normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
441.
kırgınlığım yok kimseye!
kendime de kızmıyorum, kızamıyorum artık...
öyle bir zamandayım öyle bir demle acıyor ki yüreğimin köşeleri hislerimin hissizliğiyle sınanıyorum...
keşke birilerine kızabilsem, keşke üzülebilsem bana şunu da şunu da yaptılar diyebilsem, keşke kendime söylenebilsem hep senin eserin bu, hanımefendi diyebilsem... ama yok nafile tek bir duygu kırıntısı bile yok içimde... özleyebilsem mesela, mesela ağlayabilsem, mesela saatlerce gevezelik yapabilsem yine telefonlarda, mesela umut etsem yeniden, mesela... bu hissizlik mahvediyor beni... boğazımda bir düğüm, kalbimde bir sızı, nefes alırken içime içime saplanan bir neşter gibi...
yeniden nefret edebilsem birilerinden, yeniden özlem duyabilsem sevdiklerime, yeniden umut edebilsem yarınlara... bu hissizlik günden güne siliyor beni... günden güne yeni bir ben doğuyor belkide bilemiyorum... hayatın hem ne kadar değerli hem ne kadar değersiz olduğunu öğretti bu hissizlik bana. takıldığımız, gece boyu düşündüğümüz şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu işaret etti. hele ki kırgınlıklarımızın, küskünlüklerimizin ne boş ne faydasız olduğunu gösterdi. bize nefretin, kırgınlıkların yarardan çok zarar verdiğini ve çok klasik olacak ama üç günlük dünyada bunlarla uğraşıp yüreğimizde bunları taşıyarak bunları yük ederek zaten zor olan hayatlarımızı daha da zorlaştırdığımızı gösterdi. ben tüm sırların çözüldüğü, perdelerin aralandığı zamanlardayım dostlar. ben yarına erememenin, kaybetmenin, sevdiklerime ulaşamamanın kaygısındayım. ben nefes almayı bile unutturan gerçekle bir kez daha yüzleştim! #ölüm siz siz olun kapınıza dayanmadan, canınızdan can almadan, tüm hislerinizi kaybetmeden fark edin bazı şeylerin kıymetini. ruhunuzu hafifletin, kalbinizi temizleyin, bedeninize huzur verin, yüklerinizden arının...
sevin, sevilin, sevdiğinizi söyleyin. özür dileyin, affedin... sevgiyle, huzurla, hoşça... kalın...
kendime de kızmıyorum, kızamıyorum artık...
öyle bir zamandayım öyle bir demle acıyor ki yüreğimin köşeleri hislerimin hissizliğiyle sınanıyorum...
keşke birilerine kızabilsem, keşke üzülebilsem bana şunu da şunu da yaptılar diyebilsem, keşke kendime söylenebilsem hep senin eserin bu, hanımefendi diyebilsem... ama yok nafile tek bir duygu kırıntısı bile yok içimde... özleyebilsem mesela, mesela ağlayabilsem, mesela saatlerce gevezelik yapabilsem yine telefonlarda, mesela umut etsem yeniden, mesela... bu hissizlik mahvediyor beni... boğazımda bir düğüm, kalbimde bir sızı, nefes alırken içime içime saplanan bir neşter gibi...
yeniden nefret edebilsem birilerinden, yeniden özlem duyabilsem sevdiklerime, yeniden umut edebilsem yarınlara... bu hissizlik günden güne siliyor beni... günden güne yeni bir ben doğuyor belkide bilemiyorum... hayatın hem ne kadar değerli hem ne kadar değersiz olduğunu öğretti bu hissizlik bana. takıldığımız, gece boyu düşündüğümüz şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu işaret etti. hele ki kırgınlıklarımızın, küskünlüklerimizin ne boş ne faydasız olduğunu gösterdi. bize nefretin, kırgınlıkların yarardan çok zarar verdiğini ve çok klasik olacak ama üç günlük dünyada bunlarla uğraşıp yüreğimizde bunları taşıyarak bunları yük ederek zaten zor olan hayatlarımızı daha da zorlaştırdığımızı gösterdi. ben tüm sırların çözüldüğü, perdelerin aralandığı zamanlardayım dostlar. ben yarına erememenin, kaybetmenin, sevdiklerime ulaşamamanın kaygısındayım. ben nefes almayı bile unutturan gerçekle bir kez daha yüzleştim! #ölüm siz siz olun kapınıza dayanmadan, canınızdan can almadan, tüm hislerinizi kaybetmeden fark edin bazı şeylerin kıymetini. ruhunuzu hafifletin, kalbinizi temizleyin, bedeninize huzur verin, yüklerinizden arının...
sevin, sevilin, sevdiğinizi söyleyin. özür dileyin, affedin... sevgiyle, huzurla, hoşça... kalın...
devamını gör...
442.
"tek bir kelime ile olmayacak yollara düşen tek canlı insandır, hem de arkasında milyonlarca olmaz diyen cümleye rağmen."
noktayı koydu, cümleyi kapattı adam. şimdi tek yapması gereken sabahı beklemekti, gerisi ondan çıkmıştı. burnuna menengiç kokusu geldi, bir yanı fıstık aşılı kocaman bir ağaç, az ötesinde eski toprak bir fırın, fırının tam karşısında eski sakız tipi eski bir evin olduğundan da daha yaşlı görünen merdivenleri, sonra saksılarda sardunyalar, ötesi avlu, dışarı çık, koca bir yol.
son 20 senedir eski ihtişamını kaybetmiş bir köyün içinde yaşayan tek insandı adam, yaşamak derken sadece kelimelerde, yaşamak derken sadece o tek kelimede, yaşamak derken sadece o tek kelimeye tutunan tek insan.
menengiç kokusu geçti, fırın söndü, sardunyalar yıkılan evin altında kaldı, o tek kelime olmaz diyen cümlelere yenik düştü, adam eline kalemi alıp yeni bir cümleye başladı.
artık durmasını gerektirecek hiçbir şey kalmamıştı ve bunun farkındaydı.
noktayı koydu, cümleyi kapattı adam. şimdi tek yapması gereken sabahı beklemekti, gerisi ondan çıkmıştı. burnuna menengiç kokusu geldi, bir yanı fıstık aşılı kocaman bir ağaç, az ötesinde eski toprak bir fırın, fırının tam karşısında eski sakız tipi eski bir evin olduğundan da daha yaşlı görünen merdivenleri, sonra saksılarda sardunyalar, ötesi avlu, dışarı çık, koca bir yol.
son 20 senedir eski ihtişamını kaybetmiş bir köyün içinde yaşayan tek insandı adam, yaşamak derken sadece kelimelerde, yaşamak derken sadece o tek kelimede, yaşamak derken sadece o tek kelimeye tutunan tek insan.
menengiç kokusu geçti, fırın söndü, sardunyalar yıkılan evin altında kaldı, o tek kelime olmaz diyen cümlelere yenik düştü, adam eline kalemi alıp yeni bir cümleye başladı.
artık durmasını gerektirecek hiçbir şey kalmamıştı ve bunun farkındaydı.
devamını gör...
443.
arkamdan gizlenerek gelen bu sinsi kadınla yüzleşeceğim. döneceğim ve diyeceğim ki.
sen neden böyle yapıyorsun. kimseye hesap vermek zorunda değilsin. hele bana hiç değilsin.
bir duracak eminim. yolun ortasında olacağız. trafik akacak soldan sağdan. bir kelebek zamansız gelecek aramıza. yüzü ekşiyecek kadının.
ben bir şey yapmıyorum diyecek. beni sürükleyen sensin.
ben miyim diye bağıracağım. sesim binaların arasından yankılanacak. bir çocuk çöp arabasıyla yanımızdan geçecek.
sensin diyecek kadın. dayanamayacağım ve kaldırımın kenarında kendinden bıkmış bir taşı alacağım. bir işlevim olsun diyen taş sevinecek. ve arkamda yıllardır taşıdığım geçmişimin aynasına fırlatacağım. kırılacak mı? lütfen kırılsın ayna.
kadın ayna çığlık atacak. hayır hayır yapma. geçmişini parçalarsan geleceğini nasıl inşa edeceksin.
ama sen de çok oldun diyeceğim. peşimi bırakmıyorsun ki önümdeki aynaya, geleceğime bakayım. bir sessizlik olacak. bir güvercin gelecek kadın aynanın ince kenarına konacak.
merhaba ben hamdi diyecek. sen de biraz abartmadın mı? insan geçmişinin aynasını neden parçalamak istesin ki?
takip ediyor beni sürekli diyeceğim. o zaman sen de başka yöne bak diyecek güvercin ve havalanarak en yakın bulutta bulunan malikanesine yol alacak.
başka yöne bakmak mı? sağıma bakacağım arabalar, soluma bakacağım arabalar. yukarı bakacağım bulutlar. birden trafik duracak. arabalar duracak diyorum. yolun ortasında hem de. ışık da yok kırmızı… ve inecek arabalarından insanlar. yüzlerinde maskeler rengarenk. başka yöne baksana diyecekler hep bir ağızdan. e baktım diye isyan edeceğim. gidecek yer mi bıraktınız. sonra yüksek ihtimal sıkılacağım.
döneceğim arkamı ayna kadına. bir de bakacağım bir kadın daha önümde.
ah işte diyecek şöyle doğruyu yapıyorsun. insan hep geleceğe bakmalı. ne diye uğraşıyorsun geçmiş ayna kadınınla.
çok yalan söylüyor o diyecek.
bu sıkışık durumdan, bu aynalar diyarından, bu gökyüzünden ve hep arabalarında insanlardan kurtulmanın bir yolu olmalı diye düşüneceğim.
insan geçmişiyle geleceği arasında sıkıştığında ne yapar?
nefes alıp vermeye devam eder.
sen neden böyle yapıyorsun. kimseye hesap vermek zorunda değilsin. hele bana hiç değilsin.
bir duracak eminim. yolun ortasında olacağız. trafik akacak soldan sağdan. bir kelebek zamansız gelecek aramıza. yüzü ekşiyecek kadının.
ben bir şey yapmıyorum diyecek. beni sürükleyen sensin.
ben miyim diye bağıracağım. sesim binaların arasından yankılanacak. bir çocuk çöp arabasıyla yanımızdan geçecek.
sensin diyecek kadın. dayanamayacağım ve kaldırımın kenarında kendinden bıkmış bir taşı alacağım. bir işlevim olsun diyen taş sevinecek. ve arkamda yıllardır taşıdığım geçmişimin aynasına fırlatacağım. kırılacak mı? lütfen kırılsın ayna.
kadın ayna çığlık atacak. hayır hayır yapma. geçmişini parçalarsan geleceğini nasıl inşa edeceksin.
ama sen de çok oldun diyeceğim. peşimi bırakmıyorsun ki önümdeki aynaya, geleceğime bakayım. bir sessizlik olacak. bir güvercin gelecek kadın aynanın ince kenarına konacak.
merhaba ben hamdi diyecek. sen de biraz abartmadın mı? insan geçmişinin aynasını neden parçalamak istesin ki?
takip ediyor beni sürekli diyeceğim. o zaman sen de başka yöne bak diyecek güvercin ve havalanarak en yakın bulutta bulunan malikanesine yol alacak.
başka yöne bakmak mı? sağıma bakacağım arabalar, soluma bakacağım arabalar. yukarı bakacağım bulutlar. birden trafik duracak. arabalar duracak diyorum. yolun ortasında hem de. ışık da yok kırmızı… ve inecek arabalarından insanlar. yüzlerinde maskeler rengarenk. başka yöne baksana diyecekler hep bir ağızdan. e baktım diye isyan edeceğim. gidecek yer mi bıraktınız. sonra yüksek ihtimal sıkılacağım.
döneceğim arkamı ayna kadına. bir de bakacağım bir kadın daha önümde.
ah işte diyecek şöyle doğruyu yapıyorsun. insan hep geleceğe bakmalı. ne diye uğraşıyorsun geçmiş ayna kadınınla.
çok yalan söylüyor o diyecek.
bu sıkışık durumdan, bu aynalar diyarından, bu gökyüzünden ve hep arabalarında insanlardan kurtulmanın bir yolu olmalı diye düşüneceğim.
insan geçmişiyle geleceği arasında sıkıştığında ne yapar?
nefes alıp vermeye devam eder.
devamını gör...
444.
düşünce; oluştuğu merkez ile nesneleştiği, sese büründüğü, yansıdığı yer arasında, o incecik yolda uzaklaşıyor kendinden ve unutuyor aslını. düşün’ü eksiltmeden ve boyamadan renklere, duyulmamış bir müzikle -ki o eşsizliğini kendi öz’ünde bulacak- taşıyabilen var mı dil’e ve kulaklara? işte şair!
tek bir atom çekirdeğine yüklenmiş o eşsiz enerji yerin yetmiş kat altına gizlenmiş bir çiçek gibi gülümserken, kalbinden okunacak insan.
ben şiir diyorsam, siz ruh deyin, başka biri enerji...
sözcükler... bir avuç gösteriş.
ışık hızında ilerliyor düşünce... bizler ise çok gerisindeyiz... o'na yaklaşan'a aşk olsun!
yarın ben bu yaşamın şiirinden başka şeyler duyacağım. yine dönecek başım ve yeni bir göğe uyanacağım...
tek bir atom çekirdeğine yüklenmiş o eşsiz enerji yerin yetmiş kat altına gizlenmiş bir çiçek gibi gülümserken, kalbinden okunacak insan.
ben şiir diyorsam, siz ruh deyin, başka biri enerji...
sözcükler... bir avuç gösteriş.
ışık hızında ilerliyor düşünce... bizler ise çok gerisindeyiz... o'na yaklaşan'a aşk olsun!
yarın ben bu yaşamın şiirinden başka şeyler duyacağım. yine dönecek başım ve yeni bir göğe uyanacağım...
devamını gör...
445.
gecenin karanlığı ruhuna da çökmüş, kendine bile itiraf etmekten çekindiği, o mutlak son önünde onu bekliyordu. başka çaresi yoktu , vazgeçecekti. uğruna feda ettiği her şey, gösterdiği azim, mücadele hırsı, hepsi ama hepsi aslında koca bir hiçten başka bir şey değildi. "mücadele ettim, savaştım ama olmadı" zırvalığından oldum olası hep nefret etmişti. başaramamıştı işte! en acısı kendine kaybetmişti ve bunu kabullenme olgunu göstermekten imtina edemezdi. istese bile gururuna söz geçiremezdi.hem kaçınılmaz sonu ertelemek neye ve kime yarardı?
tam da o gece, diyeti son nefesini verirken aklından bunları geçiriyordu.önünde onu bekleyen minik muzlu pastalar olağanca tazelikleri ve mis gibi kokuları ile denizkızları misali güzellikleri ile onu baştan çıkarıyordu .ve sonunda ruhunun işkencesi bitti. birkaç tanesini yangından mal kaçırırmışcasına tek lokmada gömerken, mutluluğun, insanın küçük zevklerinde saklı olduğunu fark etmenin ayrıcalığında bir daha diyete tövbe etmişti.
tam da o gece, diyeti son nefesini verirken aklından bunları geçiriyordu.önünde onu bekleyen minik muzlu pastalar olağanca tazelikleri ve mis gibi kokuları ile denizkızları misali güzellikleri ile onu baştan çıkarıyordu .ve sonunda ruhunun işkencesi bitti. birkaç tanesini yangından mal kaçırırmışcasına tek lokmada gömerken, mutluluğun, insanın küçük zevklerinde saklı olduğunu fark etmenin ayrıcalığında bir daha diyete tövbe etmişti.
devamını gör...
446.
bazen kelimeler öyle bir yağmur gibi yağıyor ki zihnime,kendimi unutup unutup yeniden hatırlıyorum anılarda, seslerde.
bir başkasının yalnızlığında ya da çaresizliğinde bulup kendimi,didik didik edip dünyayı,sözcükleri sökercesine çıkarmak, çıktıklarında verecekleri acıları duyumsamak istiyorum.
insanın içi,hava kapalıyken kararmaz yalnız:güneş arsızca sırıttığında bir yaz günü ya da her yer çiçeklerle bezeli olduğunda bile,o çiçeklerin köklerinde bulunan siyahı görür.kökleri kemiren böcekleri,güneşten ödü patlayan solucanları görür.
yalnızlığında kalmak hem garip bir haz verip içi içine sığmazken,öte yandan bir ağrı yüreğin ta derinlerine saplanıverir.
kabuğundan kaçıp kurtulmanın,sessiz bir mağaraya sığınmanın çare olacağını sanır.ama,ne yerin dibi ne de bir dağın tepesi onu kabul eder;çünkü gittiği her yere kendini de götürmektedir.
bir başkasının yalnızlığında ya da çaresizliğinde bulup kendimi,didik didik edip dünyayı,sözcükleri sökercesine çıkarmak, çıktıklarında verecekleri acıları duyumsamak istiyorum.
insanın içi,hava kapalıyken kararmaz yalnız:güneş arsızca sırıttığında bir yaz günü ya da her yer çiçeklerle bezeli olduğunda bile,o çiçeklerin köklerinde bulunan siyahı görür.kökleri kemiren böcekleri,güneşten ödü patlayan solucanları görür.
yalnızlığında kalmak hem garip bir haz verip içi içine sığmazken,öte yandan bir ağrı yüreğin ta derinlerine saplanıverir.
kabuğundan kaçıp kurtulmanın,sessiz bir mağaraya sığınmanın çare olacağını sanır.ama,ne yerin dibi ne de bir dağın tepesi onu kabul eder;çünkü gittiği her yere kendini de götürmektedir.
devamını gör...
447.
bir çocuk; kahverengi gözlü, siyah saçları alabulus traşlı, güleç yüzünde çilleri olan, kepçe kulakları her daim kızarık, küçücük burnu çoğu zaman akma halinde olan, kolları vücuduna oranla uzun, minicik ellerindeki parmakları dolgun dolgun, genelde pantolonu belinden düşen, beyaz tenli bir çocuk.
bir sokak, çıkmaz bir sokak, üzerinde elektrik telleri olan, yeri gelince çocukların çift kale maç yaptığı, yeri gelince en ateşli tartışmalara ev sahipliği yapan, kenarında beyaz badanalı evlerin hanımeli ile örülü çitlerinin bulunduğu, cılız ışıklarıyla ancak kendisinin farkedilmesini sağlayan lambalarının olduğu, yemek kokularının birbirine karıştığı, delik deşik asfaltında fakirliğin yalın ayak yürüdüğü bir sokak.
minicik ellerinde kocaman hayaller tutan çocuk.
bir tarafından yaşamları sıkıştıran çıkmaz sokak.
çocuk çok sever sokağını. gece gündüz dışarıda. sokak çeker onu içine. çektikçe sokak, korkmaya başlar çocuk. düşen pantolonunu çekerken kocaman hayallerini, minicik elleriyle tutmakta zorlanır çocuk. bir de akan burnu yok mu?
çıkar sokaktan, evine çok uzak olmayan, arada bir gittiği boş arsanın hemen hemen ortasında olan selvi ağacının serin gölgesine oturur. öylece kalır orda. bir an yüreğine uçurtma sevdası ip salar.
sevda bu işte yüreğe düştü mü, hemen harekete geçirir insanı.
çocuk minicik elleriyle, minicik bir uçurtma yapmayı başarır. heyecanlıdır, mutludur.
yaptığı uçurtmayı havalandırmaya çalışır. tutar ipinden koşturmaya başlar. arkasına da bakamadan edemez çocuk. onun bir an önce yükselmesini görmek ister. görmez ki hiç önünü, düşer defalarca. bir çocuk, kısacık bir sürede bu kadar çok düşmüş müdür acaba?
işte daha ilk gün dizlerini paramparça eder çocuk. paramparça eder de dizlerini, ancak bir türlü havalandıramaz uçurtmayı. yine de mutludur çocuk. yüreğine sevda düşmüştür bir kere. o sokağın çıkmaz kısmından, bir çıkış ihtimali bulmuştur ya.
günler birbirini kovalarken çocuk yavaş yavaş uçurtmayı havalandırmayı başarır. yükselir uçurtma, güler çocuk.
uçar uçar, tellere takılır. elektrik tellerine. mutludur yine de çocuk. yeniden yapar uçurtmayı. yeniden takılır tellere.
sürekli sürekli takılır tellere. çocuk bıkmadan usanmadan tekrar tekrar dener. bir çocuk hiç bu kadar çok teli uçurtma ile süslemeyi başarabilmiş midir acaba? sokak sakinleri sürekli elektrik kesintilerinden muzdarip şekilde çocuğa kızarken bile mutludur çocuk.
gökyüzünün masmavi göründüğü bulutsuz bir günde çocuk o bir sürü teli atlatmayı başararak uçurtmasını yükseklere doğru gönderir. ip salmaya başlar hayallerine. en sonunda ipi biter. imdadına, mahalleli yetişir. uçurtmaya ip eklerken mahalleli, kocaman hayaller taşımaktan yorulan minicik elleri rahatlamaya başlayan çocuk daha kolay ip salar. uçurtma yükseldikçe yükselir. artık görünmez olmaya başlar.
çocuk bırakır elinden ipi. evine gider, uyur. yorulmuştur çocuk. sabah kalktığında mutsuz olduğunu hisseder. gridir çocuk. ankara’nın kış mevsimine hakim olan gri havası kadar gridir.
bir sokak, çıkmaz bir sokak, üzerinde elektrik telleri olan, yeri gelince çocukların çift kale maç yaptığı, yeri gelince en ateşli tartışmalara ev sahipliği yapan, kenarında beyaz badanalı evlerin hanımeli ile örülü çitlerinin bulunduğu, cılız ışıklarıyla ancak kendisinin farkedilmesini sağlayan lambalarının olduğu, yemek kokularının birbirine karıştığı, delik deşik asfaltında fakirliğin yalın ayak yürüdüğü bir sokak.
minicik ellerinde kocaman hayaller tutan çocuk.
bir tarafından yaşamları sıkıştıran çıkmaz sokak.
çocuk çok sever sokağını. gece gündüz dışarıda. sokak çeker onu içine. çektikçe sokak, korkmaya başlar çocuk. düşen pantolonunu çekerken kocaman hayallerini, minicik elleriyle tutmakta zorlanır çocuk. bir de akan burnu yok mu?
çıkar sokaktan, evine çok uzak olmayan, arada bir gittiği boş arsanın hemen hemen ortasında olan selvi ağacının serin gölgesine oturur. öylece kalır orda. bir an yüreğine uçurtma sevdası ip salar.
sevda bu işte yüreğe düştü mü, hemen harekete geçirir insanı.
çocuk minicik elleriyle, minicik bir uçurtma yapmayı başarır. heyecanlıdır, mutludur.
yaptığı uçurtmayı havalandırmaya çalışır. tutar ipinden koşturmaya başlar. arkasına da bakamadan edemez çocuk. onun bir an önce yükselmesini görmek ister. görmez ki hiç önünü, düşer defalarca. bir çocuk, kısacık bir sürede bu kadar çok düşmüş müdür acaba?
işte daha ilk gün dizlerini paramparça eder çocuk. paramparça eder de dizlerini, ancak bir türlü havalandıramaz uçurtmayı. yine de mutludur çocuk. yüreğine sevda düşmüştür bir kere. o sokağın çıkmaz kısmından, bir çıkış ihtimali bulmuştur ya.
günler birbirini kovalarken çocuk yavaş yavaş uçurtmayı havalandırmayı başarır. yükselir uçurtma, güler çocuk.
uçar uçar, tellere takılır. elektrik tellerine. mutludur yine de çocuk. yeniden yapar uçurtmayı. yeniden takılır tellere.
sürekli sürekli takılır tellere. çocuk bıkmadan usanmadan tekrar tekrar dener. bir çocuk hiç bu kadar çok teli uçurtma ile süslemeyi başarabilmiş midir acaba? sokak sakinleri sürekli elektrik kesintilerinden muzdarip şekilde çocuğa kızarken bile mutludur çocuk.
gökyüzünün masmavi göründüğü bulutsuz bir günde çocuk o bir sürü teli atlatmayı başararak uçurtmasını yükseklere doğru gönderir. ip salmaya başlar hayallerine. en sonunda ipi biter. imdadına, mahalleli yetişir. uçurtmaya ip eklerken mahalleli, kocaman hayaller taşımaktan yorulan minicik elleri rahatlamaya başlayan çocuk daha kolay ip salar. uçurtma yükseldikçe yükselir. artık görünmez olmaya başlar.
çocuk bırakır elinden ipi. evine gider, uyur. yorulmuştur çocuk. sabah kalktığında mutsuz olduğunu hisseder. gridir çocuk. ankara’nın kış mevsimine hakim olan gri havası kadar gridir.
devamını gör...
448.
nasıl da tılsımlısın
nasıl da güçlüsün
tek başına yoksun halbuki
yoksun biliyorum
ama
içime işliyorsun
her daim yanımızdasın
seninle başlıyor
seninle bitiriyoruz
sensiz günümüz
bir anımız bile
yok
hepimiz aşığız sana
ama gün geliyor
nefret ediyoruz
sen varsan biz varız
iyi ki varsın
ama
bugün senin kudretine sığınıyorum
affet
ince ince süzülen bir sızı
kaleminin kabzasına düşüyor
damlıyor yavaş yavaş
her harfte her satırda...
nasıl da güçlüsün
tek başına yoksun halbuki
yoksun biliyorum
ama
içime işliyorsun
her daim yanımızdasın
seninle başlıyor
seninle bitiriyoruz
sensiz günümüz
bir anımız bile
yok
hepimiz aşığız sana
ama gün geliyor
nefret ediyoruz
sen varsan biz varız
iyi ki varsın
ama
bugün senin kudretine sığınıyorum
affet
ince ince süzülen bir sızı
kaleminin kabzasına düşüyor
damlıyor yavaş yavaş
her harfte her satırda...
devamını gör...
449.
yaşamaktan sıkıldığınız oluyor mu sizin de? hiçbir şey yapasım gelmiyor. maddi manevi çoğu şeyi yaşadım tattım. artık herhangi bir isteğim kalmadı. hevesim de yok. sevgi ve mutluluk istiyordum, ona da inancım yok artık.
hava çok güzel. şu an istediğim yere gidebilirim ama gitmek istemiyorum.
hava çok güzel. şu an istediğim yere gidebilirim ama gitmek istemiyorum.
devamını gör...
450.
kelimelerin ağır geldiği dönemlerden birindeyim yine. kendi kelimelerim üstelik. konuşmak için hiçbir çaba sarf etmeksizin, sırf mecburiyetten aldığım her nefes boşa gidiyor sanki. konuşmak anlamsız, dinlemek tahammülsüzlük, anlamaya çalışmaksa ömür törpüsü dediklerinden. oluyor bazen böyle anlar, kendime katlanamazken, hayatın sıkıcılığını, tekdüzeliğini, saçmalığını anlamaya çalışmak ağır geliyor. bu da öyle bir süreç işte. geçecek elbet. umut geri gelecek, sevinç kapımı tıklatacak, kelimelerimi paylaşacak birileri arayacak gözlerim. öyle olmak zorunda da sanırım. insan kendine ağır gelirken her şey siyah beyaz çünkü. renkli olmak zorunda mı hayat orasını da bilemiyorum ya, neyse... onun için yazmalı. duymadan, konuşmadan, dinlemeden sadece yazmalı. yazmak her zaman iyi hissettiriyor ve biliyorum ki anlatırken değil, yazarken çok daha mutluyum aslında.
devamını gör...
451.
siyahın tonlarının griye olan tutkunluğunu bir bıçakla kesip attım.
aldığım sayısız gülümsemenin ardında saklanan sıkılgan ruhların parçalarını toplayacak değilim.
herkes bildiğini okuyor.
ben dahil.
sonra durup bakıyorum bildiklerim birer toz zerresi havada uçuşan. sıkılıyorum. çıkmak istiyorum kendimden.
komşularla sohbet etmek istiyorum.
binaların arasından gökyüzüne bakayım.
güneş parıldasın.
yürüyeyim. çokça yürüyeyim.
küçük tepelerde kelebeklerle konuşayım.
bir çam ağacının dikenlerinde parmaklarımı yumuşatayım.
yalıtımsız çatılarda sigaramı tüttüreyim.
şehirlerin tepesinde olayım.
ormanların derinliklerinde bir dere kenarında durayım.
oysa gerçek şu ki. beyaz bir masam var. bembeyaz bir masa lambam. siyahlar içinde klavye ve ekranım. arada bir tabak kiraz koyuyorum masanın üzerine. bu kadar siyah beyazın kavgasında akan kanı temsil eden. yarından tezi yok. bir gökkuşağı alacağım odama. masanın dayandığı duvara asacağım. dibine yerleştireceğim bir gri kutu. bulutlar süsleyecek tavanımı. lavanta kokuları içinde yazacağım burada.
siz gibi..
ben gibi….
aldığım sayısız gülümsemenin ardında saklanan sıkılgan ruhların parçalarını toplayacak değilim.
herkes bildiğini okuyor.
ben dahil.
sonra durup bakıyorum bildiklerim birer toz zerresi havada uçuşan. sıkılıyorum. çıkmak istiyorum kendimden.
komşularla sohbet etmek istiyorum.
binaların arasından gökyüzüne bakayım.
güneş parıldasın.
yürüyeyim. çokça yürüyeyim.
küçük tepelerde kelebeklerle konuşayım.
bir çam ağacının dikenlerinde parmaklarımı yumuşatayım.
yalıtımsız çatılarda sigaramı tüttüreyim.
şehirlerin tepesinde olayım.
ormanların derinliklerinde bir dere kenarında durayım.
oysa gerçek şu ki. beyaz bir masam var. bembeyaz bir masa lambam. siyahlar içinde klavye ve ekranım. arada bir tabak kiraz koyuyorum masanın üzerine. bu kadar siyah beyazın kavgasında akan kanı temsil eden. yarından tezi yok. bir gökkuşağı alacağım odama. masanın dayandığı duvara asacağım. dibine yerleştireceğim bir gri kutu. bulutlar süsleyecek tavanımı. lavanta kokuları içinde yazacağım burada.
siz gibi..
ben gibi….
devamını gör...
452.
"yüzün yüzüme bir kere baksa anlardın" diyen kadının karşısında durup ona bakmayan adamın yüz ifadesine sahibim nice zamandır.
"aynada kendi yüzüme bakmaya tahammülüm yok ki senin yüzüne bakayım" diyen adamın karşısındaki kadının yüz ifadesi de bana ait.
bir de "bu ikisi aynı zaman ve mekan diliminden değiller" diyen iç ses senaryo yazarı var arka planda.
dış ses ise "kalk git artık saçmalıyorsun" diyor ama o kimin sesi bilmiyorum. şu an tek duyduğum eski bir türkü, onun sözlerine sığınıp hepsini susturuyorum..
afferin bana!
"aynada kendi yüzüme bakmaya tahammülüm yok ki senin yüzüne bakayım" diyen adamın karşısındaki kadının yüz ifadesi de bana ait.
bir de "bu ikisi aynı zaman ve mekan diliminden değiller" diyen iç ses senaryo yazarı var arka planda.
dış ses ise "kalk git artık saçmalıyorsun" diyor ama o kimin sesi bilmiyorum. şu an tek duyduğum eski bir türkü, onun sözlerine sığınıp hepsini susturuyorum..
afferin bana!
devamını gör...
453.
yazmayı bırakmanın zararı ne olur bilmiyorum. bir süredir yazmıyorum hatta okumuyorum hatta düşünmüyorum da. antidepresanı kafama göre kullanıyorum, doktorla görüşmeyeli aylar oldu. yeni psikoloğa da dönüş yapmıyorum. hangi evredeyim nasıl bi noktadayım kaybedeli çok oldu. bulabilecek miyim yolumu bilmiyorum. belki bi ihtimal. ama ben değişemedikten sonra o ihtimal nasıl gerçekleşsin ki? ey şiraze bul beni. ey anlamın frekansı bul beni. ey kalbim seni yola getiremedim ya da sen kendi yolundasın da ben aklımı yola getiremedim. ey akıl, uğra bana, kal biraz. gitme uzaklara.
devamını gör...
454.
soğukluğunu hissedebiliyorum
ne kadar arzuladığımı da
çıkan o ürpertici ses
onu da duyuyorum
ama yoksun
yakında tanışacağız nasılsa
başladığın işi ben bitireceğim
o cesaret bende yok mu
inanmıyorsun değil mi
o zaman çehov'u hatırla!
ne kadar arzuladığımı da
çıkan o ürpertici ses
onu da duyuyorum
ama yoksun
yakında tanışacağız nasılsa
başladığın işi ben bitireceğim
o cesaret bende yok mu
inanmıyorsun değil mi
o zaman çehov'u hatırla!
devamını gör...
455.
insanlara ömrüm boyunca sıcak davranmayı huy edindim. hep öyle olmasını istedim. hatta çocukken yaşadığım travmaları, saçma sapan tabuları yıkmak için 7 ay yurtdışında tek başıma yaşadım. bu bana gerçekten çok iyi gelmişti.
0 kompleksin ne kadar önemli olduğunu öğrendim. insanlarla hep istediğimi, istediğim gibi konuştum, paylaştım.
bir perde arkası hiç bir zaman olmadı, olmayacak da. ben insanlara yaklaşmayı, ortak bir şeyler bulmayı çok sevdim.
ama unuttuğum önemli bir şey varmış, farkına vardım; burası türkiye. maalesef. sene 2100 de olsa bazı şeyler hala kabus bulutu gibi insanların tepesinde geziniyor.
ama ben huyumdan asla vazgeçmeyeceğim, sayılı günlerimi saçma sapan şeylerle meşgul etmeyeceğim.
0 kompleksin ne kadar önemli olduğunu öğrendim. insanlarla hep istediğimi, istediğim gibi konuştum, paylaştım.
bir perde arkası hiç bir zaman olmadı, olmayacak da. ben insanlara yaklaşmayı, ortak bir şeyler bulmayı çok sevdim.
ama unuttuğum önemli bir şey varmış, farkına vardım; burası türkiye. maalesef. sene 2100 de olsa bazı şeyler hala kabus bulutu gibi insanların tepesinde geziniyor.
ama ben huyumdan asla vazgeçmeyeceğim, sayılı günlerimi saçma sapan şeylerle meşgul etmeyeceğim.
devamını gör...
456.
hani bazı zamanlar olur çok ihtiyaç duyduğun bir an olur ya işte o an ihtiyaç duyduğun insan yanında olmayınca çaresizliğin ikiye katlanır. birgün seni affetsem çaresiz kaldığım anlar seni affetmez.
devamını gör...
457.
insanların hayatları, insanların rüyaları ve hatta dünyaları birbirinden farklıdır. farklı mıdır? yoldan birini çevirip sorsak eminim ki farklıdır diyecek. benim görüşümce de farklı değildir ne hayatları, ne rüyaları, ne de dünyaları... hergün aynı işi yapıp hergün aynı yolda yürüyen düzinelerce insan varken hangisinin dünyası birbirinden farklı olabilir ki? düş ve düşünceleri mi farklı? sanmıyorum. çoğumuz hayal kuruyorum derken bile kendi adlandırdığımız kavramlar üzerine bir şeyler düşünüyor ve bunu gerçekleştirmek için benzer yollara başvuruyoruz. hissettiğimiz duygular dahi aynı. yalnızca birimizde daha yoğun birimizde daha az bir hissiyat bırakıyor o kadar. ama aynı işte. öfkemiz, sevgimiz, saygımız hep somut şeylere. çevremizde hepimizin görüp bildiği şeylere....gerçekten farklı mıyız? farklıyız? değiliz. öyle miyiz?
devamını gör...
458.
nihayet çölümdeyim. birbirimize bağlandığımızdan beridir nice ışık aldanmacası, volkanik adadan uçup gelen birkaç renkli kuş, ana karadan gelen hafif bir esinti, otların arasına gizlenmiş eranib, insana mı yoksa başka bir mahlukatamı ait olduğu anlaşılmayan ayak izleri, geceleri ayaz, güneşin baskına giriştiği vakitlerde su sesini andıran ve kulağımın kapılarını zorlayarak yer değiştiren kum tepeleri hiçbiri ama hiçbiri bunu değiştiremedi. bir zamanlar öldüğüm bu yer, doğumumu vaad ederken omuzlarındaki yükü gönüllüce ona bıraktım. fırtınayı birlikte bekleyip öylece geçip gitmesine izin verdik. sonra havada usulca süzülen haleler genişleyip farklı şekillere girerek dünyaya ait bir görüntü yarattı. oradan geçmem gerektiğini ikimiz de biliyorduk. yaşam kutsaldı ve var olmamı isteyen dışında bunu bilen birine rastlamamıştım.
devamını gör...
459.
"-peki bizim gibi insanlara ne olur?
+ nasıl yani?
- affedilemeyenlere."
gel buyur cevap ver, veremiyorum..
asıl hatam neydi biliyor musun? ben o senin seçtiğin şarkının hikayesini en baştan biliyordum ve sana söylemedim. bana her oneiro itane dediğinde içim yandı, söylemem lazım dedim ama olmadı bir türlü.
hiç olmaması gereken, baştan kaybedilmiş, hiç yaşanmamış bir aşkın hikayesini anlatıyordu o şarkı.. bunu bile bile onu seçmene izin verdim, ses çıkarmadım.
acaba içimin ta öz olan kısmı "zaten öyle olacak, sus" mu dedi o anlarda, onu da bilmiyorum.
şimdi o şarkının her çalışında içimde bir sürü cevapsız soru..
belki sen de biliyordun, belki sendin asıl saklayan?
artık her şey niçin; neyse...
oneiro itane
+ nasıl yani?
- affedilemeyenlere."
gel buyur cevap ver, veremiyorum..
asıl hatam neydi biliyor musun? ben o senin seçtiğin şarkının hikayesini en baştan biliyordum ve sana söylemedim. bana her oneiro itane dediğinde içim yandı, söylemem lazım dedim ama olmadı bir türlü.
hiç olmaması gereken, baştan kaybedilmiş, hiç yaşanmamış bir aşkın hikayesini anlatıyordu o şarkı.. bunu bile bile onu seçmene izin verdim, ses çıkarmadım.
acaba içimin ta öz olan kısmı "zaten öyle olacak, sus" mu dedi o anlarda, onu da bilmiyorum.
şimdi o şarkının her çalışında içimde bir sürü cevapsız soru..
belki sen de biliyordun, belki sendin asıl saklayan?
artık her şey niçin; neyse...
oneiro itane
devamını gör...
460.
yüzünde celali isyanları yaşatan insanların öfkesi ve suskunluğu çok ağır olur.
öyle bir suskunluktur ki bu, günümüzün kelimeleri o yüzdeki ifadeyi görünce tarih içindeki yerlerini alamaz olurlar. sesleri nicedir kırılmıştır, kim kırmıştır anlatmazlar. arka planlarında devamlı bir ricat borusu çalar, bir sigara daha yakılır, bir şişenin daha kapağı açılır.
onlara en yakın şey içtikleri sigaranın ucundaki kor ateştir, yanar ve geride kalanları yakarlar. o asırlardır bildikleri dumana boğarak.
öyle sıkılmış ve öyle sıkıcıdırlar ki kendi yüzlerine bile bakamazlar, aynasız ömürlerinin orta yerinde öylece dururlar.
öyle bir suskunluktur ki bu, günümüzün kelimeleri o yüzdeki ifadeyi görünce tarih içindeki yerlerini alamaz olurlar. sesleri nicedir kırılmıştır, kim kırmıştır anlatmazlar. arka planlarında devamlı bir ricat borusu çalar, bir sigara daha yakılır, bir şişenin daha kapağı açılır.
onlara en yakın şey içtikleri sigaranın ucundaki kor ateştir, yanar ve geride kalanları yakarlar. o asırlardır bildikleri dumana boğarak.
öyle sıkılmış ve öyle sıkıcıdırlar ki kendi yüzlerine bile bakamazlar, aynasız ömürlerinin orta yerinde öylece dururlar.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2