1441.
ölüm aklınıza geldiğinde gereksiz şeyler unutulur. ölümü hatırladığınız halde unutamadığınız şeyler mühimdir. onları ihmal etmeyin.
devamını gör...
1442.
oldukça hukuksuz bir kararın ortasında, elinde gerekçeli kararın açıklandığı 27'ye 35'lik kağıt parçasıyla öylece kalakalmıştı. nereye gitmeli yahut ne yapmalı hususunda, kafasında binlerce düşünce cirit atıyordu. hiçbir fikir de tamı tamına hah işte budur dedirtemedi bir türlü. dava sonuçlanmıştı sonuçlanmasına ama hala bir tedirginlik içten içe beynini kemiriyordu. temyiz dedi usulca. yanındaki savcı onu duymuş olacak ki yaramaz dedi. savcıyı duymadı. zaten savcı da duyulmamış olmasını diliyordu çünkü boş bulunmuştu. hemen oradan uzaklaştı ve genç kadını akşamın 8'inde çingeneler pasajında yalnız başına bırakıp gitti. kadınsa hala düşünüyordu. düşünmekten ellerinin morarmaya başladığını fark edemez oldu. dudaklarıysa şişmişti soğuktan. bir an gözüne bir çingene ilişti ve çantasını kontrol etti. yerindeydi. hatalı buldu kendini, kişileri sınıflarına göre yargılamamalıydı. sonra yürüdü. anahtarını çıkardı ve usulca broadwayine sokuldu. broadway dedi ısrarla. işte bulmuştu. bulmuştu işte.
broadway, onun bu sahneden çıkış bileti olacaktı.. sanırım bu perşembe, hayli müzikli bir sahne olacaktı çingene pasajında.
devamını gör...
1443.
"öleceğini bilen ve bunu umursamayan tek canlıyız" diyor, sinan canan.
devamını gör...
1444.
ben hep, araba sürerken yavaşlamaya başladığım an "acaba vites düşürmese miydim?" diyorum.

edit: hata düzeltildi.
devamını gör...
1445.
winter is coming.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1446.
açım.
devamını gör...
1447.
doğum günün kutlu olsun canım kendim...
devamını gör...
1448.
tarihi köprünün üstünde bir o yana bir bu yana yürüyordum. çayın pis kokusu burnumun direğini sızlatırken bir kadın yaklaşıyordu. o yaklaştıkça çay taşıyor. düşen yağmur damlaları kar kristallerine dönüşüyordu.
devamını gör...
1449.
derler ki; birini çok sevdiğin zaman, görmez olurmuş gözlerin. sana gülümsediği kadar yaşadığını hissedermişsin. derler ki; karşılıksız olursa sevgin, kapkara olurmuş sevdanın rengi. ellerin tutmaz olurmuş, atmazmış kalbin her günki gibi. derler ki; karşılıklı olursa aşk, o da üç gün sürermiş. içinde yanan ateş, meğerse saman aleviymiş. derler ki; delice sevmezsen eğer sevda denmezmiş ona, yani akıllı sevdiğin zaman kimse gelmezmiş yanına. derler ki; aşktan sebep acıları, en iyi dindirirmiş zaman. ve aşıklardan biri ölürse üç gün dolmadan, efsane olurmuş adı o zaman. ve bu “aşk” denen musibet, bi' tek o zaman sürermiş sonsuza kadar…
devamını gör...
1450.
yaşamak gerçekten cesurların hakkı. benim gibi korkakların becerebileceği bir iş değil. cesaretini toplayıp mevziden başını çıkarıyorsun, birkaç kurşun sesi duyunca da korkup geri çekiliyorsun. bu hep böyle devam ediyor.
devamını gör...
1451.
psikolojik sorunlu insanlarla dolu amk sözlüğü.
devamını gör...
1452.
körü körüne inanan biri değilim. neye inanıp neye inanmadığımı; neye, ne kadar inanmam gerektiğini de bilmiyorum. benim inanç sistemime göre iyi bir insan olmak her şeyden daha mühim. tüm dinlerin özünde bu olmalı. kendim için hep “işine geldiğinde ve işine geldiğince müslüman” diye düşündüm.

yine de beni yönlendiren bi iç ses hep oldu. ciddi hatalar yapmaktan uzaklaştıran, birini üzmemeye, kırmamaya, hep hoş tutmaya çalışan bir iç ses. beni iyi insan olmaya iten, sevme duygusu aşılayan, enerji veren bir iç ses. buraya kadar her şey normal.

kendim için çok bir şey istemedim. insanın kendi için bir şeyler isteme aşaması; dua kısmı olmalı. kendim için dua etmeyi çoğu zaman unuttum. etsem bile sınırlı, standart, olması gereken şeyleri diledim.

ben bu kadar eksikken etrafımdaki insanların benim için dua etmesi bana tuhaf geliyor. iş yerine inanma sınırları belli olan biri geliyor, “yine çok güzel olmuşsun (ki o olay öyle değil. güzel gören kendisi) allah senin karşına senin gibi güzel, nahîf, iyi ve kibar bir insan çıkarsın.” diyor.

o kişiyi boynum bükük uğurluyorum. durup düşünüyorum. imkansızlıklara gebeyim. mutlulukla karışık bir hüznüm var. ve bu mevsime en çok hüzün yakışıyor…

ortaya karışık bir şeyler çıkarttım. yazdıklarımdan daha karışık olmalıyım.

ve aklımda tüm gün boyunca dolaşan cemal süreya şiiri…


fotoğraf

“durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk

adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş

adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

kadın güzel
güzel anılar gibi güzel

çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel…
devamını gör...
1453.
gökyüzü gibi uzağım her şeyden ve herkesten , gökyüzü gibi sakin, gökyüzü gibi fırtınalı, hatta gökyüzü gibi temizim insanlardan uzak olduğum için . ama gökyüzü daha mavi benden, ama gökyüzü daha mutlu, ama gökyüzü daha sevecen, ama gökyüzü daha umutlu. ben hiçbir yerdeyim ama gökyüzü her yerde, beni kimse görmek istemiyor ama gökyüzünü herkes görmek istiyor. o güneşiyle güldüğü zaman herkes mutlu, ama ben güldüğüm zaman yalnız ben mutluyum. ey! gökyüzü ben güldüğüm zaman sen de gül olur mu?
devamını gör...
1454.
allah kimseyi gördüğü günden geri koymasın. hastanede baktım da şöyle yatanlara, kimi aylardır orada, kimi ne zaman geldiğini unutmuş.
kimi var ki onlar da kimsesiz olanlardı. kimi kimsesi olmadan hayat neye benzer az çok bilirim ama bu insanları görünce içim parçalandı.
bakıyorum da hayat çizgisi hep negatife inen bir halde. nedendir bilinmez ama şundan eminim.
beterin beteri var dostlar, varmış da görünmeyi beklermiş.
rabbim tez zamanda huzura kavuştursun hepimizi...
devamını gör...
1455.
bugün güzel bir gündü, baya eğlenmiştim taki son dakika olumsuz bir şey yaşayana kadar. aslında benim alınganlığımdan oldu. hayat bi denge.
devamını gör...
1456.
bence o diziye her bölümü 1 saat sürdüğü için devam etmiyorum.
devamını gör...
1457.
kedi diyorum gelmedi bu akşam? ahmet kapının önünde bekliyordu apartmanda. derya pek oralı olmadı.
çantasındaki aletin derdindeydi. telefonu sessize almasına rağmen aklı oradaydı.
hava karardı karacak. nerede bu lanet kedi? dedi ahmet ve o sırada elindeki mama poşetini yere bıraktı.
derya dayanamadı ve eli çantasına gitti.
arayan soran yoktu.
ameliyat o kadar uzun süremezdi. keşke gitseydi. patronuna küfretti.
o sırada siyah beyaz muğlak adını verdikleri kedi salına salına apartmanın bahçesinde göründü.
ah işte buradasın dedi ahmet yere çömeldi ve kediyi karşıladı.
mırlayarak kucağına yerleşti hayvan. ve telefon sessizce yandı derya'nın elinde.

böyle işte.. yarım yamalak sahneler gözümün önünde. kim bu derya bilmiyorum. ya da ahmet hiç tanıdık değil. birden beliriyor sahneler. belli ki bir hikaye saklı. ama kimin hikayesi. telefonda kim var? muğlak diye kedi ismimi olur? neden muğlak demişler ki?
arsız kedi mama olmadan gelmiyor mu hem?

alo dedi derya.
alo dedi doktor.
çıktı mı?
tek tek kelimelerin ağırlığı kedinin umurunda değildi. muğlak olan bir kedinin umurunda olur mu ölüm?
maalesef dedi doktor.
babanızı kaybettik.
muğlak mırladı ahmet nefesini tuttu. muğlak indi ahmet'in kucağından ve derya'nın ayaklarının arasında dolanmaya başladı.
kedi bir belirdi bir yok oldu.
zamanda kayma olursa ve bir ölüm gerçekleşirse ve eğer etrafta bir kedi varsa göz böyle görürdü gerçeği.
kedi kendi kendine düşündü.
eh dedi artık adımı muğlak koymazlar.
devamını gör...
1458.
ölmek ve uyumak üzerine:

yarın öleceksin dedi doktor. saat de verdi üstelik, yarın gece 00.07 ‘de hayata gözlerimi yumacakmışım. saatime baktım hemen, tam 18 saat 42 dakikam var. penaltı anında ters köşeye atlamış kaleci gibi çaresizim.

ne yapmalıyım. tüh! hiç plan da yapmadım ki. elimdeki seçenekleri hızlıca gözden geçirmem gerekiyor.
öncelikle birine anlatmak istiyorum bu durumu. en yakın arkadaşım olabilir veya aileme söyleyebilirim. ama yok, şimdi onların tesellileriyle zamanımı hiç edemem. ayrıca ne diyebilirler ki bu saatten sonra: hayat kısa kuşlar uçuyor mu diyecekler. yapmacıklığa ayıracak vaktim yok maalesef. uyumalıyım diyorum. hiçbir şey düşünmeden sadece uyumalıyım.

izlediğim dizinin final bölümü yayınlanıyor bugün, acaba onu izlesem diyorum. amaan boşver şimdi, benim hikayem gibi o da yarım kalsın. evet uyumak en iyisi, derin bir uyku her şeyi çözer.

bir türlü açılamadığım bir kadın var, ona mı yazsam diyorum. acaba kabul edecek miydi beni? elime alıyorum telefonu, ne var ne yok yazıyorum sonra tam gönder tuşuna basacakken: ne yapıyosun olum, yarın öleceksin, gider ayak kızı üzmeye hakkın yok diyorum. bırak bunları, en iyisi uyumak. hem belli mi olur belki huriler falan vardır gerçekten.

ulan ölüyoruz ölmesine de. cennet cehennem olayı var mı acaba gerçekten? varsa sıçtık demektir. tövbe edip, iki rekat namaz mı kılsam diyorum. sonra düşününce tanrıyı kandırmaya çalışmanın alemi yok diyorum bu saatten sonra. yok yok, uyumaktan güzeli yok. sadece uyumak istiyorum.

su gibi akıp giden bir rüya gibi geçirmeliyim son dakikalarımı, yalnız başıma, sessizce, nefes kesen harbi bir macera gibi bitmeli bu hikaye:
tatlı uykular varoluşçu seksi bedenim.
devamını gör...
1459.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

her şey bi kova mandalina etrafında şekillenmişti…
hayatımın ilk 15 yılı bir apartman dairesinde geçti. kirada oturuyorduk. ev sahibimiz babamın akrabasıydı. birçok şeyi orada yaşadık. mesela; en sevdiğim terliklerim dilenci tarafından çalındı. belli süre sonra kapının önüne bırakıldı. o vakitten sonra terliklerimi kapının önünde bırakmamayı öğrendim. aslında anlatılacak çok şey var da benim olayım bu bir kova mandalina üzerine…

evimizin bir cephesi mahalleye bakarken bir cephesi ev sahibinin bahçesine bakıyordu. bahçede de mandalina ve erik ağacı vardı. ikisi de zıt mevsimlerin ağacı. imrenirdim. imrenmemin sebebi meyvelerin çokluğu için değildi; sonuçta evimizde meyve eksik olmazdı. imrenmemin sebebi; bizim de bahçemiz olsa bizim de bahçemizde bir sürü ağacımız olsa ve o meyveleri toplasaydık. mandalinalardan, eriklerden koparırdık; ama her şey gibi onlar da sınırlıydı. sınırlar; biraz tok gözlü büyümekten biraz da kendinin olmayınca bi anlamı olmayışındandı

hiç unutmam; bir keresinde - ev sahibimizin torunu da bizim üst katımızda oturuyordu, kızla aynı yaştayız. - ev sahibinin torunuyla bahçeye girdik. erik mevsimi. en fazla 15 dakika kadar bahçede durduktan sonra “çıkalım artık.” dedi. mecburen çıktık. onun gittiğinden emin olduktan sonra deli dana gibi bahçeye saldırdım. ceplerimi erikle doldurdum. yaptığım ilk ve son hırsızlık denebilir. düşününce bu yaşta bile mahcup hissediyorum.*

üstüne zibilyon sene geçti. bir bahçemiz oldu. ilk başta sadece bahçe olarak kullandığımız yere müstakil bir ev yaptık. bahçeye dikilebildiği kadar ağaç dikildi: zeytin, ceviz, kiraz, vişne, armut, nar, erik, dut, limon, mandalina (3 adet) ağaçları; böğürtlen, fındık, asma… mevsimine göre meyveleri aldık, alıyoruz, alacağız. sadece biz almıyoruz elbette; gelen geçen, canı çeken herkes aldı, alıyor, alacak. her daim paylaştıkça çoğalır mottosu ile hareket edince yaşamak daha keyifli oluyor. dün mandalina toplarken bütün gün kirada oturduğumuz ev, mandalina ve erik ağacı aklımdaydı. doyasıya meyve toplayabildiğim için gülümsedim. her mevsim böyle oluyor. bahçeye indiğimde çocuklaşıyorum. çocuk mutluluğum ne bahçeye, ne eve, ne yaşadığım sahil kasabasına, ne ilçeye, ne ile sığıyor. taşıyorum resmen.

ilerde bi gün çocuğum olursa, olacaksa bahçeye inip özgürce ağaçtan ağaca koşturmasını, dallara uzanıp, hiçbir sınır olmadan meyveleri koparmasını hayal ediyorum şimdi. ilerde bir gün… belki…

ve tüm bunlar için teşekkür ediyorum. *
devamını gör...
1460.
(me)^2 arasında (3,14)^2 =?
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim