1501.
içimde bir his var sanki birkaç sene içerisinde mükemmel bir hayatım olacak. her şey daha iyiye gidecek. çünkü gitmeye başladı bile. allah bozmasın.
devamını gör...
1502.
geçenlerde internette geçmiş gazete arşivinde yönetmen ertem eğilmez'in cenaze haberi yer alıyordu. cenazeye katılanlardan sezen aksu, onno tunç, tarık akan, kartal tibet, kemal sunal, zeki alasya'nın fotoğrafı çekilmişti. o günden bu güne sezen aksu dışındakiler de artık hayatta değiller. hayat gerçekten de garipsenmeye değer.
devamını gör...
1503.
adam olun aklinizi alirim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1504.
yine aynı sesleri duymaya başladım, bu sefer çok daha cılız sesler fakat yine de duymazlıktan gelmek imkansız. gözlerimi kapattığımda yüzünü görüyorum. hayır! ondan bahsetmemeliyim .ama nedendir bilinmez daima dilimde , zihnimde o her yerde. bazen beynimi patlatmak istiyorum bir balon gibi ama o var içinde kıyamıyorum onu zihnimden atmaya. belki zihnimde yalnız kalsam çok daha iyi biri olurdum ama çok geç kötülüğe batmışken iyilik için vakit geç.
devamını gör...
1505.
şirkete gelen iş güvenliği uzmanını can kulağıyla dinlemişimdir
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1506.
valizinizi otobüs durağında bırakarak aniden oradan uzaklaşmayın lütfen. çünkü bomba paniği yaratıyorsunuz!!11!!

şimdi niye böyle gerginim, çok umurunuzdaymış gibi anlatacağım çünkü neden anlatmayayım?

ay bugün, saçlarımı bir güzel yıkadım yaptım (özene bezene hem de, çünkü belimdeki saçları kestirdim dün, evet ve şahane yakıştı), pür dikkat gözlerime kalem çektim, uzun zamandır "giyerim ya bi gün" diye alarak giymediğim o botları çıkardım, üzerimi ona göre seçtim, full özgüven, full güzellik evden dışarıya çıktım. yürüyorum, müthiş enerjiğim, arkadaşlarla buluşacağız.

şahaneyim, müthiş bir enerji var üzerimde, etrafa gülücükler saçıyorum.
gittim otobüs durağına oturdum. anlaşılacağı üzere otobüs beklemeye başladım.
derken ben yaşlarda bir adam, suratında maskesi var yüzü belli değil, elinde çek çek bir valiz yanıma kadar geldi sokuldu.
"nooluyoruz hoşt, uzaklaş biraz sosyal mesafe denen bi şey var it" demedim çünkü kibar bir kadınım. ben rahatsız olup geri iki adım gittim.

sonra sen adam, benim suratıma tip tip bak ve valizi oracıkta bırakarak koşturuver yolun karşısına doğru. aaay aaay dedim morticia öleceksin!! hemen beni beklemekte olan arkadaşlarımı aradım (çok mantıklı bir hareket evet) "ay burada bi valiz vaaar galiba bomba var kızlar bunlar son sözlerim olabilir" dedim. tabii "nooluyo morticia dur hey kızım manyak mısın niye dibinde bekliyorsun uzaklaş" dediler.
bakındım etrafa, 155i mi arasam polis mi gelse derken adam karşıdan o girdiği aradan tazı gibi koşarak geri geliyor.

e be adam, e be adam!

koskoca caddede beni mi buldun valizini emanet ederek markete gidecek kişiyi? ya ben serseri, hırsız bi şey olsaydım? e be adam sen nasıl fikirsiz bir adamsın "hannfendi iki dakika bakarak olur musunuz markete kadar gidip geleceğim?" desen nolurdu? e duydum, gördüm konuşabiliyormuşsun, otobüsçü abiye "abi kartta kalmamış buradan vereyim" diyordun.

yapmayın bunu ya.
okuyorsan bunu, bil ki ömrümden 10 yılı yedin o durakta.
devamını gör...
1507.
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne, sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz. belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...
devamını gör...
1508.
sketchtoy.com/70246955
devamını gör...
1509.
mevsim sonbahar, ağaçlar yapraklarını döküyor, sen yoksun. oysa severdin sonbaharı, sonbaharın getirdiği hüznü, bir yanın hep o mevsimde kalmak isterdi. üşütmeyen geceleri, yakmayan gündüzleri severdin. erken yatıp sabah erken kalkmayı, ilk çayını balkonda yalnız içmeyi severdin.
şimdi yoksun, sonbaharın bir anlamı yok, düşen yaprakların, yeşilden sarıya dönen ağaçların bir anlamı yok. sen yoksun, bir yanım yok.
devamını gör...
1510.
yarın erken uyanın dostlar, bir devrimciyi selamlayacağız.
devamını gör...
1511.
bu başlığı görünce içime hüzün çöküyor..
yaz yaz bitmiyor.. ne anlatıyorsak sonu bir türlü gelmiyor.

kafa da dönüp duran düşünceler kış kış yap. dur bakayım yok gitmiyor...
uykuya dal ninni söyleyeyim diyorum yok dinlemiyor. eeee eeeee yok pür dikkat odaklanmış o meşgaleye kafadan ne yapsan gitmiyor. takılı kalan her şey parazit. yağ gibi akmalı oysa tak tak tak olması gerektiği gibi.. ama tam olacakken
-ki belki de öyle değil bir algı yanılması bu- oraya yine bir parazit geliyor.
yine bulandın yine hırçın ve aksisin.. dur nereden çıkaracağım şimdi bu öfkeyi? odaklanmayı başka yöne çektim off.. o taraf yine saçmalık. hoopp takılı olan şey onu halletmen gerekli.. gücün yetmiyor yine sal çayıra.. o çayırdan hayır yok ki başka yollar bulmalısın ay hadi hayırlısı olsun..
devamını gör...
1512.
düşünüyorum, düşündükçe düşmeye başlıyorum. yavaş yavaş düşüyorum bilinmezliğe. beni yutuyor, kayboluyorum. birilerinin beni kurtaracağını düşünüyorum, oradan çekip çıkaracağını. ama kimse fark etmiyor bunu. ya da umursamıyor.

dönüşüyorum, hiç bilmediğim bir benliğe. tanımıyorum onu, bilmiyorum. ama herkesin yaptığı gibi ona yüz çeviremem. onu da bırakırsam geride, elimde ne kalır?

anlamaya çalışıyorum yavaş yavaş sindire sindire. anlamanın özellikle kendini anlamanın ne kadar zor olduğunu farkediyorum. kendimi anladıkça diğer insanları da anlamaya başlıyorum. derinlerime indikçe aslında bir zamanlar karaladığım gerçekleri kendimde görüyorum.

şaşırıyorum, bir an korkuyorum kendimden. uzaklaşmak, kendimi diğer insanların bana yaptığı gibi cezalandırmak istiyorum. ama her zaman olduğu gibi sakinleşip değişimi kabul ediyorum.

değişiyorum, zıtlıklara evriliyorum. peki bu beni kötü mü yapar? hangi ölçütlere göre değerlendireceğiz? buna kim karar verecek?

insanların vereceği tepkiden korkuyorum. benliğimi saklıyorum, bana kızıyor hırçınlaşmaya başlıyor. kendini göstermek, haykırmak için bir an arıyor. o an gelip kendini gösterdiğinde de sert bir kayaya çarpıp, kırılıyor.

kırılıyorum, parçalara ayrılıyorum. her seferinde daha sert darbeler alıyorum, daha önce hiç kırılmamışım gibi hissediyorum acıyı. değişimi kabullenmenin zor olduğunu anlıyorum ama daha acı verici bir şekilde değişimi diğer insanlara kabul ettirmenin imkansız olduğunu farkediyorum.

yoruluyorum, yavaş yavaş tükeniyorum ve gerçekleri kabul ediyorum. görmek istemediğim gerçekleri. doğru olmadığına emin olduğum ama gerçekliğinden taviz vermeyen gerçekleri. beni yıkan uzaklara kaçma isteği uyandıran gerçekleri. hepsini görüyorum ve pes ediyorum.

(nisan 21)
devamını gör...
1513.
hayatımın çok enteresan bir dönemindeyim sevgili sanal dostlarım. enteresan dediysem de, kötü değil.

iş bir taraftan, sosyal taraf bir taraftan anlayamadığım şeyler oluyor. üstelik bu dönemde bana destek olacak kimse yok. ailen diyeceksiniz, onların canını sıkmamak için herhangi bir şey çaktırmamaya çalışıyorum. bakalım sonu ne olacak.
devamını gör...
1514.
dün. küçük bir zafer kazandım. o kadar küçük ki bir kelebeğin kanat çırpışlarının yarattığı kadar dahi etkisi yok. benim için küçük insanlık için büyük bir adım değil de benim için büyük insanlık için küçük bir adım bile değil. bu küçük zaferleri, banka mevduatı gibi biriktirip büyük zaferler de elde edemiyorsun. rüzgar gibi işte gelip geçiyor.
olsun. hayat uzun bir yürüyüş, biz de düşe kalka yürüyoruz işte. düşe kalka . dostum, sen düşersen ben elimi uzatırım sana. sen ?
devamını gör...
1515.
bugüne kadar daima olmak istediğim kişi ile olmak istemediğim kişi arasında kaldım. bu zorunluluk aldığım her nefesi otomatik olarak bir hançere döndürüyor.
ınsanlar hayatı ölüm ve yaşam olarak ikiye ayırmakta kararlılar fakat 21 yıllık tecrübelerime dayanarak şunu belirtmek isterim ki bir kısım insanlar daha vardır, onlar ne yaşar ne de ölebilir. onlar yaşam ve ölümü birbirinden ayıran ve hayata bir değer veren referans çizgisinin tam da üstünde yasamaya çalışıyorlar, belki de ayakta kalmaya... buna yaşanmak denmez elbet; ölüm de denemez.
vardır işte, şuradaki odada bazen tramvayda bazense bir barda vardır ama aynı zamanda da yoktur.
daha dün işe giderken daima oturduğum duvarın üstüne oturup bir sigara yaktım. yanıma elinde bir şarap olan muhtemelen 20lerinde bir arkadaş oturmuştu. telefonundan bir şarkı açabilir miyim dedi, elbette açabiliriz dedim.
antimatter'dan fighting for a lost cause açtık.
ölümden bahsetti adını bilmediğim genç çocuk, hayat ne kadar boş dedi. öyle dedim, tüm kavramlar boştur.
kafası iyiydi ama ben hayatımda bu kadar samimi bir çakırlık görmedim. dokunsam ağlayacaktı, üflersem tüm hayatını anlatacaktı, bir bira ısmarlasam intahar bile edebilecekti.
bu arkadaş referanstaydı dostlar. oraya yeni tayin olmuştu anlaşılan, ölümle yaşam arasında süzülüyordu.
o an içimde öyle bir boşluk hissettim ki o arkadaşa sarılmak istedim lakin bendeki boşluğun kokusunu alırsa muhtemelen dayanamazdı. boşluğu hisseden kimseye dolu bir insan lâzımdır, benim gibi içindeki hiçliği birkaç beden büyük olan bir kimse asla referanstaki kimselere yakinlasmamalidir.
yeniden kalemimle kendi yansımalı tasvir etmem gerekirse sevgili dostlarım, o günden beri düşünüyorum. neden o arkadaş gibi elimi kolumu sıvayıp bir şarkı dinlemek için sokağın ortasında kalakalmayip da nefret ettiğim ve kaybetmem muhtemelen olan bu oyunda rolümü devam ettiriyorum?
ben rolüme mı alıştım yoksa kokak miyim?
devamını gör...
1516.
* teoman "en güzel hikayem" şarkısında o kadar güzel açıklamış ki; bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen diye üstüne ne desek boş...
olmuyor evet, bazen her şeyi yapıyorsun ama olmuyor. bazen de bırakıyorsun ne olmayacaksa olmasın diyorsun hiç beklemediğin şeyler oluyor.
ben bu hayatı çözemedim hala, kalan ömrüm yaşadığımdan azdır artık diye tahmin ediyorum yani göçüp gideceğim ama hala soru işaretleri dolu kafamda ve yorgunum artık ziyadesiyle.
zira o kadar uğraşıp, didinip insanların kafalarının içinden geçen binlerce düşünceden sadece bir tanesi olacak kadar bile iz bırakamıyoruz bazen şu hayatta.
ve o zamanlarda şunu istiyorum; keşke denizde başıboş bir sal olsam, rüzgar nereye götürüyorsa oraya gitsem. bir gün bir adada karaya vursam, orada birileri bulsa beni ya da fırtınaya yenik düşüp parçalansam, yitip gitsem hiç olmamışcasına...
sonra bakıyorum her şeye rağmen güneş her sabah doğmaktan vazgeçmiyor, kuşlar ötmekten, dünya dönmekten, insan yaşamaktan vazgeçmiyor. bir şeylerin bir gün değişebileceğine dair umut hep var ilginç şekilde, belki de can simidimiz bu yaşayabilmek, katlanabilmek için...
öğreneceğim, çözeceğim... er ya da geç ben de kuralına göre yaşamayı öğreneceğim şu
zalım dünyada. *
devamını gör...
1517.
bir kedinin ikinci evi çöphane iken nereye kadar acıkmasın? ve üzerine fırlatılan ağırlıklardan nasıl ürkmesin?
o sadece karnını doyuruyordu. oraya kendi çöpünü bırakan sokağın adamı, kadını, çocuğu korktu ondan. kedi de onlardan korkup boyunlarına atladı. tırnak tırnaktı korkusu.

günü geceye uzatarak işleyen bu aynı çizgilerin artığı.
uzandığı yere kadar uzasın boynum.


tüm kaygıları bir madalyon gibi boynunda taşıyan buzdan bir cehenneme dönüştüğünde insan...
"öyle sandığınız gibi değil" demişti biri. ben bilmiyorum ve sandığıma da sığmıyor zaten gerçek.
devamını gör...
1518.
karanlıklar içerisinde kalmıştım. ama hep umudum vardı kurtaracağına dair. sonra bir gün, bir gün benim umudum öldü. üzerine toprak attım. umudumun üzerine toprak atarken aslında ruhumun da üzerine toprak atmıştım.
sen gel diye beklerken bir gün ben umudumu öldürdüm. ama sen hiç bilmedin.
..
sen öyle yoktun, öyle yoktun ki belki de umudumu bırak adımdan bile bihaberdin.
ne acı...


ah benim güzel hayalim, ah asla tanıyamadığım eşim umudumu tekrar yesertmek istersen bir limon ağacının gölgesinde seni bekliyor olacağım. karanlığıma güneş olmak için gel..
bekliyorum...
devamını gör...
1519.
artık aşk konusunda o kadar yoruldum ki. hayatıma hangi erkek girdiyse maske takıp kendine bağladıktan sonra maskesini düşürüyor ve gerçek yüzünü gösteriyor. ben de bağlandığım için hayatımdan çıkaramıyorum. artık yavaş yavaş ilgisizce davranışlar sergileyip beni peşinden koşturup acı çektiriyor bundan artık bıktım. her seferinde bu sefer çabuk bağlanmak yok diyorum fakat yine kendimi kaptırırken buluyorum. bunun asıl sebebi ise babamdan daha önce hiç sevgi görmemek ufacık bir sevgi gördüğümde bunu gerçek sanıyorum...
devamını gör...
1520.
saatlerce tavanı izlediği günden mirastı ona sıkılmak. çok sıkılıyorum dedi içinden. çünkü sesli söylese kimseye ulaşamazdı sözcükleri. bazen "her şeyi yapabilecek gücüm var" diyordu içinden, bazen de nefes almak bile yoruyordu onu. saatlerce tavanı izlediği günlerden mirastı ona yalnızlık. herkesi çok seviyordu ama kimseyi istemiyordu kalpten. "çok sıkılıyorum ve çok yalnızım" dedi içinden. sonra bir gün içini de aldı gitti bu şehirden, belki memleketten, belki de dünyadan. kimse farketmeden.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim