekiyim sadece, bilmiyorum.en başta korktuğumu söylemiştim, korkaklık cesaretsizlik mi demek? bunu da bilmiyorum. her şey o kadar karışık ve birbirine geçmiş ki net bir şey bilmek çok zor. işin komik yanı karışıklığı görüp bilememek. ben gördüğüm şeyi bile bilemiyorum bazen. çelişip durmak yorucu. her neyse, uzatmanın alemi yok sadece bilemediğim şeyler korkunç ve karmaşık bir adacık oluşturmuş açık denizlerde o kadar. o adacıktan gözlerimi kurtarıp ne zaman denizi görürüm onu da bilmiyorum. bilemiyorum. acınası bir komiklik bu bilememek... tüm bunlar sert bir biçimde defolup gitsin sadece düşümden ve bilincimden, neden bu denli zor geliyor? onu da bile-
devamını gör...
613.
bir gece yarısı
gündüz kendini saklayan çocuk
çıktı dışarı.
bir parka gitti ve salıncakların yanına geldi.
gökyüzüne baktı, gökyüzü çıplaktı.
bulutsuz ve yıldızlar görünüyordu.
bir hayli memnun oldu.
oturdu salıncağa,
yere sürttü ayaklarını ve ittirdi kendini.
geriye doğru salındı, biraz da hızlandı.
gözleri kapalı ve başı göğe dönük vaziyetteydi.
sonra gözlerini açtı. yıldızlar hemen üzerindeydi
biraz daha yükseğe çıksa sanki yetişecekti.
sallandı, sallandı, sallandı.
anın büyüsüne kapılıp hayallere daldı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
614.
çalışmak istediğim şirket beni aramıyor. 3 hafta oldu be mübarek. o ilanı niye açtın o zaman diye isyan edesim geliyor. ben bi yerde kalmak istedikçe bambaşka yerlerle iş görüşmesi yapıyorum. sabah daha kahvaltı bile etmeden ingilizce mülakata hazırlanıyorum. hayattan aldığım iki gram tat vardı o da yok oldu gitti yani bu stresten. bu zamanda iş mi beğenmiyorum acaba, ay ne kadar da kendini beğenmişim öyle, insanlar bana yardım etmeye çalışıyor, millet aç aç falan gibi şeyler söyleyenleri duyar gibi oluyorum bazen. ama yok yani bunlar benim kendi kendime ettiğim eziyetlerin sadece bir kısmı. her kafadan bir ses de çıkmıyor, o ses çıkaran kafa benim kafam. susmuyor ki motoru soğusun. insanın kendine ettiğini kimse etmiyor, bu kesin. neyse kendi içimden kendi kendime konuşurken kendim şiştim. bir sonraki isyanıma kadar esen kalın, sevgili gönül dostları. kime neyse senin derdinden yani, anca konuş dur. peh.
devamını gör...
615.
saçlarımdan tuttun, çamurumdan çıkardın, nefes alıyorum şimdi biraz.
bu çamur ikimize aitti di mi?
bıraktım seni di mi?
ama ben dedim sana "ya makaraya alırım ya da saldırır kaçarım" diye?

ve seni bir an bile makaraya almadım, alamazdım, kocaman yalanlar dolu bir hayatı önüne attım, bak dedim, "bunlar yok" artık.
anlamadım seni, anlayamadım ve korktum, zaten başın yeteri kadar balonlarla dolu iken seni de bulaştırmak istemedim kendimle.
kaçtım.
bilmiyorum be kadın, konuşuruz bunları, boyoz yumurta ve su bardağında çay * benden, mekan pasaport, zaman sabah.
sonra da elinden kahve içelim, olur mu?*

şunu da ortaya bırakayım, hangimiz yerinden bir milim kıpırdarsa öbürü üstüne atsın, aklı başına gelsin, bir daha olmasın, burnun çok güzel, ben salağım, teşekkür ederim......

aha da şuraya bıraktım.
devamını gör...
616.
iyi olmak konusunda iyiyim. insanlara garip gelse de ait hissettiğim yerdeki insanlara yardımcı olmaya çalışırım, bunu etrafımın, toplumun, insanlığın iyiliği için (aslında kendi iyiliğim için) yaptığımı biliyorum. bunu bu amaçla yapmıyorum ama ilginci bir şekilde olayların böyle şekilenmesi. bunu garipsiyenler olur. amacı ne ola ki? benden ne isteyecek? amacı yükseklerde mi? benden hoşlanıyor mu? kesin altında bir bok var. ama söylediğim gibi bir amacım yok. insanları kötü bulduğum da yok. "vur ensesine al ekmeğini" derecesinde olduğumu da düşündüm. dışarıdan ciddi gözüktüğümü söylediklerine göre değilim. hakkımı da ararım her zaman. saf bir iyilik değil anlaşılan. doğal bir kolektif görüş. belki bir gün buraya karaladığım gibi anlatma imkanım olur. gerçi siz on da bile bir numara ararsınız...
devamını gör...
617.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

rüzgârlı soğuk bir gün kalabalık bir sokak görüntüsü var önümde .bense duvarın birine yaslanmış elime kitabımı almış olan biteni izliyorum fakat yere oturmuşum takım elbisem pislenecek ben ne yapıyorum?. insanlar öyle bir koşuşturma içinde ki savaş mı çıktı bir yerde bir olay mı var bilemiyorum fakat mutlaka bir şeyler olmalı. o sırada göz hizamda altmışlı yaşlarda bir amca var üstü başı öyle pis ki! yüzüme bakıp hafifçe tebessüm ediyor .bir kaç saniye önce önüne bırakılan bozuk paralara seviniyor olmalı ihtiyar. umursamadan kitabımı okumak istiyorum fakat sanki sokakta öyle bir yas havası var ki huzursuz oluyorum birden,kısa sürüyor bu tavrım. önümden iki genç kız geçiyor ikisi de net duyulacak şekilde konuşuyorlar;
- taciz haberini duydun mu nasıl cani insanlar var ?
- haber okumak istemiyorum artık allah hepsini kahretsin !
umursamıyorum kitabıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum. sanki rüzgar bana kızmışçasına tam ayağımın ucuna bir kağıt yığını savuruyor. o yığının gazete olduğunu idrak ettikten sonra önümdeki haberi okuyorum. cani koca karısını 16 yerinden bıçakladı önce sessizlikle geçiyor bir kaç saniye sonra yutkunuyorum . kahretsin! okuduğum sayfayı kaybetmişim kitabımdaki sayfaları hızla çeviriyorum ama nafile . kalkmak istiyorum kalkamıyorum derin bir nefes alıyorum. önümden bir anne ve bir erkek çocuğu geçiyor...
çocuk koşarak yanıma yaklaşıyor. masumiyet ve heyecan dolu bakışlar atarak işaret parmağı ile kitabımı annesine gösteriyor;
- anne kitap
annesi kolundan yavaşça tutarak ona komut veriyor
- hadi annem eve gidelim baban alır sana kitap
çocuğun yüzü düşüyor bakışları yerde...
- ama anne babam bize kitap almaz o bizi hep dövüyor kızar yine
o sırada kadının yüzünü net görebiliyorum yüzü gözü morluklar içinde perişan halde bir kadın... gözleri doluyor kadının, patlamış dudaklarından çaresizce iki kelime döküldüğünü duyuyorum.
- hadi oğlum
kalkmak istiyorum yine kalkamıyorum sonra onlar gördüğüm yolda nokta kadar kalmışken kulaklarımda kelimeler yankılanıyor. anne kitap, babam dövüyor, hadi oğlum yanımdaki amca yüzüme bakıp tebessüm ediyor hala, deli olmalı. umursamıyorum, az ileride yalpalaya yalpalaya yürüyen bir kız çarpıyor gözüme. o da ne! elindeki tüm kitapları etrafa saçıyor, test kitapları her tarafa savruluyor . yere diz çöküp canhıraş bir şekilde bağırıyor, ağlıyor da içler acısı bir durumda haykırıyor ;
- sen kazandın kahrolası düzen ben kaybettim,verdiğim emeklere rağmen!
neler oluyor bu insanlara böyle! mutsuzluktan geçilmiyor adım başı zulüm akıyor sokaktan. kulağımı sağır eden bir gürültüyle bir bomba patlıyor sokakta. çocuklar ölüyor ...her taraf yıkılıyor insanlar toz duman içerisinde kalıyor. herkes birbirine saldırıyor, güçlü olan zayıfı eziyor. farklı yönelimdeki insanlar dışlanıyor, hayvanlara zulüm ediliyor, insanlar delirmişçesine kin kusuyor birbirine. ve bir güruh var evlerin balkonundan sigara içerek olan biteni seyrediyor hem de kahkahalar atarak. ortalıkta öyle ilkel bir savaş var ki kimse ayırmaya cesaret edemiyor ya da istemiyor. ve ben yine kalkamıyorum sahi neden?
ben kim miyim adalet . bunca olan bitene susan adalet , oturduğu yerden kılını bile kıpırdatmayan adalet. yaşanan kâbusu sinema salonundaymışçasına izleyen gamsız vurdumduymaz adalet. bunca vahşete bunca dehşete susmaya alışmış adalet. korkak adalet yalancı ve düzenbaz adalet...
neler oluyor birden bütün insanlar üzerime geliyor, üstümü başımı çekiştiriyorlar.
- hey takım elbisemi mahvediyorsunuz!
beni dinlemiyorlar hepsi beni oturduğum yerden kaldırmaya çalışıyorlar yine kalkmıyorum. merhamet geliyor o da kaldıramıyor, sevgi geliyor o da kaldıramıyor insaf geliyor nafile. en son bütün heybetiyle biri geliyor o da kaldıramıyor. vicdanın kaldıramadığı adaleti zaten kaldıramayacağını anlayan kalabalık dağılıyor. ben olduğum yerde afallıyorum. amca, amca hala gülüyor. artık dayanamayıp soruyorum;
- amca hayırdır deli misin kaç saattir gülüyorsun?
amca nihayet ciddileşip cevap veriyor.
-duvardaki adalet yazısına gülüyorum )
sahiden de yaslandığım duvarda adalet yazıyor.
sonra meraklı bir ses tonuyla amca bana soru soruyor.
- peki sen evlat deminden beri hangi kitabı okuyorsun?
utana sıkıla kitabı saklamaya çalışıyorum.
- önemsiz bir kitap amca boşver
amca ısrarcı bir inatla kitabı bir hamlede alıyor benden. okuduktan sonra önce yüzü düşüyor sonra kitabımı sert bir şekilde yere atıyor ve arkasını dönüp sayıklayarak yanımdan uzaklaşıyor.
- insanları duymama sanatıymış peh!
devamını gör...
618.
denizin damarları
ruhuna giden bir yol
imgelerim kadar yakın
düşüncelerin kadar
ruhuma giden bir yol
incitanemi aradığım
bir uyku kadar tatlı
hiç uyanamadığım
nefesin gibi
ruhuma üflediğin
her an
yanımda hissettiğim
sihirli sözcüklerin
içimi ısıtan
imgelerimi tüketen
susuşlarım olan
şiirimin her zerresi...
devamını gör...
619.
kendimiz olmanın önündeki engellerden biri de açıkça kendi fikrimizi söylemekten çekinmemiz/korkmamız ve kanıt olarak başkalarını göstermemiz mesela "uzmanlar diyor ki...", cem yılmaz'ın tabiriyle "hadi beni s..... et karacoğlan der ki". uzmanlar, karacoğlan kim yahu "ben böyle istiyorum, benim fikrim bu" diyebilme cesareti lazım bize...
devamını gör...
620.
" mutlu olmayı istemiyor kanındaki mutsuzluk. "
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim