1001.


kim olursan ol ne istersen yap
sen de bu dünyada tek başınasın
annen kolunda
baban yolunda
kardeş yanında tek başınasın
tek başımıza
tek başımıza
hep tek başımıza
sözler altında
gözler altında
yaşam kavganda tek başınasın
nefes alırken
nefes verirken
gülüp ağlarken tek başınasın
devamını gör...
1002.
bırak bizi öbür gezegenler yesin!
devamını gör...
1003.
neden bilmiyorum, artık aramak istemiyorum
aynada kendime bakıyorum gülüyorum
gamzelerimi göremiyorum
ismini sayıklıyorum
hasretinle ölüyorum fakat senle de olmaz
acı içinde olmaya mahkumum sanırım
nagihan , tanrının yarattığı iki insan `, bir aşka kurban.
devamını gör...
1004.
hayatını istediği gibi yaşamak istedi aile kurdu çocuk sahibi oldu ama hala kendini düşünmek istedi, kırdı insanları fark etmedi insanlar anlattı anlatanları sildi .anlayış bekledi sonuna kadar anlamadı, sorumluluk aldı çocukları boylarından büyük o almadı. ne kadar kırıldığından bahsetti hislerinden onlar anlattı o dinlemedi . kırgınlıklar büyüdü öfkeye döndü . her şey onun olsun istedi denge kuramadı ama nasıl denge kurduğunu anlatıp övündü.
devamını gör...
1005.
hergün hayata umutla uyanıyorum. peki ya akşamları? akşamları tam bir çöküntü oluyor. belki yalnızlığımla başbaşa kaldığımdan belki de sıkıntılardan kaçacak yer bulamadığımdan dolayıdır, bilmiyorum. hani sürekli kendinize söylediğiniz "hiçbir şey umrumda değil" yalanı var ya, güneş batıp gece çöktüğü vakit öyle olmuyor işte. etrafıma bakıyorum, bakıyorum ama bir çıkış yolu bulamıyorum. eşyalarımı toplayıp gidiyorum, herkesten kaçıyorum. bir kendimden kaçamıyorum. ben gerçekten ne yapıyorum ne düşünüyorum bilmiyorum. denizin ortasında bir duba gibi sağa sola sallanıyorum sadece. hergün kendimi kandırıyorum bugün çok güzel olacak diye ama rahat batıyor sanırım. illa buluyorum moralimi bozacak bir şey. sahiden güzel olacak mı günlerim? sahiden istediğim bazı şeylerin hissiyatını tadacak mıyım? hergün bekliyorum, herkese sabredin diyorum ama sanırım pek gelmeyecek hasretini duyduğum şeyler. belki de son defa açıyorum içimi. sahi neden son kez? çünkü hepimiz güçlü bireyleriz. bizim bizden başka kimseye ihtiyacımız yok. bu da büyük yalan. aslında o kadar aciz varlıklarız ki hayvanlar bize gülüyordur bence. neyse biz bence kendimizi kandırmaya devam edelim. nasıl olsa yalan dünya. bizde bir ufak yalan söylesek bir şey olmaz heralde.
devamını gör...
1006.
korkusuzca yürüyebilmek şu hayatta. bir kitap alıp hayatını değiştirmek ya da ne bileyim. yazdığın yazının içinde kaybolmak. arılarla sohbet etmek, ya da kilit taşlarında karıncalarla saklambaç oynamak. sonra saklandığın yerden bir aynaya bakmak kendine uzun uzun. gözlerindeki ışıltıyla mutlu olmak. ne görüyorsun dostum oysa. her sabah kalktığında o morlukların altında, sigaradan kesilen nefesinin buğusunda? doğadan kopuşumuzun yıl dönümünde kendimi bir ormanda bulmak istiyorum. kırk bir kere maşallah dedikleri yaşta ben ağaçlara tırmanıp ateş böcekleriyle dans etmek istiyorum. ama gerçek ne? gerçek işte şu,
beyaz masa.
bir kül tablası.
bir kahve fincan.
ve bitmek bilmeyen insanoğlunun dramatik ürünlerinin müzikal yansıması.
devamını gör...
1007.
ne kaybettiğimiz insanları döndürebiliriz, ne de geriye dönebiliriz.
devamını gör...
1008.
bu aralar girift bir duygu karmaşıklığı, bir tükenmişlik sarıyor ruhumu.
kırıklığın, görmezden gelinmişliğin, yarım kalmışlığın derin bir sancısı var yüreğimde.
artık kendimi yenilmiş hissediyorum, birilerine, bir şeylere…
adını dahi konduramadığım duygular yüreğime sirayet etmeye başladı.
ne olacağını bilememenin korkusu, huzursuzluğu var içimde.
bir insanın kendine yetemediği zamanlar da olurmuş. tam da o noktadayım ben, kendi kendime yetemediğim an-lar daha çok belirginleşmeye, kendini göstermeye başladı.
yüreğime açılan bir pencere lazım!
gökyüzünü, o maviyi, o cıvıltıları, hissedebileceğim bir pencerenin sevgisine…
devamını gör...
1009.
ve konuşmanın sonu...

gün batmış gece çökmüştü çoktan, açıkta kalan bir pencere, bir de film sahnesi yola koyuldu: koşarak gelmiş boyadıkları pandaları hediye edecekleri anın seyrine koyulmuşlardı. ve olan olmuştu....
herkes her şeyi unutmuş bir o hatılıyorken...
öte yandan burada herkes her şeyi hatılıyorken bir o unutmuştu. bu hafıza kaybı tanrı'nın ona bir bağışıydı.. kabul etti ve hatırlamamayı seçti. yürüdü...


buradan
devamını gör...
1010.
hani böyle bir şeyin olmasını çok istersin ya, olsun diye milyon tane yol denersin en ufak ihtimali bile zorlarsın ama yine de olmaz.
o istediğin her neyse sana yokuş olur, çıkayım diye tırmanırsın ama yine olmaz nefesin tükenir tıkanırsın. işte yaşadığımda tam olarak bu benim.
ben bunu allah'ın bana istediğin şeyi başkaları değil ben veririm, başkasından isteme benden iste demesi gibi yorumluyorum. hatta içimde bir ses bana bunu fısıldıyor.
başarabilir miyim bilmiyorum ama bundan sonra bunu deneyeceğim.
işe yararsa editlerim.
devamını gör...
1011.
yine kulaklığımı takıp sokaklara düştüm. neyi arıyorum bu sokaklarda? gençliğimi, en güzel, en masum yıllarımı. onları arıyorum koşar adım. bulunca alıp sıkı sıkı sarılacağım, göğsümde uyutacağım. kimseye feda etmeyeceğim. ah benim en güzel yaşlarında ziyan olan kızım, nerde yılların? ah bir bulsam o yılları.. canını yakan kim varsa dünyayı dar edeceğim. canına okuyacağım. en beter işkenceyi çektireceğim. gökyüzünü çaldılar benim masum kızımdan. ne istediniz ulan kalleşler? her akşam aynı sokaklarda dolanıyorum dakikalarca. nefesim kesilene kadar o yılları arıyorum. bulamıyorum. oysa o hep bu sokaklarda gezerdi canı yanınca. şimdilerde alımlı genç bir kadın olup tüm yaşadıklarına alışmış. ne güçlü ve güzel bir kadınmış.. büyüdükçe içi daha da güzel olmuş. burada olması lazımdı. benim cüdâlık çeken kızım nerdesin? hâlâ yürüyorum. bulamıyorum. kızımın masum yıllarını geri ver, ödeteceği çok hesap var. ama bu sefer yanında korkusuz ablası var.
devamını gör...
1012.
sevgimin ortasında hüzündür yüzün
çizgilerinde yokluklar barındıran.
çukurlarında eski çağlardan
bir gülüş kalıntısı.
gözlerinin kenarında birikmiş
bir acı ışıltısı.
devamını gör...
1013.
boş gözlerle bakarken
buldum seni
buldum bulmasına da
şimdi ne olacak

önemli olan bulmak
kabul ediyorum

ben bodruma iniyorum
bir süre duvarlarla konuşacağım
ellerim o kiremit tuğlalarda gezecek
aynalarım da benimle gelecek
sonra kıracağım o aynaları...
devamını gör...
1014.
"bir derdim var bin dermana değişmem"
yıllardır bir yerlerde okuyup, duyup, görüp de sırrına derde düşünce vakıf oldum bu sözün.

bir derdim var içimde sakladığım. sadece derdi yaradan'ın bildiği. bir de acizlik gösterip derdin sahibine anlattığım. yeri geldiğinde kendime bile anlatmaktan kaçtığım, yok saydığım.

farkında olmadan dermanı aradığım ve bulduğum sandığım, kendime defalarca kez yalan söylediğim. dermanı bulduğumu sandığımda "benim aslında hiç dermanım yok imiş" diye kendimi avuttuğum.

geceleyin, herkes köşesine çekildiğinde, kendimle baş başa kaldığımda derdimi hatırıma getirmemek için yaradan'a yalvardığım derdim.
uykumu kaçıran, kendimle savaştıran, o derdin aslında hiç olmadığını kendime ikna etmek için kendimle geceler boyu kavgalar ettiren, derdim.

ve şimdi, yine kendimle kavga ettiğim bir gecede dilimden birden bire dökülen "bir derdim var bin dermana değişmem" sözleriyle kendimi sokağa attığım, sırrına vakıf olduğum cümle.

derdimin aslında dermanımın olduğunu bildiğim,
derdime derman olacağın yine derdimin olduğunu fark ettiğim,
derman peşinde değil de, derdimin peşinde koştuğumu gördüğüm, derdim.

derdime yaradan'dan derman diledim "sabret" dedi.
derdimin sahibinden derman diledim, "dermanı yok" dedi, ben yokum dedi, geçti gitti.

derdimi yaradan" sabret" diyor da, sabretmeye dermanım kalmadı, gücüm, takatim kalmadı.

derdimin dermanı, derdimin sahibi imiş.
derdimin sahibi gelmedikçe de dermanım tükeniyor imiş.
bir derdim var artık derman aramadığım,
dermanı elimin tersi ile itip derdime divane olduğum.
devamını gör...
1015.
serbest akış….
dikkat dikkat okumayabilirsiniz çünkü tam bir akışta karalama olacak bundan sonra yazacaklarım.
çünkü az önce gözlüğümü çıkardım iki camın orta yerindeki metal parçasında kendi yansımamı aradım. hayır kafam normalden ne daha güzel ne daha beter vaziyette.
sadece basit bir ana odaklanma ritüeli olarak yaptım bunu. ama genelde öyle de yapmam. yani bir objeye odaklanıp ana odaklanmanın iyi geldiğini söylüyorlar ama ben öyle yapıyorum diyorum.
mesela sadece şu an şimdi şu an ne olduğunu yazabilirim.
ne oluyor harbi.
hepiniz klavyelerin ya da cep telefonlarının başındayken şu an tam olarak ne olmakta.
sizde bende onda bunda.
bendeki durum belli.
algılar açılıyor.
kulaklar keskinleşiyor.
şu an dışarıda doğa sessizce gecenin içine dalıyor.
bir kedi umuyorum.
kediler sessiz bu gece.
şu an ne oluyor harbi.
sigara dumanın suratıma suratıma kendi intiharımın taşlarını döşediğimi hatırlatmasının haricinde.
bir nefes. ve pembe çakmağın üzerindeki ince etiketin değersizliği.
metafor değil gördüğüm bu.
şu an sizde ne oluyor.
hayat derdi.
gelecek kaygısı.
istediğini yapmamak.
oturduğun yerden atıp tutmak.
bazen diyorum…
sekiz milyon düşünce geçiyor kafamdan ve bazen de kalıyorum.
zamanı bölüyorum.
zaman beni bölmesin diye.
neydi derdimiz. ah evet ana odaklanmak. anı yaşamak. anda kalmak.
oysa öksürüğümün boğazımda bıraktığı izden başka bir şey değil şu an.
saygılarımla.
devamını gör...
1016.
/ bu sabah uyandım
güneş daha doğmamış
dert başım dağ başım
huzur nedir duymamış
/

diyen bi şarkı, adı lacivert. bu sabah da payıma düşen bu, insanın uyandığında dilinde bir şarkı olması şart sanki, üstelik hastayım,hiç çekilmiyor.
sokak, mahalle, basmane, izmir çok sakin şu an, en azından benim için öyle, dibi düşmüş gibi gözüken bir gökyüzü, hele bi doğayım ananızı ağlatacağım sıcaklıktan diyen bir güneş, 2 ve 4 ayaklı muhtelif sokak canlıları, herkesin üstünde tuhaf bir gençlik ve lacivert.

güzel ama, anlaşılmaz / dingin bir güzellik, sanki az sonra toplanıp tüm sokak olarak kahvaltıya oturacağız gibi yüz gülmeleri, asırlardır birbirine aşina hareketler, kim kimdir bilmeler ve lacivert.

senden az öte bir yer burası, bilmem sene ayrı kaldığın doğum yerinin az ötesi, bilmem kaç senedir ayrı kaldığım senin iç sesin gibi bir şarkı, lacivert..

neyse, sen dinleyedur ben bir ilaç alayım, ateşim olmasa da saçmalıyorum zaten, abartmaya gerek yok. seni özledim.

/ lacivert hala koyusunda
kızıl hafiften dalgalanır
gönlüm ah çekiyor yine sorma
senin yüzünden sancılanır
/

devamını gör...
1017.
ah be defterim,
seni karalamayım da ne yapayım,
üstüme,
üst üste gelen sonların hüznü düşmüş, biraz da grip gibiyim.
aslında benim hüznüme midem eşlik ederdi.
çok şükür bu sefer o tıkır tıkır çalışıyor.
onun bayrağını, eskiden en ufak bir nezlede ardıma düşen uçuk almış.
dudağım silikonlu gibi gezecem bir kaç gün.
tatlı seven birinin en sevdiği insan
tatlı seven bir başkasıdır
bir de çay.
tatlı sevenim gitti.*
en son waffle ve ıslak keki pay etmiştik.
tam da böyle
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ağustos bitiyor,
yaz bitiyor,
bir dünya işim var.
ben bu akşam ölmezsem ölmem ölmem hiç bir vakit modundayım.
iyi ki aristo
mutluluk kendine yetenlerindir demiş.
kıt kanaat takılmaya devam.
uçuk kremi, burun spreyi, bir tane de aferin bulayım, güne karışayım.
üstüne
ibrahim tatlıses'ten
buda geçer gelsin, geçsin geçecek olanlar.
devamını gör...
1018.
yalnızlık kalbinizi kuşattığında sizin dışınızdakilerin yalnızlığını göremez olursunuz. bu en yakınınızdakiler bile olsa böyledir. bağlar bu görememezlikle kopmaya başlar, göremedikçe de uçurumlar oluşur. maalesef kimisi de o uçurumdan düşer. sonrası ömür boyu pişmanlık. henüz vakit varken vakit ayırmak gerek sevdiklerimizin yalnızlıklarına. bir tebessüm, bir güzel söz, bir hediye. zor değil.
devamını gör...
1019.
bırak kötüler kazansın. şerefli bir ölümü, şerefsiz bir hayata yeğlerim. hayallerin gerçekleşmesin. bırak mutlu olma. seninde yüzün gülmesin ne olacak? sen çizgini bozma. bu ben doğum diyebildiğim yolda ilerle. seni terk edecekler. herkes gidecek etrafından, gizli saklı değil alenen herşeyi söyleyip yapabildiğin için. gitsinler. bırak hepsi gitsin. gümüşü herkes alabilir. fakat elmas herkese nasip olmaz. nabza göre şerbet verip gümüş olma. delikanlı ol elmas ol. yalnız kal. en fazla toprak atacak kimsen olmaz. herşeyi boşver, dünya dönüyor ve sokak hayvanları, sokak çocukları birileri başımı okşasın diye bekliyor. sen onların yanında ol. seni kimse sevmesin sen kendini sev. bir köpek seni gördüğünde, seni tanıyıp başını eğip kuyruğunu sallayabiliyorsa, her akşam aynı yerde seni bekleyen sessiz dostların varsa yalnız değilsin. en sağlam arkadaşlıkları kurmuşsun. 2 ayaklılar sevmesin seni, bıraksın seni. 4 ayaklıların gülümsemesine sebep ol sen. son olarak. kendini çok sev.
devamını gör...
1020.
neyi yitirmişse en güzel onun türküsünü söylermiş insan.

- bu faşist dünyada yaşamak istemem, dedi.
+ peki ne yapacaksın o zaman?
- gideceğim.
+ nereye?
- kimsenin bulamayacağı ülkelere..
+ iyi ama nereye?..
- gideceğim.. .
+ nereye gidersen git, yüreğindekini de götürdüğün müddetçe kaçamazsın, kaçmak istediğin kendinsin.!
- gideceğim.
+ başka laf bilmez misin sen?
- gün doğarken... gideceğim...
....

dinlemeden mi okumak? yoo.. tık tık
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim