741.
okuduğum kitaptaki karakterlerin adını unutma huyum var. bir süre sonra acaba bu kimdi diyorum. kafamdaki kişinin aslında başkası çıkınca işler karışıyor.
bende bir çözüm buldum.
karalama defterim karakterlerle dolu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
742.
bir küçücük aslancık varmış

aslan ortak nokta
aslan bir çok şeyin ortak noktası

aslanların yolu kesişiyor
ama bu aslanlar
öyle bildiğiniz aslanlardan değil
yanlışlıkla aslan olmuşlar
zaten aslana benzer bi halleri de yok
tembel olmaları dışında
bir de seviliyorlar

en iyisi uyumak
çaresiz,
sıcağa teslim olmak...
devamını gör...
743.
buradan ulaşmam doğru mu bilmiyorum ama eğer görsel sanatlar öğretmeni olan birisi varsa bana ulaşabilir mi? yardım almak istediğim bir konu varda.
devamını gör...
744.
her aksam her sabah senin için hazirlanirdim ben
biri için hazirlanmak ne aciklidir oysa
keza bunu bilecek kadar olgun, anlamayacak kadar çocuktum daha
kendimi görmek istediğim tek yer kahverengi gözlerinde ışıldayan aksimdi artik
kınadığım her şeyi yaşadığim gibi
aşik ve biçare kadinlardan biriyim simdi
altinda ezilecek kadar ağir esasen hisettiklerim
aldığim nefesi veremeden diğerini aldiracak kadar fazla
kalbim duracak kadar özgürüm sanki
ve hapsolduğum zindanı göremeyecek kadar mahkum
bu hastalıkla yaşamali insan asirlarca hiç şikayet etmeden
ta ki katilinin aşk olduğu bilinmeyen bi cenaze olana kadar.
devamını gör...
745.
kuşlar, yuvalarında rahat değil.
artık onlar için en büyük aydınlık güneş değil.
kediler artık köpeklerden korkmuyor.
insanlar kadar korkunç değil.
ağaçlar kesilmenin acısını unuttu
yanmak kadar acı değil.
devamını gör...
746.
içinde adım yazan bir tanım bıraktın giderken, dönüp dolaşıp onu okuyor, o tanımın içindeki şarkıda boğuluyorum. adımı duymak, okumak hiç bu kadar zor gelmemişti.
oysa senin adının yanına yakışmıştım, sen bahçe ben rüzgâr, bir de denizi alacaktık ardımıza, sonrası hep iyilik güzellik.

geçen gün iskeleye gittim, sensiz oldu ama kusura bakma. yine de attığım ilk adımdan son tekerlek dönüşüne kadar her saniye aklımdaydın. ev vardı, ben vardım, seneler sonra gelen yaşama gücü vardı, bahçedeki zakkum kokuyordu, denizin iyotu tam kıvamındaydı, hanımelini ve limon ağacını dikeceğim yerleri sana soracaktım tam; yoktun...

bak işte bu çok kötü, yarım kalmışlığın bile yarısında kalmışım, öyle acımasız. vicdan azabı insanın içinde bir yerde asılı kalır ya, bilirsin belki o ağırlığı, öyle bir ağırlık.

olması lazım, olmaması lazım, yok, eksik, natamam, haber, deniz, kahve, çamur, şarkılar, urla, limon ağacı, hanımeli, didoş, bakılmayan bir mutsuz, kendine bakamayan ben, yarım kalmış bir şarkıda sen..

haksızlık çok hadsiz ve sensizlik çok haksız!
devamını gör...
747.
aşırı fedakar iyilik meleği pozlarında olan insanlardan hep korkmuşumdur.. çünkü o fedakarlıklar hiçbir zaman boşuna değildir. birini kontrol etmenin en kolay yolu, onun yapabileceği işleri bile hallederek ona bir konfor alanı oluşturmaktır, böylece o alan için kalmasını sağlayarak çizdiği sınırların dışına çıkamayacak kadar onu kendine bağımlı hale getirir. aşırı fedakarlık, egonun oyunlarından biridir. aşırı fedakar insan, belli bir süre sonra aşırı talepkar birine dönüşecektir. ettiği fedaların kârının beklentisi içine girecek ve beklentisi karşılanmadıkça karşısındaki kişiye hayatı zindan edecektir. zaten onun beklentisini karşılamak da mümkün değildir, çünkü yara çok derinlerdedir ve karşısındakinden asla yapması mümkün olmayan bir şeyi *istemektedir. hayatınızda böyle biri varsa, kendi yapabileceğiniz işleri onun yapmasına izin vermeyin, adım adım kendi işlerinizi yapmayı öğrenin, "dur ben yaparım" demesine bile müsaade etmeden kendi sorumluluklarınızı üstlenmeyi öğrenin. kendi hayatının kontrolünü/sorumluluğunu üstlenmeyenler, maalesef ki aşırı fedakar biri kılığındaki bu talepkarların elinde oyuncak oluyor... yani her şey dönüp dolaşıp kendi sorumluğunu üstlenmeye geliyor...
devamını gör...
748.
saat oldum
sanki benim akrep diye dönen

olsa kudretim
bir çırpıda set çeksem dalgalara
sonra istediğim yangına savursam

bu sıcakta sadece
üşütür müyüm acaba diye düşünsem
rüzgar her ne kadar tatlı esse de

ufuklara doğru
terimin son damlasına kadar koşsam

biri beni uyuştursa

sorgu odası gerçek oldu#932015

keşke dişim ağrısa
keşke...
devamını gör...
749.
şu “kalite kokan” kalıbını kullananların ayaklarının da kokmasını diliyorum kokan bi kalite varsa onun da allah belasını versin..
devamını gör...
750.
ağlamak mı daha kötü yoksa ağlayamamak mı?
×××
bence ağlayamamak. ağladıktan sonra bir rahatlıyor insan, içini boşaltıyorsun. sanki, ağlarken tüm üzüntün ve kederin göz yaşı olup akıyor gözlerinden. yüzüne bulaşıyor, yüzün ıslanıyor. usulca siliyorsun göz yaşlarını. aynadaki yansımanı izliyorsun bir süre. düşünüyorsun; değenleri, en çok da değmeyenleri.. geçiyor sonra, rahatlamış hissediyorsun. gülümsüyorsun hafifçe, vee tebrikler seansımız sona erdi.

peki ağlayamayınca ne yapacaksın, ha? ben söyleyeyim hiçbir şey. içinden atamadığın üzüntüyle kalacaksın öylece. her şey birikecek, hatta içinde taşlaşacak. sen bile farketmeyeceksin belki de.
uzun zamandır ağlayamıyorum, ağlayabildiğim zamanlarda daha mutluydum. şimdi ne zaman ağlayasım gelse istemsizce kahkaha atıyorum.. bu durum kötü, çok kötü.
henüz ağlayabiliyorken ağlayın, ciddiyim. utanmayın, ağlamak zayıflık göstergesi değil. siz ağlayın ben hayran hayran izlerim sizi hatta.. umarım en yakın zamanda ağlayabildiğim zamanlara dönerim.*
son olarak hem kendim hem de benim gibi ağlayamayan premsesler* için bir şarkı bırakıyorum. *
bu arada cinsiyetçilik demeden önce şarkının ismine bakın derim.*
devamını gör...
751.
sabahın beş buçuğu. yine saçma bir uyanma hali. masamda kahve, ağzımda sigara… yazacak kelimeler çıkmıyor dimağımdan.
devamını gör...
752.
yokluğun manas destanı içimde, bir de manasız.

evet, olsaydın güleceğin aptalca kelime tellerinden geçiyorum, o tellerdeki mavi muhabbet kuşlarının çok selamı var sana.
sonra kedilerimin de selamı var.

dediğin bişi, bi ima geliyor aklıma benim zilli kıza her baktığımda, kedilerimin aslında seninle ortak çalışan canlılar olduğu. bana bakışları "iyi bok yedin" gibi oluyo bazen, o zaman iyice inanıyorum.
hava şımarıkça, zalimce sıcak yine, çay hararet hariç her şeyi alıyor, ha bi de hasreti almıyor, ondan eminim, alkol de almıyor, uyku da almıyor, şarkılar da almıyor, bunların tam zıddı olan her şey de almıyor, o öylece askıda duruyor.

askıda hasret olsa nasıl olurdu acaba, hiç alıcısı çıkmazdı sanırım, aklım almıyor, aklım karışık.
tam unuttum diyorum, tam unutuyorum diyorum, tam karşıma "bak bu unutturacak onu" diye birini oturtup efes içiyorum ama olmuyor.
bak, efes içecek kadar zor durumdayım, anla beni.*

niye anlamadın ya sen beni, zakkum anladı, kedi anladı, kaldırım taşları anladı, ot anladı, bok anladı bi sen anlamadın.
neyse, mavi renkli muhabbet kuşu didem madak şiirinin içine kaçtı ben böyle tuhaf şeyler söyleyince gördün mü?

bak, tekrar söylüyorum, o sorunun cevabı yok, sen yokken kimse bakmıyor, o soru öylece süzülüyor, o soru öylece süzülecek, o soruya senden başka kimse muhattap olmayacak, sahi ya kadın ;

mutsuza kim bakacak?
devamını gör...
753.
insanların söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmayınca ben kapı önünde yağmurda bekletilmiş bir çocuk gibi hissediyorum kendimi.
hala da bekliyorum...
kapı açılsın, üstü başı ıslak o kız çocuğu içeri alınsın, ona yeni, güzel giysiler verilsin, saçı taransın şefkatle, sarıp sarmalansın diye.
çok anlam yüklemek belki bu.


cahit zarifoğlu diyor ya hani: "onca sevgiye rağmen kalbi filizlenmemişse, toprağı sen değilsindir."

belki sen bana bir şey öğretirsin; çiçek açamadığımız yerden gitmemiz gerekiyordur. bunu gösteriyorsun belki bana sen.
iyi gelmiyorsa bir insan gitmelidir en sevdiğinden bile…
devamını gör...
754.
toplum olarak kötü şeyler yaşıyoruz, daha da fazlasını yaşayacağımızı düşünüyorum. şu an yaşayan tc vatandaşları terör gördü, darbe gördü, deprem gördü, yangın gördü gayrı bundan sonra uzaylılar bile gelse şaşırmam. sonumuz iyi olur inşallah.
devamını gör...
755.
çok yorgunum, hem de çok. ama bu yorgunluk bedenen değil sevgili okur, ruhen bir yorgunluk. ruhum o kadar yorgun ki bunu asla anlayamazsınız, evet asla.
zihnim çok karışık, hep bir düşüncelerin en derinlik noktalarında. sürekli düşünüyor, düşünüyor ama bir sonuca varamıyor bu zihin. bir sonuca varamadığının da farkında ama kendini bir yalana inandırmış işte, bir zamanlar sadece yalandan ibaret olduğunu düşünmüş olduğu bu “hastalıklı düşünce” artık hayatının merkezine kon(ul)muş bir gerçekliğe dönüşmüştü.
bir nevi kendini kandırmaktı belki de bu, kendimi kandırdığımın farkındayım. bazılarınız “kendini kandırdığının farkında olduğunu söylüyorsun, o zaman kendini kandırmamış oluyorsun” şeklinde bana söylevler çekebilir ama hayır hayır işte, bu gözüktüğü gibi değil. içinde bulunduğum durum bir çıkmaz sokaktan ibaret ve buradan çıkmam çok zor, belki bir ihtimal çıkabilirim ama çıkabileceğim noktaya gelene kadar epey daha acı çekeceğim-bunu da gayet aklı başında bir şekilde biliyorum- neyse, bu yazdıklarımın hiçbir manası yok aslında, çünkü beni anlayamayacaksınız. siz sevgili asilzade beyefendiler, hanımefendiler beni anlamanız çok düşük bir ihtimal, ben artık anlaşılma inancımı çoktan yitirdim sadece bunu kendime itiraf etmek kaldı. bir gün, bir gün bunu sizler ne dersiniz ne söylersiniz diye düşünmeden kendime itiraf edeceğim.

ek olarak; koca bir ağız dolusu yetersiz kelimelerden, düşük cümlelerden oluşan koca bir metin, yazı, tanım var karşınızda adını ne derseniz deyin, bu sefer dediklerinizi umursamayacağım -aslında umursuyorum da- neyse…
devamını gör...
756.
hayatım boyunca regl olmayan bir kadın aradım durdum. rüyanda görmeye devam ediyorsan umudunu yitirme demişler halen görüyorum. daima peşinde olacağım.
devamını gör...
757.
bir kadın olarak korkuyorum. ölmekten değil de ıssız bir yerde bağrışlarımı kimsenin duymadığı bir yerde öldürülmekten korkuyorum..bedenime izinsizce dokunmalarından korkuyorum. haberlerde 1 dakika konum geçip sonra unutulup gideceğim binlerce kadın gibi. kimsenin aklına da gelmeyeceğim. bir iki kere ahlayıp vahlayacaklar sonra o elbiseyi giymeseymiş, gece geç saatte dışarı çıkmasaymış, makyaj yapmasaymış, elini öyle sallamasaymış. işte deli gibi korkuyorum bu çağın insanlarından.
devamını gör...
758.
seviyorum bu havaları. içim gibi karanlık. saçlarımı rüzgara teslim etmişim, fonda "unutmuş çoktan".. kim bilir ?
boş bakıyorum etrafa, her gördüğüm buluta yağmuru yağdırması için yalvarıyorum. bugün ruhumun yağmur altında kilometrelerce yürüyesi var. evet, yine tek başıma. sonra gelir yatağıma yatarım, şarkımı açıp, saçlarımı okşarım. yeter ki kimse acısını bulaştırmasın. bulutlardan başkası üstüme gölge etmesin. hem bazen "var olmak için yok olmak " gerekir.
içimde yok olmak. evet.
devamını gör...
759.
sonbahar gelse de sıcaklardan kurtulsak.
devamını gör...
760.
sabah kalkar kalkmaz laptopla birlikte başka bir yatağa attım kendimi. kulaklığı küçük deliğe denk getirmeye çalışırken gözlerimi aralamaya çalışıyordum. uykum vardı ama uyuyamıyordum. hayır, bir uyku problemim yok. sadece kendimi bir şeyler izlemeye o kadar şartlamıştım ki hayat amacım bu olmuştu. ne kitap okuyor, ne gitar çalışıyordum. üstelik bu durumdan rahatsız olmama rağmen bir şey yapmıyordum. kendime acırken dizimi açıyordum. biri biterken diğerine başlıyordum. hepsi kendimi şartlamamdan olmuştu. peki bunu biliyorsam ve bu durumdan şikayetçiysem neden bir şeyler yapmıyordum? aslında durumdan şikayetçi değil miydim? bilmem, çok zor bir soru bu. bu soruya cevap arayalım derken iyice derine dalar çıkamayız, geri dönelim en iyisi biz.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim