1161.
hiçbir estetiği olmayan, kırık dökük oluşu apar topar yamalarla gizlenmeye çalışılan; fakat içine girince sanki bina beni değil de, ben binayı taşıyormuşum gibi bir his, çalıştığım bu yer…
aylak aylak oturduğum bu masa, çayım, insan sesleri, telefon sesleri, yazılar, yazıcılar, faxlar, imzalar…
bu, kırtasiye süsü verilmiş bürokratik bir ölüm şeklidir. içeride kaldığınız sürece ölümünüz devam eder.

bu karmaşanın fazlalığı içinde sigaramın eksikliğini duyuyorum. iki kat aşağıda bahçeye açılan kapıdan çıkıyorum.
binanın bahçesi ağaçlarla, otlarla kaplı. bakımsız, fakat doğal olduğu için güzel, seviyorum burayı. karga, güvercin ve serçelere ev sahipliği yapıyor ağaçlar.
iki güvercini özellikle izledim bu sabah sigara molamda. ilk bakışta didişiyorlar sandım. fakat biri diğerini öte'liyormuş meğer. bunu; diğeri ile arasını yaklaşık iki metre açarak başka bir dala konduğunda, uzaklaştırılma cezası verilenin ise güvercin adımlarıyla yavaş yavaş o dala yaklaşmaya çalıştığında anladım. ürkütmemek için verdiği çabayı takdir ettim. fakat eninde sonunda öte’leyenin menziline girecekti. en sonunda öte’leyenin sınırını aşmış olsa gerek, öte’leyen gidip başka bir dala sarıldı…
bu arada, tatlı tatlı esen rüzgar bakımsız çimenleri sağa sola savurup, birinin başını diğerine yaslıyor, el ele tutuşturuyor, bazen bir halk’a olmuşcasına kendiliğinden, bir dansa eşlik ediyordu…
devamını gör...
1162.
#1264709

bodruma inerken korkma, orada sadece sen varsın. onlar da senin atıkların. ben girdim, ne var ne yok baktım kendiminkine. biraz korkutucu ama girince alışıyorsun. çok korkuyorsan yanına senden fazla korkan bir yetişkin al, ama boşver. en iyisi tek başına korkman. korkma demiştim değil mi? düzeltiyorum. kork. kaçma.



şarabımı hazırladım. iki mum yaktım. biri odayı hafifçe, biri de masamı çokça aydınlatsın diye. bodruma inmedim cenk'in arka bahçesi ama tesadüf bu ya tüm şehirde bakım için üç buçuk saatlik bir elektrik kesintisi vardı. tüm şehir kapkaranlıktı. küçük bir ışık parçasında bile uyuyamadığı için uyku gözlüğü takan bir insana göre ise karanlıktan çok korkuyorum. hani karanlığa alışmak diye bir deyim vardır. bir süre sonra hafifçe görmeye başlar ve rahatlarsın. ben de öyle olmuyor. çünkü göremediğim bir uzaklık ve karanlığa hapsolmuş şekiller hep var olmaya devam ediyor. bilmediklerimden korkarım. gücüm ancak bildiklerime yetiyor. bu yüzden de daha fazla öğrenmek için çaba sarf edip duruyorum.
ama konu bu değildi. uzun uzun cenk okuyunca bilinç akışına kaptırıyorsun kendini ve kendi üslubuna dönme meselesi de biraz zaman alıyor.

şarabımı içip, arkadaki şarkının neşeli seslerine adapte olmuşken birden ekrandaki mesaj yüzünden ruhumun/bilincimin karanlıklarına doğru itiliyorum. hayır gidesim yok. bir kuyunun dibine düşer gibi derine, çok derine düştüm. o duvarları tırmanmadım ben süründüm. şimdi aynı yolculuğu baştan yapamam. insan olmak zor. kolay incitiyor ve inciniyorsun. ben doğru yolu bulmana yardım ederim, bir meseleyi halletmekte iyiyim diyorsun. inanıyorum, daha önce bozulmuş bir kalbi onardığını da gördüm ama sanırım ben tamir olmak istemiyorum çünkü iyileşirsem gitmem gerek, gidecek bir yerim yok!

ve ben ruhumu iki kez aldattım. üçüncüde sahtelik çok belli olur, oturmaz yüreğime.
dün gece, tüm şehir kapkaranlıktı. ben bir mumun ışığında aklımda eski acılar ile kalakaldım tek başıma. ve herkes uyuyup yeni bir güne uyanmışken ben aynı kaldım. benim için bugün hala dün gibi bir gün.
devamını gör...
1163.
duygusal bir insan olmadığımı duyarım etrafımdan sık sık. mantığını ön plana alan biriymişim ben. bana göre doğrulara ve bana göre yanlışlara göre yaşarmışım. duygularımın beni yönetmesine izin vermezmişim. nasıl da yapıyormuşum bunu, çok ilginçmiş. allah allah...

şu duygulara göre karar verme/vermeme meselesi ney tam olarak? kim ya, allah aşkına kim, sevebilir, seçebilir kendisine, aklına, mantığına "bir şekilde" uyuyor olmayan birini, şeyi? abi ben mesela, bir ırkçı sevebilir miyim? isterse dünyanın en yakışıklı, en güzel seven, en mükemmel bakan adamı olsun ben ya ben, saygı tanımı benimle örtüşmeyen biriyle olabilir miyim? sen mesela, 2 kedin 3 köpeğin var; hayvan sever olmayan biriyle nasıl bir ilişki kurabilirsin? tamam, hadi sevgiyi geçelim, boğaziçi'ne girmeye puanın yetiyorsa, bahçesinde çok güzel çiçekler var diye osmangazi üniversitesi'ne mi kayıt yaptırırsın abi? karar alma mekanizmalarındaki şu duygusal yönün mantıksallığını bir kabul edebilir mi herkes artık çok rica ediyorum. kendimize "uygun" olana yöneliriz. sen adına duygusallık de, mantıklılık de, krem peynircilik de, canın ne istersen de. bu böyle. geçiyorum?

gelelim nedir duygusallık sorusuna. aşırı uçlarda, egzajere bir dışavurum mu? her şeye ağlamak mı mesela? buluttan nem kapmak da değil, o alınganlık... nedir duygusallık arkadaşım? ben şimdi çok eski bir anıya, çok bugünüme sirayet eden bir geçmişe benzeyen bir sahne görme olasılığım olan gün için şimdiden "duygusallaşıyorsam" nasıl mantığını ön plana alan biri oluyorum? abartı tepkiler veren biri değilim yaşanan üzücü durumlar karşısında ya da kendimi uyutmanın bir şekilde yolunu bulabiliyorum diye, sadece birkaç saatliğine birini görebilmek için şehir değiştirmeyi bir saniye bile düşünmememin "mantıksızlığını" mı görmezden gelmem gerekiyor? üstelik bir sürü tehlikeye gebe bir ziyaret...

hayır yaa duygusal biri değilim ben. bu kadar insan söylüyorsa vardır bir bildikleri. herkes de yanılacak değil ya!
devamını gör...
1164.
üşeniyorum, hoş geliyorsun bebek...

tarih ; 24 kasım 2017

allah, ayetlerinde dediği gibi "kaldıramayacağı yük vermez ve her zorluğun yanında kolaylık" vardır. bunu biliyorum ve hayatımda bunu bizzat gördüm. çünkü yaşadım.

bazen öyle bir geliyor ki, anlamıyorsun ne olduğunu. güzel bir şarkı dinlesen bile zevk alamıyorsun orada "acıklı" bir söz, bir melodi arıyorsun kendinle özleştirmek ve onunla empati yapabilmek için. eski bir şarkı dinliyorsun doksanlardan. evet ben doksanlar bebesiyim ve o yılları çok özlüyorum be! o şarkıları dinlerken bile bu aralar "ulan ne yaşlanmışız" diyerek kendime acı çıkarabiliyorum.

bazen öyle bir uyumak istiyorum ki, kış uykusu tadında böyle. uyandığımda birçok şey değişsin istiyorum. distopya bu düşünce benim için ama umut etmek yine de güzel şey.

işte depresyon budur mesela. yatağında saatlerce ağlamak değil. dışarıda hava güneşlidir ama içinde gölcük depremi yaşanır, üstüne bir de tsunami yersin. youtube'da dolanırsın ve birilerinin "çok mutlu" olduğunu görünce, ulan bu mutluluğun şifresi falan mı var, varsa versinler dersin ve onları it gibi kıskanırsın. dışarısı sislidir önüne göremezsin, ruhunda da tam daha beteridir. denizlerin en altı gibi zifiri karanlıktır ve hiçbir şey göremezsin.

kendini insan hissetmek istiyorsun, yaptıklarınla, paylaştıklarınla ve seni sen yapan şeylerle ben buradayım diyorsun ama senin burada olduğunu görmüyorlar, dinlemiyorlar, bilmiyorlar, hoş görmek, bilmek ve dinlemek zorunda değiller ama bazen de fark edin lan! illa intihar mı etmek lazım?

ben de kendimde, geleceğimde, ruhumda şu an hiçbir şey göremiyorum işte. ağlamak istersin de ağlayamazsın ya, ama gözlerinden ağlayamazsın. ruhun ağlamanın her şeklini yaşar kanaya kanaya.

hoş uyanıkken de pek duymuyorsunuz. hem de hiçbiriniz. o yüzden bu yazıyı da zor yazdım. çünkü zordur canın yanarken en doğru kelimeleri, en doğru şekilde ifade edebilmek. aklına gelir ve yazarsın. samimi gelebilir sana ama ben daha acımın "a" harfinden dahi bahsedemedim. öyle bir şey bu depresyon işte. zaten bu hissi ne zaman hissetsen, asla içindekileri atamazsın. çünkü o kadar çoktur ki, ruhunun dayanabildiklerine hayret edersin.

bu da böyle boş, içimi döktüğüm ve okuyana birisine hiçbir şey katmayacak bir yazı oldu. merak edenlere bunun tanımını yapayım.

depresyon nedir? sana ilgi çekici tanım yapayım da akılda kalsın.

depresyon, harry potter olup voldermort'a karşı "ne yaparsan yap la bana ne!" diyerek acısına gömülmek ve sana faydası dokunmayanlara karşı bir tavırdır.

depresyon, batman olup gotham'a "defolup gidin ya da kendinizi kendiniz kurtarın. ben yokum lan!" diye isyan etmektir ama en çok kendine isyan etmektir. bu isyanı kimse bilmez, bilse de umurunda olmaz.

depresyon, örümcek adam olup "kahramanlık" yapmayı reddetmek ve kahraman olmayı asla istemeyecek kadar insanlara öfkedir.

depresyon, mustafa kemal atatürk olup sevr antlaşmasına bile "yeter lan! gidin başımdan!" edasıyla imza atarak gereksiz tüm kalabalıklardan kaçıştır.

depresyon, dünyayı kurtaran adam olup "bu dünyayı bu hale siz getirdiniz. siz kurtarın lan düdükler!" diyerek içindeki iyiliğe rağmen iyi olmayı reddetmektir.

depresyon, çözebileceğin bir şeydir. basit bir test sorusu gibi. çözsen, her şey bitecek ama bitince ne olacak? diyerek o soruyu inadına boş bırakmaktır ve kendine, topluma isyandır ve kendi sınırlarında bir ülke kurup, o ülkede tavrınla "ben varım!" demektir. kimsenin duymayacağını, duya da asla umursamayacağını bile bile mucize beklemektir.

depresyon, umutsuz olmak değildir. umutlu olmak için kendine güç, kendine dair bir motivasyon ve sonrasında kendisine gidecek bir yol, yapılacak bir iş ve sarılacak bir dal bulamamaktır.

haydi eyvallah.
devamını gör...
1165.
rastlantı güzel, fakat zaman kötüydü. zaten* hiç acımadı ki bana, bize. geçmişine duyduğum her özlemde kaldırıp biraz daha ileri fırlattı, sanki cezalandırırmışçasına.

kelimeler şelalesinde boğasım geliyor bazen hayatı, delişmen içinde kaybolayım diyorsun ama... umar ararken yine kendini bir kenarda unutulmuş eski fotoğraflarda buluyorsun.. sonra yine 'ah geçmiş' demeye kalmadan dalıp gitmişsin, bu sırada hayatından bir kaç dakika daha damlamış, gitmiş. geçmiş olmuş..

belki güzel olabilirdi; zamanın olmadığı, dünyadan uzak bir yerde yaşanabilseydi her şey.
devamını gör...
1166.
tüm gün sahte gülüşler türlü türlü işlerle kendimi meşgul ediyor, etrafa gülücükler saçıyor tüm enerjimle ortalarda dolanıyorum. peki neden gece olunca bu hislerin hiçbiri benimle kalmıyor? şuan bu saatte kalbimi bu kadar derinden acıtan şey ne? bunun cevabını bende bilmiyorum. gecenin sessizliği çöktüğünde kalbimin sesini dinlemeye korkuyorum. gözlerimden akan o yaşların tam olarak nereye ait olduğunu bilemiyorum. o kadar yoruldum ki kendimden, hayattan ve güçlü görünmeye çalışmaktan. güçlü olmak, güçlü görünmek.. başıma bir şey gelse bana "sen çok güçlüsün" diyorlar. güçlü değilim güçlü olmaya mecbur bırakıldım. güçlü gibi görünmeye çalışırken yanlışlıkla gerçekten güçlü biri oluvermiştim. ben güçlü olmaktan çok yoruldum.. gecenin karanlığıyla birlikte kalbimdeki tüm kasvetli duygular yüzeye çıkıyor sanki. kırgınım ama neye kırgınım? içimde koca bir boşluk var ve onu doldurmam mümkün değil, biliyorum.
devamını gör...
1167.
eylül ayı hüzün ayıymış.
sanırsın diğer aylarda mutluluktan ölüyoduk.
devamını gör...
1168.
bayağıdır buraları boşladım ama kendimle savaşım hiç bitmiyor ki... sanki birçok cephede savaşan bir asker gibiyim, bir cephedeki saldırıyı biraz püskürtürken diğer cephede savaş şiddetleniyor... neyse artık hep bildiğim ve hiç unutmak istemediğim bir şey var ki her ne olursa olsun, sakin olmak, kendime şefkatli davranmak işleri kolaylaştırıyor.. en azından yaşananlar karşısında bir de kendi kendimi pataklamıyorum... şu kilo verme meselesi, bayağı zamandır gündemimde... karaciğer yağlanması da olunca diyetisyene gidip kendime daha kontrollü bir sistem oturtmak istemiştim ama olmuyor öyle işte... bana birisi yasak deyince o yasakları delmek için uğraşan bir yaramaz kız çocuğu var sanki içimde... bu gerçeği bildiğimden önceki seneler hiç diyetisyene gitmeden çok rahat kendi kendime sağlıklı beslenme ve spor programı düzenlemiş ve çok da iyi kilo vermiştim ama aradan geçen zaman içinde bu programı da bozacak kadar bazı zorluklar yaşayınca sağlıklı beslenme, spor falan yalan olmuştu. sonrasında karaciğer yağlanmasıyla yüzleşip daha da sıkı diyet yapmam lazım artık diyerek diyetisyene gitmiştim ama diyetisyene gittikten sonra daha çok kilo almıştım... şimdi de aynı döngü içindeyim... zorunluluklar, yasaklar falan beni bozuyor... halbuki yasak olmayınca o yiyecek aklıma bile gelmez ama yasak olduğunda aklımdan çıkmıyor... bu arada takibe aldığım hem psikolog hem de diyetisyen olan birisinin bir sözü bu konuda farkındalık kazanmamı sağladı... kendisi diyet mantığına karşı olan bir diyetisyen, yani piyasada pek nadir görülen türden bir diyetisyen.. neyse şöyle yazmış: "sağlık sorunlarından dolayı diyet yapmanız gerekiyorsa bile, burada amaç size sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmaktır, yani yiyecekleri kısıtlamaya değil, sağlıklı yiyeceklere odaklanın." evet, bir kez daha anladım, yasak yiyecek diye bir şey yok aslında, dikkatini sağlıklı yiyeceklere verdiğinde o "yasak" yiyeceklerden de canın çektiğinde az miktarda yediğinde zaten kilo veriyorsun... yani, yasaklama, kısıtlama yok... dikkatini sağlıklı yiyeceklere, spora vermek var... bugün itibariyle buzdolabıma yapıştırdığım diyet listemi kaldırdım.. yasakların olmaması bile beni psikolojik açıdan rahatlatıyor... hadi bakalım birinci önceliğim kendime şefkatli olmak, sonrasında zaten istediklerimi başarırım diye umuyorum...
devamını gör...
1169.
mezun biri olarak ders çalışmam gerekli.
geçen sene olduğu gibi keyfi isteklerimi yok etmeliyim. geçen yıldan büyük dersler aldım ve hatalarımı yeniden tekrarlamak istemiyorum.
hedefim öğretmenin dediği sayıdan çok kendi belirlediğim sayı benim için.
o hedefe ulaşmak istiyorum.
bunun için fedakarlıklar yapacağım. gücümü son haddine kadar kullanmak istiyorum.
arkadaşlarımdan, bazı sosyal medya mecraalarından uzaklaşmam gerekli.
her koyun kendi bacağından asılır, demişler ve bu süreçte kendime daima inanmalıyım. zaten bu yola kendime inanarak çıktım ve başaracağıma inanıyorum.
şimdi yapacağım fedakarlıklar beni uzun vadede belki de bir ömür mutlu edecek işime kavuşturabilir.
bazen dinleneceğim bazen kaytaracağım ama şu an önemli olan 2022 yılında iyi bir sıralama yapacağıma inancım beni daima dersin başına oturtacaktır.
sabredeceğim, azmedeceğim ve başaracağım.
devamını gör...
1170.
çok halsiz olduğumu, işi bırakıp eve gitmek istediğimi ifade etmek istediğim başlık.
devamını gör...
1171.
aşkı, aklıyla duyan insanın kalbi ve ruhu köreldi. ve yine sadece kalbiyle duyanın aklı ve ruhu körelecek... bu körelme, aşk’ı zayıf, çirkin ve hastalıklı bir bağımlılığa dönüştürüyor. oysa aşk; akıl, kalp ve ruhun ortak sesi ve insanın kendisidir.
sevdiğiniz için güzel, sevdiğiniz için değerli kılma hakkınız yok sevgiliyi. güzel, değerli olduğu için sevme hakkınız, var. sevginiz kalbinizden sunulmuş bir "fedakârlık" değildir. zira bu sadece kendinizi değerli göstermenin gizil bir yoludur. bir matematiği olmamalı sevginin. alınan ve verilen bir nesne değildir o. tanrı’ya aitliğini hatırlayan, güzeldir. bu güzelliği gören göz de güzeldir.


"herkesin kamburu içindedir" dedi, toprağa henüz atılmış bir tohum.
devamını gör...
1172.
ah bugün gelmesini istemediğim o kötü his yine yükleniyor içime. halbuki çizim yapıp kendimi iyi hissetmiştim. ama yok mutluluk kalıcı neden olsun ki. o benden gitmeye çoktan hazır. ellerim kucağımda her defasında bu kötü hisle baş başa kalmaktan çok yoruldum. nolur beni bırak artık, nolur.
devamını gör...
1173.
durduk yere prison break’e başladım yine. bu bitince house’a, oradan dexter’a veya seinfeld’e başlarım diye çok endişe duyuyorum. eskilerden kopamıyorum bir türlü.
devamını gör...
1174.
/ onüç damla gözyaşını saydım
alllahına kitabına sövüp saydım
şafak nabız gibi atıyordu
sarhoştum kasımpaşa'daydım
/

demiş hemşerim, ezberden geldi sesi, işin içinde ahmet abi de varken hem de. oysa benim yürümek gibi bir niyetim yoktu, cibran'ın okçusunu biliyordum çünkü ve onun "sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız. " dediğini bilenlerindendim. laf?

yürümeye niyetim yoktu aslında hiç yoktu, sarhoştum, yas gibi ufacık bişi vardı içimde, kavga ettim kendimle ve onunla, kapı önüne çıktım sigara içmeye, içtim, ona döndüm yüzümü, kapı kilitli, olsun öbür kapıdan girerim dedim, orası da kilitli ve bir not adıma yazılmış, "gidiyorum ben"

"lan bu kaçıncı" dedim kendi kendime, sonra sokağa baktım, mahalleye baktım, ben biraz yürüyeyim dedim kendime ve herkese, yürüdüm.

yaklaşık iki gün hiç durmadan yürüdüm, sarhoştum, alsancaktaydım, sarhoştum, yalıdaydım, sarhoştum güzelbahçe küçük limandaydım, eski kale fenerleri yerinde olsaydı yolumu çok daha önceden bulurdum ama yoklardı, ben de yürüdüm, karşıya geçeyim dedim köstenli eski bir dosta, sakın dedi, sakın bu gece yapma, ortak kontrol var ve artık ipler bizim elimizde değil, bilirim yalan söylemezdi o bana, o köstenin yani istanbul ağzı ile dalyanın en eski adamlarındandı.

vazgeçtim ben de, yürüdüm.
tam o sıra gördüm o dört kişiyi, gökte yeşil ay yoktu üstelik, ama o dört bıçak parıltısını nerde olsa tanırdım, cinayeti kör bir balıkçı gördü, ben gördüm, vapur gördü sadece.

hiçbirimiz ve hiçbiriniz orada yoktuk.

hatırladığım son şey onun yüzüme vurduğu ölü bir yavru kedi bedeni. sevmiyorum artık dedi, kediye mi dedi bana bana mı dedi bilmiyorum, gerçi ikisi de aynıydı, o bıraktığın gibi değilim diyordu, ben de gittiğim gibi değilim artık diyordum.

üstelik vapuru ben vurmamıştım?

/ vapuru onlar vurdu ben vurmadım
sarhoştum kasımpaşa'daydım
cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben vursam kendimi vuracaktım
. /

devamını gör...
1175.
ankara valiliği'nden yapılan uyarıya göre; bu gece bölgemizde şiddetli sağanak bekleniyormuş. yağışlı havaları çok seviyorum, şiddetlisini daha bir çok. bu gece uzun olacak gibi.
devamını gör...
1176.
beğendiğim bir yazıyı paylaşmak istiyorum.
“ilk karşına çıkan insanla tartışma; yalnızca iyi tanıdığın, saçmasapan şeyleri savunmayacak kadar anlama yetisine sahip olduğunu düşündüğün ve utanılacak durumlara düşmeyeceğini bildiğin kişilerle tartış; otoritenin dikte ettiklerine göre değil, nedenlere, gerekçelere dayanarak tartışmayı bilenlerle; sunulan nedenleri dinleyip dikkate alanlarla; ve nihayet, gerçeğe değer veren, karşı tarafın ağzından bile olsa iyi nedenleri memnuniyetle dinleyen ve doğruyu karşı taraf söylediğinde, yani kendisi haksız olduğunda da bunu hazmedebilecek kadar adalet duygusuna sahip olanlarla tartış. demek ki yüz kişi içinde tartışmaya layık bir kişi bile zor çıkar. geri kalanı ise bırakın ne isterse onu konuşsunlar, çünkü desipere est juris gentium(budalalık insan hakkıdır).
devamını gör...
1177.
“güzel” denilen şey, sanattır. indirgemekse bu; yaşamla, yaşamdan gözü kamaşmamış bir "varlık"tan söz ediyorum. sonra; ışıklı bir perdeyi kaldırmış da, perdesiz bir ışığa bakan "varlık"tan... en son, ne ışığı, ne de perdeyi göremeyen "varlık"tan.
bir çocuk bu yüzden güzeldir, bir kedi bu yüzden...
müziği susmuş insanın, gülümsemesi susmuş. öfke boyumuzu aşıyor, sözcükler de. ölüyor yaşam, biz devam ediyoruz. güzel değiliz -gibi. etimizin duymadığını duymuyoruz...
devamını gör...
1178.
bu başlık gündüz vakti yazılacak bir yere benzemiyor hiç ama yazmanın gecesi gündüzü olur mu onu bilmiyorum işte.

mecburiyetten yazmanın gecesi olup gündüzü olmadığını, son ana bırakılan yazıların pazar gecesi tamamlanması gerektiğini biliyorum bir süredir. bilmesem de olurdu, neden biliyorum ki?

buraya yazdığım şeylerin birileri tarafından anlaşılması gerekir diye çok fazla saçmalamaktan kaçmaya çalışıyorum.

hayatta neyden kaçarsam ona tutuluyorum, böyle olmasından çok sıkıldım. bir şeylerden kaçarken belli etmeden kaçsak belki olmaz böyle, sanırım kaçmayı beceremiyorum. yalan söylemeyi de çok beceremiyorum, rol yapmayı, umursamaz olmayı... ben pek bir şey beceremiyorum sanırım.

daha fazla yazmaktan da vazgeçtim. yazmayı bile beceremiyorum.
devamını gör...
1179.
aynı yolu yürüyüp aynı yere varamamaktı seninle geldiğimiz nokta.
can yakıcı bir sensizlik vardı,
kabul edilemez bir yanlış,
buz gibi bir sessizlik...
uzunca düşündüm sonra üzerine,
birimiz gidiyorduk belki,
diğerimiz dönüyordu...
ben sana dönüyorken sen benden gidiyordun,
ve hangimiz başlatmıştı bunu bilmiyorduk...


sonra,
ömrümün geçtiği ama artık yabancısı olduğum şehrimin sokaklarındaki her kadın biraz bana,
her adam biraz sana dönüşüyordu.
susuyorlardı,
yüzleri asık,
içleri hüzünlüydü,
mutsuzlardı,
umutsuz,
yolları karanlık...


oysa ben gündüz bile sokak lambalarını yakıyordum;
giderek sana, giderek bana dönüşen herkes için,
hayal kırıklıklarımı göz kapaklarımın ardına gizliyordum sen görme diye,
ne kadar gizleyebilirdim sen bu kadar içimi görüyorken?
gizleyebilir miydim yıldızlar gibi elimi uzatsam sana dokunacak gibi oluşumun
ve senin tıpkı onlar gibi ışık yılları kadar uzak oluşunun
senden gidemeyişimin aslı sebebi oluşunu,
bu kadar biliyorken bendeki halini, gizleyebilir miydim?


peki bu kadar durduramazken ben gidişini,
neden yanıyordu hala sokak lambaları?


sen gidiyorsun... *
gidiyor yarınım, gidiyor evvelim, yaşamım sebebim gidiyor,
ama hepsinden önce sen gidiyorsun...
devamını gör...
1180.
“ hepimiz bu mekan ve bu zaman dilimindeki ziyaretçileriz.
sadece burdan geçiyoruz .
amacımız gözlemlemek, öğrenmek, gelişmek , sevmek.
sonra eve gideceğiz “
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim