1681.
içimde güzel, hiç bitmemesini dilediğim bir neşe var. kaynağı nedir tam ölçemiyorum ama kendimden, düsüncelerimden, değerlerimden geldiği aşikar. hayatın her yöne evrilebilecegi gerçeğinin bende yarattığı o bilinmezlik duygusu gerçekten paha biçilemez. bu merak, bu yolumu her yöne saptırabilme gücünü elimde hissetmek muazzam. aslında tam anlamıyla benim elimde değil. ya da belki hiç değil, burada özgür irade kavramı çıkıyor ortaya. ama zaten tamamen benim elimde olsaydı sıkıcı olmaz mıydı yaşamak? arada nereden geldiği belli olmayan müdahaleler daha da eğlenceli kılmıyor mu hayatı? bazen engeller koyduğu yadsınamaz bir gerçek ama biz insanlar zaten engelsiz yolları pek sevmeyiz. bence hep bir imkansızlık peşinde, hep dikenli yollara sapma peşindeyiz.
devamını gör...
1682.
geçip giden zamanda insan kendinden kaç defa geçebilir.. aynı hislerde kendini kaç defa bulabilir. zaman geçtikçe biz pişmanlık duyarız. ama sadece üzülmek ile yetiniriz. kendimizi ayağa kalkarken değil hep yıkılır iken buluruz. mutluluk bize hep uzak diye düşünürüz... çok yakın. içinde, belki de tam gözünün önünde. aklında, kalbinde... ama hiçbir zaman göremeyeceksiniz ve her zaman mutluluğu arayacaksınız. mutluluk nedir bilmeyenlersiniz. çünkü en küçük şey ile yetinemeyip her zaman en ihtişamlısını istediniz. ne istiyorsunuz... biz hislerimizden ibaretiz. acı, özlem, nefret, neşe... düşüncelerimizden. bildiklerimizden. belki de hiçbir şey bilmediklerimizden... belki yokuz, belki varız... ama şu var ki hepimiz hissediyoruz...
devamını gör...
1683.
bugün ne anlatsam acaba sevgili değerli okurlarım. bugün yılın ilk günüydü. aslında çok sıradan olmasına rağmen akşama doğru yeğenimin dayı dayı dediği videoyu gördükten sonra günüm renklendi. onu çok özlediğimi farkettim. neyse ki çok zaman geçmeden yani ortalama bir 10 gün sonra falan orada olacağım ve özlemimi doya doya gidereceğim.
devamını gör...
1684.
derhal kadın! derhal kurtul bu düşüncelerden. karanlık çöktüğünde bedeni saran olumsuzluklardan. su uyur düşman uyumaz. kafamda yarattığım düşmanlara uykuya dalmaları için ninniler öğrenmem gerekiyor. belki de kendim yazmalıyım. nereden başlanır? oysa beceremem. çünkü bana da ninni okumadılar. kendi kendimi uykuya hazırlamak için türlü türlü hayaller yarattım da ezgilerle bezeyemedim onları. ve ezgisi eksik hayaller hep yarımdır.

şimdi masa başında oturmuşken merak ediyorum ne zaman saldırıya geçecek zihnim huzurumu bozmak için. hangi hayalimi yok edeceğim. hangi sesimi kısacağım bu akşam. ilaçlar ah ilaçlar...
sadece süreç hızlandırıcılar. hafif bir uyuşma halinde hayata karşı hissizleşme içinde ellerin kolların bağlanmasını sağlayan mucizeler! bak işte yine yaptım. hep bir suçlu.

düşmanlar varsa suçlular da var pek tabi.
ve su uyurken benim uyanık düşmanlarımın savaşında savaş suçunu işleyen benlerin hangi birini cezalandırayım.

elim gidiyor başıma. düşünmekten yorulmuş saç tellerimin ardındaki o kabuğun içindeki beynime erişmek istiyorum.

insan kendisiyle iletişimini kestiğinde ne olur?

sahtelik!

ve gerçekler nerede diye ararken. bu gece karanlık çöktüğünde bedeni saran olumsuzluklardan kurtulmaya çalışırken uyanık benlerin savaşından koşar adım kaçarak bir ormana gideceğim
bir akarsu kenarında duracağım.

yüzümü serinlikle ayıltacağım.

evet tam olarak bunu yapacağım.
devamını gör...
1685.
+ peki bu kadar zalim olmayı nasıl başarıyorsun?
- neden? vaktiyle sen de öyle değil miydin?
kadınlar sevene, erkekler sevildiğine emin olancaya kadar zalimdir demişler. bak şimdi yerinde test edebiliyorsun bunu, ne hoş değil mi?
+ zalim bile hiç kalır senin yanında artık...
- ee bizde böyle ve ne biliyor musun vaz geçemezsin. gidemezsin ve bundan öyle eminim ki... tahmin bile edemezsin.
+ zakkum çiçeğinin öyküsünü mü anlatayım istiyorsun yine? buna mı bunca zulmün?
- anlat. ölene kadar anlat... sen konuş ben susarım. yemin olsun susarım ama konuşsan. sen susuyorsun. sen hep susuyorsun. bildiğin başka bir şey yok mu senin?..
+ konuşsam kalbini kırarım belki hoş yok ki olsa...
- ne dedin? kimin yok? peki bu atan? peki kaç kere kırdığın? susarak parçalamayı o kadar güzel başarıyorsun ki...
+ peki burası kaçıncı kat?
- ne? yapamazsın.
+ haklısın.
başlıyorum öyleyse, çek ellerini bileklerimden.
- hayır, ölene dek reddediyorum bunu. ve belki ölsem yine yine yine dirilir başka bedende gelir yine yine senin olurum.
.... anlat kızıl. konuş susma... anlat bal... anlat ki zehre çalmasın dillerim, çalmasın gözlerim ateşe ki en karanlık halidir. hoş korkmazsın. konuş..

+ sonra zakkum çiçeği kokuyor her yer...kalelerden deniz kokusu ve bir yaz havası alııyor her yeri kış ortasında. ...
sonra yaz, yine zakkum diyorum, çokça zakkum. kalelerden aşağı bakıyorum. bir ejderha sesleniyor ısklıkla. ses değil bu. bu bir şarkı.. bu bir eylem.. çiçekli bir eylem bu.. kaleden alıyor kokuyu. zakkum çiçeği her yer... her yer yaz.. bir havuz var ötede boğuluyor deniz. deniz yüzüme bilmez mi, diyor biri, bilmiyor... deniz... ötede havuzdan koşuyor denize. öyle ki dalga bu kez. korkuyor, boğuluyor deniz denizinde... bal kokan bir kale kalıyor geride, zakkum çiçeği her yer.... peki burası kaçıncı kat? kale mi derin, derin mi deniz? yaşıyor mu deniz? deniz değil bal...bal, zakkum sever mi? ya denizi? kaçıncı kat bu kale? uykum var. çok uykum var.... uyuyalım artık. uyuyalım....

devamını gör...
1686.
birine söylemek istediğin ne varsa söyle lütfen. kimsenin seni anlamasına gerek yok.
devamını gör...
1687.
gece gece açmayın şöyle başlıklar.
devamını gör...
1688.
sırlarınızı ağzınızdan almak isteyen zındık cümlesidir.

kanmayın arkadaşlar. bana gelin, dert dinlemeyi sevmem, dedikoduyu severim, pembe oje tonajları hakkında konuşabiliriz. irtibat için 0543.."
devamını gör...
1689.
yalnız ölmek istemiyorum..
devamını gör...
1690.
nasıl oluyor anlamıyorum bir an geliyor sayfalar dolusu yazacakmışım gibi hissediyorum sonra bir his geliyor ve değer verdiğim o hislerimi eziyor ve hislerimin cümlelere dökülmesine izin vermiyor. içimizi ısıtan şeyleri bulmak kolay degildir ve bulduğmuzda sıkıca sarılmak gerekir. ben o kadar dalgınımki beni ısıttığını çok sonradan farkediyorum. dünyaya ait hissedememekten hep bunlar ve insanlara. ayak uyduramamak ya da . evet ben buraya ait hissetmiyorum yabancılaşıyorum ve insanlar tarafında farklı farklı kelimelerin eylemlerini oluşturuyorum kırıcı kelimelerin öznesi oluyorum. günümüz dunyasının seçtiģi insan deģilim ama ben benim ve olduğum şey secilmeme engelse hiç umrumda degil.
devamını gör...
1691.
mümkün olmayandır.

çünkü;
(bkz: normal sözlük'ün küfürsüz olması)
(bkz: normal sözlük'te küfrün yasak olması)
devamını gör...
1692.
yine her şey aynı şekilde işledi. ben değersiz hissettim ve gerçekten değersiz olduğumj anladım birileri için. değiştirmek istedim ama bu karşımdakinde hiçbir şey ifade etmedi. gitmeyi tercih ettim aynı şekilde yine hiçhir şey ifade etmedi. işte bu tepkisizlik beni daha da değersiz hissettirdi ve hâlâ da hissettiriyor. sorun bunun her zaman tekrar etmesi. farklı insanlarda bile. sanırım sorun benim.
devamını gör...
1693.
sözlük, neden bu saatlerde biraz soluklan deyip durun? soluksuzca layklamak isterken ben...
devamını gör...
1694.
âşık olunmanın o kadar da önemli olmadığını söylerdim bir zamanlar. bizim dışımızda olan şeyleri, bir başkasının iç dünyasında olan biten şeyleri içselleştirmenin örümcek ağına yakalanmak gibi olduğundan bahsederdim. fakat düşünüyorum, bazen âşık olmanın inkâr edemeyeceğimiz etkileri oluyor üzerimizde. bana âşık olması, yıldızlar ya da gezegenler tarafından çekilen başka seylere benziyor. şu büyük kütleli cisimlerin başka cisimleri kütle çekimi ile etkisi altında alması gibi. durdurulamaz bir çekim. direndikçe, uzaklaştıkça kendini belli eden. oysa, kapılınan kişinin bizim için bir ağırlığı yoksa, kütlesizliği bizi hiç etkilemiyor. ama anladım ki bazıları, birbirinin yörüngesini etkileyen yıldızlar gibi, ya da dünyaya gelen astreoidleri kendine çeken jüpiter gibi, bizi bariz olarak kendine çekmese de bizde garip bir denge unsuruna dönüşüyorlar. ne ona gidiyoruz ne de ondan kopuyoruz. oysa ben böyle bir aşkı sevmiyorum. gezegene çarpan kuyruklu yıldız gibi olmalı aşkın, tutkunun, arzunun buluşması. bu dengeyi yok etmek istiyorum bu yüzden. ve çevremdeki denge unsurlarından aynı sebeple nefret ediyorum. bana hiçbir özgür çarpışma imkânı vermiyorlar.
devamını gör...
1695.

“olur da bir gün dönersin diye beraber küstüğümüz kimseyle barışmadım.”

belki de en güzel anlatacak sözlerden biri; “ne senle yaşanıyor ne de sensiz oluyor” olabilir. bazı hikayeler vardır, hep yarım kalan, tamamlanamamışlardır.
bilirsin, şu an arasan, yolda karşılaşsan ya da bile isteye karşısına çıksan hatta bir sarılsan üçüncü cemre toprağa düşecek, karnına -hani o tanıdık olan, evet o- tatlı ekşi kramplar girecek, sevdiğinin rüzgarla ince ince cilveleşip boynuna dökülen saçlarının içine çektiğin o kokusuyla sarhoş olup anın içinde kaybolup zaman kavramını kaybedeceksin.

“meğer ol zülf-i perişân ile cem oldı sabâ
yoksa bâd-ı seherin böyle nedendir kokusu”
sonra yine bilirsin ki, bir şeyler olmayacak, yürümeyecek, dünyanın o en lezzetli kokteylinin tadını bozacak bir malzeme hep olacak. işte derler ya; “aşk bencilliktir” diye. sen onu bir kez daha üzmemek için bencilliğini bir kenara bırakıp kendi mutluluğundan vazgeçerek her seferinde aramaktan da, karşısına çıkmaktan da vazgeçeceksin. belki birkaç duble bir şeyler içeceksin, kafanı dağıtmak için. işte o sofranın mezesi de her eyleme geçmekten vazgeçtiğinde boğazında kalan o büyük mü büyük yumru olacak.

“kavuşursan meşk, kavuşamazsan aşk olur.”
e hayat devam ediyor elbette, insanoğlu da çiğ süt emmiş varlık. kısa süreli flörtlerin de olacak, görece uzun süreli ilişkilerin de. tabi sonradan pişman olup ne kadar kendinden iğrensen de sadece sevişmek için seviştiğin de. her seferinde bir şeyler eksik gelecek sana, ucu bucağı olmayan bir boşluk hissedeceksin içinde. gerçekten aşık olduğunu düşündüğün sevdiğine elini uzatsan dokunabilecekken yapamıyorsan ve artık “mutlu olsun” mottosuyla onu başkalarıyla paylaşmayı kabullenmişsen bile o boşluk kalacak içinde. -tam buraya da ibrahim erkal’dan sevme iyi giderdi-

ve evet; biliyorsun ki gün gelecek yeniden seveceksin, sevildiğini hissedeceksin hatta aşık olacaksın hiç şüphesiz. ya da bir başka deyişle; en azından teselli…
devamını gör...
1696.
benim asıl servetim
senin tarafından sevilişim
yitirsem de sevgini bir gün
ben zaten bir kez sevilmişim her gün
o devlet bana yeter.
devamını gör...
1697.
şu akape bu beyoğlu esnafına ne yapsa azdır
avmler açıldı beri zaten millet pek gitmez oldu
bunların asıl iş yapacakları zaman yılbaşı ve bayramlar
neredeyse sırf bu 3 dönem için dükkanı açık tutan var
üstelik burada ki büyük binaların vs sahipleri de
aynı zaman da hükümete çok yakın rizeli vatandaşlar
o esnaf orada iş yapamazsa
bunlarda kira yerine anca hava gazını alacaklar

gene de uuuyyyyy reyuzla aramiz bozilur daaaaaa
deyip yalakalıkta sınır tanımazlar
çıkıp da, tamda yılbaşı günü
millet buralara gelemesin hesabı
bizimle ne alakası vardır bilen yok
afgani, hindi ve pakiyi buralara doldurmak ne ayak ?
buraya yerli gelecek
eşine dostuna ufak tefek hediyelikler bakacak
çoluğuna çocuğuna yiyecek birşeyler alacak
kimi de akşam orada ki mekanlarda takılacak
sonuç ?
esnaf ufak tefek iş çıkaracak ?

siz böyle
uuuuuyyy reyuuzzz, uuuuyyy reyuuuuzzzz
demeye devam edin
yakında o kiracılarınız, o dükkanların anahtarlarını
bir kutu vazelin eşliğinde, size teslim edecek............

uuuuuyyy reyuuzzz, uuuuyyy reyuuuuzzzz
uuuuuyyy reyuuzzz, uuuuyyy reyuuuuzzzz
uuuuuyyy reyuuzzz, uuuuyyy reyuuuuzzzz.
devamını gör...
1698.
rengi var mıdır acaba mutluluğun? ya da hüznün?
sesi var mıdır acaba içimizde biriken duyulmamış çığlıkların?
duyan var mıdır acaba sustuklarımızı?
ya da var mıdır hüznümüze şahit kimseler..?
yoksa büsbütün yalnız mıyız içimizde?
ne hüznü, ne mutluluğu ya da sessiz çığlıklarımızı kusarak döksek de farkına varmaz mı kimse? o denli yalnız mıyız hayatta? yoksa o denli umarsız mı olmuş herkes?
varlar ama yoklar gibi. ya da hiç var olmamışlar gibi.
yoksa..
sadece kırgınlık mı bu içimizdeki..?
devamını gör...
1699.
yapmam gerekenleri yapacak gücü kendimde bulamıyorum, yine koca gün çöp oldu. yok mu önerisi olan?
devamını gör...
1700.
yorulmam deme gönül, mutlaka yorulursun.
ortada seyrederken, kenara savrulursun.
zamanın tenceresi, penceresi çok farklı,.
temmuz’da buz tutar, ocak’ta kavrulursun…
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim