normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
201.
kilitli taşların arasında doğru anahtarın izini çıkardım. hayat akıp gidiyor. ben, işte ben buradayım. şimdi yazmakta olan.
devamını gör...
202.
aynı kağıdın ön ve arka yüzleri gibiyiz.
sonsuza dek beraber,
ama hiçbir zaman birbirini göremeyen..
sonsuza dek beraber,
ama hiçbir zaman birbirini göremeyen..
devamını gör...
203.
hayalindeki kendi imgesi içinde sallanmaya başladı. sallandıkça yine kendi içinin aynadan duvarlarına çarpıyordu. her çarpışta rafadan yumurtasından bir kaşık daha almış gibi içinin boşaldığını hissediyordu. sallantı hızlanarak devam etti ta ki yumurtanın içinin tamamen boşalıp incecik kırılgan kabuğundan ibaret kalması gibi, şu an kendisi de en ufak bir darbede kırılıverecekmiş gibiydi. fakat nasıl pişmiş içi boşalmış yumurtanın kabuğu bütünce kırıldığında kabuğun içindeki zar tabakası parçaların etrafa dağılmasını engellerse içinde sallanan kendi imgesi de aynadan duvarlarına çarparak içini tamamen kaplayan incecik bir zar halini almıştı . artık kırılsa dahi parçaları etrafa dağılmayacak ömrünü tamamlayan bir yıldız gibi kendi içine çöküp küçülecek küçüldükçe kütlesi artacak ve en sonunda öyle bir hale gelecekti ki uzay onu taşıyamayacak ve yırtılıp içinden ışığın bile kaçamayacağı kara bir delik halini alacaktı. her saniye içindeki girdabın daha bir hızlandığını hissediyordu. o döndükçe başı dönüyor midesi bulanıyor kusmak istiyordu. sanki kusabilirse içindekilerden kurtulabilecekti. ne kadar kusarsa kussun atamazdı içinde büyüyeni dışarı. her ne kadar kendi vücuduna yapışmış bir parça olsa dahi nevi şahsına münhasır bir şeydi o.
devamını gör...
204.
binin güzelliği, ezberini bozuyor edebiyatın..
devamını gör...
205.
"ben bir göçmen kızı gördüm tuna boyunda" diye türkü söyleyesim vardı o gün, kadın göçmen değildi ama bana neydi? onun evine, daha sonra bizim olacak dediğimiz eve doğru yürüyordum, "ne istiyorsun gelirken alayım?" diye sormuştum, "ekmek al gel yeter, tamız biz zaten" demişti, zeki ve ince kadın.
dün gibi hatırlıyorum o arabanın bana çarpışını, ölüşümü, şaka gibi ama maalesef gerçek bu, biz biliyoruz siz bilmiyorsunuz.
sonrası kayıp, onu bir daha hiç görmedim, belki gelir / ve lütfen gelmesin / arasında yıllar geçti.
o ekmeği bile paylaşsam yeterdi bana, oysa o bunu bile bilemedi.
dün gibi hatırlıyorum o arabanın bana çarpışını, ölüşümü, şaka gibi ama maalesef gerçek bu, biz biliyoruz siz bilmiyorsunuz.
sonrası kayıp, onu bir daha hiç görmedim, belki gelir / ve lütfen gelmesin / arasında yıllar geçti.
o ekmeği bile paylaşsam yeterdi bana, oysa o bunu bile bilemedi.
devamını gör...
206.
ağlamadım diye iyi sanıyorlar oysa nasılsın diye sorsalar içimi dokmeye hazırdım
devamını gör...
207.
küçük prens kitabında defalarca altını çizdiğim şu cümle:
"ben üzgündüm. ama onlara yorgunum dedim.
"ben üzgündüm. ama onlara yorgunum dedim.
devamını gör...
208.
boşvermek insanın en kötü dostudur azizim. insan boşvererek en büyük insafsızlığı yapmıyor mu kendine? sorunu çözüme kavuşturmayı ertelemek; özüne yaptığın bir saygısızlık değil mi? insan ertelendiği her sorun için başka bir boşver arayışına giriyor. zihnindeki tek bir sorun için yüzlerce farklı boşver sunuyor. sanki sorun birdaha kafasını meşgul etmiyecek, her kaçtığında buluşamıyacak gibi. aslında her boşver dediğinde sorunu daha da güçlendirmiyor mu insan? olanlardan ders çıkarırcasına tokat gibi vuruyor yüzüne. yaptığımız hata sorundan kaçmak değil, sorunu güçlendirmek.
devamını gör...
209.
eğer sen kendine yetmediğini düşünüyorsan hiç öyle bi şey yok kendini üzme. sen harika bi insansın. biliyorum ağlamaya ihtiyacın var-benimde-. ama ağlamak kötü bi şey değil ki. sadece duygusuz olma bu yüzden ağlamak iyidir. geç yatağına, kulaklığını tak ve ağla. evet rahatlıyacaksın söz. sen harika bi insansın. mutlu ol ve üzüldüğünde ağla. insanız sonuçta.
devamını gör...
210.
bir anda arkasını döndü kapalı pencereye yapışmış olan yağmur damlalarının arasından gökyüzüne baktı. gerçeklikle olan bağı kaybolmuş gibiydi. rüzgarın sesini daha iyi duyabilmek için kulağını soğuk cama yasladı. yanağında hissettiği soğuk ona bir şeyler anımsattı. pencereyi açmak istedi ama bunu yapmadı. içeriye girecek olan rüzgarın her şeyi sileceğini düşünüyordu. bir kaç dakika öylece durdu. yanağındaki camdan yayılan soğuk bütün vücudunu kapamaya başladı. soğuğu hissetmek rüzgarın sesini içerden duymak istiyordu. içindeki pencereyi açma arzusu giderek artmaya başladı. pencereyi açıp rüzgara karışmak istiyordu. bu isteğinin hiç bir zaman gerçekleşmeyeceği düşüncesi beyninin bir köşesinden ona fısıldıyor ama o buna aldırış etmiyordu. her ne kadar 11. katta olsa da havada süzülürken geçireceği sürenin bu his için kendisine yetmeyeceğini düşünse de ani bir hareketle pencereyi açtı. içeriye dolan havayı bütün zerrelerinde hissetti. sonunda arzusu gerçek olmuştu. pencereden aşağıya süzülürken yüzündeki mutluluk ifadesine sonunda artık özgürüm sözü eşlik etti.
devamını gör...
211.
kuluçka makinesi bile böyle üreyemezdi. sahi, bu topraklarda kaç bebek patiği yarım kalmıştı? işte bu noktada bilinmezlere ilerleyen bir acı gerçek vardı: . çocuk gelinler. kelebek vadisine tuz ruhu katılmış gibi bir dönemin içinden geçerken çocuk gelinler ve çocuk damatların başlarına böyle bir şey gelmemeliydi. rüstem ağa bunu biliyordu . biliyordu amma ona neydi ki? parasını yiyor yedikçe mutlu oluyordu. allah'ta belasını vermemiş aksine ona bodrumdan bir yazlık vermişti. her gün kırbaçla dayak yiyen 12 yaşındaki kızına inat bodrumdaki yabancı turistlere -medeni erkek- tiplemesini sergiliyor ve hala uçkurunun zevkinden ödün vermiyordu. bok yiyesice bir herifti. sonra bir gün öğrendi ki kızı regl olmuştu. bastırılmış kadınlığın kenafirliğine serpilmiş kızın anası söylemişti kocasına. damadına talimat verdi .çocuk yapın da sevelim diye. öyle de oldu. kendini bilemeden büyüdü sezen. allah ne babasının belasını verdi ne de ona yolladığı başka erkeklerin belasını. sonra bir gün gebe kaldı sezen. öğrendi ki kız imiş. bunu öğrenen her aile bireyi tek tek yüzüne tükürdü sezen'in sanki sperm ona aitmiş gibi... sezense ne koca evinin, ne rüstem ağa evinin, ne oturduğu sokağın, kentin hatta dünyanın ona yersiz bir acıdığını anladı. daha doğmadan belasını bastırılmış toplum kadınlığı ile vermişti allah . az da olsa kendini sevdi. sonra da kızını sevdi. ama kızının böyle olmasına dayanamadı. 14 yaşına basmadan attı kendini aşağıya. böylece bir sezen bir de bebesi geçti hayatımızdan, diğer kadın cinayetleri gibi . ama rüstem ağa, sezen'in kocası ve sezen'in hayatını mahveden diğer tüm insanların ise allah hala belasını vermedi. gitti onlara evler, köşkler, altınlar, arabalar hatta yeni karılar verdi. bugün sizin de benim de hayatımızdan hiç duymadığımız bir sezen bir ünzile geçti...
devamını gör...
212.
önce müziği açayım, tüm gün zivzivziv başım şişti valla sitede, har har tüm gün yandı valla gıybet kazanlarının altı, nerde lan o şarkı? hah, buldum!
kalkın oynucaz!
akşam lan, yaz akşamı geliyor, üstümüz başımız janti, öğle yemeğini müteakip başlamışız piize, kafalar hafif tatlı, akşama doğru yürüyoruz, yanımda o, koluma girmiş, koluma girmiş lan, benim koluma! çıldırtıcı! arada bana bakıyor, o da hafif sallanıyor ben de, ayakkabılar çıkalı on dakikadan fazla olmuş, sıcak aşk batıyor ayaklarımıza, allahım bu ne güzellik?
üstünde pembe çiçekli askılı elbisesi var, o gün de bunu giymişti, öyle bi yakışıyor ki gavurun kızına, o kadar olur!
solumda yürüyor, sağ omuzu dünyanın ilk günü gibi pırıl pırıl, saçları değiyor yüzüme, adım gibi hınzır ege rüzgarının marifeti ile, saçları diyorum saçları! nasıl bu kadar güzel kokar bir insanın saçları, nasıl?
yel değirmenini geçer geçmez deniz çöküyor üstümüze, öyle güzel ve öyle lacivert ki, yakıyor! "şurada iki dakika oturup öyle inelim aşağıya" diyor, iki dakikanın lafı mı olur, sen iste ben evrenin saatine çomak sokarım, bi daha da çalışmaz, o anda kalırız sonuna kadar!
adımı söylüyor, benim kalp bi kalkıp bi iniyor, "olacağız biz di mi? " diyor, saçları kokuyor, omzu inip kalkıyor hafiften, "olacağız" diyorum, gülümsüyor.
ağustos akşamı bir kendine bir de ona bakıyor, kendinden utanıyor, haklı da? avgoustos döneminden beri böylesi gelmemiş ki?
o ufacık ege köyüne gece iniyor, ağustos 19 oluyor, seneler o anda donup kalıyor.
kalkın oynucaz!
akşam lan, yaz akşamı geliyor, üstümüz başımız janti, öğle yemeğini müteakip başlamışız piize, kafalar hafif tatlı, akşama doğru yürüyoruz, yanımda o, koluma girmiş, koluma girmiş lan, benim koluma! çıldırtıcı! arada bana bakıyor, o da hafif sallanıyor ben de, ayakkabılar çıkalı on dakikadan fazla olmuş, sıcak aşk batıyor ayaklarımıza, allahım bu ne güzellik?
üstünde pembe çiçekli askılı elbisesi var, o gün de bunu giymişti, öyle bi yakışıyor ki gavurun kızına, o kadar olur!
solumda yürüyor, sağ omuzu dünyanın ilk günü gibi pırıl pırıl, saçları değiyor yüzüme, adım gibi hınzır ege rüzgarının marifeti ile, saçları diyorum saçları! nasıl bu kadar güzel kokar bir insanın saçları, nasıl?
yel değirmenini geçer geçmez deniz çöküyor üstümüze, öyle güzel ve öyle lacivert ki, yakıyor! "şurada iki dakika oturup öyle inelim aşağıya" diyor, iki dakikanın lafı mı olur, sen iste ben evrenin saatine çomak sokarım, bi daha da çalışmaz, o anda kalırız sonuna kadar!
adımı söylüyor, benim kalp bi kalkıp bi iniyor, "olacağız biz di mi? " diyor, saçları kokuyor, omzu inip kalkıyor hafiften, "olacağız" diyorum, gülümsüyor.
ağustos akşamı bir kendine bir de ona bakıyor, kendinden utanıyor, haklı da? avgoustos döneminden beri böylesi gelmemiş ki?
o ufacık ege köyüne gece iniyor, ağustos 19 oluyor, seneler o anda donup kalıyor.
devamını gör...
213.
yatakta dönüp duruyordu. her sabah kalktığında dövülmüş gibi hissediyordu. bu yüzden yataktan kalkmak istemiyordu. sonunda yataktan kalkmıştı. işemeye gitti, hayatı sorguladı. ellerini yıkarken aynadaki yansımasına baktı. bu aralar aynadaki insani pek sevesi gelmiyordu. yaşadığı stresten dolayı cilt sorunları tecelli etmişti. sürekli kafayı bir şeylere takıyordu. pandemi mahvetmişti psikolojisini. yaşıyor gibi hissetmiyordu. 13 aydır her günü aynıydı. her günü de kendisi ile savaş vererek geçiyordu. etrafındakiler giderek zayıfladığını söylüyordu. ne iştahı ne de hevesi hiçbir şeyi kalmamıştı. ailesi onun çok alıngan olduğundan şikayetçiydi. o ise belki de 13 aydır kırılma noktasını yaşıyordu. hayatında bir değişiklik olsun istiyordu. başarı istiyordu ama bu iki kavram ona çok uzak geliyordu. bazı günler umutlu, bazı günler umutsuzdu. sürekli geçmişin ne kadar da güzel olduğunu düşünür o insanların neden şimdi yanında olmadıklarından yakınırdı. kendisine haksızlık yapan o insanları affetmeyecekti. bazı zamanlar benim hatam neydi? diye düşünür durur, bir cevap bulamazdı. demek ki gitmek isteyen her şekilde giderdi. en yakın dostun olsa bile. bu yaşadıklarından dolayı güveni sarsılmıştı. artık bazı insanlar ona samimi gelmiyordu. ne zaman düzeleceğini ne zaman hayallerinin gerçekleşeceğini asla bilemezdi ama elbet bir gün o da bir sebeple mutlu olacaktı.
(şimdiye kadar okuduysan sağ ol dostum seviliyorsun).
(şimdiye kadar okuduysan sağ ol dostum seviliyorsun).
devamını gör...
214.
alt dudağımın titrediğini fark ettim. içimde minik bir hüzün. tam olarak isimlendiremediğim.
dışarıdan gelen çim biçme makinesinin sesi çirkinleştiriyor anı. oysa güzel bir güne uyanmayı hayal etmiştim. bugün daha güzel olacaktı. içimdeki endişe kıpırtılarını bir yana bırakacaktım.
yalnız uyandığım yatağa baktım. yanımda kocaman bir boşluk. dolduramadığım... yalnız uyunmaktan nefret ediyorum. beş yaşında bir çocuğa döndürüyor bu, beni.
uyanır uyanmaz motor bir hareketle elim telefona uzanıyor. bir mesaj okuyorum daha da sıkılıyor canım. bugün kendimi herkese, her şeye kapatma ihtiyacı duyuyorum. derin bir nefes almak istiyorum.
korkuyorum. çok korkuyorum. anlaşılmaz bir tabloya bakıyor gözlerim. hasta sayısı, vefat sayısı, entübe sayısı. bir tablo. sanki rakamların ardındakiler insan değilmiş gibi. bir anons duyuyorum. vaka oranı çok arttığı için, bulaşma hızı çok yüksek olduğu için evde kalmak konusunda uyaran bir belediye çalışanı. bir kerede anlaşılmadığı için olsa gerek ya da defalarca söylense bile bir güruh tarafından gözardı edildiği için olsa gerek sürekli, sürekli, sürekli tekrar eden bir anons.
kahvemi bile içmeden yola düşünüyoruz sonra. bir bina, içeriye girip çıkan onlarca insan. ben dışarıda kalıyorum, yalnız. sıkıntılı bir şekilde beklemeye başlıyorum, oldukça tedirgin.
biri yaklaşıyor yanıma. yüzünde maskesi yok, pantalonunun bir paçası kıvrık. yaklaşıyor, bir yandan bağırarak bir şeyler söylüyor. anlamıyorum. elimdeki telefonu işaret ediyor sonra. kötü, diyor. kötü... anlamıyorum, biraz da korkuyorum. iyice yaklaşıyor yanıma. maskesiz yüzü, yüzüme yaklaşıyor. kötü, o kötü, kızlar var, nah şurada kızlar, git, git! tamam, diyorum. bir adım geri çekiliyorum. hala deli gözleri telefona bakıyor. korkuyorum. yavaşça binaya yaklaşıyorum.
çok şeyden korkuyorum bugün. ölen, 40 yaşındaki polis memurundan, 36 yaşındaki berberden, 70 yaşındaki nineden. savaşacak gücümün olmamasından, nasıl savaşacağımı bilmemekten.
bahçenin yan tarafındaki kafeye bakıyorum. bütün sandalyeler ters çevrilmiş masalara. camda bir ilan. karton bardakta çay 1tl. içeride olması gereken insanları düşünüyorum, servis yapması gereken insanları. ekmeğini oradan çıkarması gereken insanları düşünüyorum, korkuyorum.
yanıbaşımda ayak sesini duyuyorum. yüzünde maske. ne, dedi doktor diyorum; raporunu uzatıyor.
birlikte geçecek beş gün, yapayalnız beş gün. sesini duyuyorum. orada olduğunu biliyorum. günışığı perdelerden ulaşmıyor. çok korkuyorum tek istediğim bir sonuç. negatif.
dışarıdan gelen çim biçme makinesinin sesi çirkinleştiriyor anı. oysa güzel bir güne uyanmayı hayal etmiştim. bugün daha güzel olacaktı. içimdeki endişe kıpırtılarını bir yana bırakacaktım.
yalnız uyandığım yatağa baktım. yanımda kocaman bir boşluk. dolduramadığım... yalnız uyunmaktan nefret ediyorum. beş yaşında bir çocuğa döndürüyor bu, beni.
uyanır uyanmaz motor bir hareketle elim telefona uzanıyor. bir mesaj okuyorum daha da sıkılıyor canım. bugün kendimi herkese, her şeye kapatma ihtiyacı duyuyorum. derin bir nefes almak istiyorum.
korkuyorum. çok korkuyorum. anlaşılmaz bir tabloya bakıyor gözlerim. hasta sayısı, vefat sayısı, entübe sayısı. bir tablo. sanki rakamların ardındakiler insan değilmiş gibi. bir anons duyuyorum. vaka oranı çok arttığı için, bulaşma hızı çok yüksek olduğu için evde kalmak konusunda uyaran bir belediye çalışanı. bir kerede anlaşılmadığı için olsa gerek ya da defalarca söylense bile bir güruh tarafından gözardı edildiği için olsa gerek sürekli, sürekli, sürekli tekrar eden bir anons.
kahvemi bile içmeden yola düşünüyoruz sonra. bir bina, içeriye girip çıkan onlarca insan. ben dışarıda kalıyorum, yalnız. sıkıntılı bir şekilde beklemeye başlıyorum, oldukça tedirgin.
biri yaklaşıyor yanıma. yüzünde maskesi yok, pantalonunun bir paçası kıvrık. yaklaşıyor, bir yandan bağırarak bir şeyler söylüyor. anlamıyorum. elimdeki telefonu işaret ediyor sonra. kötü, diyor. kötü... anlamıyorum, biraz da korkuyorum. iyice yaklaşıyor yanıma. maskesiz yüzü, yüzüme yaklaşıyor. kötü, o kötü, kızlar var, nah şurada kızlar, git, git! tamam, diyorum. bir adım geri çekiliyorum. hala deli gözleri telefona bakıyor. korkuyorum. yavaşça binaya yaklaşıyorum.
çok şeyden korkuyorum bugün. ölen, 40 yaşındaki polis memurundan, 36 yaşındaki berberden, 70 yaşındaki nineden. savaşacak gücümün olmamasından, nasıl savaşacağımı bilmemekten.
bahçenin yan tarafındaki kafeye bakıyorum. bütün sandalyeler ters çevrilmiş masalara. camda bir ilan. karton bardakta çay 1tl. içeride olması gereken insanları düşünüyorum, servis yapması gereken insanları. ekmeğini oradan çıkarması gereken insanları düşünüyorum, korkuyorum.
yanıbaşımda ayak sesini duyuyorum. yüzünde maske. ne, dedi doktor diyorum; raporunu uzatıyor.
birlikte geçecek beş gün, yapayalnız beş gün. sesini duyuyorum. orada olduğunu biliyorum. günışığı perdelerden ulaşmıyor. çok korkuyorum tek istediğim bir sonuç. negatif.
devamını gör...
215.
“yine yolların ortasındayım. kerpiç ellerini geçirdi kalbime. senelerdir mücadele ediyorum kurtulmak için. ben her gitmek istediğimde, yeter artık çığlıklarımla etrafımdaki taş duvarlarını yıkmaya çalıştığımda daha da geçiriyor tırnaklarımı derime. türlü türlü araçları var vücudunda. her seferinde ayrı bir maharetle, ayrı bir bahaneyle olduğum yere çiviliyor beni. ya toplum ne der? ya aç kalırsan? başarısızlığı sindirebilecek misin içine? yıllarını heba edebilecek misin? bunca emek, bunca saat, mücadele bir hiç uğrana mı? ya aklını yitirene kadar direnmen? şimdi yine yolların kesiştiği noktada o sırtımda, ailem uzakta, tek başıma bekliyorum karar vermeyi. oysa atmak ne kadar kolay diyorlar. sadece iradenle bir silkinip üzerinden defetmeye bakıyor diyorlar. o zaman neden bu kadar zor diyorum. tercihler önüme bir bir sunulurken ben neden öngöremiyorum bu döngüden çıkmanın verebileceği rahatlığı. yolların kesiştiği yerde küçük bir çimen parçası. benim korunaklı alanım. tek bir limon ağacı köşesinde. ne bir trafik lambası. ne bir araç. ufukta mavi gökyüzünde güneş batacak birazdan. oturuyorum çimenin üzerine sırtımı dayıyorum. o ise şimdi benim güvendiğim ağaca tırmanıyor. usul usul konuşmaya başlıyor. düzen böyle. ne bekliyorsun ki? sen kimsin ki farklı bir yol çizebileceğini düşünüyorsun? sonra yollardan birinde biraz uzakta beliriyor bina. tüm ihtişamıyla. yarısı gömük yarısı yer yüzünde. betonun ihtişamı. ahşabın doğadan izi. işte yine oluyor. kanım ısınıyor. yüzüm kızarıyor. kendimi her seferinde gideceğim demenin yalanıyla yüz yüze buluyorum. kalkıyorum ayağa. evet yürüyeceğim binaya doğru. bırakamayacağım seni benim kerpiç mesleğim.”
devamını gör...
216.
uykusu kaçmıştı. artık ne kadar istese dahi tekrar uykuya dalamayacağını bildiği için inatla gözlerini açmadan yatakta bir sağa bir sola dönüp duruyordu. bu dönme hareketlerini o kadar ani ve hızlı yapıyordu ki bir ara yatağın ucuna geldiğini fark edemedi ve neredeyse aşağıya düşecekti. gözlerini açmadan yastığı yataktan aşağıya itip düşürdü. yüzüstü yattı, kollarını iki yana açtı, kafasını sert yatağına bastırdı. burnu acımaya başladı ama bastırmaya devam etti. zorlukla nefes alıyordu. sonra bir çırpıda sırtüstü dönüverdi. sağ elini yataktan aşağıya sarkıtıp az önce yere düşürdüğü yastığı aradı buldu yatağa geri çekti. bu ona dünyanın en zor ikinci işiymiş gibi geldi. ilki tatbikî uykusu bir kere kaçtıktan sonra tekrar onu yakalamaktı. yastığa sarıldı bacaklarını karnına doğru çekti yüzünü yastığa yapıştırıp öylece bekledi. aynı şeyi diğer yanına dönüp yine yaptı. sabaha az bir vakit kaldığını hissettiği için kendine daha çok kızdı. saate bakmamak için ne kadar dirense de buna daha fazla dayanamayacağını bildiği için aniden gözünü açtı kolundaki saate baktı. ama hiç bir şey göremedi etraf zifiri karanlıktı. gözlerini kısarak tekrar bakmayı denedi. ama imkanı yoktu. saatten yansıyan ışıklar o kadar azdı ki görmesine hiç bir şey göremiyordu. şimdide sanki uykusunun kaçması yetmiyormuş gibi birde yataktan çıkıp ışığı yakacak bir kaç saniye gözlerini ovuşturup o ışıklı ortama uyum sağlayacak seviyede göz bebeklerinin küçülmesini bekleyecek bunlar yetmezmiş gibi saatin sabaha çok az bir vakit kaldığını göstermesiyle iyice siniri bozularak yatağa geri dönüp gözlerini tavana dikip 5 - 10 dk öylece uzanacak sonra da sinirle kalkıp üzerini değiştirip dışarıya çıkması gerekecekti. bütün bu sinir bozucu düşüncelere rağmen yataktan fırladı hızlıca ışığı yaktı. gözlerini ovuşturdu saate baktı. ilk seferinde hiç bir şey göremedi tekrar baktı önce algılayamadı daha dikkatli baktı ilk düşündüğü şey saatin pilinin bittiği oldu saati kulağına dayadı hayır pili bitmemişti tıkır tıkır çalışıyordu. ama inanmadı salona koştu duvardaki saate baktı bu sefer. ama o da aynı şeyi gösteriyordu. bir an yaşadığı şaşkınlık onu kendine getirdi. hızlıca ışıkları kapatıp yatağa koştu. uzandı sağ tarafına döndü yorganı kafasına kadar çekti. sağ elini yanağının altına koydu sol elini onun hemen yanına yastığın üzerine koydu gözlerini kapattı bir kaç dakika sonra uykuya daldı. çalan alarmın sesiyle uyandığında yüzünde hala geceden kalan şaşkınlık ifadesi duruyordu. yüzünü yıkamak için aynanın önüne geldiğinde bir kaç saniye kendini seyretti. musluğu açtı akan soğuk suyu yüzüne çarptı ama hala aynı ifade duruyordu. bu nasıl olabilir diye düşündü gece uyandım ve saat hala 23.15 ti. böyle bir şey hiç başıma gelmemişti dedi. şaşkın bir gülümseme takıldı şimdide suratına. aynı ifadeyle evden çıktı işyerine doğru yola koyuldu.
devamını gör...
217.
birçoğumuz gibi içimde * 2 kişi var ve bu kişilerin düşünceleri tabii ki birbirinden 180 derece farklı.
mesela üst kattan, gecenin bir yarısı gelen gürültü patırtıyı duyduğumda, şöyle sol omuz üzerimden bir ses "çık yukarıya, kapıyı açar açmaz beyzbol sopasıyla yüzünü dağıt!" diyor. sağ yandan gelen fısıltı ise "kulaklığın gevşemiş. biraz daha içeriye doğru itele ve uyumana bak!" diyor.
mesela dolmuşta birisi telefonla bağıra bağıra görüşme yaptığında bir ses "hava sıcak, kapı açık gidiyoruz. itiver şunu aşağıya!" diyor. diğer ses "müziği biraz daha aç da duyma!" diyor.
mesela birisi özel mesaj atıp hakarete ya da tacize varan boyutlarda bir şeyler yazdığı zaman bir tarafım "git nickaltına, nasıl biri olduğunu anlat da millet de ona göre muhatap olsun!" diyor. diğer tarafım "engelle kızım, üzerine sıçratma!" diyor.
bir yanım "uslu uslu yaşa hayatını, sakin ve düzenli ol!" derken öte yan hep "it ayağı yemiş gibi gez toz, canın ne istiyorsa düşünmeden yap!" diyor.
...
ne yapıyorum? hep sakin olan tarafın lafını dinliyorum ve hayatıma bir şekilde kıyısından köşesinden girmiş olan bazı insanlara da diyorum ki "dua edin de günün birinde soldaki sesin sahibini dinlemeye başlamayayım!"...
mesela üst kattan, gecenin bir yarısı gelen gürültü patırtıyı duyduğumda, şöyle sol omuz üzerimden bir ses "çık yukarıya, kapıyı açar açmaz beyzbol sopasıyla yüzünü dağıt!" diyor. sağ yandan gelen fısıltı ise "kulaklığın gevşemiş. biraz daha içeriye doğru itele ve uyumana bak!" diyor.
mesela dolmuşta birisi telefonla bağıra bağıra görüşme yaptığında bir ses "hava sıcak, kapı açık gidiyoruz. itiver şunu aşağıya!" diyor. diğer ses "müziği biraz daha aç da duyma!" diyor.
mesela birisi özel mesaj atıp hakarete ya da tacize varan boyutlarda bir şeyler yazdığı zaman bir tarafım "git nickaltına, nasıl biri olduğunu anlat da millet de ona göre muhatap olsun!" diyor. diğer tarafım "engelle kızım, üzerine sıçratma!" diyor.
bir yanım "uslu uslu yaşa hayatını, sakin ve düzenli ol!" derken öte yan hep "it ayağı yemiş gibi gez toz, canın ne istiyorsa düşünmeden yap!" diyor.
...
ne yapıyorum? hep sakin olan tarafın lafını dinliyorum ve hayatıma bir şekilde kıyısından köşesinden girmiş olan bazı insanlara da diyorum ki "dua edin de günün birinde soldaki sesin sahibini dinlemeye başlamayayım!"...
devamını gör...
218.
bir çift melek görürüm her bakışımda
sen ey şimdi içeride uyuyan etrafında dolanan melekten habersiz.
ne denir? nasıl söylenir?
bir melek dolanıyor etrafında bir meleğin.
bir melek ki en titrek yüreklisinden, en canisine kadar celladı olmuş ve dahi olacak tüm insanların.
bilmem sessizce üflediğinde nefesi sessizce mi alır geri vermemecesine?
nasıl görünür peki?
korkutur mu her şeyden habersiz uyuyanı?
ya haber verirse önceden?
ne söyler? nasıl söyler?
peki ya giderken arar mı yanında bir tanıdık yüz
bir sessiz yoldaş
yalnız mı gider
semaya uzanan yolda
neden diye sorar mı?
son kez koklamama izin verilmedi yavrularımı gitmeden?
nerede diye sorduklarında ne cevap verecek geride kalanlar?
her can koparken dünyadan aynı şeyi mi düşünür?
yavrusu olan can ne diye avunur?
ilk kez okuldan dönüşünü göremeyince mesela ne der?
elinden tutup çiçekten yaptıkları tacı başına koyamayınca kimi suçlar o yavrular?
sevmeyi kimden öğrenirler canı gönülden?
bir annenin elinden tutmadan bir sevgilinin elinden nasıl tutarlar?
...
en acısı da yaşar insan
her şeye rağmen yaşar
yine yemek yer
güler yeri gelince
ağlar kimi zaman
bekler gideni
gitmek ister bir an önce
sonra koklar daha uyurken
melek onları görür
görürde vaz mı geçer?
…
sen ey şimdi içeride uyuyan etrafında dolanan melekten habersiz.
ne denir? nasıl söylenir?
bir melek dolanıyor etrafında bir meleğin.
bir melek ki en titrek yüreklisinden, en canisine kadar celladı olmuş ve dahi olacak tüm insanların.
bilmem sessizce üflediğinde nefesi sessizce mi alır geri vermemecesine?
nasıl görünür peki?
korkutur mu her şeyden habersiz uyuyanı?
ya haber verirse önceden?
ne söyler? nasıl söyler?
peki ya giderken arar mı yanında bir tanıdık yüz
bir sessiz yoldaş
yalnız mı gider
semaya uzanan yolda
neden diye sorar mı?
son kez koklamama izin verilmedi yavrularımı gitmeden?
nerede diye sorduklarında ne cevap verecek geride kalanlar?
her can koparken dünyadan aynı şeyi mi düşünür?
yavrusu olan can ne diye avunur?
ilk kez okuldan dönüşünü göremeyince mesela ne der?
elinden tutup çiçekten yaptıkları tacı başına koyamayınca kimi suçlar o yavrular?
sevmeyi kimden öğrenirler canı gönülden?
bir annenin elinden tutmadan bir sevgilinin elinden nasıl tutarlar?
...
en acısı da yaşar insan
her şeye rağmen yaşar
yine yemek yer
güler yeri gelince
ağlar kimi zaman
bekler gideni
gitmek ister bir an önce
sonra koklar daha uyurken
melek onları görür
görürde vaz mı geçer?
…
devamını gör...
219.
bir graffiti sanatçısı için en önemli materyali ne sprey nede marker kalemlerdir onlar için önemi olan tek şey blackbook tur yani eskiz defterleri kafa sözlükte benim blackbook um
devamını gör...
220.
hiçbir yara, sonsuza kadar kanamaz ama bazı yaralar yıllarca kanayabilir…
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
4