normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
1001.
her şey sessizlikte olup biter.
diyelim ki yalnızlık tenha bir çiçektir. nefesi diken gibi durur göğsümüzde.
anlamaksa nice sonraya denk düşürülmüş bir gülümseme kimine göre.
şiir orada yükselir.
ve tüm sesler ondan doğar. müzik de...
o, herkesin ve her nesnenin içindeki büyük gürültüden... ve tüm hücrelerini dolaşır bilmediğin bir dilde.
diyelim ki yalnızlık tenha bir çiçektir. nefesi diken gibi durur göğsümüzde.
anlamaksa nice sonraya denk düşürülmüş bir gülümseme kimine göre.
şiir orada yükselir.
ve tüm sesler ondan doğar. müzik de...
o, herkesin ve her nesnenin içindeki büyük gürültüden... ve tüm hücrelerini dolaşır bilmediğin bir dilde.
devamını gör...
1002.
iki kişilik tiyatro davetiyem var ama götürecek kimsem yok. söyleyeceklerim bu kadar.
devamını gör...
1003.
sahra çölünün yağmuru özlediği gibi
yağmur ormanlarının güneşe duyduğu hasret gibi, kutup ayısının fok balığına duyduğu açlık kadar seni özlüyor, hasretini duyuyorum...neden aklımı benden aldın? rüyalarımın dert ortağı.
yağmur ormanlarının güneşe duyduğu hasret gibi, kutup ayısının fok balığına duyduğu açlık kadar seni özlüyor, hasretini duyuyorum...neden aklımı benden aldın? rüyalarımın dert ortağı.
devamını gör...
1004.
insan kişiliğinin erginlemesi gerçekten garip bir şey.
gölge tarafınız belirdikçe fark ediyorsunuz; sizi siz yapan, en çok övündüğünüz ve insanları size çeken özelliklerinizin çoğunuzu sevmediğiniz kişiler ya da istemediğiniz, hoşunuza gitmeyen olaylar dolayısıyla edinmişsiniz. kendinizi hiç benzetmek istemediğiniz, kötü birinin özelliklerini kabul edilir kılıp, ters çevirip, dışa döndürmüşsünüz ancak tevarüs edilen her şey gibi bu da yükleriyle gelmiş size; her şeyin eninde sonunda aslına rücu edeceği söylemiş ama nedense kaçmış bu kulağınızdan... öyle ya, sözcüklerle insanları büyüleyebilmenizin gölgesinde yatan bir kalpazanı, spontanlığınızın, adaptasyon yeteneğinizin dibinde sinsice bekleyen bir manipülatörü görür hale gelmişsiniz, hayal görmüyorsunuz hayır, kesinlikle hayal görmüyorsunuz! belagat yeteneğiniz, kelimelerin ağzınızda notalar gibi dans etmesi ve kulakları bayram ettirmesi, zekanızın aksinde yatan su gibi kurnazlığınız, hepsi ama hepsi, unutmak istediğiniz kişiler ve olaylardan miras kalmış size. tüm bunlar, zarar vermeden kullanıldığında sizi insanların gözüne sokarken, zararlıca kullanıldığında ise en yakınlarınızın dahi canını yakabilecek bir silah olmuş. karamazov kardeşler'de uşak smerdyakov, ivan fyodorovich'e "babanıza ruhen en çok benzeyen evladı sizsiniz!" dediğinde nasıl da şaşırmıştı karamazovlar'ın en zekisi ivan. farz edelim ki smerdyakov burada doğruyu söylüyor ivan'a, haydi gelin bu varsayımdan hareket edelim! smerdyakov'un böyle demesine şaşırmamalı; zira buradan yola çıkarsak, ivan fyodorovich, zekasını şüphesiz ki fyodor pavlovich'in kurnazlığının ters çevrilip dışa döndürülmüş halinden almıştı, tüm vicdanlılığına rağmen. ivan fyodorovich, zekası ve uğraşlarıyla fyodor pavlovich'e benzememek için çok uğraştı. bu yolda zekasını, birikimini ve münevverce girişimlerini araç haline getirdi. heyhat! eşyanın tabiatı gereği, bir şeyden gidebileceğiniz en uzak noktaya giderseniz, bir saatten sonra ona yakınlaşmaya başlarsınız. *
ivan, babasına ondan uzaklaştıkça yakınlaştı, zekası belirginleştikçe bunu nereden tevarüs ettiği malum oldu.
öyle ya, hayatta mevcut bulunduğunu varsaydığım gerçeklerden biri, bir şeyden ne kadar uzaklaşırsanız, ona eninde sonunda o kadar yakınsayacağınızdır. zira haddini aşan, zıddına döner.
gölge tarafınız belirdikçe fark ediyorsunuz; sizi siz yapan, en çok övündüğünüz ve insanları size çeken özelliklerinizin çoğunuzu sevmediğiniz kişiler ya da istemediğiniz, hoşunuza gitmeyen olaylar dolayısıyla edinmişsiniz. kendinizi hiç benzetmek istemediğiniz, kötü birinin özelliklerini kabul edilir kılıp, ters çevirip, dışa döndürmüşsünüz ancak tevarüs edilen her şey gibi bu da yükleriyle gelmiş size; her şeyin eninde sonunda aslına rücu edeceği söylemiş ama nedense kaçmış bu kulağınızdan... öyle ya, sözcüklerle insanları büyüleyebilmenizin gölgesinde yatan bir kalpazanı, spontanlığınızın, adaptasyon yeteneğinizin dibinde sinsice bekleyen bir manipülatörü görür hale gelmişsiniz, hayal görmüyorsunuz hayır, kesinlikle hayal görmüyorsunuz! belagat yeteneğiniz, kelimelerin ağzınızda notalar gibi dans etmesi ve kulakları bayram ettirmesi, zekanızın aksinde yatan su gibi kurnazlığınız, hepsi ama hepsi, unutmak istediğiniz kişiler ve olaylardan miras kalmış size. tüm bunlar, zarar vermeden kullanıldığında sizi insanların gözüne sokarken, zararlıca kullanıldığında ise en yakınlarınızın dahi canını yakabilecek bir silah olmuş. karamazov kardeşler'de uşak smerdyakov, ivan fyodorovich'e "babanıza ruhen en çok benzeyen evladı sizsiniz!" dediğinde nasıl da şaşırmıştı karamazovlar'ın en zekisi ivan. farz edelim ki smerdyakov burada doğruyu söylüyor ivan'a, haydi gelin bu varsayımdan hareket edelim! smerdyakov'un böyle demesine şaşırmamalı; zira buradan yola çıkarsak, ivan fyodorovich, zekasını şüphesiz ki fyodor pavlovich'in kurnazlığının ters çevrilip dışa döndürülmüş halinden almıştı, tüm vicdanlılığına rağmen. ivan fyodorovich, zekası ve uğraşlarıyla fyodor pavlovich'e benzememek için çok uğraştı. bu yolda zekasını, birikimini ve münevverce girişimlerini araç haline getirdi. heyhat! eşyanın tabiatı gereği, bir şeyden gidebileceğiniz en uzak noktaya giderseniz, bir saatten sonra ona yakınlaşmaya başlarsınız. *
ivan, babasına ondan uzaklaştıkça yakınlaştı, zekası belirginleştikçe bunu nereden tevarüs ettiği malum oldu.
öyle ya, hayatta mevcut bulunduğunu varsaydığım gerçeklerden biri, bir şeyden ne kadar uzaklaşırsanız, ona eninde sonunda o kadar yakınsayacağınızdır. zira haddini aşan, zıddına döner.
devamını gör...
1005.
bilenler bilir evde küçük, minnacık,bir beyefendi ile yaşıyorum. geçen gün izmirlimle sohbet ediyoruz, içeriden bir ağlama sesi duydum. koştum gittim yanına. bizim beyefendi yine mızıklıyor.
aldım kucağıma, bir yandan evi turlarken bir yandan da mesajlaşmaya devam ediyorum. küçük beyefendi de ağlayıp ağlamamak konusunda kararsız. neyse ben sonunda bıraktım telefonu, beyefendiyi yatağına koydum sallıyorum ama inat ya bu illa kucak istiyor. ben de inat ettim kucağıma almıyorum çünkü artık sallamaktan kollarım kopmuş. bir yandan da telefonuma bildirim gelip duruyor. aldım açtım telefonu, bir şarkı (bkz: tanju okan)'dan. hem şarkıyı dinleyeyim hem de küçük bey ile ilgileneyim diye şarkıyı açıp telefonu kenara koydum kiiiii daha arkamı dönmeme kalmadan ufaklık sustu. pür dikkat açtığım şarkıyı dinliyor. ben de hiç bozmadan oturdum yatağın kenarına uyusun diye yavaş yavaş sallıyorum. böyle 2,3 dakika geçti geçmedi derken şarkı bitti. başladı bizimki ağlamaya. ama bir görseniz dostlarım, sanki dövdüm çocuğu. öyle böyle ağlamıyor.
kucağıma aldım sussun diye. normalde kucağımda uyuyup kalan çocuk susmuyor. hemen açtım şarkıyı bir umut susar diye ve dostlarım bilin bakalım ne oldu? evet, sustu... iki dakika içerisinde uyuya kaldı kucağımda. hala beyefendi uyumadığında açıyorum bu şarkıyı sızıp kalıyor hemencecik. olayı anlatıyorum, bizimki kıkır kıkır gülüyor. çocuğu da kendisine benzetti. izmirli manyak!
aldım kucağıma, bir yandan evi turlarken bir yandan da mesajlaşmaya devam ediyorum. küçük beyefendi de ağlayıp ağlamamak konusunda kararsız. neyse ben sonunda bıraktım telefonu, beyefendiyi yatağına koydum sallıyorum ama inat ya bu illa kucak istiyor. ben de inat ettim kucağıma almıyorum çünkü artık sallamaktan kollarım kopmuş. bir yandan da telefonuma bildirim gelip duruyor. aldım açtım telefonu, bir şarkı (bkz: tanju okan)'dan. hem şarkıyı dinleyeyim hem de küçük bey ile ilgileneyim diye şarkıyı açıp telefonu kenara koydum kiiiii daha arkamı dönmeme kalmadan ufaklık sustu. pür dikkat açtığım şarkıyı dinliyor. ben de hiç bozmadan oturdum yatağın kenarına uyusun diye yavaş yavaş sallıyorum. böyle 2,3 dakika geçti geçmedi derken şarkı bitti. başladı bizimki ağlamaya. ama bir görseniz dostlarım, sanki dövdüm çocuğu. öyle böyle ağlamıyor.
kucağıma aldım sussun diye. normalde kucağımda uyuyup kalan çocuk susmuyor. hemen açtım şarkıyı bir umut susar diye ve dostlarım bilin bakalım ne oldu? evet, sustu... iki dakika içerisinde uyuya kaldı kucağımda. hala beyefendi uyumadığında açıyorum bu şarkıyı sızıp kalıyor hemencecik. olayı anlatıyorum, bizimki kıkır kıkır gülüyor. çocuğu da kendisine benzetti. izmirli manyak!
devamını gör...
1006.
bir yaprak düşüyor
rüzgarın olmadığı
yağmurun yağmadığı
bulutların kavuşmadığı
güneşin doğmadığı
öyle sessiz
öyle karanlık
öyle kimsesiz
sadece kuşların sesi geliyor
fısıltılı
bir yaprak daha düşüyor
aynı ağaçtan
savruluyor
nereye gideceğini bilmeden
uzaklar yakın oluyor
yollar birbirine giriyor
imgeler gibi
parmak uçlarım kanıyor
kıpkırmızı bir güneş
gözleri kör ediyor...
rüzgarın olmadığı
yağmurun yağmadığı
bulutların kavuşmadığı
güneşin doğmadığı
öyle sessiz
öyle karanlık
öyle kimsesiz
sadece kuşların sesi geliyor
fısıltılı
bir yaprak daha düşüyor
aynı ağaçtan
savruluyor
nereye gideceğini bilmeden
uzaklar yakın oluyor
yollar birbirine giriyor
imgeler gibi
parmak uçlarım kanıyor
kıpkırmızı bir güneş
gözleri kör ediyor...
devamını gör...
1007.
kelimeler sözler imgeler
bir çırpıda göz kırpıyor
sanki gel desem gelecekler
git desem gidecekler mi
kızmayın bana
kim bilir bir gün
kurtulursunuz benden
yine de bazılarınız
şanslı
özgürler
salıverdim sizi
biliyorum sizi
çok üzdüm ama
yalansız, çocukça,
sabırsız, masum
delice, tatlı
sadık
iyi ki varsınız...
bir çırpıda göz kırpıyor
sanki gel desem gelecekler
git desem gidecekler mi
kızmayın bana
kim bilir bir gün
kurtulursunuz benden
yine de bazılarınız
şanslı
özgürler
salıverdim sizi
biliyorum sizi
çok üzdüm ama
yalansız, çocukça,
sabırsız, masum
delice, tatlı
sadık
iyi ki varsınız...
devamını gör...
1008.
"senin psikolojin bozuk. sürekli savunma modundasın, yanına yaklaşan ben dahil herkese kirpi gibi dikenlerini saplıyorsun, bu yıllardır böyle. değişeceğine inanmıyorum artık."
ee? diyorum, ne olacak yani şimdi?
" bilmiyorum" diyor, "ama ben devam edemem böyle."
tamam diyorum sen bilirsin.
ama devam ediyor, gitmiyor.
git demiyor.
kalıyoruz öyle.
kaldık öyle.
sarılıp uyuyoruz gece.
ertesi gün balık yiyoruz,
sen seversin diyor.
hafta da bir en az yemen lazım, ihmal ettim kusura bakma diyor.
başka şeyler de söylüyor ama dinlemiyorum artık esasen.
siz hatırlamazsınız muhtemelen, ben aklıma kazıdım. ne yazıyordu çiçeğin üzerindeki notta?
"söyleyemediğim hislerimin tercümanı olsun diye.."
söyleyemiyormuş ama söyledi işte.
söylediği gün yaseminimcimle aynı anda yaprak döktük.
ne olacaksa beraber olacak demiştim.
yazık oldu.
şimdi düşünüyorum, tam da şu an düşünüyorum. neden böyle biriyim peki ben? hep mi böyleydim, sonradan mı oldum? ne önemi var ki? oldum işte.
oldu işte.
ama sebepsiz değildi.
öylesine değildi.
açıklamadım, o da sormadı zaten.
yazık oldu.
teşekkürler.
ee? diyorum, ne olacak yani şimdi?
" bilmiyorum" diyor, "ama ben devam edemem böyle."
tamam diyorum sen bilirsin.
ama devam ediyor, gitmiyor.
git demiyor.
kalıyoruz öyle.
kaldık öyle.
sarılıp uyuyoruz gece.
ertesi gün balık yiyoruz,
sen seversin diyor.
hafta da bir en az yemen lazım, ihmal ettim kusura bakma diyor.
başka şeyler de söylüyor ama dinlemiyorum artık esasen.
siz hatırlamazsınız muhtemelen, ben aklıma kazıdım. ne yazıyordu çiçeğin üzerindeki notta?
"söyleyemediğim hislerimin tercümanı olsun diye.."
söyleyemiyormuş ama söyledi işte.
söylediği gün yaseminimcimle aynı anda yaprak döktük.
ne olacaksa beraber olacak demiştim.
yazık oldu.
şimdi düşünüyorum, tam da şu an düşünüyorum. neden böyle biriyim peki ben? hep mi böyleydim, sonradan mı oldum? ne önemi var ki? oldum işte.
oldu işte.
ama sebepsiz değildi.
öylesine değildi.
açıklamadım, o da sormadı zaten.
yazık oldu.
teşekkürler.
devamını gör...
1009.
bak, rüzgâr.
kahve kokusu taşıyor, yanında da bir bahçe, bir zakkum, bir ağır yaralı limon ağacı, daha bahçe nedir bilmeyen bir hanımeli, üç tane tahta sandalye, kokun karşısında ezilen bir deniz, nohut mayalı ekmek, domat, kelle peyniri, çeşme kavunu, marka tescili hiç yapılmayacak boğma rakı, iyilik, güzellik var.
az daha sonra ise yalnız bir gece, bak şu adını bilmiyorum yıldızı, bak şu ay, bak karşısı şurası, bak bahçe, hadi yatalım, hayır pencere açık kalsın, hayır kedi çıkmaz, hayır başka kedi de girmez, hayır o gecenin köründe öten horoz da ötmeyecek tembihledim, hayır ya kadın, sus sarılalım ve uyuyalım artık gecesi.
sonra yine sabah, yine bahçede hanımeli, sonra yine aynı terane, yine yoluna dökük gözlerim, sonra tek kişilik çamurdan kahve, sonra yine yok sen.
sonra.... sonra çok sıkıldım ben.
kahve kokusu taşıyor, yanında da bir bahçe, bir zakkum, bir ağır yaralı limon ağacı, daha bahçe nedir bilmeyen bir hanımeli, üç tane tahta sandalye, kokun karşısında ezilen bir deniz, nohut mayalı ekmek, domat, kelle peyniri, çeşme kavunu, marka tescili hiç yapılmayacak boğma rakı, iyilik, güzellik var.
az daha sonra ise yalnız bir gece, bak şu adını bilmiyorum yıldızı, bak şu ay, bak karşısı şurası, bak bahçe, hadi yatalım, hayır pencere açık kalsın, hayır kedi çıkmaz, hayır başka kedi de girmez, hayır o gecenin köründe öten horoz da ötmeyecek tembihledim, hayır ya kadın, sus sarılalım ve uyuyalım artık gecesi.
sonra yine sabah, yine bahçede hanımeli, sonra yine aynı terane, yine yoluna dökük gözlerim, sonra tek kişilik çamurdan kahve, sonra yine yok sen.
sonra.... sonra çok sıkıldım ben.
devamını gör...
1010.
kapkara benimki
o kadar kara ki
bütün renkler ayakta alkışlıyor
yok oluşlarını
kusura bakma özdemir, benim ki daha güzel oldu.
o kadar kara ki
bütün renkler ayakta alkışlıyor
yok oluşlarını
kusura bakma özdemir, benim ki daha güzel oldu.
devamını gör...
1011.
kim olursan ol ne istersen yap
sen de bu dünyada tek başınasın
annen kolunda
baban yolunda
kardeş yanında tek başınasın
tek başımıza
tek başımıza
hep tek başımıza
sözler altında
gözler altında
yaşam kavganda tek başınasın
nefes alırken
nefes verirken
gülüp ağlarken tek başınasın
devamını gör...
1012.
bırak bizi öbür gezegenler yesin!
devamını gör...
1013.
neden bilmiyorum, artık aramak istemiyorum
aynada kendime bakıyorum gülüyorum
gamzelerimi göremiyorum
ismini sayıklıyorum
hasretinle ölüyorum fakat senle de olmaz
acı içinde olmaya mahkumum sanırım
nagihan , tanrının yarattığı iki insan `, bir aşka kurban.
aynada kendime bakıyorum gülüyorum
gamzelerimi göremiyorum
ismini sayıklıyorum
hasretinle ölüyorum fakat senle de olmaz
acı içinde olmaya mahkumum sanırım
nagihan , tanrının yarattığı iki insan `, bir aşka kurban.
devamını gör...
1014.
hayatını istediği gibi yaşamak istedi aile kurdu çocuk sahibi oldu ama hala kendini düşünmek istedi, kırdı insanları fark etmedi insanlar anlattı anlatanları sildi .anlayış bekledi sonuna kadar anlamadı, sorumluluk aldı çocukları boylarından büyük o almadı. ne kadar kırıldığından bahsetti hislerinden onlar anlattı o dinlemedi . kırgınlıklar büyüdü öfkeye döndü . her şey onun olsun istedi denge kuramadı ama nasıl denge kurduğunu anlatıp övündü.
devamını gör...
1015.
hergün hayata umutla uyanıyorum. peki ya akşamları? akşamları tam bir çöküntü oluyor. belki yalnızlığımla başbaşa kaldığımdan belki de sıkıntılardan kaçacak yer bulamadığımdan dolayıdır, bilmiyorum. hani sürekli kendinize söylediğiniz "hiçbir şey umrumda değil" yalanı var ya, güneş batıp gece çöktüğü vakit öyle olmuyor işte. etrafıma bakıyorum, bakıyorum ama bir çıkış yolu bulamıyorum. eşyalarımı toplayıp gidiyorum, herkesten kaçıyorum. bir kendimden kaçamıyorum. ben gerçekten ne yapıyorum ne düşünüyorum bilmiyorum. denizin ortasında bir duba gibi sağa sola sallanıyorum sadece. hergün kendimi kandırıyorum bugün çok güzel olacak diye ama rahat batıyor sanırım. illa buluyorum moralimi bozacak bir şey. sahiden güzel olacak mı günlerim? sahiden istediğim bazı şeylerin hissiyatını tadacak mıyım? hergün bekliyorum, herkese sabredin diyorum ama sanırım pek gelmeyecek hasretini duyduğum şeyler. belki de son defa açıyorum içimi. sahi neden son kez? çünkü hepimiz güçlü bireyleriz. bizim bizden başka kimseye ihtiyacımız yok. bu da büyük yalan. aslında o kadar aciz varlıklarız ki hayvanlar bize gülüyordur bence. neyse biz bence kendimizi kandırmaya devam edelim. nasıl olsa yalan dünya. bizde bir ufak yalan söylesek bir şey olmaz heralde.
devamını gör...
1016.
korkusuzca yürüyebilmek şu hayatta. bir kitap alıp hayatını değiştirmek ya da ne bileyim. yazdığın yazının içinde kaybolmak. arılarla sohbet etmek, ya da kilit taşlarında karıncalarla saklambaç oynamak. sonra saklandığın yerden bir aynaya bakmak kendine uzun uzun. gözlerindeki ışıltıyla mutlu olmak. ne görüyorsun dostum oysa. her sabah kalktığında o morlukların altında, sigaradan kesilen nefesinin buğusunda? doğadan kopuşumuzun yıl dönümünde kendimi bir ormanda bulmak istiyorum. kırk bir kere maşallah dedikleri yaşta ben ağaçlara tırmanıp ateş böcekleriyle dans etmek istiyorum. ama gerçek ne? gerçek işte şu,
beyaz masa.
bir kül tablası.
bir kahve fincan.
ve bitmek bilmeyen insanoğlunun dramatik ürünlerinin müzikal yansıması.
beyaz masa.
bir kül tablası.
bir kahve fincan.
ve bitmek bilmeyen insanoğlunun dramatik ürünlerinin müzikal yansıması.
devamını gör...
1017.
ne kaybettiğimiz insanları döndürebiliriz, ne de geriye dönebiliriz.
devamını gör...
1018.
bu aralar girift bir duygu karmaşıklığı, bir tükenmişlik sarıyor ruhumu.
kırıklığın, görmezden gelinmişliğin, yarım kalmışlığın derin bir sancısı var yüreğimde.
artık kendimi yenilmiş hissediyorum, birilerine, bir şeylere…
adını dahi konduramadığım duygular yüreğime sirayet etmeye başladı.
ne olacağını bilememenin korkusu, huzursuzluğu var içimde.
bir insanın kendine yetemediği zamanlar da olurmuş. tam da o noktadayım ben, kendi kendime yetemediğim an-lar daha çok belirginleşmeye, kendini göstermeye başladı.
yüreğime açılan bir pencere lazım!
gökyüzünü, o maviyi, o cıvıltıları, hissedebileceğim bir pencerenin sevgisine…
kırıklığın, görmezden gelinmişliğin, yarım kalmışlığın derin bir sancısı var yüreğimde.
artık kendimi yenilmiş hissediyorum, birilerine, bir şeylere…
adını dahi konduramadığım duygular yüreğime sirayet etmeye başladı.
ne olacağını bilememenin korkusu, huzursuzluğu var içimde.
bir insanın kendine yetemediği zamanlar da olurmuş. tam da o noktadayım ben, kendi kendime yetemediğim an-lar daha çok belirginleşmeye, kendini göstermeye başladı.
yüreğime açılan bir pencere lazım!
gökyüzünü, o maviyi, o cıvıltıları, hissedebileceğim bir pencerenin sevgisine…
devamını gör...
1019.
ve konuşmanın sonu...
gün batmış gece çökmüştü çoktan, açıkta kalan bir pencere, bir de film sahnesi yola koyuldu: koşarak gelmiş boyadıkları pandaları hediye edecekleri anın seyrine koyulmuşlardı. ve olan olmuştu....
herkes her şeyi unutmuş bir o hatılıyorken...
öte yandan burada herkes her şeyi hatılıyorken bir o unutmuştu. bu hafıza kaybı tanrı'nın ona bir bağışıydı.. kabul etti ve hatırlamamayı seçti. yürüdü...
buradan
gün batmış gece çökmüştü çoktan, açıkta kalan bir pencere, bir de film sahnesi yola koyuldu: koşarak gelmiş boyadıkları pandaları hediye edecekleri anın seyrine koyulmuşlardı. ve olan olmuştu....
herkes her şeyi unutmuş bir o hatılıyorken...
öte yandan burada herkes her şeyi hatılıyorken bir o unutmuştu. bu hafıza kaybı tanrı'nın ona bir bağışıydı.. kabul etti ve hatırlamamayı seçti. yürüdü...
buradan
devamını gör...
1020.
hani böyle bir şeyin olmasını çok istersin ya, olsun diye milyon tane yol denersin en ufak ihtimali bile zorlarsın ama yine de olmaz.
o istediğin her neyse sana yokuş olur, çıkayım diye tırmanırsın ama yine olmaz nefesin tükenir tıkanırsın. işte yaşadığımda tam olarak bu benim.
ben bunu allah'ın bana istediğin şeyi başkaları değil ben veririm, başkasından isteme benden iste demesi gibi yorumluyorum. hatta içimde bir ses bana bunu fısıldıyor.
başarabilir miyim bilmiyorum ama bundan sonra bunu deneyeceğim.
işe yararsa editlerim.
o istediğin her neyse sana yokuş olur, çıkayım diye tırmanırsın ama yine olmaz nefesin tükenir tıkanırsın. işte yaşadığımda tam olarak bu benim.
ben bunu allah'ın bana istediğin şeyi başkaları değil ben veririm, başkasından isteme benden iste demesi gibi yorumluyorum. hatta içimde bir ses bana bunu fısıldıyor.
başarabilir miyim bilmiyorum ama bundan sonra bunu deneyeceğim.
işe yararsa editlerim.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2