normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
1161.
uh, bugün çatır çutur klavyeyi ağlatasım var. (bkz: klavye delikanlısı) delikanlım şarkısını da severim, yılların efsanesi. yapılacak gırla iş var. ne zaman yok ki? amaaaan sal s. diyemiyorum kendime. güzelinden bir makyaj yapasım var, uzun zaman sonra bir cat eyes - eyeliner çekesim var. sonra da ceketli mi - ceketsiz mi dışarıdaki işlerimi halledip eve dönüp ders mers çalışmam gerek. yemek yapmam gerek. daha fazla kitap okuyup, film izlemem gerek. yarım bıraktığım dizilerim, canım dostlarımla görüşmem gerek. temizlik yapmam, aklirik boya ile hunharca tabloya girişmem, masamı düzenlemem, faturalarımı yatırmam gerek. bitmez bu işler. şurada, yumoş koltuğumda oturup yazmak ne kadar güzel. konfor alanı dedikleri işte buuuuuuuuu. bu! çıkasımızın gelmediği alandan el mahkum gerçek hayat sorunları sebebiyle çıkmam gerek. bomba gibi bir enerji yüklendim. kaybolmadan, değerlendireyim. sende öyle yap, yükselince durma. koş, koş, koş!
devamını gör...
1162.
bozkırın bakir çorak topraklarında, sonsuz bir yaşam ezgisinin fısıldadığı, biraz yaşlı ve hüzünlü bir vadinin ötesinde dostane bir kasaba vardır. nice duygulu, tatlı bir ürperti uyandıran anıların yaşandığı bir kasabadır, belki bir ütopyadır. yemyeşil ovaların taş evleri (?) dört bir yana dizilmiştir, insan evlerin arasından geçerken güçlü bir sezgiyle duyumsar yaşayan havayı. kadimdir, çoraktır ama sonsuz bir merhamet çizgisinde buluşur gerçekle. mistik bir dünyanın kapılarını aralar. insana arafsı düşleri anımsatır bir yandan da. her ne kadar cennetten bir manzara gibi gözükse de yaşlı ve hüzünlü bir vadinin ötesinde yer alır. iyiliğin de kötülüğün de, şeytan'ın da tanrı'nın da bir suretini anımsatır. merhametin yalnızca iyi bir şey olmadığını, aslında pek gerekli olduğu zamanlarda dahi kötülüğe yol açabileceğini hatırlatır. doğrudur bu, sezgisel bir evrenin kapılarını aralayan bu evrende insan ne düşüneceğini şaşırabilir.
belki bir janus belki bir abraksas'tır. ama ne olursa olsun bu kasaba pek de isimlendirilmeye değmez. ne de olsa esasında kasabayı kasaba yapan insanlarıdır. her çeşit insan vardır ki bir müezzin ile zangoçun dostluğuna bile rastlayabilirsiniz. işte bu, insan tabiatının köklerini derinden sarsma potansiyeline sahip bir canlılıktır.
----------
ilk paragrafın son kısmında batırdım. kafamı toplamam lazım.
belki bir janus belki bir abraksas'tır. ama ne olursa olsun bu kasaba pek de isimlendirilmeye değmez. ne de olsa esasında kasabayı kasaba yapan insanlarıdır. her çeşit insan vardır ki bir müezzin ile zangoçun dostluğuna bile rastlayabilirsiniz. işte bu, insan tabiatının köklerini derinden sarsma potansiyeline sahip bir canlılıktır.
----------
ilk paragrafın son kısmında batırdım. kafamı toplamam lazım.
devamını gör...
1163.
sadece yaşamayı öğrendim. ne onunla yaşamayı bıraktım ne düşünmeyi. yaşadığınız bir olayı her gün beyninizin yaşaması nasıl bir şey hiç düşündünüz mü? bugün yolda tökezledim. her gün beynim bana yolda tökezlediğimi hatırlatıyor ve tekrarlıyordu. bi yer var o ana ayrılmış silinmiyor. kurtulunmuyor. ince detaylar yazılmıyor ama iyiki onlar yazılmamış. eski kelimeler gibi huzur vermiyor aksine can yakıyor. hem de nasıl yakıyor. çeken anlar tabi. yani benim gibi deliler. aşırı normal deliler.
devamını gör...
1164.
bugün son zamanlarda hiç çalışmadığım kadar çok çalıştım.
bir amacımın olması güzel bir şey, çalışmayı özlemişim resmen. insan 8-18 çalıştığı halde çalışmayı özler mi? öyle saçma bir iş yapıyorum ki inan yaptıkça canımdan can gidiyor aslında. ona çalışmak demiyorum o yüzden, sürünmek daha doğru bir tanım.
bugün bir amaç için çalıştım, bir çizim yaptım * yani aslında kısaca sürünmedim, çalıştım. her gün olduğu gibi zaman geçsin diye bir gözüm saatte değildi, insanların çıktığını görünce farkettim akşam olduğunu.
tüm gün eşek gibi çalıştım diye modum yükseldi resmen.
bu ne saçma şey?
eve giderken markete uğrayıp biraz alışveriş yapayım diyorum , eve girmeden önce evin önündeki parkta biraz yürürüm de. kafamı dağıtmış olurum hem. evet evet öyle yapayım.
ekmek de alırım hem.
bir amacımın olması güzel bir şey, çalışmayı özlemişim resmen. insan 8-18 çalıştığı halde çalışmayı özler mi? öyle saçma bir iş yapıyorum ki inan yaptıkça canımdan can gidiyor aslında. ona çalışmak demiyorum o yüzden, sürünmek daha doğru bir tanım.
bugün bir amaç için çalıştım, bir çizim yaptım * yani aslında kısaca sürünmedim, çalıştım. her gün olduğu gibi zaman geçsin diye bir gözüm saatte değildi, insanların çıktığını görünce farkettim akşam olduğunu.
tüm gün eşek gibi çalıştım diye modum yükseldi resmen.
bu ne saçma şey?
eve giderken markete uğrayıp biraz alışveriş yapayım diyorum , eve girmeden önce evin önündeki parkta biraz yürürüm de. kafamı dağıtmış olurum hem. evet evet öyle yapayım.
ekmek de alırım hem.
devamını gör...
1165.
anılarımın üzerindeki tozu üfledim.
o kadar içime bastırmışım ki..
bayağı katman olmuş,
silmek mi lazım?
neyi silmek?
üstü toz tutan anıları silersen unutamazsın.
yakıp, atmalı o toz dolu defteri.
gözlerimin önünde siluetler..
hafızayı sildirsek geçer mi?
ağır ağır iyileşiyor yaralar,
biraz hızlanması lazım.
ilaç ne?
sevgi merhemi mi?
nefesim kesiliyor..
oksijenim kim, nerede?
deniz görmek lazım..
acılar geçene kadar koşmak gerek.
ona da sigaradan çürüttüğüm ciğerimin nefesi yetmez.
başımı birinin dizine koyup, hüngür hüngür ağlamak istiyorum..
saçlarım okşanınca içimdeki çocuk akıllanır mı? susar mı?
bence susar.
bu dünyadan sevgiyi, ilgiyi, hakikati hissetmeden göçmek istemiyorum..
o kadar içime bastırmışım ki..
bayağı katman olmuş,
silmek mi lazım?
neyi silmek?
üstü toz tutan anıları silersen unutamazsın.
yakıp, atmalı o toz dolu defteri.
gözlerimin önünde siluetler..
hafızayı sildirsek geçer mi?
ağır ağır iyileşiyor yaralar,
biraz hızlanması lazım.
ilaç ne?
sevgi merhemi mi?
nefesim kesiliyor..
oksijenim kim, nerede?
deniz görmek lazım..
acılar geçene kadar koşmak gerek.
ona da sigaradan çürüttüğüm ciğerimin nefesi yetmez.
başımı birinin dizine koyup, hüngür hüngür ağlamak istiyorum..
saçlarım okşanınca içimdeki çocuk akıllanır mı? susar mı?
bence susar.
bu dünyadan sevgiyi, ilgiyi, hakikati hissetmeden göçmek istemiyorum..
devamını gör...
1166.
1167.
kehanet bu ya tam da orada bir boşlukta bulduğu bir tarot kartında çekti burnunu. yoo öyle nezle mezle değildi. burnu düştü. şıp diye.
şıp dedi ve örtüsü kırmızı masada buldu kendini haliyle. kan revan örtüyü enterese de etmedi aynı renk olmalarından mütevellit.
acı var mı? ebleh ebleh baktı öteki, sanki düşen burnu değil kellesiydi...
ne var bunda dedi tekrar.
sahi nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu. tarot kartı elinde 8 eşit parçaya bölündü.
tek elinle mi? dedi.
tek elimle.
demek kendini hazırlamış çok önce. çok önce.. çook çok önce. evvel zaman içinde. kalbur sensin. belki kanbur bile sensin.
kambur öyle yazılmaz yalnız.
nereden biliyorsun yazdığımı?
gittiğin yerde izler bırakmaya pek mahirsin.
hatta kaldığın...
şu tarot kartında..
şu masada ...
sana dokunmadım bile.
bu da mühim maharet vesselam. yine de razıyım. hakkın. hakkım, avucuma verdin.
her neyse nutuk vakti geçti çoktan. beri vakit zamanı... 8 parçanın her biri çoktan buldu yerini. şimdi ister tek tek bul ait olan yere koy eskisi gibi ya da burada sonsuza dek....
kalırım. razıyım değil, razıydım en başından.
bitirmedim sözümü
bitirme.. kalsın öylece kalsın.
buralı mıyım sandın?..
?.... buruna karşı... bir ölüyle mi?. bunu bana yapamazsın.. hem razıydım
kalmaya...
delikanlının fark ettiği andan bir salise sonra, tarot parçalarıyla birlikte siluet de kaybolmuştu..
bir ölüyle mi konuştum onca an?.. peki değer mi? değdi mi?.. dedi kanayan burun sızısını hissetmeye başlayarak.. ve içinden bir ses, hoş bir ses değer dedi... değdi... değer...
şıp dedi ve örtüsü kırmızı masada buldu kendini haliyle. kan revan örtüyü enterese de etmedi aynı renk olmalarından mütevellit.
acı var mı? ebleh ebleh baktı öteki, sanki düşen burnu değil kellesiydi...
ne var bunda dedi tekrar.
sahi nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu. tarot kartı elinde 8 eşit parçaya bölündü.
tek elinle mi? dedi.
tek elimle.
demek kendini hazırlamış çok önce. çok önce.. çook çok önce. evvel zaman içinde. kalbur sensin. belki kanbur bile sensin.
kambur öyle yazılmaz yalnız.
nereden biliyorsun yazdığımı?
gittiğin yerde izler bırakmaya pek mahirsin.
hatta kaldığın...
şu tarot kartında..
şu masada ...
sana dokunmadım bile.
bu da mühim maharet vesselam. yine de razıyım. hakkın. hakkım, avucuma verdin.
her neyse nutuk vakti geçti çoktan. beri vakit zamanı... 8 parçanın her biri çoktan buldu yerini. şimdi ister tek tek bul ait olan yere koy eskisi gibi ya da burada sonsuza dek....
kalırım. razıyım değil, razıydım en başından.
bitirmedim sözümü
bitirme.. kalsın öylece kalsın.
buralı mıyım sandın?..
?.... buruna karşı... bir ölüyle mi?. bunu bana yapamazsın.. hem razıydım
kalmaya...
delikanlının fark ettiği andan bir salise sonra, tarot parçalarıyla birlikte siluet de kaybolmuştu..
bir ölüyle mi konuştum onca an?.. peki değer mi? değdi mi?.. dedi kanayan burun sızısını hissetmeye başlayarak.. ve içinden bir ses, hoş bir ses değer dedi... değdi... değer...
devamını gör...
1168.
bienvenue dans ma réalité
ve evet hoş geldiniz baylar bayanlar benim gerçekliğime.
burada işte bir bardak viski kolanın içinde kaybolan sinek gibi ağır aksak konuşuyorum.
ve siz işte siz elinizde ucuz içkileriniz beni izliyorsunuz değil mi.
kadın sahnenin ortasındaki sandalyeyi ters çevirmiş oturuyordu.
bir hayli seksi görünmesinin sebebi uzun bacaklarıydı pek ala.
ya da belki kısa kesilmiş kızıl saçlarının beyaz teniyle oluşturduğu zıtlıktı.
viskisinden bir yudum aldı ve buğulu sesiyle konuşmaya başlayacaktı ki yine aynı fransızca şarkı arka plandan kısık çalmaya başladı.
bugün kaybettiğiniz aşkınızın anısına içiyorum dedi.
hani o çok sevdiğiniz aşkınız var ya
kalbinizin derin derin çarptığı ve o sizi yok saydığında midenizin orta yerine yediğiniz tekmenin hatırına bu akşam kaldırıyorum kadehimi.
mekanın içindeki seyirciler birer birer kımıldadı. yüzlerindeki maskeleri indirmeye niyetleri yoktu.
kimse aşk acısını kendine sindiremiyordu. aptallıktı belki utanılan.
........
ve evet hoş geldiniz baylar bayanlar benim gerçekliğime.
burada işte bir bardak viski kolanın içinde kaybolan sinek gibi ağır aksak konuşuyorum.
ve siz işte siz elinizde ucuz içkileriniz beni izliyorsunuz değil mi.
kadın sahnenin ortasındaki sandalyeyi ters çevirmiş oturuyordu.
bir hayli seksi görünmesinin sebebi uzun bacaklarıydı pek ala.
ya da belki kısa kesilmiş kızıl saçlarının beyaz teniyle oluşturduğu zıtlıktı.
viskisinden bir yudum aldı ve buğulu sesiyle konuşmaya başlayacaktı ki yine aynı fransızca şarkı arka plandan kısık çalmaya başladı.
bugün kaybettiğiniz aşkınızın anısına içiyorum dedi.
hani o çok sevdiğiniz aşkınız var ya
kalbinizin derin derin çarptığı ve o sizi yok saydığında midenizin orta yerine yediğiniz tekmenin hatırına bu akşam kaldırıyorum kadehimi.
mekanın içindeki seyirciler birer birer kımıldadı. yüzlerindeki maskeleri indirmeye niyetleri yoktu.
kimse aşk acısını kendine sindiremiyordu. aptallıktı belki utanılan.
........
devamını gör...
1169.
son bir kez daha dedim
sonu gelmedi sana olan zaaflarımın
gitmek istedim
çakıldı ayaklarım
talihsizliğim seni uzaktan sevmekti
yine de güzeldi
sen varken cehennem bile cennetti
vakit yolculuk vakti
ağlasam anlaşılır sebebi
varlığım huzursuzluğunun nedeni
sevmek zor mesai
emekli olmalı şimdi
dudaklarımda baldıran zehri
kimse tutamaz beni
kondurdum dudaklarına busemi
kızsan da çok sevdim seni
sonu gelmedi sana olan zaaflarımın
gitmek istedim
çakıldı ayaklarım
talihsizliğim seni uzaktan sevmekti
yine de güzeldi
sen varken cehennem bile cennetti
vakit yolculuk vakti
ağlasam anlaşılır sebebi
varlığım huzursuzluğunun nedeni
sevmek zor mesai
emekli olmalı şimdi
dudaklarımda baldıran zehri
kimse tutamaz beni
kondurdum dudaklarına busemi
kızsan da çok sevdim seni
devamını gör...
1170.
bolca vay be dedirten gün.
bitmeyecekmiş gibiydi, bitti sonunda, her şey gibi. bu arada her şey çok genel bir ifade olsa da bazı insanlar için tek bir anlam içeriyor olabilir.
mümkün, tecrübeyle sabit.
velhasılı bizzat yaptığım pastamın, özenle koyduğum mumlarına sabah çektirdiğim 2 diş nedeniyle üfleyemedim.
dilek tuttum ama kendi adıma değil.
benim prenseste üflemeyi bilmiyor, hüp değil üff yapıcaz diyorum bana üfflüyor, pasta dururken mumların gereksiz bir ayrıntı olduğunu düşünüyor. o kadar haklısın ki.
bitmeyecekmiş gibiydi, bitti sonunda, her şey gibi. bu arada her şey çok genel bir ifade olsa da bazı insanlar için tek bir anlam içeriyor olabilir.
mümkün, tecrübeyle sabit.
velhasılı bizzat yaptığım pastamın, özenle koyduğum mumlarına sabah çektirdiğim 2 diş nedeniyle üfleyemedim.
dilek tuttum ama kendi adıma değil.
benim prenseste üflemeyi bilmiyor, hüp değil üff yapıcaz diyorum bana üfflüyor, pasta dururken mumların gereksiz bir ayrıntı olduğunu düşünüyor. o kadar haklısın ki.
devamını gör...
1171.
son zamanlarda zorlukla var oluyor gibiyim.
devamını gör...
1172.
merhaba sevgili günlük. aa pardon sözlük. bugün kalan ömrümün ilk günü sende bil istedim.
devamını gör...
1173.
hiçbir estetiği olmayan, kırık dökük oluşu apar topar yamalarla gizlenmeye çalışılan; fakat içine girince sanki bina beni değil de, ben binayı taşıyormuşum gibi bir his, çalıştığım bu yer…
aylak aylak oturduğum bu masa, çayım, insan sesleri, telefon sesleri, yazılar, yazıcılar, faxlar, imzalar…
bu, kırtasiye süsü verilmiş bürokratik bir ölüm şeklidir. içeride kaldığınız sürece ölümünüz devam eder.
bu karmaşanın fazlalığı içinde sigaramın eksikliğini duyuyorum. iki kat aşağıda bahçeye açılan kapıdan çıkıyorum.
binanın bahçesi ağaçlarla, otlarla kaplı. bakımsız, fakat doğal olduğu için güzel, seviyorum burayı. karga, güvercin ve serçelere ev sahipliği yapıyor ağaçlar.
iki güvercini özellikle izledim bu sabah sigara molamda. ilk bakışta didişiyorlar sandım. fakat biri diğerini öte'liyormuş meğer. bunu; diğeri ile arasını yaklaşık iki metre açarak başka bir dala konduğunda, uzaklaştırılma cezası verilenin ise güvercin adımlarıyla yavaş yavaş o dala yaklaşmaya çalıştığında anladım. ürkütmemek için verdiği çabayı takdir ettim. fakat eninde sonunda öte’leyenin menziline girecekti. en sonunda öte’leyenin sınırını aşmış olsa gerek, öte’leyen gidip başka bir dala sarıldı…
bu arada, tatlı tatlı esen rüzgar bakımsız çimenleri sağa sola savurup, birinin başını diğerine yaslıyor, el ele tutuşturuyor, bazen bir halk’a olmuşcasına kendiliğinden, bir dansa eşlik ediyordu…
aylak aylak oturduğum bu masa, çayım, insan sesleri, telefon sesleri, yazılar, yazıcılar, faxlar, imzalar…
bu, kırtasiye süsü verilmiş bürokratik bir ölüm şeklidir. içeride kaldığınız sürece ölümünüz devam eder.
bu karmaşanın fazlalığı içinde sigaramın eksikliğini duyuyorum. iki kat aşağıda bahçeye açılan kapıdan çıkıyorum.
binanın bahçesi ağaçlarla, otlarla kaplı. bakımsız, fakat doğal olduğu için güzel, seviyorum burayı. karga, güvercin ve serçelere ev sahipliği yapıyor ağaçlar.
iki güvercini özellikle izledim bu sabah sigara molamda. ilk bakışta didişiyorlar sandım. fakat biri diğerini öte'liyormuş meğer. bunu; diğeri ile arasını yaklaşık iki metre açarak başka bir dala konduğunda, uzaklaştırılma cezası verilenin ise güvercin adımlarıyla yavaş yavaş o dala yaklaşmaya çalıştığında anladım. ürkütmemek için verdiği çabayı takdir ettim. fakat eninde sonunda öte’leyenin menziline girecekti. en sonunda öte’leyenin sınırını aşmış olsa gerek, öte’leyen gidip başka bir dala sarıldı…
bu arada, tatlı tatlı esen rüzgar bakımsız çimenleri sağa sola savurup, birinin başını diğerine yaslıyor, el ele tutuşturuyor, bazen bir halk’a olmuşcasına kendiliğinden, bir dansa eşlik ediyordu…
devamını gör...
1174.
#1264709
bodruma inerken korkma, orada sadece sen varsın. onlar da senin atıkların. ben girdim, ne var ne yok baktım kendiminkine. biraz korkutucu ama girince alışıyorsun. çok korkuyorsan yanına senden fazla korkan bir yetişkin al, ama boşver. en iyisi tek başına korkman. korkma demiştim değil mi? düzeltiyorum. kork. kaçma.
şarabımı hazırladım. iki mum yaktım. biri odayı hafifçe, biri de masamı çokça aydınlatsın diye. bodruma inmedim cenk'in arka bahçesi ama tesadüf bu ya tüm şehirde bakım için üç buçuk saatlik bir elektrik kesintisi vardı. tüm şehir kapkaranlıktı. küçük bir ışık parçasında bile uyuyamadığı için uyku gözlüğü takan bir insana göre ise karanlıktan çok korkuyorum. hani karanlığa alışmak diye bir deyim vardır. bir süre sonra hafifçe görmeye başlar ve rahatlarsın. ben de öyle olmuyor. çünkü göremediğim bir uzaklık ve karanlığa hapsolmuş şekiller hep var olmaya devam ediyor. bilmediklerimden korkarım. gücüm ancak bildiklerime yetiyor. bu yüzden de daha fazla öğrenmek için çaba sarf edip duruyorum.
ama konu bu değildi. uzun uzun cenk okuyunca bilinç akışına kaptırıyorsun kendini ve kendi üslubuna dönme meselesi de biraz zaman alıyor.
şarabımı içip, arkadaki şarkının neşeli seslerine adapte olmuşken birden ekrandaki mesaj yüzünden ruhumun/bilincimin karanlıklarına doğru itiliyorum. hayır gidesim yok. bir kuyunun dibine düşer gibi derine, çok derine düştüm. o duvarları tırmanmadım ben süründüm. şimdi aynı yolculuğu baştan yapamam. insan olmak zor. kolay incitiyor ve inciniyorsun. ben doğru yolu bulmana yardım ederim, bir meseleyi halletmekte iyiyim diyorsun. inanıyorum, daha önce bozulmuş bir kalbi onardığını da gördüm ama sanırım ben tamir olmak istemiyorum çünkü iyileşirsem gitmem gerek, gidecek bir yerim yok!
ve ben ruhumu iki kez aldattım. üçüncüde sahtelik çok belli olur, oturmaz yüreğime.
dün gece, tüm şehir kapkaranlıktı. ben bir mumun ışığında aklımda eski acılar ile kalakaldım tek başıma. ve herkes uyuyup yeni bir güne uyanmışken ben aynı kaldım. benim için bugün hala dün gibi bir gün.
bodruma inerken korkma, orada sadece sen varsın. onlar da senin atıkların. ben girdim, ne var ne yok baktım kendiminkine. biraz korkutucu ama girince alışıyorsun. çok korkuyorsan yanına senden fazla korkan bir yetişkin al, ama boşver. en iyisi tek başına korkman. korkma demiştim değil mi? düzeltiyorum. kork. kaçma.
şarabımı hazırladım. iki mum yaktım. biri odayı hafifçe, biri de masamı çokça aydınlatsın diye. bodruma inmedim cenk'in arka bahçesi ama tesadüf bu ya tüm şehirde bakım için üç buçuk saatlik bir elektrik kesintisi vardı. tüm şehir kapkaranlıktı. küçük bir ışık parçasında bile uyuyamadığı için uyku gözlüğü takan bir insana göre ise karanlıktan çok korkuyorum. hani karanlığa alışmak diye bir deyim vardır. bir süre sonra hafifçe görmeye başlar ve rahatlarsın. ben de öyle olmuyor. çünkü göremediğim bir uzaklık ve karanlığa hapsolmuş şekiller hep var olmaya devam ediyor. bilmediklerimden korkarım. gücüm ancak bildiklerime yetiyor. bu yüzden de daha fazla öğrenmek için çaba sarf edip duruyorum.
ama konu bu değildi. uzun uzun cenk okuyunca bilinç akışına kaptırıyorsun kendini ve kendi üslubuna dönme meselesi de biraz zaman alıyor.
şarabımı içip, arkadaki şarkının neşeli seslerine adapte olmuşken birden ekrandaki mesaj yüzünden ruhumun/bilincimin karanlıklarına doğru itiliyorum. hayır gidesim yok. bir kuyunun dibine düşer gibi derine, çok derine düştüm. o duvarları tırmanmadım ben süründüm. şimdi aynı yolculuğu baştan yapamam. insan olmak zor. kolay incitiyor ve inciniyorsun. ben doğru yolu bulmana yardım ederim, bir meseleyi halletmekte iyiyim diyorsun. inanıyorum, daha önce bozulmuş bir kalbi onardığını da gördüm ama sanırım ben tamir olmak istemiyorum çünkü iyileşirsem gitmem gerek, gidecek bir yerim yok!
ve ben ruhumu iki kez aldattım. üçüncüde sahtelik çok belli olur, oturmaz yüreğime.
dün gece, tüm şehir kapkaranlıktı. ben bir mumun ışığında aklımda eski acılar ile kalakaldım tek başıma. ve herkes uyuyup yeni bir güne uyanmışken ben aynı kaldım. benim için bugün hala dün gibi bir gün.
devamını gör...
1175.
duygusal bir insan olmadığımı duyarım etrafımdan sık sık. mantığını ön plana alan biriymişim ben. bana göre doğrulara ve bana göre yanlışlara göre yaşarmışım. duygularımın beni yönetmesine izin vermezmişim. nasıl da yapıyormuşum bunu, çok ilginçmiş. allah allah...
şu duygulara göre karar verme/vermeme meselesi ney tam olarak? kim ya, allah aşkına kim, sevebilir, seçebilir kendisine, aklına, mantığına "bir şekilde" uyuyor olmayan birini, şeyi? abi ben mesela, bir ırkçı sevebilir miyim? isterse dünyanın en yakışıklı, en güzel seven, en mükemmel bakan adamı olsun ben ya ben, saygı tanımı benimle örtüşmeyen biriyle olabilir miyim? sen mesela, 2 kedin 3 köpeğin var; hayvan sever olmayan biriyle nasıl bir ilişki kurabilirsin? tamam, hadi sevgiyi geçelim, boğaziçi'ne girmeye puanın yetiyorsa, bahçesinde çok güzel çiçekler var diye osmangazi üniversitesi'ne mi kayıt yaptırırsın abi? karar alma mekanizmalarındaki şu duygusal yönün mantıksallığını bir kabul edebilir mi herkes artık çok rica ediyorum. kendimize "uygun" olana yöneliriz. sen adına duygusallık de, mantıklılık de, krem peynircilik de, canın ne istersen de. bu böyle. geçiyorum?
gelelim nedir duygusallık sorusuna. aşırı uçlarda, egzajere bir dışavurum mu? her şeye ağlamak mı mesela? buluttan nem kapmak da değil, o alınganlık... nedir duygusallık arkadaşım? ben şimdi çok eski bir anıya, çok bugünüme sirayet eden bir geçmişe benzeyen bir sahne görme olasılığım olan gün için şimdiden "duygusallaşıyorsam" nasıl mantığını ön plana alan biri oluyorum? abartı tepkiler veren biri değilim yaşanan üzücü durumlar karşısında ya da kendimi uyutmanın bir şekilde yolunu bulabiliyorum diye, sadece birkaç saatliğine birini görebilmek için şehir değiştirmeyi bir saniye bile düşünmememin "mantıksızlığını" mı görmezden gelmem gerekiyor? üstelik bir sürü tehlikeye gebe bir ziyaret...
hayır yaa duygusal biri değilim ben. bu kadar insan söylüyorsa vardır bir bildikleri. herkes de yanılacak değil ya!
şu duygulara göre karar verme/vermeme meselesi ney tam olarak? kim ya, allah aşkına kim, sevebilir, seçebilir kendisine, aklına, mantığına "bir şekilde" uyuyor olmayan birini, şeyi? abi ben mesela, bir ırkçı sevebilir miyim? isterse dünyanın en yakışıklı, en güzel seven, en mükemmel bakan adamı olsun ben ya ben, saygı tanımı benimle örtüşmeyen biriyle olabilir miyim? sen mesela, 2 kedin 3 köpeğin var; hayvan sever olmayan biriyle nasıl bir ilişki kurabilirsin? tamam, hadi sevgiyi geçelim, boğaziçi'ne girmeye puanın yetiyorsa, bahçesinde çok güzel çiçekler var diye osmangazi üniversitesi'ne mi kayıt yaptırırsın abi? karar alma mekanizmalarındaki şu duygusal yönün mantıksallığını bir kabul edebilir mi herkes artık çok rica ediyorum. kendimize "uygun" olana yöneliriz. sen adına duygusallık de, mantıklılık de, krem peynircilik de, canın ne istersen de. bu böyle. geçiyorum?
gelelim nedir duygusallık sorusuna. aşırı uçlarda, egzajere bir dışavurum mu? her şeye ağlamak mı mesela? buluttan nem kapmak da değil, o alınganlık... nedir duygusallık arkadaşım? ben şimdi çok eski bir anıya, çok bugünüme sirayet eden bir geçmişe benzeyen bir sahne görme olasılığım olan gün için şimdiden "duygusallaşıyorsam" nasıl mantığını ön plana alan biri oluyorum? abartı tepkiler veren biri değilim yaşanan üzücü durumlar karşısında ya da kendimi uyutmanın bir şekilde yolunu bulabiliyorum diye, sadece birkaç saatliğine birini görebilmek için şehir değiştirmeyi bir saniye bile düşünmememin "mantıksızlığını" mı görmezden gelmem gerekiyor? üstelik bir sürü tehlikeye gebe bir ziyaret...
hayır yaa duygusal biri değilim ben. bu kadar insan söylüyorsa vardır bir bildikleri. herkes de yanılacak değil ya!
devamını gör...
1176.
üşeniyorum, hoş geliyorsun bebek...
tarih ; 24 kasım 2017
allah, ayetlerinde dediği gibi "kaldıramayacağı yük vermez ve her zorluğun yanında kolaylık" vardır. bunu biliyorum ve hayatımda bunu bizzat gördüm. çünkü yaşadım.
bazen öyle bir geliyor ki, anlamıyorsun ne olduğunu. güzel bir şarkı dinlesen bile zevk alamıyorsun orada "acıklı" bir söz, bir melodi arıyorsun kendinle özleştirmek ve onunla empati yapabilmek için. eski bir şarkı dinliyorsun doksanlardan. evet ben doksanlar bebesiyim ve o yılları çok özlüyorum be! o şarkıları dinlerken bile bu aralar "ulan ne yaşlanmışız" diyerek kendime acı çıkarabiliyorum.
bazen öyle bir uyumak istiyorum ki, kış uykusu tadında böyle. uyandığımda birçok şey değişsin istiyorum. distopya bu düşünce benim için ama umut etmek yine de güzel şey.
işte depresyon budur mesela. yatağında saatlerce ağlamak değil. dışarıda hava güneşlidir ama içinde gölcük depremi yaşanır, üstüne bir de tsunami yersin. youtube'da dolanırsın ve birilerinin "çok mutlu" olduğunu görünce, ulan bu mutluluğun şifresi falan mı var, varsa versinler dersin ve onları it gibi kıskanırsın. dışarısı sislidir önüne göremezsin, ruhunda da tam daha beteridir. denizlerin en altı gibi zifiri karanlıktır ve hiçbir şey göremezsin.
kendini insan hissetmek istiyorsun, yaptıklarınla, paylaştıklarınla ve seni sen yapan şeylerle ben buradayım diyorsun ama senin burada olduğunu görmüyorlar, dinlemiyorlar, bilmiyorlar, hoş görmek, bilmek ve dinlemek zorunda değiller ama bazen de fark edin lan! illa intihar mı etmek lazım?
ben de kendimde, geleceğimde, ruhumda şu an hiçbir şey göremiyorum işte. ağlamak istersin de ağlayamazsın ya, ama gözlerinden ağlayamazsın. ruhun ağlamanın her şeklini yaşar kanaya kanaya.
hoş uyanıkken de pek duymuyorsunuz. hem de hiçbiriniz. o yüzden bu yazıyı da zor yazdım. çünkü zordur canın yanarken en doğru kelimeleri, en doğru şekilde ifade edebilmek. aklına gelir ve yazarsın. samimi gelebilir sana ama ben daha acımın "a" harfinden dahi bahsedemedim. öyle bir şey bu depresyon işte. zaten bu hissi ne zaman hissetsen, asla içindekileri atamazsın. çünkü o kadar çoktur ki, ruhunun dayanabildiklerine hayret edersin.
bu da böyle boş, içimi döktüğüm ve okuyana birisine hiçbir şey katmayacak bir yazı oldu. merak edenlere bunun tanımını yapayım.
depresyon nedir? sana ilgi çekici tanım yapayım da akılda kalsın.
depresyon, harry potter olup voldermort'a karşı "ne yaparsan yap la bana ne!" diyerek acısına gömülmek ve sana faydası dokunmayanlara karşı bir tavırdır.
depresyon, batman olup gotham'a "defolup gidin ya da kendinizi kendiniz kurtarın. ben yokum lan!" diye isyan etmektir ama en çok kendine isyan etmektir. bu isyanı kimse bilmez, bilse de umurunda olmaz.
depresyon, örümcek adam olup "kahramanlık" yapmayı reddetmek ve kahraman olmayı asla istemeyecek kadar insanlara öfkedir.
depresyon, mustafa kemal atatürk olup sevr antlaşmasına bile "yeter lan! gidin başımdan!" edasıyla imza atarak gereksiz tüm kalabalıklardan kaçıştır.
depresyon, dünyayı kurtaran adam olup "bu dünyayı bu hale siz getirdiniz. siz kurtarın lan düdükler!" diyerek içindeki iyiliğe rağmen iyi olmayı reddetmektir.
depresyon, çözebileceğin bir şeydir. basit bir test sorusu gibi. çözsen, her şey bitecek ama bitince ne olacak? diyerek o soruyu inadına boş bırakmaktır ve kendine, topluma isyandır ve kendi sınırlarında bir ülke kurup, o ülkede tavrınla "ben varım!" demektir. kimsenin duymayacağını, duya da asla umursamayacağını bile bile mucize beklemektir.
depresyon, umutsuz olmak değildir. umutlu olmak için kendine güç, kendine dair bir motivasyon ve sonrasında kendisine gidecek bir yol, yapılacak bir iş ve sarılacak bir dal bulamamaktır.
haydi eyvallah.
tarih ; 24 kasım 2017
allah, ayetlerinde dediği gibi "kaldıramayacağı yük vermez ve her zorluğun yanında kolaylık" vardır. bunu biliyorum ve hayatımda bunu bizzat gördüm. çünkü yaşadım.
bazen öyle bir geliyor ki, anlamıyorsun ne olduğunu. güzel bir şarkı dinlesen bile zevk alamıyorsun orada "acıklı" bir söz, bir melodi arıyorsun kendinle özleştirmek ve onunla empati yapabilmek için. eski bir şarkı dinliyorsun doksanlardan. evet ben doksanlar bebesiyim ve o yılları çok özlüyorum be! o şarkıları dinlerken bile bu aralar "ulan ne yaşlanmışız" diyerek kendime acı çıkarabiliyorum.
bazen öyle bir uyumak istiyorum ki, kış uykusu tadında böyle. uyandığımda birçok şey değişsin istiyorum. distopya bu düşünce benim için ama umut etmek yine de güzel şey.
işte depresyon budur mesela. yatağında saatlerce ağlamak değil. dışarıda hava güneşlidir ama içinde gölcük depremi yaşanır, üstüne bir de tsunami yersin. youtube'da dolanırsın ve birilerinin "çok mutlu" olduğunu görünce, ulan bu mutluluğun şifresi falan mı var, varsa versinler dersin ve onları it gibi kıskanırsın. dışarısı sislidir önüne göremezsin, ruhunda da tam daha beteridir. denizlerin en altı gibi zifiri karanlıktır ve hiçbir şey göremezsin.
kendini insan hissetmek istiyorsun, yaptıklarınla, paylaştıklarınla ve seni sen yapan şeylerle ben buradayım diyorsun ama senin burada olduğunu görmüyorlar, dinlemiyorlar, bilmiyorlar, hoş görmek, bilmek ve dinlemek zorunda değiller ama bazen de fark edin lan! illa intihar mı etmek lazım?
ben de kendimde, geleceğimde, ruhumda şu an hiçbir şey göremiyorum işte. ağlamak istersin de ağlayamazsın ya, ama gözlerinden ağlayamazsın. ruhun ağlamanın her şeklini yaşar kanaya kanaya.
hoş uyanıkken de pek duymuyorsunuz. hem de hiçbiriniz. o yüzden bu yazıyı da zor yazdım. çünkü zordur canın yanarken en doğru kelimeleri, en doğru şekilde ifade edebilmek. aklına gelir ve yazarsın. samimi gelebilir sana ama ben daha acımın "a" harfinden dahi bahsedemedim. öyle bir şey bu depresyon işte. zaten bu hissi ne zaman hissetsen, asla içindekileri atamazsın. çünkü o kadar çoktur ki, ruhunun dayanabildiklerine hayret edersin.
bu da böyle boş, içimi döktüğüm ve okuyana birisine hiçbir şey katmayacak bir yazı oldu. merak edenlere bunun tanımını yapayım.
depresyon nedir? sana ilgi çekici tanım yapayım da akılda kalsın.
depresyon, harry potter olup voldermort'a karşı "ne yaparsan yap la bana ne!" diyerek acısına gömülmek ve sana faydası dokunmayanlara karşı bir tavırdır.
depresyon, batman olup gotham'a "defolup gidin ya da kendinizi kendiniz kurtarın. ben yokum lan!" diye isyan etmektir ama en çok kendine isyan etmektir. bu isyanı kimse bilmez, bilse de umurunda olmaz.
depresyon, örümcek adam olup "kahramanlık" yapmayı reddetmek ve kahraman olmayı asla istemeyecek kadar insanlara öfkedir.
depresyon, mustafa kemal atatürk olup sevr antlaşmasına bile "yeter lan! gidin başımdan!" edasıyla imza atarak gereksiz tüm kalabalıklardan kaçıştır.
depresyon, dünyayı kurtaran adam olup "bu dünyayı bu hale siz getirdiniz. siz kurtarın lan düdükler!" diyerek içindeki iyiliğe rağmen iyi olmayı reddetmektir.
depresyon, çözebileceğin bir şeydir. basit bir test sorusu gibi. çözsen, her şey bitecek ama bitince ne olacak? diyerek o soruyu inadına boş bırakmaktır ve kendine, topluma isyandır ve kendi sınırlarında bir ülke kurup, o ülkede tavrınla "ben varım!" demektir. kimsenin duymayacağını, duya da asla umursamayacağını bile bile mucize beklemektir.
depresyon, umutsuz olmak değildir. umutlu olmak için kendine güç, kendine dair bir motivasyon ve sonrasında kendisine gidecek bir yol, yapılacak bir iş ve sarılacak bir dal bulamamaktır.
haydi eyvallah.
devamını gör...
1177.
rastlantı güzel, fakat zaman kötüydü. zaten* hiç acımadı ki bana, bize. geçmişine duyduğum her özlemde kaldırıp biraz daha ileri fırlattı, sanki cezalandırırmışçasına.
kelimeler şelalesinde boğasım geliyor bazen hayatı, delişmen içinde kaybolayım diyorsun ama... umar ararken yine kendini bir kenarda unutulmuş eski fotoğraflarda buluyorsun.. sonra yine 'ah geçmiş' demeye kalmadan dalıp gitmişsin, bu sırada hayatından bir kaç dakika daha damlamış, gitmiş. geçmiş olmuş..
belki güzel olabilirdi; zamanın olmadığı, dünyadan uzak bir yerde yaşanabilseydi her şey.
kelimeler şelalesinde boğasım geliyor bazen hayatı, delişmen içinde kaybolayım diyorsun ama... umar ararken yine kendini bir kenarda unutulmuş eski fotoğraflarda buluyorsun.. sonra yine 'ah geçmiş' demeye kalmadan dalıp gitmişsin, bu sırada hayatından bir kaç dakika daha damlamış, gitmiş. geçmiş olmuş..
belki güzel olabilirdi; zamanın olmadığı, dünyadan uzak bir yerde yaşanabilseydi her şey.
devamını gör...
1178.
tüm gün sahte gülüşler türlü türlü işlerle kendimi meşgul ediyor, etrafa gülücükler saçıyor tüm enerjimle ortalarda dolanıyorum. peki neden gece olunca bu hislerin hiçbiri benimle kalmıyor? şuan bu saatte kalbimi bu kadar derinden acıtan şey ne? bunun cevabını bende bilmiyorum. gecenin sessizliği çöktüğünde kalbimin sesini dinlemeye korkuyorum. gözlerimden akan o yaşların tam olarak nereye ait olduğunu bilemiyorum. o kadar yoruldum ki kendimden, hayattan ve güçlü görünmeye çalışmaktan. güçlü olmak, güçlü görünmek.. başıma bir şey gelse bana "sen çok güçlüsün" diyorlar. güçlü değilim güçlü olmaya mecbur bırakıldım. güçlü gibi görünmeye çalışırken yanlışlıkla gerçekten güçlü biri oluvermiştim. ben güçlü olmaktan çok yoruldum.. gecenin karanlığıyla birlikte kalbimdeki tüm kasvetli duygular yüzeye çıkıyor sanki. kırgınım ama neye kırgınım? içimde koca bir boşluk var ve onu doldurmam mümkün değil, biliyorum.
devamını gör...
1179.
eylül ayı hüzün ayıymış.
sanırsın diğer aylarda mutluluktan ölüyoduk.
sanırsın diğer aylarda mutluluktan ölüyoduk.
devamını gör...
1180.
bayağıdır buraları boşladım ama kendimle savaşım hiç bitmiyor ki... sanki birçok cephede savaşan bir asker gibiyim, bir cephedeki saldırıyı biraz püskürtürken diğer cephede savaş şiddetleniyor... neyse artık hep bildiğim ve hiç unutmak istemediğim bir şey var ki her ne olursa olsun, sakin olmak, kendime şefkatli davranmak işleri kolaylaştırıyor.. en azından yaşananlar karşısında bir de kendi kendimi pataklamıyorum... şu kilo verme meselesi, bayağı zamandır gündemimde... karaciğer yağlanması da olunca diyetisyene gidip kendime daha kontrollü bir sistem oturtmak istemiştim ama olmuyor öyle işte... bana birisi yasak deyince o yasakları delmek için uğraşan bir yaramaz kız çocuğu var sanki içimde... bu gerçeği bildiğimden önceki seneler hiç diyetisyene gitmeden çok rahat kendi kendime sağlıklı beslenme ve spor programı düzenlemiş ve çok da iyi kilo vermiştim ama aradan geçen zaman içinde bu programı da bozacak kadar bazı zorluklar yaşayınca sağlıklı beslenme, spor falan yalan olmuştu. sonrasında karaciğer yağlanmasıyla yüzleşip daha da sıkı diyet yapmam lazım artık diyerek diyetisyene gitmiştim ama diyetisyene gittikten sonra daha çok kilo almıştım... şimdi de aynı döngü içindeyim... zorunluluklar, yasaklar falan beni bozuyor... halbuki yasak olmayınca o yiyecek aklıma bile gelmez ama yasak olduğunda aklımdan çıkmıyor... bu arada takibe aldığım hem psikolog hem de diyetisyen olan birisinin bir sözü bu konuda farkındalık kazanmamı sağladı... kendisi diyet mantığına karşı olan bir diyetisyen, yani piyasada pek nadir görülen türden bir diyetisyen.. neyse şöyle yazmış: "sağlık sorunlarından dolayı diyet yapmanız gerekiyorsa bile, burada amaç size sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmaktır, yani yiyecekleri kısıtlamaya değil, sağlıklı yiyeceklere odaklanın." evet, bir kez daha anladım, yasak yiyecek diye bir şey yok aslında, dikkatini sağlıklı yiyeceklere verdiğinde o "yasak" yiyeceklerden de canın çektiğinde az miktarda yediğinde zaten kilo veriyorsun... yani, yasaklama, kısıtlama yok... dikkatini sağlıklı yiyeceklere, spora vermek var... bugün itibariyle buzdolabıma yapıştırdığım diyet listemi kaldırdım.. yasakların olmaması bile beni psikolojik açıdan rahatlatıyor... hadi bakalım birinci önceliğim kendime şefkatli olmak, sonrasında zaten istediklerimi başarırım diye umuyorum...
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2