normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
1041.
seni bir kez daha çok iyi anladım.
belki sen gibi cesur değilim, belki dini inancım farklı, belki sen kadar sevilmedim, ama ben de sen kadar mutsuzum.
o donuk ve buz bakışlarından bile anladım seni. seni anlamayanlara ve senin intiharını önleyemeyenlere inat, seni bir gün kez daha çok iyi anlıyorum.
hem de en derinden anlıyorum.
devamını gör...
1042.
acının tatlı tebessümünü attım bana eşlik eden şarkıya karşı. şu an canım incecik kemiklerimi kırarcasına acıtan bir sarılmak çekiyor. gerçekten sarılmaya ve uzun zamandır görmediğim o ilgiye ihtiyacım var. güzel şeyler duymak istiyorum. biraz ağlamaklıyım. gözyaşlarım yüzümün sınır kapısında.. başka bir huzursuzum. sürekli "iyiyim böyle" dediğim yalnızlığım bu günlerde çok canımı sıkıyor.. sabah eve dönerken kuzenim ve eşinin o tatlı, aşk dolu halleri biraz üzdü beni.. yanlış anlamayın lütfen, imrendim onlara. acaba öyle ya da o kadar sevilmek nasıl bir duygu? hep kötü üstüne kötü ilişkiler denk gelince bir kez olsun sevilmedim öyle, içimde ukde kaldı yani..
erkenden uyuyorum bu günlerde, birkaç aydır öyle. çünkü daha fazla imrenmeyi kaldırır mıyım bilmiyorum..
yine de sağlık olsun. buraya bu gibi hislerimi pek dökmemeye çalışıyorum, çünkü bir duruşum var. bilmiyorum sadece sarılmaya ihtiyacım var.. ben gözyaşımın sınır kapısını açayım en iyisi ve ilacımı alıp ağlayarak uyuyayım. bu gece güzel biter diye düşünmüştüm ama yanılmışım..
erkenden uyuyorum bu günlerde, birkaç aydır öyle. çünkü daha fazla imrenmeyi kaldırır mıyım bilmiyorum..
yine de sağlık olsun. buraya bu gibi hislerimi pek dökmemeye çalışıyorum, çünkü bir duruşum var. bilmiyorum sadece sarılmaya ihtiyacım var.. ben gözyaşımın sınır kapısını açayım en iyisi ve ilacımı alıp ağlayarak uyuyayım. bu gece güzel biter diye düşünmüştüm ama yanılmışım..
devamını gör...
1043.
sıkışıp kalıyorum bu ikinci kişiliğe. hayır hiç susmak bedir bilmiyor. sürekli komutlar vermeye çalışıyor. yapmıyorum söylediklerini ama nereye kadar. kotu kişiliğin içime saldığı o yeşil zehre yenik düşüyorum. gelsin ataklar,krizler,kasılmalar,kitlenmeler. ne istiyorsun benden ah bilsem.. bilsem veririm zaten kardeşim. ama sen beynimi tüketmekten başka halta yaramiyorsun. yalnız iyi kişiliğim öyle mi. bir kez olsun üzmedi. artik beynimden hayatımdan çıkıp gitmeni istiyorum. geleceğimi karartmana izin vermeyeceğim. seni yenerken sana yenilmeyeceğim.
devamını gör...
1044.
benim sana ne gibi bir katkım olabilir ki?.. durdukça ölüme daha çok çekiliyorum sanki...
kadere inanır mısın prenses?..
yaşadığım çevrede böyle birşeye inanmanın asaletimizi zedeleyeceği söylenirdi. dolayısıyla inanmıyorum!.
ben kader olduğunu düşünüyorum. işin garip yanı prenses, senin ölüme an be an yaklaştığını ben de hissediyorum. fakat bir şekilde her seferinde buraya çekilmiş buluyorum bendimi.
hayır bayım. asalet sahibi insanlar bendlerini aşabilirler. siz halktan olduğunuz için....
bu ağır olmadı mı prenses?..
ya da boş verin açıklamanın manası yok... hoşça kalın prenses. artık evinizdesiniz. lakin şunu unutmayın kader kendinde, kendini gerçekleştirmeye her daim büyük bir kudret bulacaktır.
bu kadar mı? sadece bunu söyleyip sessizce uzaklaştı mı? gerçekten çok kabasın prenses.
ölüme yaklaşan ben değilim ve bunu anladığında belki iş işten geçmiş herkes yerini bulmuş olacak. o an gelene kadar kaderin, asalet tanıdığına ikna olması kafi. .
swhh
kadere inanır mısın prenses?..
yaşadığım çevrede böyle birşeye inanmanın asaletimizi zedeleyeceği söylenirdi. dolayısıyla inanmıyorum!.
ben kader olduğunu düşünüyorum. işin garip yanı prenses, senin ölüme an be an yaklaştığını ben de hissediyorum. fakat bir şekilde her seferinde buraya çekilmiş buluyorum bendimi.
hayır bayım. asalet sahibi insanlar bendlerini aşabilirler. siz halktan olduğunuz için....
bu ağır olmadı mı prenses?..
ya da boş verin açıklamanın manası yok... hoşça kalın prenses. artık evinizdesiniz. lakin şunu unutmayın kader kendinde, kendini gerçekleştirmeye her daim büyük bir kudret bulacaktır.
bu kadar mı? sadece bunu söyleyip sessizce uzaklaştı mı? gerçekten çok kabasın prenses.
ölüme yaklaşan ben değilim ve bunu anladığında belki iş işten geçmiş herkes yerini bulmuş olacak. o an gelene kadar kaderin, asalet tanıdığına ikna olması kafi. .
swhh
devamını gör...
1045.
pür-u pak bir seher vakti ahali şaşkın çekilmiş ipe bir can, o canın içinde bir de aşk. aşk sakin
dingin cellat telaşlı perişan. cellat sehpanın yanına geldiğinde bağırıyor ahaliden biri kıymayın
efendiler o ki aşk, zaten yok neyi asacaksınız? velev ki var o vakit bırakın, zaten yanacaklar..
diye bir şey geçmişti bir gün içimden yazıvermiştim.
dingin cellat telaşlı perişan. cellat sehpanın yanına geldiğinde bağırıyor ahaliden biri kıymayın
efendiler o ki aşk, zaten yok neyi asacaksınız? velev ki var o vakit bırakın, zaten yanacaklar..
diye bir şey geçmişti bir gün içimden yazıvermiştim.
devamını gör...
1046.
anlatıyorum, anlatıyorum. sonra dönüp bakıyorum. hiç birşey anlatamamışım ya da anlamamış. bir zamanlar coca-cola şişe kapaklarının altında yazan "tekrar deneyin" yazısı misali, baştan başlıyorum anlatmaya. anlatıyorum ve sonra bir bakıyorum yine çıkışı bulamamışım. labirent gibi, size de oluyor mu bazen böyle? ben çıkışı bulamıyorum genelde...
devamını gör...
1047.

neden bilinçaltımda böyle bir insan var?
belki gelecekte herhangi bir mekanda, herhangi bir zamanda bilinçsiz bir şekilde karşılaşıp bakacağım ve defterimi karıştırırken 'çok tanıdık, aa evet!' diyip mantığını kurmaya çalışacağım insan.
belki yolda geçerken öylesine bakıp beynimde fotoğrafını alıp bir gece resme döktüğüm insan.
belki ileride tanışacağım arkadaş grubunun bir üyesi.
belki de çoktan tanışmış olduğum bireylerden birinin yakın arkadaşı...
belki de, belki de , belki de...
kuruyorum yine kafamda, belki..görsel de kurgularımdan biridir...*
devamını gör...
1048.
elim değse tenine ne yazar
dünya böyle
yazmak çok içimden gelmiş.
dünya böyle
yazmak çok içimden gelmiş.
devamını gör...
1049.
bunu okuyan kişi, şöyle düşün, bir anda bir kapıyı açtın ve odadaki adam yani ben, buyur şöyle karşımdaki iskemleye otur, dedi ve sende istemsizce oturdun.
şimdi, ben konuşacağım ve sen dinleyeceksin. hiç tanımadığın birinden hiç tanımadığı birine söylenecek ne olabilir ki? mesela ben zihinlere girme ustasıyım, bir virüs gibi yayılırım, aklının boş odalarına yerleşir kalırım. bunu evsiz birinin barınacağı düşsel mekanlar olarak algıla. ben sadece tek bir bedene yada zihne sığamayacak kadar kalabalık biriyim. bölüşüp üleşmem lazım gelir. şimdi senin dolduramadığın bütün boş nöronlarını işgal etmek için atağa geçmiş bulunmaktayım. sakın bana kızma ve kapıyı pencereyi kapama!
herkes bir şekilde o boş odalara talip ve sezdirmeden sızarlar aklına. bense açık sözlü bir kaçığım. her birey fethedilmesi gereken bir gezegendir. çünkü güç, her şeyi yutmakla tatmin olur. benim fetihle şunla bunla işim olmaz, ben girdiğim yerde yanmaya ve parlamaya başlarım.
boşlukta salınan ruhları toplayıp ganimetlerin arasına ekleyen bir korsanım ben. bütün mürettabat ve tayfalarımı işinin ehli adamlardan seçen, okyanustaki en büyük tehlikenin doğal kaynağı benim yani kaptan kurtlarladans. kızılderili ruhuna sahip acımasız ve yetenekli bir uzay korsanıyım. okyanustaki tüm balıkları birbirine bağlayan şey sudur ve ben suyun akışına teslim olmakla yanmaya ve parlamaya başlayan şeyim. şimdi sessizce çıkabilirsin, ardında ne olduğunu bilmediğin kapıları açarken bir daha düşün?
şimdi, ben konuşacağım ve sen dinleyeceksin. hiç tanımadığın birinden hiç tanımadığı birine söylenecek ne olabilir ki? mesela ben zihinlere girme ustasıyım, bir virüs gibi yayılırım, aklının boş odalarına yerleşir kalırım. bunu evsiz birinin barınacağı düşsel mekanlar olarak algıla. ben sadece tek bir bedene yada zihne sığamayacak kadar kalabalık biriyim. bölüşüp üleşmem lazım gelir. şimdi senin dolduramadığın bütün boş nöronlarını işgal etmek için atağa geçmiş bulunmaktayım. sakın bana kızma ve kapıyı pencereyi kapama!
herkes bir şekilde o boş odalara talip ve sezdirmeden sızarlar aklına. bense açık sözlü bir kaçığım. her birey fethedilmesi gereken bir gezegendir. çünkü güç, her şeyi yutmakla tatmin olur. benim fetihle şunla bunla işim olmaz, ben girdiğim yerde yanmaya ve parlamaya başlarım.
boşlukta salınan ruhları toplayıp ganimetlerin arasına ekleyen bir korsanım ben. bütün mürettabat ve tayfalarımı işinin ehli adamlardan seçen, okyanustaki en büyük tehlikenin doğal kaynağı benim yani kaptan kurtlarladans. kızılderili ruhuna sahip acımasız ve yetenekli bir uzay korsanıyım. okyanustaki tüm balıkları birbirine bağlayan şey sudur ve ben suyun akışına teslim olmakla yanmaya ve parlamaya başlayan şeyim. şimdi sessizce çıkabilirsin, ardında ne olduğunu bilmediğin kapıları açarken bir daha düşün?
devamını gör...
1050.
ölüm her şeyi bitirir bir gün,
güzel olan her şeyi. bu yüzden; ardınızda güzel anlar koyun,
her şeyi bitirir bir gün, hayatlara dokunup, silinmesi zor olan, güzel izler bırakın. ölüm her şeyi yarım bırakır bir gün, yarım kaldığı zaman bile, pişman olmayacak gibi yaşayın, bir şeyi sevmeye başlayacaksanz eğer, onu yarına bırakmayın, yarın yok ki...
kırmayın, bir çiçeği bile, çünkü ölüm her şeyi bitirir bir gün. dünyanın kötü, kalpsiz, hissiz, insanlarından daha kirli olamaz renginiz. bu yüzden; dokunduğunuz herkese kendi renginizi bulaştırın ve bırakın öyle kalsın.
ve evet...
biraz da olsa ölümü düşünün. çünkü; ölüm her şeyi, bitirir bir gün.
güzel olan her şeyi. bu yüzden; ardınızda güzel anlar koyun,
her şeyi bitirir bir gün, hayatlara dokunup, silinmesi zor olan, güzel izler bırakın. ölüm her şeyi yarım bırakır bir gün, yarım kaldığı zaman bile, pişman olmayacak gibi yaşayın, bir şeyi sevmeye başlayacaksanz eğer, onu yarına bırakmayın, yarın yok ki...
kırmayın, bir çiçeği bile, çünkü ölüm her şeyi bitirir bir gün. dünyanın kötü, kalpsiz, hissiz, insanlarından daha kirli olamaz renginiz. bu yüzden; dokunduğunuz herkese kendi renginizi bulaştırın ve bırakın öyle kalsın.
ve evet...
biraz da olsa ölümü düşünün. çünkü; ölüm her şeyi, bitirir bir gün.
devamını gör...
1051.
istiyorum ki yanına gelmek için bahaneler üretmek zorunda kalmayayım. seni görmek istediğimde "görüşelim mi" demem yeterli olsun. aklıma seni getiren şarkıları beraber dinleyelim. bak travmalarımız çok önemli. onları da sırayla anlatalım. bir de şey var seni her düşündüğümde kendimi suçlu hissetmek istemiyorum. bir insan hissettiği güzel şeyler yüzünden neden vicdan azabı duyar?
devamını gör...
1052.
hiç olmamış bir hikaye bu...
devamını gör...
1053.
hiç kimse merak etmedi beni . çayı nasıl içtiğimi , kitapta altını çizdiğim cümleleri ... bense herkesi öğrendim neye güldüğünü ,içinde biriktirdiği acıyı ,herkes açıldı bana rahatça sakladım sırlarını ,sırtlarını sıvazladım yanlarında oldum. ben kimseye açılamadım rahat hissetirmediler ,fark etmediler bile sonra hepsi yok oldu tek tek . üzüldüm geçti.
devamını gör...
1054.
büyük bir hayal kırıklığını taşıyorum yüreğimde
kapanmış yaramın, acı bir hançer saplandı üzerine
hiç bilmediğim ve beklemediğim bir anda
hissettim acı veren soğukluğu tenimde
ellerin hançerin üzerinde tüm acımasızlığıyla
gövdem, ruhum kanlar içinde
gözlerinde gördüğüm acımasızlık
şeytanca işledi ruhumun derinliklerine
sen, beni bitirmeye ant içmiş bir ruh
ben ise çoktan tükenmiş bir insan
bedenim alevler içerisinde yanıyor
yalvarırım ilya, kurtar beni bu yangından!
kapanmış yaramın, acı bir hançer saplandı üzerine
hiç bilmediğim ve beklemediğim bir anda
hissettim acı veren soğukluğu tenimde
ellerin hançerin üzerinde tüm acımasızlığıyla
gövdem, ruhum kanlar içinde
gözlerinde gördüğüm acımasızlık
şeytanca işledi ruhumun derinliklerine
sen, beni bitirmeye ant içmiş bir ruh
ben ise çoktan tükenmiş bir insan
bedenim alevler içerisinde yanıyor
yalvarırım ilya, kurtar beni bu yangından!
devamını gör...
1055.
herşeyi yapmak istiyorum. ama hiç birşey de yapmak istemiyorum. uzun süredir bir senaryo üzerine kafa yoruyorum. bir türlü yazım aşamasına getirmek nasip olmadı.
devamını gör...
1056.
işte eylül geldi çattı. mutsuzlar için mevsim yapmışlar sanki. bir ağlayıp bir gülen hava, tıpkı bizim gibi.
eylül tam da yolculuk ayı gibi değil mi? her anlamda... her nereye ise yolculuğun pek afili olur. dökülmüş yaprakların hışırtısıyla yürürsün yolları. hafif bir esinti uçuruverir saçlarını. hele o renkler... soğuk, silik, hem karanlık hem aydınlık. tıpkı bizim gibi.
eylülde bir olmamışlık var sanki. yaz mevsiminin eğlencesi bitmiş ama kış mevsiminin ızdırabı da yok. öyle arada kalmış. hayata tutunamamış insan gibi bir mevsim yapmışlar. ama ne edebiyatı yapılır değil mi eylül ayının? hüznün yüzünü çizdirseler mesela eylül yaz gitsin.
sonbahargillerden eylüldeyiz. mutsuzuz ama öfkeli de sayılmayız. birtakım delirmeye yüz tutmuşların uğrak mevsimi. ne de yakışır ama eylülde delilik.
üşümeye başlayan ağaçlara bakıp sorarız: gelir mi bir daha sevgili yaz mevsimi? ya da gelmese daha mı iyi?
eylül tam da yolculuk ayı gibi değil mi? her anlamda... her nereye ise yolculuğun pek afili olur. dökülmüş yaprakların hışırtısıyla yürürsün yolları. hafif bir esinti uçuruverir saçlarını. hele o renkler... soğuk, silik, hem karanlık hem aydınlık. tıpkı bizim gibi.
eylülde bir olmamışlık var sanki. yaz mevsiminin eğlencesi bitmiş ama kış mevsiminin ızdırabı da yok. öyle arada kalmış. hayata tutunamamış insan gibi bir mevsim yapmışlar. ama ne edebiyatı yapılır değil mi eylül ayının? hüznün yüzünü çizdirseler mesela eylül yaz gitsin.
sonbahargillerden eylüldeyiz. mutsuzuz ama öfkeli de sayılmayız. birtakım delirmeye yüz tutmuşların uğrak mevsimi. ne de yakışır ama eylülde delilik.
üşümeye başlayan ağaçlara bakıp sorarız: gelir mi bir daha sevgili yaz mevsimi? ya da gelmese daha mı iyi?
devamını gör...
1057.
gölgemle bedenim arasındaki bağ benim.
her gün aynı neredeyse. günden geriye ne kalıyor? o harika sesiyle kahkahalar atan bir çocuğun neşesi, ona sarıldığım an’lar.
sabah uyandığımda yüzümü gördüğüm ilk an. her sabah yeniden tanışıyorum kendimle… kendine nasıl bu kadar yabancı kalabiliyor insan?
herkesi kendi rengine boyayan, aklı ve ruhu ışıklı bir büyüyle yok eden kemirgen gölgeler… her şeyi denetleyen o boğucu, yapış yapış gölgeler emiyor can’ımı sekiz yerinden. çakallar dans ediyor göğüslerim üzerinde.
yapay göklerden besleniyor ciğerleri insanın. ay ışığına öykünen yıldızların resimleriyle süslü duvarlar, renkleri çiğ… aynı düşlerde yorulan, yoğrulan bir hamur gibi… “boşuna yaşamadık biz, kemiklerimizden kuleler inşa ediliyor.” yıkılsın her biri. elleri de inşa edenlerin!
taşın içinde titriyorum, ağacın dalında... gökten kayan yıldız kalbime düşmüş. kalbim titriyor.
zaman kalbime yazmış bir sonsuz şiiri, kaybolmuşum o kaosta, yok gidecek bir yön. yaşamayı bekliyorum, ölmeyi de.
dünya elime ayağıma dolaşıp duruyor...
adı yok günün. benim de olmasın.
her gün aynı neredeyse. günden geriye ne kalıyor? o harika sesiyle kahkahalar atan bir çocuğun neşesi, ona sarıldığım an’lar.
sabah uyandığımda yüzümü gördüğüm ilk an. her sabah yeniden tanışıyorum kendimle… kendine nasıl bu kadar yabancı kalabiliyor insan?
herkesi kendi rengine boyayan, aklı ve ruhu ışıklı bir büyüyle yok eden kemirgen gölgeler… her şeyi denetleyen o boğucu, yapış yapış gölgeler emiyor can’ımı sekiz yerinden. çakallar dans ediyor göğüslerim üzerinde.
yapay göklerden besleniyor ciğerleri insanın. ay ışığına öykünen yıldızların resimleriyle süslü duvarlar, renkleri çiğ… aynı düşlerde yorulan, yoğrulan bir hamur gibi… “boşuna yaşamadık biz, kemiklerimizden kuleler inşa ediliyor.” yıkılsın her biri. elleri de inşa edenlerin!
taşın içinde titriyorum, ağacın dalında... gökten kayan yıldız kalbime düşmüş. kalbim titriyor.
zaman kalbime yazmış bir sonsuz şiiri, kaybolmuşum o kaosta, yok gidecek bir yön. yaşamayı bekliyorum, ölmeyi de.
dünya elime ayağıma dolaşıp duruyor...
adı yok günün. benim de olmasın.
devamını gör...
1058.
kimseye, kendinize bile söylemediğiniz şeyler var di’ mi? düşünmenin bile size rahatsızlık verdiği gizli dilekleriniz. keşkeleriniz. eğlencesine kurduğum hayallere bile konu etmiyorum ben onları. en gizli, en dip yerlerime saklıyorum. başka türlü tehlikeli şeyler yaptırıyorlar bana çünkü. söylemiş miydim, ben pek öngörülebilir biri değilimdir.
siz nasıl yapıyorsunuz? çoğu sizle, doğrularınızla çelişen ama yine de istemekten kendinizi alıkoyamadıklarınızdan söz ediyorum. karanlık arzularınızdan. heh aynı şeyi konuşup anlayalım da gerisi akar bir şekilde.
konular; ana, bana, durumlara göre değişiyor hep. bundan 5 yıl önce bambaşka şeylerdi mesela. ondan 5 yıl önceyse üff öyle böyle değil. şimdininkileri oturup yazmamı falan beklemiyorsunuz değil mi?
buraya kadar da normaliz. yalnız değilim. olmasam gerek.
ama mesela ben denize bırakıyorum onların hepsini. bu ya da buna benzer şeyler yapıyor musunuz siz de? bırakıyorum; bazen soruyla, bazen kızgınlıkla, bazen en dingin halimleyken bile nabzımı hızlandıracak kadar güçlü bir motivasyonla, istemle. deniz doğrusunu bilir, verecekse o verir, alacaksa o alır gibime geliyor. saçma mı? umrumda değil. işe yarayan ilk saçma şey bu değil öyleyse bile. deistim ben. babamın okuduğu kurandan daha çok sakinleştiren bir şey olmadı ömrüm boyunca beni.
kim aksini iddia edebilir ki hem? kim kendinden her zaman bekleneni istiyor olduğunu/olacağını garanti edebilir? hanginiz ben düşündüğün ya da hatta düşündüğüm kişi değilim diye bağırmak istemiyor ara ara? kendime kızmıyorum yanlış anlamayın. yandaş aradığım da yok. tespit tespittir.
domates sevmeyebilir, domates çorbasına bayılabilirim.
dondurma seviyor olmamsa hiçbir şeyi değiştirmiyor. böyleyken böyle.
siz nasıl yapıyorsunuz? çoğu sizle, doğrularınızla çelişen ama yine de istemekten kendinizi alıkoyamadıklarınızdan söz ediyorum. karanlık arzularınızdan. heh aynı şeyi konuşup anlayalım da gerisi akar bir şekilde.
konular; ana, bana, durumlara göre değişiyor hep. bundan 5 yıl önce bambaşka şeylerdi mesela. ondan 5 yıl önceyse üff öyle böyle değil. şimdininkileri oturup yazmamı falan beklemiyorsunuz değil mi?
buraya kadar da normaliz. yalnız değilim. olmasam gerek.
ama mesela ben denize bırakıyorum onların hepsini. bu ya da buna benzer şeyler yapıyor musunuz siz de? bırakıyorum; bazen soruyla, bazen kızgınlıkla, bazen en dingin halimleyken bile nabzımı hızlandıracak kadar güçlü bir motivasyonla, istemle. deniz doğrusunu bilir, verecekse o verir, alacaksa o alır gibime geliyor. saçma mı? umrumda değil. işe yarayan ilk saçma şey bu değil öyleyse bile. deistim ben. babamın okuduğu kurandan daha çok sakinleştiren bir şey olmadı ömrüm boyunca beni.
kim aksini iddia edebilir ki hem? kim kendinden her zaman bekleneni istiyor olduğunu/olacağını garanti edebilir? hanginiz ben düşündüğün ya da hatta düşündüğüm kişi değilim diye bağırmak istemiyor ara ara? kendime kızmıyorum yanlış anlamayın. yandaş aradığım da yok. tespit tespittir.
domates sevmeyebilir, domates çorbasına bayılabilirim.
dondurma seviyor olmamsa hiçbir şeyi değiştirmiyor. böyleyken böyle.
devamını gör...
1059.
dün beni mutlu eden iki olay yaşadım. ilki yeğenimi ilk göz ağrımı okula kaydettirdik. yıllar önce okumuş olduğum okulun kapısından içeri girmek beni hem heyecanlandırdı, hem duygusallallaştırdı hem de çok mutlu etti. öğretmen bey gayet kibar anlayışlı birine benziyordu. yeğenimi böyle bir öğretmene emanet etmek beni ayrıca mutlu etti. okuldan dönerken yeğenim ne kadar sürer okumayı öğrenmem, sürpriz kutusu programı biterken fotoğraf gönderen çocukların adını kendim okumak istiyorum dedi. beraber güldük. akşam üzeri de twitter'dan tanışmış olduğum bir kitap dostu bana 4 tane kitap hediye edeceğini bu yüzden adres bilgilerimin lazım olduğunu söyledi. twitter üzerinden bir iki defa kitap sohbeti yaptığımız birinin bana kitap hediye etmesi beni ayrıca mutlu etti. keşke her gün böyle mutlu eden olaylarla geçse.
devamını gör...
1060.
insan yaş aldıkça tahammül gücünü kaybediyor olabilir.
vazgeçme eşiği git gide alçalabilir.
önem verdiği şeyler anlık olarak değişebilir. kaybetme korkusunu yitirebilir.
insan yaş aldıkça yaşlanabilir.
vazgeçme eşiği git gide alçalabilir.
önem verdiği şeyler anlık olarak değişebilir. kaybetme korkusunu yitirebilir.
insan yaş aldıkça yaşlanabilir.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2