normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
2421.
bugün, çok büyük bir karar verdim. daha önce de vermiş olduğum türde, alışkın olduğum büyüklükte bir karar. yabancısı değilim.
konfor alanım diye tanımlayabileceğim, belirsiz bir süredir, farkında olmadığım bir kırılma anından itibaren artık bana konfor değil bilakis zorluk yaşattığını sonunda kabullendiğim bir döngüden kendimi sıyırma kararı; işimi değiştirmeye karar verdim. bu da demek oluyor ki aslında hayatımı değiştiriyorum. yine. yeniden.
elbette ki heyecan verici bir şey bu. yeni olan, sonunda çirkin olacaksa da başlangıçta güzeldir, iyidir, bunu hepimiz biliriz. her şey bir gün yeniliğini kaybeder. dolayısıyla her şey başlangıcındaki parıltısını da verdiği heyecanı da yitirmeye mecburdur bir gün. devamlılık ise, yeniliğin tanıdıklığa dönüşmesinin ardından verdiği huzurun büyüklüğüyle gerçekleniyorsa şayet, aslolandır. ve en son adım da bunun bakiliği. ruhu ya da aklı hasta değilse bir insanın sürekliliği olan tanıdık, aşırı uçta bir ışıltısı olmasa da kendisini ona iyi hissettiren bir insan, şey ya da durumdan uzaklaşmaz. aksi yaşanıyorsa da belli bir süre dayanabiliyoruz ancak işte.
haliyle düşündüm. bir eylem planı yapmam gerek. nasıl yapmıştım daha önce? neler geçmişti başımdan? neleri somut şekilde görmüştüm de vermiştim kararımı? işler bu noktaya hangi yollardan geçerek gelmişti de ben bir gün bile (neyse ki) pişman olmamıştım verdiğim o büyük karardan?
başlangıcından itibaren düşünmeye başladım doğal olarak. güzel, çok güzel şeyler hatırladım. gülümsedim. bir yudum daha aldım içkimden. devam ettim, keyifsiz anlara, iç sıkıntılarına geldim. üzüldüm azcık ama yanmadı içim. yine de biraz daha içerek ferahlattım kendimi. sonra fark ettim ki hep kararı alma sürecime etki eden olumsuz faktörleri ve sonrasını anlatmışım o konuyla alakalı burada. tamam hep değilse de çoğunlukla. haksızlık bu. halbuki hiç öyle değildi o işler başta...
benim gözlerim kahverengi. gözbebeğimin, içinden başlayarak dışa doğru renginin açıldığını ve hatta tam dışında mavi bir halka olduğunu tek bir adam gördü şimdiye kadar. o kadar uzun süreler boyunca, nefesi nefesime karışarak santimler ötemde yatıp gözlerimden bahsetti ki hiç sıkılmadan ve benim de sıkılmama izin vermeyerek, hayat hep bu şekilde akacak diye düşünmek zorunda kaldık ikimiz de. bazen bana dokunmadan bana dokunduğunu hissettirecek kadar çok bana odaklanmış bir adam tarafından sevildim ben. her defasında beni hayretler içerisinde bırakacak kadar dikkatle tüm tavırlarımı, tüm alışkanlıklarımı, tüm eylemlerimi gözlemlerdi bana hiç fark ettirmeden. temas bağımlısıydı, benim gibi görece soğuk bir kadının bile alışkanlıklarını dönüştürecek kadar güzel ve rahatsız etmeden dokunurdu ama. elimi tutmadan uyumaz, öfkeden gözüm döndüğü anlarda bile tek bir hareketi ile beni sakinleştirmeyi bilebilecek kadar beni görmüş, anlamış, tanımıştı. bana ilk orgazmımı o yaşattı. bana kendimi tanımamı ve tanıdığımla her daim barışık olmam gerektiğini o öğretti. sadece beni ilgilendiren konularda, kimseyle ilişkilendirilemeyecek alanlarda kıskanç bir insan olduğumu ve beni asıl motive edenin bu olduğunu o fark ettirdi bana. ve hayatla kurduğum en güçlü bağlardan biridir bu kendimle yarışım bugün hala. beni o kadar çok ve bana göre sevdi, onu o kadar yoğun ve dilediğim gibi sevmeme izin verdi ki benden vazgeçtiğini fark etmem, bunu kabullenmem ve ondan vazgeçmem çok zor, çok acılı oldu benim.
bir sürü keskin virajdan çıktık sağ salim. kapılar açtık, tepeler aştık, kavgalardan çıktık. hiçbirinde değil de, bir noktada işte, yolun bir yerlerinde, önce o sonra ben ümidimizi yitirdik. işte hepsi bu kadar basitti. ben görmedim önce, sonra kabullenmedim, mecbur kaldım; anlamlar aradım, kendimi suçladım, bir insanı o insandan bu insana nasıl dönüştürdüğümün cevabını kendimde bulamadım... sormayı denedim, savaşmam gerektiğine karar verdim olmadı olmadı olmadı. en nihayetinde yenildiğimi kabul ettim.
işte o noktada hayatımı değiştirmeye karar verdim. zordu ama asıl sürecin zorluğunun yanına bile yaklaşamaz bir zorluktu. bugünkü de böyle biliyorum. korkmuyorum.
konfor alanım diye tanımlayabileceğim, belirsiz bir süredir, farkında olmadığım bir kırılma anından itibaren artık bana konfor değil bilakis zorluk yaşattığını sonunda kabullendiğim bir döngüden kendimi sıyırma kararı; işimi değiştirmeye karar verdim. bu da demek oluyor ki aslında hayatımı değiştiriyorum. yine. yeniden.
elbette ki heyecan verici bir şey bu. yeni olan, sonunda çirkin olacaksa da başlangıçta güzeldir, iyidir, bunu hepimiz biliriz. her şey bir gün yeniliğini kaybeder. dolayısıyla her şey başlangıcındaki parıltısını da verdiği heyecanı da yitirmeye mecburdur bir gün. devamlılık ise, yeniliğin tanıdıklığa dönüşmesinin ardından verdiği huzurun büyüklüğüyle gerçekleniyorsa şayet, aslolandır. ve en son adım da bunun bakiliği. ruhu ya da aklı hasta değilse bir insanın sürekliliği olan tanıdık, aşırı uçta bir ışıltısı olmasa da kendisini ona iyi hissettiren bir insan, şey ya da durumdan uzaklaşmaz. aksi yaşanıyorsa da belli bir süre dayanabiliyoruz ancak işte.
haliyle düşündüm. bir eylem planı yapmam gerek. nasıl yapmıştım daha önce? neler geçmişti başımdan? neleri somut şekilde görmüştüm de vermiştim kararımı? işler bu noktaya hangi yollardan geçerek gelmişti de ben bir gün bile (neyse ki) pişman olmamıştım verdiğim o büyük karardan?
başlangıcından itibaren düşünmeye başladım doğal olarak. güzel, çok güzel şeyler hatırladım. gülümsedim. bir yudum daha aldım içkimden. devam ettim, keyifsiz anlara, iç sıkıntılarına geldim. üzüldüm azcık ama yanmadı içim. yine de biraz daha içerek ferahlattım kendimi. sonra fark ettim ki hep kararı alma sürecime etki eden olumsuz faktörleri ve sonrasını anlatmışım o konuyla alakalı burada. tamam hep değilse de çoğunlukla. haksızlık bu. halbuki hiç öyle değildi o işler başta...
benim gözlerim kahverengi. gözbebeğimin, içinden başlayarak dışa doğru renginin açıldığını ve hatta tam dışında mavi bir halka olduğunu tek bir adam gördü şimdiye kadar. o kadar uzun süreler boyunca, nefesi nefesime karışarak santimler ötemde yatıp gözlerimden bahsetti ki hiç sıkılmadan ve benim de sıkılmama izin vermeyerek, hayat hep bu şekilde akacak diye düşünmek zorunda kaldık ikimiz de. bazen bana dokunmadan bana dokunduğunu hissettirecek kadar çok bana odaklanmış bir adam tarafından sevildim ben. her defasında beni hayretler içerisinde bırakacak kadar dikkatle tüm tavırlarımı, tüm alışkanlıklarımı, tüm eylemlerimi gözlemlerdi bana hiç fark ettirmeden. temas bağımlısıydı, benim gibi görece soğuk bir kadının bile alışkanlıklarını dönüştürecek kadar güzel ve rahatsız etmeden dokunurdu ama. elimi tutmadan uyumaz, öfkeden gözüm döndüğü anlarda bile tek bir hareketi ile beni sakinleştirmeyi bilebilecek kadar beni görmüş, anlamış, tanımıştı. bana ilk orgazmımı o yaşattı. bana kendimi tanımamı ve tanıdığımla her daim barışık olmam gerektiğini o öğretti. sadece beni ilgilendiren konularda, kimseyle ilişkilendirilemeyecek alanlarda kıskanç bir insan olduğumu ve beni asıl motive edenin bu olduğunu o fark ettirdi bana. ve hayatla kurduğum en güçlü bağlardan biridir bu kendimle yarışım bugün hala. beni o kadar çok ve bana göre sevdi, onu o kadar yoğun ve dilediğim gibi sevmeme izin verdi ki benden vazgeçtiğini fark etmem, bunu kabullenmem ve ondan vazgeçmem çok zor, çok acılı oldu benim.
bir sürü keskin virajdan çıktık sağ salim. kapılar açtık, tepeler aştık, kavgalardan çıktık. hiçbirinde değil de, bir noktada işte, yolun bir yerlerinde, önce o sonra ben ümidimizi yitirdik. işte hepsi bu kadar basitti. ben görmedim önce, sonra kabullenmedim, mecbur kaldım; anlamlar aradım, kendimi suçladım, bir insanı o insandan bu insana nasıl dönüştürdüğümün cevabını kendimde bulamadım... sormayı denedim, savaşmam gerektiğine karar verdim olmadı olmadı olmadı. en nihayetinde yenildiğimi kabul ettim.
işte o noktada hayatımı değiştirmeye karar verdim. zordu ama asıl sürecin zorluğunun yanına bile yaklaşamaz bir zorluktu. bugünkü de böyle biliyorum. korkmuyorum.
devamını gör...
2422.
gitmemeyi nasıl içten istemişsem bir türlü gidemiyorum, hep bir şeyler çıkıyor ama benim kontrolümde dahi değil, kimse bir şey yapabilecek durumda da değil. burada kalacağım gibi ama ben başka bir şey daha istedim içimden aslında, bir tek o eksik şimdi. belki sıradaki de odur, olamaz mı?
devamını gör...
2423.
> bazen de hikaye kısadır, acı uzun…
devamını gör...
2424.
içimde bir yerlerde ağlayan bir çocuk var
bulamadım onu
her pişmanlığın nedeni ben olmuşum
anlayamadım onu
bulamadım onu
her pişmanlığın nedeni ben olmuşum
anlayamadım onu
devamını gör...
2425.
insanın kendi belirlediği hedeflere ihanet etme hakkı saklıdır. bazıları da var, hedefsiz ortamlarda sürüklenen balıklar gibi. akıntı falan da yok. ya da dalgaların izini de sürmüyor bu balıklar. şuursuzlar diyebilir miyiz? başarıya giden yolda hedef koymanın öneminin farkında olup yine de bunu reddedenlere ne demeli peki? bilge balıklar sizi. bir hedefi başardıktan sonra bir başka hedefi belirlemek belki de yorucu. hayat yorucu.
şimdiyse...
kendine gel kadın. kendine gel. bir öykü yaz. kendinin öyküsünü yaz hiçbir şey yapamıyorsan. lambanın kenarındaki tozun öyküsünü yaz. ya da parmağındaki dövmenin öyküsünü yaz. bir şeyler yaz ne olur. kendine saygın olduğu için. bunu istediğin için yaz. konuşamadığın için dök kağıda bütün bunları. sanki dilin yokmuşçasına. sanki artık ağzından bir kelime daha çıkmayacakmışçasına yaz.
yaz kadın. hani dünyalar kurmuştun. hani bir şehir vardı. merkezden çepere genişleyen. rüyalar alemindeki insanların nasıl da cebelleştiğini yaz. bir mimarın nasıl da mimar olmak istemediğini. şimdi şu an nasıl da kendini paraladığını yaz. paranın boktanlığını. kölesi olduğumuzu yaz. değersiz hayatlarımıza değer ve anlam katmak için yaptığımız saçmalıkları. bu saçmalıkları nasıl da göğe çıkardığımızı. tekrar indirdiğimizi ve sonra her şeyin bir yaprak gibi solup toprağa karışmasını yaz.
susma kadın. bedenini nasıl hor kullandığını. sevgi denilen boşluğun peşinde nasıl kendini harcadığını. özgürlüklerini kısıtlamadığın için kendine yarattığın özgürlüklerle nasıl bedel ödediğini yaz. bedelleri ödediğinin yeni yeni ayırdına vardığın için geçen zamanın değerini bilmediğin için şimdi duyduğun derin kederinden nasıl kurtulabileceğini bilmediğini yaz.
konuşsana be kadın. öfkeni, sinirini, yüksek egonu, mükemmeliyetçiliğini, bu uğurda kendini kaybedişini. aklının seni terk ettiği zaman düştüğün siyahlığın içinde nasıl kaybolduğunu yaz. kendini tekrar tekrar tanımlamak için harcadığın amansız çabanın aslında seni bir yere getirmediğini.
yaz babam yaz. sanki kurtulacakmışsın gibi. sanki kaybolan umut tekrar seni bulacakmış gibi yaz.
şimdiyse...
kendine gel kadın. kendine gel. bir öykü yaz. kendinin öyküsünü yaz hiçbir şey yapamıyorsan. lambanın kenarındaki tozun öyküsünü yaz. ya da parmağındaki dövmenin öyküsünü yaz. bir şeyler yaz ne olur. kendine saygın olduğu için. bunu istediğin için yaz. konuşamadığın için dök kağıda bütün bunları. sanki dilin yokmuşçasına. sanki artık ağzından bir kelime daha çıkmayacakmışçasına yaz.
yaz kadın. hani dünyalar kurmuştun. hani bir şehir vardı. merkezden çepere genişleyen. rüyalar alemindeki insanların nasıl da cebelleştiğini yaz. bir mimarın nasıl da mimar olmak istemediğini. şimdi şu an nasıl da kendini paraladığını yaz. paranın boktanlığını. kölesi olduğumuzu yaz. değersiz hayatlarımıza değer ve anlam katmak için yaptığımız saçmalıkları. bu saçmalıkları nasıl da göğe çıkardığımızı. tekrar indirdiğimizi ve sonra her şeyin bir yaprak gibi solup toprağa karışmasını yaz.
susma kadın. bedenini nasıl hor kullandığını. sevgi denilen boşluğun peşinde nasıl kendini harcadığını. özgürlüklerini kısıtlamadığın için kendine yarattığın özgürlüklerle nasıl bedel ödediğini yaz. bedelleri ödediğinin yeni yeni ayırdına vardığın için geçen zamanın değerini bilmediğin için şimdi duyduğun derin kederinden nasıl kurtulabileceğini bilmediğini yaz.
konuşsana be kadın. öfkeni, sinirini, yüksek egonu, mükemmeliyetçiliğini, bu uğurda kendini kaybedişini. aklının seni terk ettiği zaman düştüğün siyahlığın içinde nasıl kaybolduğunu yaz. kendini tekrar tekrar tanımlamak için harcadığın amansız çabanın aslında seni bir yere getirmediğini.
yaz babam yaz. sanki kurtulacakmışsın gibi. sanki kaybolan umut tekrar seni bulacakmış gibi yaz.
devamını gör...
2426.
zamanda demlene demlene katran karası, bayat bir tad alıyor düşünceler. söylenince zehirden acı, renksiz bir gökyüzü çiziyor insanların göğüne . her şey deminde güzeldir . söylenmemiş sözcükler , yarına bıraklımış düşeceler , ağrılı , ağır bir dip yaşatır insana . çağın insanı özüne indikçe de düşüncelerden süzülen cümlelerini paylaşmak isterken, cümlelerin kendinde anlam bulduğunu başkasında anlmsız bir anlam doğurduğu gerçeğiyle de yaşar. çelişik sade olmayan cümleler belki de cümleler tıpkı hayattan istenenlerle hayatın verdikleri gibi . gecenin bu saatinde aklımın manasız tasvirleri belki de bütün bunlar.
devamını gör...
2427.
bir yandan kahvaltı yapıp, bir yandan instagrama post hazırlayıp, bir yandan da neyse (grup)unun ahd şarkısını dinleyip kopuk kol, bacak, kafa ağrısını hissetmek niteliği yazılmış bana bu sabah anlaşılan.
niteliği dedim çünkü niceliğinle kıyası olsa arafta kalırdı.
arafta kalmasına gönlüm razı olmaz. antalya'dan bir post, bir tutam maydanoz ve birkaç kuple ahd...
yandım, kavruldum, yerde kalmasın!..
niteliği dedim çünkü niceliğinle kıyası olsa arafta kalırdı.
arafta kalmasına gönlüm razı olmaz. antalya'dan bir post, bir tutam maydanoz ve birkaç kuple ahd...
yandım, kavruldum, yerde kalmasın!..
devamını gör...
2428.
gülerken fazla ses çıkaran insanlara saygımı kaybetmem üç saniyemi bile almıyo.
devamını gör...
2429.
ihtiyaç duyduğumuz her ne ise hep uzaktır. o an gerekli , ihtiyacımız olan yoktur bulunmaz nedense.
yemek pişireceğimiz zaman tüpün bitmesi gibidir.'tüüh! ' deriz. yemeği pişirmekten vazgeçeriz ya başka bir şey yeriz (tüp gerekli olmayan) ya da aç kalmayı tercih ederiz.
ondan mütevellit çok şeye ihtiyaç duymadan, muhtaç olmadan yaşamayı ve can yücel'in - bağlanmayacaksın - şiirini unutmamaya özen göstermeliyiz.
şiiri de bırakayım ki unutmayalım.
bağlanmayacaksın
bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...
bunu yapabilene ne mutlu.
aslında hayatımızın herhangi bir noktasında buna itiliyoruz ama illaki insan yapısının istemediği bir şey. istemeye istemeye öğretiyor hayat.
yemek pişireceğimiz zaman tüpün bitmesi gibidir.'tüüh! ' deriz. yemeği pişirmekten vazgeçeriz ya başka bir şey yeriz (tüp gerekli olmayan) ya da aç kalmayı tercih ederiz.
ondan mütevellit çok şeye ihtiyaç duymadan, muhtaç olmadan yaşamayı ve can yücel'in - bağlanmayacaksın - şiirini unutmamaya özen göstermeliyiz.
şiiri de bırakayım ki unutmayalım.
bağlanmayacaksın
bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...
bunu yapabilene ne mutlu.
aslında hayatımızın herhangi bir noktasında buna itiliyoruz ama illaki insan yapısının istemediği bir şey. istemeye istemeye öğretiyor hayat.
devamını gör...
2430.
hayatımdan fedakarlık olgusunu çıkarmaya karar verdiğimden beri kendimi kuş gibi hissediyorum. kimse için fedakarlık olarak algılayacağım bir şey yapmıyorum artık. çünkü farkettim ki aslında fedakarlık değil kendimi kullandırmakmış yaptığım. çevremdeki insanlar için o kadar çok fedakarlık yapıp o kadar çok kendi mutluluğumdan feragat etmişim ki artık benim ne düşündüğümü ne istediğimi hesaba bile katmaz olmuşlar. ben nasıl bunca zaman farketmedim? nasıl bu kadar kör oldum? bilmiyorum. sadece suratıma çarptığı anı hatırlıyorum. haftalar önce yaptığım planı sırf başkası onun için tatlı yapmamı istedi diye iptal etmek üzereydim. farkettim ki tatlıyı o ve misafirleri için yapmamı istiyordu. insanlar için "o halleder, nasılsa yapar" diyip her türlü angaryayı üstüne yıktığı birine dönmüşüm meğer. yapmazsam üzülür, kırılır diye diye açık açık enayi yerine koyulmayı kabul ediyormuşum meğer. halbuki kimse benim için plan iptal etmiyor ya da yardıma ihtiyacım olduğunda işini gücünü bırakıp gelmiyor. ben neden bunu yapıyorum? bunun farkına vardığımdan beri sık sık hayır diyorum insanlara. ne kadar sürdürebilirim bilmiyorum. ilk zamanlar üzdüm, kırdım diye düşünüyordum ama bazen de benim dışımda biri üzülmeli...
devamını gör...
2431.
çiçeklerim vardı gözyaşlarımla suladığım.
devamını gör...
2432.
bi haftadır sürekli yol ve trafik tarafından esir alındım ilginç bi döngüdeyim gece rüyamda hırvat bi kızla evleniyodum kendi aralarında hırvatça konuşuyolardı artık aptal amerikan komedi dizilerini seyredip bütün gün oradaki gerizekalı esprileri görselleriyle paylaşan 1 mal olmak istiyorum yerli yabancı karışık sıçmık bi rap mixi kulaklıkla son ses açıp otobüstekiler dıpçık dıpçık sesiyle taciz etmek istiyorum.
devamını gör...
2433.
ben sevdim o sevildi sanırım bir aşk hikayesi daha hüzünlü bitti...
devamını gör...
2434.
aslında yaprak sıkılmıştı ağaçtan bahaneydi sonbahar...
ağacın yaprağını bırakması gereken zaman gelmişti. yaprak sıkılmıştı yaşananlardan ağacın yaşattıklarından ve ağacın yaşatacaklarından... oysa kimseyi yanınızda kalmaya zorlayamazsınız. yaprak gitmek ister kendini bir rüzgara teslim eder. savrulur savrulur ve ait olduğu yere konar. ağaç yaşananlardan yaprağı sorumlu tutar. kendine pay çıkarmaz. üzülür çok üzülür. oysa gelmişti ayrılık vakti ne gerek vardı yaprağı yanında tutmaya. yaprak, kurumuştu hisleri ve benliği alınmıştı elinden. lakin yaprağın umudu hala vardı. yol yoracaktı belki ama yoldaşları varken yol aşılırdı
ağaç hiç üzülmesin gidenlere onu yeni baharlar bekliyor. *
ağacın yaprağını bırakması gereken zaman gelmişti. yaprak sıkılmıştı yaşananlardan ağacın yaşattıklarından ve ağacın yaşatacaklarından... oysa kimseyi yanınızda kalmaya zorlayamazsınız. yaprak gitmek ister kendini bir rüzgara teslim eder. savrulur savrulur ve ait olduğu yere konar. ağaç yaşananlardan yaprağı sorumlu tutar. kendine pay çıkarmaz. üzülür çok üzülür. oysa gelmişti ayrılık vakti ne gerek vardı yaprağı yanında tutmaya. yaprak, kurumuştu hisleri ve benliği alınmıştı elinden. lakin yaprağın umudu hala vardı. yol yoracaktı belki ama yoldaşları varken yol aşılırdı
ağaç hiç üzülmesin gidenlere onu yeni baharlar bekliyor. *
devamını gör...
2435.
hayal kırıklığı, hemde defalarca.. neden peki bile bile hala güvenmek? güven mi? mecburiyet mi? oysa onun umrunda bile değil. mecbur musun gerçekten?
devamını gör...
2436.
aynı kitabı tekrar okursan sonunun nasıl olacağını düşünmez ve heyecanlanmazsın. veyahut bir filmi tekrar izlediğinde meraklanmazsın. çünkü biliyorsun. bu durum denenmiş bir ilişkiyi tekrar tekrar denemekle aynı doğrultudadır. insanlar ne kadar “değiştim” deselerde çoğu özellikleri aynı kalır. demek istediğim şu ki; her şeyi biliyorsun, neler olacağını da. peki aynı şey üzerinde neden bu kadar diretiyorsun? yeni şeyler keşfet, yeni insanlar tanı, yeni kitaplar oku, yeni filmler izle. bir şeyleri tekrarlamaktansa yenilemek kendini daha iyi, daha pozitif ve daha mutlu hissettirecektir. tekrarlarken sarfettiğin enerjiyi yenilemek için kullandığında anlayacaksın demek istediğimi. güven bana:)
11 eylül 2018 / mythicilus.blogspot.com sayfamda yayınladığım yazım.
11 eylül 2018 / mythicilus.blogspot.com sayfamda yayınladığım yazım.
devamını gör...
2437.
bu sayfadaki yazılardan türk dizi yapılır bence çok rahat bir şekilde. herkes destan yazıyor.
bazıları bu yazıyı bile okuyacak. allah affetsin, yapacak bir şey yok.
bazıları bu yazıyı bile okuyacak. allah affetsin, yapacak bir şey yok.
devamını gör...
2438.
bir haftadır hastanedeyim. ayın 27'sine kadar da buradayım. her gün yüzlerce yüz. yüzlerce dertli insan. yüzlerce şefkatli bakış.
kendim hasta falan değilim .
kendim hasta falan değilim .
devamını gör...
2439.
tweetlerimi likelayacağına mesaj atsaydin ya, bu kadar mı zordu? belki de ciddiye almıyordun, neyse önemli değil artık.
devamını gör...
2440.
oradan bir alıntı;
"güç ve sevgi seansları:
'ateşe yol verenler... geriye sadece ince bir duman kalıyor. ateşin yön verdiği..."
"güç ve sevgi seansları:
'ateşe yol verenler... geriye sadece ince bir duman kalıyor. ateşin yön verdiği..."
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2