721.
bir gün tam anlamıyla bitirecektim. adana'da yüksek bir binanın tepesine çıktım. bayağı yüksek... tam anlamıyla her şeyi geride bırakıp, kendimi ölümün serin kollarına bırakacaktım. sonra ne oldu biliyor musunuz? bir ses duydum "ya yarın daha güzel olursa" diyordu. inanmak istememiştim lakin sonrasında inandım. ertesi gün ne oldu biliyor musunuz? bir önceki günden daha boktan bir gün yaşadım ve çok sinirlenmiştim. yine aynı binanın tepesine çıktım ve kendimi aşağıya bırakacakken yine aynı lanet olası sesi duydum. "yarın daha güzel olacak" diyordu. ona inanmak istemiyordum ve kızgındım. sonra yine inandım o sese. ertesi gün yine aynı boktanlıkta bir gün geçirdim. yine kafaya koymuş bir şekilde binanın en üst katına çıktım ve bu sefer kesin bitirecektim. yine aynı sesi duydum ve bana "yarın güzel olacak" diyordu yine. ona inanmamıştım ve tam kendimi aşağıya bırakacakken ona yine inandım. sonrasında ne oldu biliyor musunuz? yarınlar hiçbir zaman güzel olmadı lakin ben ölmeyi unuttum. en acı olan da ne biliyor musunuz? ölmeyi unutmak. arafta yaşamak gibi bir şey...
devamını gör...
722.
hala olayın ciddiyetinin farkına varamayan ailemin canını okudum. kaybettiğim 17 seneyi geri kazanmak için ve son savaşım için artık hazırım. her şeyimi ortaya koydum ve hayatımı riske atacağım. madem yaşamaya karar verdim. eskisi gibi hakkını vererek yaşayacağım. hastalığımı kontrol altına zorda olsa kısa sürede kontrol altına alacağım. bu zor günlerimde yanımda olanlar ile hayatıma devam edeceğim. artık ailem onlar. yıkılmak yok! daha da gözü karayım artık.
devamını gör...
723.
bir hayat düşünün kara, soğuk duvarlarla çevrili hiçliğin ortasında bir zindan gibi,
ve o zindanda yaşama açılan küçük bir pencere düşünün göğün mavisini, ağaçların yeşilini, kuşların kanat seslerini içeri alan.
işte sevgi, o küçük pencereden bile zillet olmuş hayatı yaşanır kılandır.
devamını gör...
724.
kurşuni renkler
'insanlar büyür, değişir fakat acı kaç yaşında olursak olalım, hep aynı renktir.''
küçükken kurmaya başlarız hayallerimizi. görünmez olmak istiyorum, uçmak istiyorum falan filan... fakat bu hayaller, büyüdükçe mutasyona uğrar ve bir süre sonra kendimize bir bakmışız, ''zengin olmak istiyorum''lardayız...
tabi bu işin şakası. kötü zamanlardan geçtiğimiz dönemler olmuştur muhakkak. yalnız kalmak istediğimiz ve aslında birisine derdimizi anlatmak istemeden o beni anlasa keşke dediğimiz, bunaldığımız...
ya da kendimizden kaçtığımız. bazen kendimizle yüzleşmekten korkarız. kendimizi başka işlere, hobilere yöneltiriz. eğer zihnimizdekileri susturacaksak, ağır bedeller ödeyeceğimizi biliriz.
içimize attığımız her sorun, bir gün geri alınmayacak hatalara gebe olur. bakarsınız etrafa, her yer aynı renk. insanlara bakarsınız, kalpleri hep kararmış. göğe bakarsınız, mavinin yerini siyah almış. bu siyahlığın sebebi ise, kıyısında barındırdığı insanlarmış.
hayat bizi güldürmüyor deriz, ya da hep acı çekmek zorunda mıyım... fakat her suçu da hayata yüklememek gerekir vesselam.
kafka'nın da bir sözü var bilen bilir;
'dayanılmaz olan aslında yaşam değilmiş, insanlarmış..'
devamını gör...
725.
‘düşünebilseydi’
sahi, bir gün düzelir miydi her şey, olur muyduk eskisi gibi?
kırıklıklar tamir olur muydu? yoksa alışır mıydık buruk yaşamaya?
gözyaşlarımızın izi silinir miydi yüzümüzden, ya da bir daha ağlayabilir miydik kan kusarcasına?
geçmişi unutmak istiyorum, geleceğimden korkuyorum.
bir süreden sonra kendi dertlerimle de savaşamıyorum.
oluruna bırakıyorum.
tamam, bu dünyada güzel şeyler var ama bir çocuğun ağlayışı değer mi oluruna bırakmaya?
bir annenin feryatları...
kimsesizin gözyaşları...
yeter mi güzellikleri doldurmaya?
genç kızın katledilişi.
bir çocuğun 'zevk' uğruna hayatının karartılması…
dünyada hala birçok pisliğin yaşamasına bedel mi?
keşke öldürülen tek şey zaman olsa. tek acımız evde çikolatanın bitmesi olsa.
hayat daha katlanılır olurdu değil mi?
'düşünebilseydi' üç beş kuruş için değil, insanlık için çabalardı insanoğlu.
'düşünebilseydi' kötülüğün sadece kendinde olduğunu, masumları harcamazdı menfaati uğruna.
bilseydi sonunu kendinin yazacağını, karartmazdı kalbini boş hevesler uğruna.
sevgi olurdu.
kardeşlik olurdu.
barış olurdu.
bir olurdu, savaşırdı katranlaşmış duygularına.
devamını gör...
726.
geldim 18 yaşına. hatırlıyorum da bundan 4 yıl öncesinde liseye girdiğimde ne hayallerim vardı. şu 4 yılda yaşananlardan sonra stresim arttı. parol'u bile 40 yılda bir kullanan ben gittim antidepresan kullandım. 2018'de kriz oldu, her şeyin fiyatı arttı, alım gücü bitti. 2020'den beri korona denen bir bela var, sayesinde sınavlara da tam istediğim gibi çalışamadım, ne de lise sonunda arkadaşlarımla doğru düzgün bir vakit geçirebildim. kep bile atamadık. şimdi sınavı yaptık, kara kara nereye gideceğimi düşünüyorum. sonuçlarda gelmedi daha. evet, sınav stresi bitti ama daha fenası başladı: hayatta kalma stresi. her geçen gün bu ülkede kalma isteğim bitiyor. her fiyatları gördüğümde midem bulanıyor. ve maalesef insan hayatının bu kadar ucuzlaşmasına katlanamıyorum artık. o kadar çalışmanın karşılığında 2 kişilik ailenin bile yoksul kalacağı bir asgari ücret verilmesine katlanamıyorum. herhalde elime fırsat geçse ne olursa olsun giderim. bir 5-6 yıl öncesi bu kadar umutsuz değildim. bu kadar kötü de değildik. ama bugün her geçen gün daha kötü şeyler oluyor ve artık milletin bunu kabullenmesi ya da ses çıkaramaması beni sinir ediyor. ne yapsam bilmiyorum. bir kararsızlık var beynimde. bir tarafım kaç, kurtul diyor. diğer tarafım rekabet et, acıma diyor. öteki tarafım pes etme, dayan biraz daha diyor. kaldık resmen böyle.
devamını gör...
727.
çizgiler taştı.. kılıçlar çekildi..
tahammül sınırına gelip 'ayıp olmuyor mu' deme vakti. sınırda bile bekletilmek çıldırmanın kaçıncı seviyesi. onca seviyesizliğin içinde seviyeli olmanı beklerler bir de.

sorunu defalarca dile getirip uygun bir cevap alamamak.
- yardımcı olamadık başka bir probleminiz varsa ana menüye dönüp tekrar tuşlama yapınız.
+durun söylediklerim daha bitmedi.. derken ciddeye alınmamış, konuşmanız yarıda kesilmiştir. umutla dinleneceğiniz, probleminizi çözüme kavuşturacak yeni bir kurtarıcıya ihtiyaç vardır. doğru tuşlamayı yaparsan uygun sunucuya ulaşacaksın vaadinde bulunuyorlar. sabırla dinle şu berbat müziği konuşan yapay zekayı. duygusuz, tepkisiz sanki sen yoksun orada.
kapat telefonu.. yine bağlanamadı.
devamını gör...
728.
hayatımın maddi anlamda en güçlü ve iyi döneminde olmamın yanı sıra moral ve mutluluk olarak da en dip yerindeyim.

bu maddiyatı da tamamen kendi çabalarımla, mezun olduktan 2 sene sonra kazandım. kapının önünde araba yatıyor ama bırak gezmeyi, arabayı çalıştıracak moralim bile yok. bu hayatta önce mutluluk ve huzuru istemek lazımmış, bu da bana ders olsun.
devamını gör...
729.
candan erçetin kayahan'dan daha iyi büyük aşkım diyor şu an kulaklıkta, etrafım kalabalık ama kimseyi duymuyorum çünkü yaşasın son ses!
onlar da alışık bana, arada biramın bitip bitmediğine bakıyorlar, bitmişse refresh, mis!
başka bişi istemiyorum epeydir akşamları ve geceleri, bir ara uyku dilenmişliğim de vardı ama şu ara biraz tuhaf zaman aralıklarında olsa da uyuyabiliyorum.

çok aradım zor buldum, artık bırakmam seni.

arada benim şımarık kız ya üstüme çıkıyor, ya bağcıklarımla kavga ediyor ya da arkamdan haince üstüme atlıyor, çok şımarık ve çok güzel bi zilli. şu anda da az öteme yatmış, hayran hayran yüzüme bakıyo mal. *

öğleden sonraki tadım yok, zaten bu kadar sürmesi bile mucize idi benim için, burnumdan geldi "lan ne güzel dediğim" ne varsa, olsun, alışığım.
başkaları için var olmak gibi bir yükümlülük kakalanmış ben doğarken üzerime, eyvallah..

bak hayatım, kedi kuman?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
730.
çünkü sifonu yanlış yere bağlamışlar dostum.
ustanın çatalında hayatın anlamını ararsan böyle olur.
oysa ustalar çatallardan bihaber mutlu.
senin mutluluğun sifonun deliği doğru yerde diye mi?
deliğin üstünü şapla…
efendim o şap değil bildiğin kumla falan yapılan inşaat şapından bahsediyorum, işte onunla kapatıp her şeyi dümdüz etme hayali içinde kıvranırken acaba hayatının hangi noktasında gereksiz sifon kılıklı insanların deliklerini şapla...
efendim kumla yapılan şap değil hani askerde verdikleri şaptan bahsediyorum, hah işte onunla kapatıp, sakin bir hayat sürüp, otuz beş sayfalık kitaplar alıp, yedi günde bitirip huzur bulmak istiyorsunuz.
günde beş sayfa.
çok mu arkadaş.
çok mu dingillergillerdeniz?
devamını gör...
731.
bazı şeyler içimde taşıyor artık. sanki el birliğiyle hayatımın içine etmeye niyetli gibiler. yıllardır her şey sanki borcummus gorevimmis gibi sırtıma bindirildi. hiç kendimi düşünemedim düşünemiyorum. kocaman bir kamburla yaşıyorum. insanın bütün bir hayatı acınası olur mu ya. ben artık dayanamiyorum. bu insana bu hayata üzerime bırakılanlara, mecbur bırakıldıklarıma dayanamıyorum. böyle yaşamak istemiyorum. kendim için yaşamak istiyorum. bir kere olsun normal herkes gibi olmak istiyorum. yarını düşünmek boğuyor, çıkamıyorum işin içinden. bugünum yine dünler gibi. her şey sorun olabilir mi diyorsun oluyor, geçer düzelir diyorsun ama düzelmiyor. olmuyor yav olmuyor. tahammül edemiyorum artık. kurtulmak istiyorum bütün yüklerimden. böyle yaşamak istemiyorum, böyle kalmak istemiyorum. istemiyorum.
devamını gör...
732.
yıllar oldu yazmayı unutalı. kalemim hep mi titrekti yoksa onu tutan parmaklarım mı güvensizdi bilmiyorum. zihnimde dönüp dolaşan semboller yabancılaştı artık. müziğin ritmine kapılıp sayfalara doldurduğum harfler dahi anlamsız geliyor. neden böyle oldu? cevap yok! biraz daha zaman, biraz daha uzaklaşmışlık..
devamını gör...
733.
fok balığı
hem fok hem balığı
anlamlı paylaşalım
devamını gör...
734.
sumru sumru sumru

dün gece şehre indim yarı başlı ceketimi alıp
çok aradım ama bulamadım galiba ismet abi kayıp
derken aklıma farnal meyhanesi düştü
rivayete göre burada ispatlanmıştı ismet abinin rüştü
ceketimi mühürleyip içeri daldım ismetin elinde sek bir rakı
ben onu tanıyana dek bilmezdim suyla rakının arasındaki farkı

sumru sumru sumru
ismet abi beni gördüğü gibi
masaya yumruğunu vurdu
ardından çatlamış dudaklarından
işte şu sözler duyuldu

*bana yardım et musa! bütün dünyanın elektriğini kesmemiz lazım.. hem de çok acil

gülmekten yerlere yattı meyhanedeki herkes
ismet abide ne bir kıpırtı ne de bir ses
rakısından bir yudum daha aldı sinsice
devam etti anlatmaya bu defa sessizce

musa biliyor musun hangi zamanda yaşadığımı, nerede olduğumu, kim olduğumu, beni ben yapan bütün hayatımı ilk kez onu görünce hatırladım. ama hiçbirinin bir ehemmiyeti kalmadı o bizim masaya oturduğunda. içtiğim bütün içkilerin bile. utanmasam münevveri kolundan tutup ''seni odamın bir yerine koyarak ömrüm boyunca izlemek istiyorum. çünkü sen beni dünyadaki bütün alkollerin karışımından bile daha fazla sarhoş ediyorsun. sen de gayet iyi biliyorsun münevver ayıkken yaşanılabilir bir yer değil dünya denen bu cehennem. bence insan bir şekilde -ki bu ne şekilde olursa olsun ister ilahi bir aşkla, ister beşeri bir aşkla, bir acıyla, bir umutla, bir çaresizlikle, hiç değilse bizim gibi bir duble içkiyle- sarhoş olmalı. benim yaşadığım hangisine dahil bilmiyorum. bence gözlerini gördükten sonra hepsinin ötesinde bir yerde. efsunun öyle bir büyüledi ki beni, çıkamıyorum bu işin içinden. bende öyle bir izlenim bıraktın ki münevver; kendimi daha önce hiç acı çekmemiş gibi hissediyorum. yok yok bu doğru değil. kendimi hiç yaşamamış gibi, dünyanın bütün güzelliklerini kaçırmış gibi. radyoda en sevdiğim parça çalarken ben sağırmış gibi. gökkuşağı gözlerimin önünde belirmişken ben âmâymış gibi. rahmetli anacığım son kez başımı okşarken ben uykudaymış gibi'' diye anlatacaktım. münevver bir gün beni severse bu cümleleri ona da kuracağım. ona kuracağım o kadar çok cümle var ki musa galiba bana bir telefon almak şart oldu. aslında polis telsizi de olur

-münevver'i hiç tanımadan nasıl bu kadar sevebildin?

-bir insanı sevmek için tanımak gerekmez musa. hatta tam tersi tanımak için sevmek gerekir. insanların başından geçenleri dinlemeyi hiç sevmem ben. başka insanların başından geçenleri de öyle. dedikoduları yani. dinlemeyi sevmediğim gibi anlatmayı da sevmem. o yüzden çok bir şey bilmezsiniz benim hayatıma dair sen de sumru da. bilmeyin zaten. böylesi hem beni hem seni hem de sumru'yu daha mutlu kılacaktır. ama konumuz bu değil. konumuz bundan sonra hep münevver. şu berbat dünyada canımızı daha fazla acıtabilecek ne yaşanırsa yaşansın benim gündemim daima münevver. şimdi şuraya oturup dayısının askerlik anısını bile anlatsa soluksuz dinlerim. bu iyi mi kötü mü bilmiyorum. kadın resmen beni gözleriyle esir aldı. ve galiba ben de stockholm sendromuna yakalandım. münevveri çok sevdim ve onu tanımak istiyorum. ama böyle bir durumda onun da beni tanıyacak olması bana bir korku vermiyor değil..görüyorsun işte benim halimi. laf aramızda ben galiba birazcık deliyim.
devamını gör...
735.
etrafındaki insanlardan farklı dertlerin olduğunu hissettiğin o ilk an anlıyorsun aslında ne kadar yalnız olduğunu.farkında olmayanlar arasında farkındalık ne büyük yalnızlık.

eyyyy insanlar korkmayın bu kadar yalnız kalmaktan, yalnızlık bence insanın kendine vakit ayırması demektir.

kendine vakit ayırmak dediğin kalabalıklar içerisinde de olabiliyor, kulağına taktığın bir kulaklıkla başlıyor yalnızlığın, dinlediğin müzik yada ilgini çekebilecek bir podcast seni alıp fiziki olarak bulunduğun yerden bambaşka bir yerlere götürüyor yada herkes konuşurken, gülerken,tv izlerken açtığın kitabın sayfalarında başlıyor senin yalnızlığın.

birde bunun iki kişilik versiyonları var birlikte susuyorsun. birlikte ama yalnız kadar özgür hissediyorsun. bence hayatı paylaşmalıyız yalnızlığı değil..

yalnızlık paylaşılmaz paylaşılır ise yalnızlık olmaz diyen özdemir asaf ,sende mi sevdin yalnızlığı?

herkese, kendine vakit ayiracagi ve bol bol yalnız kalacagi zamanlar diliyorum.
devamını gör...
736.
hayat...

o kadar yoruldum ki dimdik herkese karşı ayakta durmaktan. hani hep diyorlar ya düşene tekme atmayın yardımcı olun diye ben bunu nedense hiç yaşamadım hep tekme attılar hala da atmaya devam ediyorlar umutlarım tükeniyor gelecek kaygısı sınav stresi pandemiden dolayı evde olduğum için kilo sorunlarım tutmayan uykularım isteksizliğim aile sorunlarım maddiyat kitap okumak istiyorum kitap olmuş 30 40 tl dışarı çıkıyım diyorum yeterli park alanı yok olanlarda da değişik tipler oturuyor-kadınları rahatsız eden tipler- arkadaşımla buluşayım diyorum gereksiz dedikodular kafa ağrıtmalar yalnız kalmak istiyorum ama aileme devamlı ev içinde yardım etmeliyim ders çalışmalıyım motivasyonum yok derdimi anlatsam allah'tan başka dermanım yok gerçekten ne yapcağımı bilmiyorum aslında çok pozitif bi insanım her şeye herkese destek olurum ama fark ettim ki ben düştüğümde kimse bana yardım etmedi ne kadar acı bir senaryo öyle değil mi geçmese bile yanımda olmalarını isterdim... söyleyeceklerim bu kadar değil ama bi nevi rahatladım sanırım
devamını gör...
737.
sevmek… altı harflik bir fiilin içine türlü türlü haller sığdırabilmenin heyecanı oluşuyor. sonra durup düşünüyorsun. neyi ne kadar sevmek gerek, sevmenin karşılığı var mı, olmalı mı, geçici mi yoksa kalıcı mı?..
çok düşünmek bazı şeylerin anlamını kaybettiriyor.
yaşamak istiyorsun, sonuna kadar. yaşadıkça seviyorsun, sevdikçe yaşıyorsun. ama hiçbir zaman karşındakinin seni ne kadar sevdiğini bilemiyorsun.

bir çiçeğe sevgi beslenmişse o çiçeğin çiçeklenmesine sebep oluyorsun. yeşil yaprakların arasından renkli bir görüntü…

bir hayvana sevgi beslenmişse o bir çift gözdeki masumluk; hareketlerine yansıyor, uysallaşıyor, aldığı enerjiyi kat kat veriyor.

bir kitaba sevgi beslenmişse sürüklüyor, okutuyor, insanı içine alıyor. gidilmek istenen farklı dünyalara kapıları açıyor. hiçbir beklentisi olmadan yaraları sarıyor.

peki insan? bir insana duyulan sevgi ne yapıyor? nasıl hissettiriyor? saydıklarım arasında en karmaşık olan sevgi türü. bilemiyorsun. tüm duyguları aynı anda yaşıyorsun. emin olmak, emek istiyor. o yüzden sevgi emekti demek. karşılıklı bir emek…

bir insanı sonsuza kadar sevecek enerjim olmasına rağmen emek kısmında ucundan bir kayaya asılmış, yalnız bırakılmış bir şal gibi hissediyorum. ufacık bir esintiyle nereye uçacağı belli olmayan bir serüven…

emin olunacak, son noktasına kadar emek verilecek, birbirini çiçeklendirecek, sonu mutlu bitecek nice sevgiler yaşamayı diliyorum; kendime, gönlüme yakışana, size ve gönlünüze yakışana.

sevdiğimiz ruhların karşımıza çıkması dileğiyle…
devamını gör...
738.
onun bana yaşattığı acılar büyük bir dağ oluşturuyor yüreğimde fakat ben bu dağa aldırış etmeksizin ardından parlayan güneşi özlüyorum.
devamını gör...
739.
insan bazen aynada kendini görünce tanıyamaz ya, bi bocalar?
öyle bir hava var son zamanlarda üstümde, tamam bu o diyorum, tamam bu ben diyorum, sonra bakıyorum göz kenarlarındaki çizgiler hiç benimkilere benzemiyor, gözleri de benimkiler gibi bakmıyor?
ama o benim?
o yansıma dediğim şey nicedir beklediğim ve görmeyi deli gibi istediğim gerçeğim benim.

yol evet, bir yol.
aynadaki ben ile aramızda bir yol var, o yolda incelip kırılıyor bazen bizlik olgusu, zarar görmüş gibi olsa da tam olmanın sancısı diyelim, tanıma diyelim, kabullenme diyelim, "o da sensin ama sabret, onun bildikleri seninkinden farklı, az daha sabret" diyelim.

yol evet, o konağa, o aşina ve o tamamen yabancı olduğum konağa giden yol bu, yoldaki kedilere onu anlatıyorum, o güzel, ben baktığım için değil, o arkamdan vazo fırlattığı günden beri çok güzel, ben sadece tanrılar ile arasında aracıyım o kadar.

yol evet, güzel bir yol..

urla çeşme arası eski yolu bilir misin, bilmiyorsan da öğreneceksin, çünkü orası bizim yolumuz.

o ne güzel burundur yarabbi?
devamını gör...
740.
henüz yazar olamadım karalayamıyorum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim