5161.
#3676784 atma ziya..
devamını gör...
5162.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
5163.
bugun benim doğum günüm. merak etmeyin sizden kutlama mesajları almak için yazmıyorum. samimiyetsiz mesajlarınızı kendinize saklayabilirsiniz. sadece içimi döküp gidicem.

doğum günüme bulaşık makinesi boşaltarak girdim. annem ve babam yaklaşık 15 dakika sonra doğum günün kutlu olsun diyip sarıldılar ve bir dakika önceki pozisyonlarına geri döndüler. ben de bulaşık makinesini boşaltmaya devam ettim. boşalttığım içim miydi yoksa makine mi karar veremedim. birkaç arkadaşım yazdı, aradı. sağ olsunlar. ortalık sakinleşince çay bardağına en ucuzundan bi nescafe yaptım. sigaramı aldım ve balkona çıktım. göklerden bir meteor göz kırptı. sanki bir bok olmuş gibi bugün doğmuş olmanın saçma guruyla gerçekleşeceğine inanıyormuş gibi bir dilek salladım arkasından.

bugüne kadar hayatıma girmiş ne kadar insan varsa hepsine şöyle dönüp bir baktım. az da olsa yaşanmışlıkların hatrı vardır diye düşündüğüm insanların silinişini izledim teker teker. bu boktan günü önemsediğimden değil ha, önemsenmediğini gördüğümden. kendi egosunu tatmin etmek için bir şeyleri kutlamaya bahane arayan insanoğlu bazen sadece hatırlanmak istiyor. sanki kendine bile kanıtlayamadığı varlığını birileri hatırlatsın diye bekliyor umutsuzca. bir tanrıya ellerini uzatıp dua etmek gibi anlamsız bir bekleyiş işte. yüklediğimiz anlamlarda boğuluyoruz ne güzel. evrimin bize bahşettiği cehennemimizde kıvranıyoruz son nefesimizi verene kadar. dogmak bir maarifet olsaydı ağlayarak gelmezdik bu dünyaya. ne boktan bir yere geldigimi o doğumhanede kıçıma yediğim tokattan anlamalıydım zaten, salaklık bende. daha kendime bu dünyada bir yer edinememişim, takvimden bir yaprak çalsam ne? kendini bir yere ait hissedemeyenlerin hapsidir bedenleri. bir çentik daha attım içimin duvarlarına. neyse bir gün daha bitti işte, bir yaş daha, birçok insan daha...
ecce mors! ecce vita! ecce homo!
devamını gör...
5164.
ya hayır tabii ki, öyle olmazdı.

ben yine binlerce şarkı dinler, yüzlerce şarkının içinde yaşardım bu yaşa gelinceye kadar ama içinde sen olan şarkılar bu kadar dikkatimi çekmezdi, içinde biz olan şarkıları senin benden önce bile dinlemene bu kadar şaşırmazdım.
şarkılar bu kadar güzel olmazdı, sen olmasaydın.

ya hayır tabii ki, öyle olmazdı.

ben yine deniz aşığı olurdum, benim adım yine mavi olurdu, benim yerim yurdum boz topraklar değil de bu yaşa kadar içimi yakan o mavi tuzlu su olurdu, onu demiyorum. ama o deniz bu kadar mavi olmazdı bak, buna eminim, ada aşığı bir kadın yamacıma sokulup bana eski aşkların, eski köylerin, göçüp gidenlerin ve geride kalanların anılarını anlatmazdı.
denizler bu kadar güzel olmazdı sen olmasaydın.

ya hayır tabii ki, öyle olmazdı.

yine bir sürü kadın girerdi hayatıma, severdim, sevilirdim, buldum o kadını derdim ama yanılırdım. ben seni tanıyana kadar iki kişinin böyle tuhaf ve bu kadar güzel anlaşabileceğini hiç bilmezdim, bir kadının kahkasını duyup içimi ferahlatacağını düşünmezdim, bir kadının yazdığından, sesinden, kokusundan, hayallerinden ve dualarından bu derece etkilenip traktör farına yakalanmış tavşan gibi kalacağımı bilemezdim.
hayatımdaki aşk kelimesi bu kadar güzel olmazdı sen olmasaydın.

yani kısacası kadın, ben böyle olmazdım sen olmasaydın.
devamını gör...
5165.
seni ve sancho'mu özlüyorum...
devamını gör...
5166.
"on sekiz, on dokuz, yirmi'ye bi geldin mi sen? yirmi'ye geldin bitti her şey çünkü artık her şeyi net görmeye başlıyorsun. insanları, insanların yüzünü, o sadakatsizliğini, o yalanlarını, çıkarcılığını, bencilliğini. bunlar ben yirmi iki yaşında olduğum için değil. tecrübe, tecrübe!neyse... "
devamını gör...
5167.
bilemiyorum altan.
devamını gör...
5168.
karalaya karalaya kalem bitti
defter perişan oldu
bu başıma gelenler satırlara sığmaz oldu
devamını gör...
5169.
selam ben geldim,

aklımda hiç yoktu ama biraz döküleyim istedim.

çok sıkılıyorum. bugünlerde hissettiğim tek şey sıkılmak. olandan bitenden hayatımdaki insanların dengesizliklerinden, kendilerince bir kılıf bulup o kılıfın üstüme uydurulmaya çalışılmasından.. ve ona bakıp kendi kendinize kararlar almanızdan…anlamıyorum ve artık anlamaya çalışmak da istemiyorum.

sandığınız kişi değilim. olmaya da niyetim yok..

hayatımda hissettiğim en ciddi yeter duygusu bambaşka bir dünyanın kapılarının açtı. ve şimdi de yeter bence..

benden bu kadar. tutamam. tutmaya da çalışmıyorum.

kendimi değersiz hissetmekten nefret ediyorum.. yapmayın.

çok sıkıldım demiş miydim?

teşekkürler.
devamını gör...
5170.
gece uyumadan önce hala düşünüyorum seni. hani unutmak daha kolay olacaktı
devamını gör...
5171.
bazen kelimeler boğazıma düğümleniyor… içimde koca bir deniz kabarıyor ama kıyıya vuran tek şey suskunluğum oluyor. sana anlatmak istediklerim çok, ama doğru kelimeleri bulmakta zorlanıyorum. belki de korkuyorum… kırıldığını bilmekten, gözlerinde o uzak bakışı görmekten, bana dair inancının yavaş yavaş silinmesinden.
ben hata yaptım… hem de seni en çok sevmem gereken yerde, sana en çok güven vermem gereken zamanda. o an ne düşündüğümü, neden böyle davrandığımı anlatmaya çalışsam bile biliyorum ki kırdığım o narin güveni bir anda onaramam. ama bil ki yaptığım şey asla seni değersiz görmekten ya da sevgimi sorgulamaktan değildi. belki farkında olmadan sana acı verdim, belki de kendime bile açıklayamadığım bir anlık düşüncesizlikti… ama kalbimdeki yerin hiç değişmedi.senin yokluğun, sessiz bir fırtına gibi… dışarıdan sakin görünen ama içimde koca bir yıkım yaratan. gözlerimin baktığı her yerde sen varsın ama ellerim sana uzanamıyor. sesini duymadan geçen her gün, eksik bir gün gibi geliyor. yastığa başımı koyduğumda, günün bütün gürültüsü sustuğunda, kalbimin en derin yerinden senin adın yankılanıyor.keşke zamanı geri sarabilsem,o tartışma hiç yaşanmasa, o yanlış kelimeler ağzımdan hiç çıkmasa, sana bir kere bile olsun "haklısın" demeyi ertelemeseydim. çünkü şimdi biliyorum ki bazen haklı olmak değil, sevdiğini korumak daha önemliymiş.biliyorum, güven yeniden inşa edilir ama bu zaman alır. ben beklemeye hazırım. ne kadar sürerse sürsün, sana kendimi yeniden kanıtlamak, seni yeniden güldürmek, seni yeniden huzurlu hissettirmek istiyorum. çünkü sen benim en değerli parçam, en sessiz dualarım, en güzel tesadüfümsün.senin gülüşünle aydınlanıyor günlerim, senin bakışında buluyorum bütün huzurumu. senin varlığında öğreniyorum, "ev" dediğimiz şeyin aslında bir insan olduğunu.
eğer bir gün tekrar elini tutmama izin verirsen, bu kez daha sıkı tutacağım. seni yalnız bırakmayacağım, seni kırmayacağım. konu ne olursa olsun, susmak yerine anlatacağım, kaçmak yerine sarılacağım. çünkü öğrendim ki sevdiğin yanındayken hiçbir şey çözümsüz değil.sen... kalbimin en çok sevdiği, en çok korumak istediği, en çok değer verdiği yerdesin. ve ben, hayatımın geri kalanını bu sevgiyi hak ettiğini sana göstermek için geçirmek istiyorum. belki binlerce kez "seni seviyorum" diyeceğim ama her seferinde ilk kez söylüyormuş gibi. çünkü senin kalbinde yeniden yer bulmak için, bütün gururumu, bütün inatlarımı bir kenara bırakmaya hazırım.
sen yeter ki bana inan… ben bu sefer yarım kalmayacağım.tamamlanacak ve ellerini hiç bırakmayacağım ve ben bla bla
ayyy amma karardı içim öhö öhmmmm
devamını gör...
5172.
oğuz atay’ın tehlikeli oyunlar romanında dediği gibi: “kafam cam kırıklarıyla dolu, doktor. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?” işte öyle hissediyorum. çok yoruldum… her şeyden, herkesten. rüzgarda savrulmuş bir yaprak gibi; yere düşmüş ama kalkmak da istemeyen biri gibi. gülerken ağlamaya başlamak gibi. kendim hariç herkesin iyi olmasını, mutlu olmasını dilemek ama kendimi daima görmemek… kendimden kaçtıkça, yine olduğum yerde bulmak. gerçekten “yoruldum” demiş miydim?
devamını gör...
5173.
depremden ötürü yine en kötü ihtimallerin peşinde sürükleniyorum.
aslında konu sadece deprem falan da değil, ülkede yaşanan birçok şey.

şu ülkede yaşarken en çok üzüldüğüm şeylerden biri de bazı kesimlerde bulunmayan hiçbir canlının, insanın hiçbir kıymetinin olmayışı.
doğru düzgün yaşayamazsın, ecelinle bile ölemezsin, silkimsonik bir ihmalin kurbanı olarak bir daha hatırlanmayacak, belki adı bile anılmayacak biri olarak ölüp gidersin.
adına da kader derler, belki onu bile diyemeyecekleri kadar bilinmez olursun.

bu şekilde hayatını kaybeden kaç tane insan vardır kim bilir.
insanı geçtim hayvanların bile ölüm şeklini değiştirebilecek bir memleket gerçi.
önlem alınmadığı için kül olan hayvanlara mı üzüleyim yoksa enkazda çaresizce ölen insanlara mı?
ülkenin insanı soktuğu psikolojisi içerisinde insanların gerçekleştirdiği intiharlara mı?

hepsi bir tür cinayetten ibaret geliyor.
kendi ülkemde kendi ülkemin koltuğundakilerin işlediği cinayetlere tanık oluyorum.
devamını gör...
5174.
/şişirdiğiniz balondan egolarınızın kokusu çürümüş et gibi yayılmış ortalığa. sadece tiksinerek bakıyorum uzaktan. bana kalsa hayatımdaki üç beş insan dışında hiç kimseyle iletişim kurmam. ama insanın zayıf tarafından açığa çıkmış toplum denen yozlaşmış birliktelik etrafımı aç kurtlar gibi sarıp sarmalamış. kurduğunuz sistemlerde boğulup, gördüğünüz her şeye inanarak geçirdiğiniz boş hayatlarınızın kimsenin gözünde bir değeri yok, benimki de dahil. bugüne kadar yaşamış binlerce insan ve varlık gibi silinip gideceksiniz ve tarih dediğimiz tozlu sayfalar birkaçınız hariç herkesi çiğneyip yutacak. peydahladığınız çocuklar bile bu dünyadaki varlığınızı tutmaya yetmeyecek çünkü zamanla onların hafızasından bile silineceksiniz. hayatı biraz da olsa yaşanılır kılmak için taktığınız pembe gözlükler gözünüzü bozuyor farkında bile değilsiniz. hoş, farkında olmamanız daha iyi gerçi. ne olursa olsun anlamsız kargaşa bütünlüğünde birilerinin yaşamayı becerebiliyor olması da bir başarı sonuçta./

bu aralar biraz gerginim de, çok belli oluyor mu?
devamını gör...
5175.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
5176.
karalanmış karalar, silmek daha zor.
tebaa çıkar, saraydan çıkmak şaha zor.
çölde bile değilken görmek vaha, zor.
cevaptan korkarım, sormak allaha, zor.
devamını gör...
5177.
birkaç gün önce kitapçıda tanışan çiftlerle ilgili bir şeyler okumuştum. ömrüm kitapçıda geçiyor başıma hiçbir şey gelmiyor derken yine bir şey gelmedi.


geçen perşembe ankara'ya giriş yaptım. derin bir nefes aldım. hayat çektim ciğerlerime. oh be dedim. burası benim evim.
cuma sabahı kızılay'da birkaç işim vardı. işleri sıraya koymaya çalıştım kafamda. önce bir simit çay yapılacak. sonra kuaföre gidilecek ve sonra kolej'de arkadaşla buluşulacak.
önce kuaföre gideyim çıksın aradan dedim. sonra simit yerim. e bu sefer de simit üstüne yemek için arkadaşla buluşmak saçma olacaktı. e iyi o zaman önce simit yiyeyim sonra kuaföre geçerim. hem geri de dönmemiş olurum. oradan kolej'e devam ederim. iyi fikir bu dedim. güzel fikir.
ve kendimi dost'ta buldum. haydaaaaa dedim kendi kendime. ne ara getirdi beni ayaklarım yine buraya? tamam. bir şey almayacağım. bir şey almayacağım diyerek hemen dergi rafına döndüm. sakindi dost. sabah erken. ehhh dedim gezerim uzun uzun. elime aldığım ilk dergide gözüme çarpan bi isme "her b*ku da bilmezsin." i yapıştırdım. ve döndüm. yeni çıkanlar/ çok satanlar sütununun önünde biri kafasını eğmiş eline aldığı kitabı inceliyordu. "o nasıl tişört?" diyerek devam ettim arka tarafa. oradaki yeni çıkan alanıma dair kitaplara bakıp sonra sola dönüp belli raflara bakacak ve çıkıp gidecektim simit yemeye.
olmadı.
hayat malum biz planlar yaparken başımıza gelenler.
ilk adımı gerçekleştirdim. yeni çıkan sütununu geçtim ve ilk kitaplara bakıyordum ki tuhaf tişörtlü adamın bana doğru yaklaştığını gördüm gözümün ucuyla. ister istemez baktım ve göz göze geldik. bi an ben ona baktım o da bana baktı. ben boş bakıyordum ama o sorgulayarak bakıyordu. benim boş bakmam biraz uzun sürmüş olacak ki on küsur yıl önce mezun olduğum okulun adını söyledi. bu sefer o okula dair herkesi aklımdan geçirerek bir de alıcı gözle baktım ve "ahmet!" dedim. hiç düşünmeden dedim. bi anda dedim. "ulan neydi bu çocuğun adı?" demeden dedim. sadece ağzımdan çıktı. "ahmet."
kendi adımı söyleyerek elimi uzattım ve ayaküstü muhabbet etmeye başladık. ahmet benden iki sene önce mezun olmuştu. demek ki birbirimizi 15 yıldır görmüyorduk. (ben arada 2-3 kez görmüştüm kendisini. biraz da stalk) nerelerdesin ne yapıyorsun? aa çok güzel. sen? işte ben de bıdıı dbdıdııd aaa çok güzel. eee biz baya baya muhabbet ediyorduk. e biz okurken muhabbet etmiyorduk ki. ne oldu şimdi? hem ben simit yiyecektim. offf ama ahmet de bırakılmaz ki şimdi 15 senenin üstüne. çocuk beni görmüş. tanımış. üstüne selam vermiş. 15 sene önce etmediğimiz muhabbeti ediyoruz. ben ahmet'i orada bırakacağım? mümkün değil. e ama çay simit. o da bırakılmaz. yapıştırdım teklifi:
"vaktin varsa benimle simit yemek ister misin?"
"olur." dedi ahmet. geldi ahmet benimle. şaka gibi. gelmez sandım. olmaz sandım. öylesine bi teklifti. ama geldi.
ben kitap bakacaktım. dost'u turlayacaktım. hepsi uçtu gitti aklımdan. ahmet'i kaptığım gibi çıktım.
"belli bi yer var mı gittiğin?" dedim. "hiç fark etmez. bilmem de zaten." dedi. dedim "ben bilirim." götürdüm benim simitçime. iki çay iki simit söyledik. sanki en son geçen hafta görüşmüşüz gibi muhabbet ettik. simit gecikti. kalktık istedik. birer çay daha istedik. konuştuk da konuştuk. konuşması güzel de ahmet gözlerimin içine bakıyor. ahmet öyle gülümsüyor ki içim gidiyor. ahmet şerefisizi madem böyle bakacaktın bana neden 15 sene sonra sabahın köründe bi dükkanda denk düşmemizi bekledin?
konuşuyor ahmet, anlatıyor. hafiften de yürüyor. tamam hoşuma da gidiyor ama stalk perilerim beni yanıltmıyorsa ahmet evli. boşanmıştır belki diyorum. ya da ben saçmalıyorum adam sadece eski bi arkadaşı ile karşılaştığı için mutlu diyorum. la bırak diyorum sonra. kim sana böyle baktı daha önce? tadını çıkar sektör et diyorum.
eeee ben kuaföre gidecektim. hof. neys. kalkayım da gideyim diyorum. "öğlen bi arkadaşımla buluşmam gerek." "öğlene daha çok var." diyor. bırakmıyor. inanamıyorum. "o zaman bi kahve ısmarlayayım sana. buradan kalkalım." diyorum. hesap kavgası yapıyoruz. (yerim.) tabii ki benim mekânımda ben ödüyorum. çıkıyoruz. "ilk defa geldim buraya. şimdi hep aklıma sen gelirsin." diyor. ağzı hâlâ laf yapıyor şerefsizin.
simitçiden çıkınca "dişimde bir şey kaldı mı?" diye dişlerim gösteriyorum. "samimiyetin harika" diyor. kırk yaşımda bir de yanında kasılamayacağım cağnım. özenirken de sallamadın. şimdi de özenmiyorum hadi bakalım. barbar yanımla tanış.
sakarya'ya geçiyoruz. tam bi kafeye geçeceğiz. aklıma başka bir yer geliyor. "seni benim için çok özel bi yere götüreyim mi?" diyorum. "mutlu olurum." diyor. babacan çay ocağına geçiyoruz. birer çay da orada yuvarlıyoruz. eski günlerden konuşuyoruz. üniversiteden. bölümden. tiyatro kulübünden. "komiktin." diyorum. "hâlâ güldürebiliyorum ama seni." diyor. aradaki 15 seneyi konuşuyoruz. evlenmiş. iki de çocuk. bir kız bir oğlan. hayaller. hayatlar. gerçekleşenler. içimizde kalanlar.
"sen neden karşılaşınca adını söyledin? tanımıyor muyum seni sanki?" diyor. "beni bildiğini bilmiyordum." diyorum. "biliyorum tabii ki neden bilmeyeyim?" diyor. "o zamanlar götünde gezdik. onu da bildin mi?" diyemiyorum.
babacan'dan kalkıp kahve içmeye gidiyoruz. bırakmıyor. asla bırakmıyor. o ısmarlayacakmış. öğlen oldu. kuaför kaldı. bari arkadaşa geçeyim. bırak beni. daha fazla anıya gerek yok gerçekten.
sakarya'daki zincir kahvecilerden birindeyiz. mekânın o kısmında yalnızca ikimiz. muhabbet dertleşmeye döndü. eski günler. ortak arkadaşlar. başarılamayanlar. arada zarf atmalar. (yemezler.)
"ben" dedim "artık gideyim."
"bırakayım." dedi.
dedim "etme."
ısrar etti. benimle kolej'e kadar yürüdü. o zehri attı bi kere. benimle yürüdü. konuşa konuşa, güle güle, saya söve yürüdük kolej'e kadar. arkadaşımın çalıştığı okulun kapısına geldiğimizde "numaramı istersin artık heralde." dedim. aldı. sonra sarıldım. on beş senelik sarıldım. o ara arkadaşım geldi. bir de onunla tanıştı. ayrıldık.

bir süre sonra mesaj yazmış. konuşabilir miyiz diye. aradım. konuştuk.
"başka türlü olsaydı nasıl olurdu diye düşündüm." dedi.
"o zamanlar senden bir ses bekledim." dedi.
"ben seni çok özgüvenli gördüm." dedi.
"bu sabah bana çok iyi geldi." dedi.
"ne fark eder ahmet?" dedim.
"haklısın." dedi.
"muhabbet ederiz ama ben mutlu oldum seni gördüğüme." dedim.
"öyle özgür biri değilim." dedi.

kapattık.

3-5 gün ses çıkmadı.

hani belki yine benden bekliyorsa diye az önce üniversitede oynadığı oyunun bi videosunu bulup gönderdim yutuptan.

"hocam bunu nereden buldun? nereden çıktı? duygulandırdın beni. selamlar."
devamını gör...
5178.
işbu 5150. tanım: biri silinmezse ya da biri, silmezse. ben yazana kadar araya ek de olabilir. *


başlarken çalan şarkı;

şehre giriş yapıyorum. aslında şehre bu yeni gelişim değil, sadece şehrin güney kanadından yeni girişim. diğer türlü aynı his olmuyor zira... şehir beni havai fişekler ve bir kutlama havasında karşılıyor. karşılanan ben değilim ve kutlanan, kutsanan... şehre geliyorum, ülkeye... senin şehrine, senin ülkene. güney kanadından bakarken ışıklar içindeki parlak ve gecenin o saatinde yaşayan şehre, şehir hâlâ ayakta sen hâlâ ayaktasın. yaşıyor şehir bu kez hissediyorum. yaşıyorsun sen. nefesini ensemde hissediyorum. ürperiyorum ve zamanımı harcayıp gitmek üzerine planlar yapıyor, uygulamaya koyuyorum.

şarkı değişiyor;


zamanım bitiyor. azalıyor... sonrası maviler, yeşiller, sarılar... dürtüler. sınırlar, şeffaf duyarlılıklar, duyarsızlıklar, serbestlikler, acılar, biraz ermenice, biraz rusça, çokça boşça... ve şehri sana bırakıyorum. nefesini de şehre....

bittiğinde çalan şarkı;

olur öyle şeyler. şehir uyur, ülke uyur, kıyamet kopar ben giderim. gitmek benim nazarım.... sonunu getirece'ği'm.
devamını gör...
5179.
hava güzeldi. üsküdar bu havalarda pek bir güzeldi.

dile kolay, on yıl yaşamışım bu semtte.
on güzel yıl. salacak sahilinde atılan on binlerce adım. dinlenen düzinelerce şarkı. yazılan üç beş şiir, toy zamanlar tabi. heybede biriken anılar. zorluklar, mutluluklar, iyi-kötü tüm insanlar. bakkal nihat, selim abi, köşedeki manav. valide cami'nin kedileri. mihrimahın denize nazır avlusu. hüdai'nin huzuru. salonda dolmabahçe'nin ışıkları.

unutulur mu?
devamını gör...
5180.
bazıları daha dünyaya gelmeden o kara yazının sillesini yer.
kimsenin umurunda olmayan bir hayat, kimsenin göremediği gözyaşları, kimsenin duymadığı feryatlar.
kimseye layık olmayan bir yürek, boşa geçmiş bir ömür adeta bir paspas gibi yerlerde gezer durur.

hiç bir güzel olana hakkın yoktur, hayal etmek bile yasaklanmıştır. rüyalar bile bir uğrar gider, bir daha asla göremezsin.
paramparça olmuş yüreğin her parçası o fırtınalarla beraber savrulup gitmiştir.
asla bir daha bulamazsın. bulsan bile artık senin değildir o parça, kırıktır, tanınmazdır.

hep istersin, o olsun, o görsün, sevsin.
ama olmaz işte. ona da izin yoktur, o da ufkun ardından kaybolan güneş misali seni karanlığa esir edip gitmiştir.

bu dünyadan geçmişsindir artık. bu dünyadan bir fayda kalmamıştır, o da istemiyordur seni...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim