5081.
yataktan enerjik kalkıp, kahvaltısını yapıp, işini gücünü halleden hâl. özleniyorsun.
devamını gör...
5082.
haklı olduğuna kesin olarak inanan birisiyle bir tartışmaya girmişseniz, bu çabanın ne kadar boş olduğunu biliyorsunuzdur: böyle biri kendi bakış açısından başka bir bakış açısını asla kabul etmeyecektir. böyle kişileri katı, esnek davranamayan, dar görüşlü, at gözlüğü takmış kişiler olarak tanımlarız.
devamını gör...
5083.
bir sabah uyandım evin komurlugune kedi girmiş, doğum yapmış. en üst kat ve kömürlük kapısı hep kapalıdır.
8 tane yavru. kediler büyüyüp sütten kesilene kadar anasından yavrularına kadar aç bitir olsun, peynir olsun, salam olsun besledim. karşıda boş bir dairenin bahçesine taşıdık bunları. yavrular ayaklaninca tabi. görseniz beni gördüklerinde ayaklarıma surunup bacaklarıma tırmanmaya çalışıyorlar. gözüm yaşardı bak. hatta emzirildikleri dönem annesi tarafından dışlanmış bir kedi buldum götürdüm yanlarına. dişi kedi onu da emzirdi. sapasaglikli büyüdüler. 9 yavru ve bir anne.
sonra ansızın mahalleye kuduz bir kedi dadandı. hepsini öldürmüş.
işte o günden beri albert camus'a hak veririm hayat absürt bir şeydir.
çok ciddiye almamak lazım. planlara gerek yok, hayatlarımızın anlamı da yoktur, sadece yaşarız ve zamanı geldiğinde ölürüz.
devamını gör...
5084.
• bir havuza iki dosyadan domates sosu dolmakta üçüncü bir dosya da dolan sosları boşaltmaktadır. buna göre hâkim patatese kaç yıl kızarma cezası verir.
• yemek kitabında “patlıcanı yol yol soyun” yazıyor ve “sonra asfalt dökün” diye devam ediyor.
• havuzda rihanna var dememiştim, piranha var demiştim. lafı dinlemeden neden cumburlop birol abi?
kaygan duvarlı büyük bir çukura hepsi dişi olmak üzere farklı türlerde 1000 tane yılan koysak ve bunlara yem vermesek ne olur? birbirlerini yemeğe başlarlar. yediklerinin bir bölümünü çıkarttıklarını varsayarak, bu yeme işlemi tek bir yılan kalıncaya kadar devam edecektir. tabi dev bir yılan olacaktır bu. boa yılanları böyle oluşmuştur sanırım
• düdüklü tencerelere düdük imalatı
köy yumurtasından köy değil civciv (minyatür tavuk) çıkması
• yarım kilo kıyma istediğim kasabın, "kıymayıp da ne yapayım" demesi. hoş bir hatun
içine minyatür gemi yapılmış şişenin ağzının açık bırakılarak karadeniz'e atılması ve karadeniz'de gemilerin mi battı sorusuna evet denilmesi
• üç tekerlekli bisikletin bile gavur icadı olması.
kızdığım şey köpeğin havlaması değil, gef gef... gef gef diye bağırması. bir kere havla tam havla. dokuz saat boyunca böyle havlanmaz ki. işte bu yüzden ısırdım onu gazeteci bey...

• doğa dostu kız, köy yolunun ortasındaki kaplumbağayı alıp yolun kenarına koyarken, kaplumbağanın gözle görülen ama duyulmayan feryadı: ben karşıya geçecektim, şimdi sil baştan...
devamını gör...
5085.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
telefonla konuşurken bir şeyler karaladım.
benim karalama defterim biraz küçük ..
devamını gör...
5086.
korkusu bizzat şahsıma ait olmayan yks günlüğü

21 haziran en kısa geceymiş... ne bitmez gece olduğunu bekleyenler bilir
çok çok fazla stresliyim kendim bu sınava girerken bu kadar korkmadım stres olmadım...
ona güvendiğim kadar korkuyorum da bir daha uzak düşeriz diye karnımda kramplar bekleyecem yine kilometreler arası.. bit artık bu uzun aylar, uzun geceler, korkular, mesafeler... rabbim hayırlısını gönlümüze hoş etsin dedik aylarca ne oluyorsa memnun ve mutluyuz dilerim olacak her şey bizi memnun ve mutlu kılar yine...
allah'ım nolur ona güç kuvvet ver:'' tüm korkum gönlümde fırtınalar estiren bir delinin macerasının zaferidir...
devamını gör...
5087.
nasıl da unutmuşum insanın nabzını hızlandıran şeyin duyguları olduğunu !
iki senedir epey uzaklaşmıştım böyle şeylerden...
yakın yahut uzak gelecek için, ciddi ilişkilere dair tek bir düşüncem bile olmamıştı.
önce geçmiş üzerine çok da uzun olmayan bir sohbet ve ardından gelecek üzerine düşünceler, -kendi düşüncelerim- "peki ya olursa, nasıl olur?" sorusunu soktu usuma usul usul.
oğuz atay'ın belirttiği gibi, mağaramda yaşamaya öyle bir alışmışım ki, sorma be !

ilk kafamı karıştıran şey, -ki ortada hiçbir şey olmamasına rağmen- kendimi bu gerçeklikten tamamen kopardığımda, gözlerim kapalıyken, zihnimde farklı şekillerde tezahür edişimdi.
"ulan!" dedim. saçmalıyorsun. hiç bu toplara girilir mi allah aşkına ! neler neler...

sevmek, sevilmek öyle güzel şeyler ki, bunu tekrar hatırlamak bile yüzüme bir kırmızılıktır kattı...
tüm bu rahatlıktan vazgeçip, her şeyiyle birine ait olma isteği geldi girdi aklıma. aklım karıştı!
ki bu benim için o kadar önemli bir şey ki.

ben böyle düşüncelere dalar dalar giderim işte ! bir de şarkı çalıyorsa arkadan, şimdi olduğu gibi...
söyleyen kadınsa daha da duygusal olurum ama. anlam yüklerim olur olmaz şeylere. sonra bir şarkı daha çalar, daha da duygusal olurum. yengeç burcunun özellikleri mi şimdi bunlar? asla inanmıyorum, fakat sanırım öyle.

aklımı, sıradan insanların takıldığı şeylerden zaten uzakta olmasına rağmen, oradan alıp, başka bir yere götürmeme sebep olman güzeldi. bu gece iyi ki yazmadın bana. anlam yüklerdim çünkü. onun yerine farklı şeylere anlam yükledim böylece.

benim şu kalbim, uslanmayacak, onu çok net anladım !
ama kendimi gereksiz yere güzel şeylerden uzaklaştırdığımı da anladım sayende. iyi ki yazdın, orası ayrı mesele.
hah, düşündüm de şimdi bir saniyeliğine, belki de sen hiçbir şey yapmadın... tuhafım değil mi olric? efsane tuhafım hem de.
devamını gör...
5088.
kendimden kaçıyorum, kendime sığınıyorum yine, yeniden, tekrar ve tekrar. göz pınarlarımdan “ah!”lar damlıyor. ellerim kayıyor tutunduğum umut dallarından. onu arıyorum yatağımın soğuk tarafında. kalbimde saklambaç oynayan çocuğun yerini o biliyor sadece. baş başa kaldığımız anlarda kapatmıyorum perdeleri. bizi bizden başka gören kimse yok nasıl olsa. başımı her zamanki gibi sol omzuna yaslıyorum. nefes alıp verişini, kalp atışlarını, konuşurken kulağıma gelen iç sesini dinliyorum. bir kedi gibi şımarık bir tavırla sırnaşıyorum. ne zaman yüzümü ona dönsem hep ciddi ciddi bir şeyler anlatıyor bana. çatılan kaşları, düzgün burnu, irileşmiş göz bebekleri, her zaman çatlak olan dudaklarını izliyorum. “beni dinle!” dercesine indiriyor bakışlarını bana. bu anı onlarca kez yaşamış olmanın ustalığıyla buluşturuyorum gözlerimizi. en sevdiğin kitabı yüz birinci defa okumak gibi bir şey bu. hala fark etmedi ona acıyla baktığımı. biraz geri çekildi, kahvesinden bir yudum aldı. biliyordum, bir şeyler söylememi bekliyordu. gülümsedim ona, anlam veremeyeceğini bile bile. bilmiyordu, birini dinlemek için konuşmayı unutuyordum ilk defa.

sigaramı yaktım, tüm sesler sustu. içimde kopan fırtınaların sesi içimin her köşesinde yankılanıyor. çaresizliğimin iniltileri bir fahişeninkinden daha şehvetli çıkıyor. hiçliğin ortasına attığım adımlarım korkuyla sarsılıyor. ne kadar dayanabilirim buna? cevap verin! kaç kara basacak bana, boğulacağım kaç çığlığımda daha? kollarım taşımıyor artık ruhumu, görün anne! baba! size ağlıyorum duysanıza! albümlerde sakladığınız sevgiyi alın, çalın başınıza. bu oynadığınız oyun “tanrıcılık” değil, yalnız bir ilahi komedya.
devamını gör...
5089.
ela gözlerin neden ağlamış
simsiyah saçların neden ağarmış
inan sevgilim senin eserin
hep senin için doldu gözlerim

bak benim gönlüm dertlerle dolu
sen kapattın bu sevgi yolunu
gün gelir geçer, seni de bulur
senin de benden ne farkın olur...

ah be. yazılanı yaşamak ne kadar ağır değil mi? hayal etmeye bile müsaade etmeyen bir defter. o defter ki, sahibi bile okuyamıyor, görünmüyor çünkü. yazı da karanlık, sayfalar da.
istiyorum ki öyle bir haykırayım ki o andan sonra canım çıksın.
yaşamak diyorum değil mi bu sefil günlere?

iyileşmemek için ant içmiş yaralar olmasa nasıl geceleri uykusuz kalabilirdim? uykusuz kaldığım geceleri dost edinmek istiyorum ama onlar da sırt çeviriyor. dokunulmayan, görülmeyen, istenmeyen olmaktan bıktım. neden diye de sormuyorum artık, ses yok, cevap yok.

hiçlik dünyasının içinde oradan oraya savruldum durdum. duyulmayan feryadım bile artık gizlendi kalbimin en derin mahzenlerine. prangalar esir almış beni, ne tarafa baksam görüyorum.
ruhum üşüyor, kelimeler bile dilime dolanıyor, çıkamıyor, geri çekiliyor o kuyuya.

yazdıklarım konuştuklarımı geçeli çok uzun zaman oldu...
devamını gör...
5090.
bugün de erkenccikten uyandım. mutluyum da. sanki şoktan çıkmış gibi.

kış kış

open.spotify.com/track/7dPt...
devamını gör...
5091.
bugün doğum günüm, büyüyemedim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
heyyyyyy bugüüünn günlerden daha büyük bir benn(u: <3333 )
"bugün, yirminci baharın ilk gününde, ömrümün en özel duraklarından birine geldim. çocukluğumun o masalsı kapısından süzülen her bir kareye baktığımda, zamanın sadece takvim yapraklarını eskittiğini, ruhumun özünü hiç değiştiremediğini görüyorum. "ve ben hâlâ..." dedirten her fotoğraf, içimde bir yerlerde o minicik yüreğin hâlâ aynı açıklıkla çarptığını fısıldıyor. dünyaya o ilk günkü şaşkınlık ve merakla bakıyorum; küçük parmaklarımın ucundan süzülen hayaller, büyüyen avuçlarımda şekillenmeye devam ediyor. bedenim yirmi yaşına ermiş olsa da, gözlerimdeki ışıltı, kahkahalarımın yankısı ve kalbimdeki o saf inanç, dünkü çocuktan bana miras. iyi ki doğmuşum, iyi ki bu yaşa gelmişim ve iyi ki içimdeki o küçücük ben, her an benimle, yanımda, bu yolculukta ışık olmuş."
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

büyüyemedim.
devamını gör...
5092.
biraz önce muslera gol editi izlerken ağladım. tüm acılarım musleranın gsden ayrıldığını hatırlamam ile birleşip ferdi özbeğen'in dönsen bile şarkısında muslera diye ağlamam ile son buldu a*k
niye böyle oldu ki şimdi.
devamını gör...
5093.
hep
ama hep
sevilmeyeceğim sevdalara düşüyorum.
neden?
devamını gör...
5094.
zaten hayat denen bu yolda çok yürüdüm gibi...
yahu kalp problem tansiyon arada çıkıyor akıl desen problemli
yakında fıstıklı helva yersiniz köftehorlar sizi
devamını gör...
5095.
bugün saatlerce bir ilişkinin iki tarafındaki insanların ayrı ayrı sorunlarını dinlerken komaya girdim.

yahu ben bilirkişi değilim yemin ederim ki ne istiyorsunuz benden,
iki taraf da kendisini anlamamı istiyor,
iki taraf da birbirini seviyor ama iş çıkartıyor,

velhasıl sizleri anlıyorum ama istediğim berraklıkta konuşamıyorum.
salın beni.
devamını gör...
5096.
babamın anlam veremediğim dengesiz davranışları
annemin bitmek tükenmeyen serzenişleri
duygu durumumun inişleri, çıkışları
anlamsız kılıyor yaşamak çabasını
bir yaşa kadar kaldırıyor zihnin bu yükü
daha kolay üstesinden gelebiliyor
daha çabuk yenileniyor hafıza
üzücü anılar akıl süzgecinde tortular bırakıyor
her tekrarda tortular birikip süzgeci tıkıyor
tekrarlayan kontrolsüz davranışlar
tekrarlayan ve çözüm olmayan serzenişler
süzgeci tamamen akışa kapatıyor
haydi, şimdi akıl verin
akışına bırak deyin
devamını gör...
5097.
iyiyim...
yalan değil, şaka değil gerçekten iyiyim...

kapılarımı kapatamayacağımı kabullenerek iyiyim...
güzel duyguları her dem seveceğimi bilerek...
kendimi severek en başta, kendi hayallerimi inançlarımı gücümü severek...

yalnızlığımı çok sevsem de güzel insanlarla çevrili oluşumla iyiyim...
hayırsız olsam da tanımadığım bir insanla saatlerce lak lak edecek kadar iyiyim...
kitap okuyacak kadar, film izleyecek kadar ve kendime dair umutlanacak kadar iyiyim...

ne kadar iyi birisi olduğumu anlayacak kadar iyiyim...
sorumluluklarımın ağırlıklarını görecek kadar...
tatlı ve sevimli halimle her şeyi çekecek kadar iyiyim...
lakin seçici olaraktan...

şiirlerle iyiyim...
şarkılarla...
iki güzel sözle, iki şuh kahkahayla...
kusurlarımla,
hatalarımla,
günahlarımla çoğu zaman...

çünkü emek, en kadir kıymet verilmesi gereken şeydir...
haksızlığına karşı susamayacak kadar iyiyim...
kendime haksızlık yapmayacak kadar iyi...
her şeyiyle yaşayacak kadar...
yaşamak kadar, iyiyim...

herkese karşı bonkör,
ama kendime karşı nazik olacak kadar iyiyim...

sevecek kadar iyiyim...
aşk insanı olduğumdan emin olacak kadar...

gözyaşlarımın her dem akacağını bilecek kadar iyiyim...
lakin o gözyaşlarını kendim sileceğimi bilecek kadar da iyiyim...

kin tutacak kadar iyiyim...
affedecek kadar da...

bir daha mı tövbe derken bile kapımı çalan aşka, sevgiye kucak açacak kadar da...

iyiyim azizim...
kendime hoşgeldim...
sende hoşgeldin...
sizler de ey dostlar meclisi, aşk meclisi...
devamını gör...
5098.
başkalarının bana sağlık olsun dediği şeyler boğazımda düğümlendi. gördüğüm ölümlerden sonra en çaresiz hissettiğim günleri yaşıyorum. ölüm bile bir bitişken içimde biriken ve beni acımasızca esiri eden bu duyguların yükünü kaldıramıyorum. her ne kadar sevdiğim ve yanımda olup beni destekleyen insanlardan güç almaya çalışsam da içimdeki yoğun hesaplaşmayla başa çıkamıyorum. en çok da kendime kızgınım. vazgeçemediğim şeyler bugün olmasını çok istediğim uğruna emek verdiğim olmayan şeylerin temelini attı. ne vazgeçemediklerim kaldı ne hayalim. uğruna savaş vereceğim tek bir hayalim kalmadı. yalnızca bekliyorum ve olabildiğince sessizlikten kaçıyorum. bunun için de instagramda kaydırıp duruyorum. hiç de huyum değildi sürekli bir şeyler izlemek. ancak kafamdaki sesleri sürekli bir şeyler izleyip bir şeyler dinleyerek bastırıyorum. ama gafil avlandım. tek bir şey her şeyin başa dönmesine yetti. bu kaçınca nasip değilmiş ya da sağlık olsun bilmiyorum ama sağlık olsun, nasip değilmiş.
devamını gör...
5099.
anne biliyorum, bazı özlemleri sen mayaladın ruhuma.
biliyorum, ruhumun bazı parçalarını da sen kesip eksilttin.
durup durup kendimi sevemeyişlerim hep bundan. durup durup güzele ikna olamayışım hep bundan.

ruhumun değerini yitirdiği adresmiş senin istenmeyişin, öfkeni kendi gözlerimde görüşüm hep bundan.

şifalan annem, iyi ol, kendini sev, bil ki sen senden hep razısın.
devamını gör...
5100.
kendimi yorasıya kadar uyumuyorum... rüyalar görmek istemiyorum ya da nefes nefese kalmak uykumda...

aslında nasıl da dinlenmek istiyor ruhum, bedenim... lakin olmuyor, olmuyor azizim...

duvarlar örüyorum yavaş yavaş... ruhumdaki mesai uzun... tepesinde penceresi, arada nefes alır arada güneşin ışığı girer ama kimse görmesin ruhumun kendini iyileştirmek için yaptığı tedavisini...

yılların yorgunluğunu, acının derin izlerini iyileştirsin üstünde...
düşünmesin artık geçmişi, sevgi dolu olacak diye kendini kandırdığı geleceği...

kaderinde böyle bir şey olmayacağını kabullensin... çalış çalış ve çalış... isteme, düşünme, hayal etme o hiç tatmadığın duyguları...

zor biliyorum... zorlu bir yolculuk kapıda... artık sayılı günlerdeyiz... bundan sonrası daha da özveri daha da sorumluluk... peki gücümün sınırı nedir?... peki hep böyle mi devam edecek...

hiç, hiç mi umut yok?..
sanırım yok...

kapatma dediler kapılarını ama biliyorum artık mantık devreye girdi...
ne kadar duygularım şen şakrak arasa da istediğini...

kendi kendimin dizginlerini tutuyorum... her şeyden uzaklaşıyorum farkındayım... inzivaya çekildi umutlarım, isteklerim... bu inziva belki bir ömür boyu sürecek...

sanki önceden çalıştı da haketti sanki...

neyse bugünlük bu kadar azizim... ben yapacağımı yaptım, takdir allah'ındır... ondan başka sığınacağım hiçbir şey yok...

yeter ki yalnızlığım beni artık yormasın...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim