normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
221.
iyi bir insan olacağımıza dair söz verdiklerimiz gidince ne yapıyorduk? ben hiç çalışmadım buraya.
tam kırk gün oluyor bugün. seni görmeyeli, sesini duymayalı, mesajını almayalı. varlığıyla anlam bulduğun insanın varlığından bihaber olmak nedir, bunu bilir misin? bir zamanlar veya belki halen belki yüzyıl sonra da eline batan dikeni dünyanın en tehlikeli nesnesi sayan ben için elini kırk gün göremeyişimin derin sancısı nedir, ya bunu?
giden gitmiştir diye başlayan afili ve vurdumduymaz cümlelerle büyüdüm. gidenin benden de bin parça alıp götüreceğini bana söylememişlerdi. dönüp hangi parçamı nerde bıraktın acaba diye düşünüyorum. bin yolda bin parça bulsam ve yine şen kahkahalar atsam diye.
tam kırk gün oluyor bugün. ben artık asla ben olmayan biriyle yaşamaya alıştım sanıyorum artık. yalnız ve sadece bir nebze de olsa yokluğuna alışmak dilerdim. cehennemin öbür adı, dipsiz bir uçurum, bir gayya kuyusu. ne kadar kötü ne kadar korkunç ne kadar berbat şey varsa o şair gibi tuttum yokluğuna tamamladım.
tam kırk gün oluyor bugün. kırk gün geçince güzel şeyler yazacağım ve şen kahkahalarımı yeniden atacağım diye söz verdim kendime. ancak artık güzel şeylere ve şen kahkahalara kırk yıl daha erişemeyecek sanıyorum kendimi. giderken beni tüm güzel duygulardan uzakta bir köşede bırakacağını da söylemedin, buna da aşk olsun. tüm güzel şeylerle beraber yollardan bin parçamı alıp da aynı köşeye dönersen beni bulamayacaksın. o köşede artık bir boşluk var. günleri sayan bir boşluk. bugün kırkı bitirdi, birden farkı yok.
tam kırk gün oluyor bugün. seni görmeyeli, sesini duymayalı, mesajını almayalı. varlığıyla anlam bulduğun insanın varlığından bihaber olmak nedir, bunu bilir misin? bir zamanlar veya belki halen belki yüzyıl sonra da eline batan dikeni dünyanın en tehlikeli nesnesi sayan ben için elini kırk gün göremeyişimin derin sancısı nedir, ya bunu?
giden gitmiştir diye başlayan afili ve vurdumduymaz cümlelerle büyüdüm. gidenin benden de bin parça alıp götüreceğini bana söylememişlerdi. dönüp hangi parçamı nerde bıraktın acaba diye düşünüyorum. bin yolda bin parça bulsam ve yine şen kahkahalar atsam diye.
tam kırk gün oluyor bugün. ben artık asla ben olmayan biriyle yaşamaya alıştım sanıyorum artık. yalnız ve sadece bir nebze de olsa yokluğuna alışmak dilerdim. cehennemin öbür adı, dipsiz bir uçurum, bir gayya kuyusu. ne kadar kötü ne kadar korkunç ne kadar berbat şey varsa o şair gibi tuttum yokluğuna tamamladım.
tam kırk gün oluyor bugün. kırk gün geçince güzel şeyler yazacağım ve şen kahkahalarımı yeniden atacağım diye söz verdim kendime. ancak artık güzel şeylere ve şen kahkahalara kırk yıl daha erişemeyecek sanıyorum kendimi. giderken beni tüm güzel duygulardan uzakta bir köşede bırakacağını da söylemedin, buna da aşk olsun. tüm güzel şeylerle beraber yollardan bin parçamı alıp da aynı köşeye dönersen beni bulamayacaksın. o köşede artık bir boşluk var. günleri sayan bir boşluk. bugün kırkı bitirdi, birden farkı yok.
devamını gör...
222.
dün gece bir yakınımız için hastane de sabahlamak durumunda kalınca bir kere daha anladım ki saçma sapan şeylere ağlarken insanlar can acısı çekiyor çaresizliği yaşıyor sağlık çok büyük nimet vesselam kıymet bilmeli
devamını gör...
223.
şeyi hatırlıyorum dede bir kaç gündür. küçüğüm daha. 17 ağustos’a daha çok var yani. bakkalköy’de o zamanlar -bilmiyorum 6. mıydı 7. kat mıydı- neyse işte, en üst katta oturuyordunuz hani, ordayız işte. üstünde böyle koyu renk ekoseli bir gömlek vardı senin. altında da zannediyorum haki yahut kahve tonlarında kumaş bir pantolon. annemin çekmecesinde bulursam paylaşacağım burda da o fotoğrafı...
tabi gençtin o zamanlar. mesela bıyıklarında hala siyahlar vardı beyazların arasında hatırlıyorum... güreşiyorduk seninle. üstümde tabi her zamanki çocuk şımarıklığı. koca bir adamsın, nasıl şımarmayayayım. ellerin, ayakların kocaman. nah böyle, kafam kadar avuçların vardı senin... bilmiyordum o zamanlar yalandan yenildiğini tabi. koca adamı yendim ulan kolay mı! dedemi yendim. zaten o sabah bilek güreşinde de yenmiştim seni...
işte güreşirken çekilen ,muhtemelen teyzemin çektiği, o fotoğrafı hatırlıyorum bir kaç gündür. bi’de o evin balkon demirlerinin acı tadını. bi’de şey vardı dede. o balkon demirlerinin arasında mavi branda vardı. onun o plastik kokusunu hatırlıyorum bi’de...
sonra şimdi bak, yazdıkça anımsıyorum. ne çok çiçeğin vardı dede yaa. balkon renk renk, cıvıl cıvıl. hani o sadece misafir geldiğinde oturulan kocaman bi salonunuz vardı, deve tabanı mı ne, o vardı orda. böyle hayvan gibi uzamıştı. sırıklarla falan tavandan eğile eğile de büyüyordu. onu hatırlıyorum dede...
bi’de senin saray muhallebicileri’nde çalışırken getirdiğin tatlıları...
“tüylü onlar” derdim de salak gibi yemezdim güzelim tavuk göğüslerini...gider en boktan pastanede bile bulunacak pudingi yerdim hep. işte o pudingin üstündeki tatlı vişneyi hatırlıyorum bi’de dede... altın yaldızlı “saray” yazan beyaz naylon poşetleri bi’de...
biliyorum sen de hatırlıyordun hep. mesela şeyi hatırlamıyor olamazsın yaa. “gâl bahalum” diye kavrardın o koca ellerinle küçücük omuzlarımdan; o kocaman ayaklarının üstüne bastırır, ağzınla da tulum sesi yapardın, horon oynatırdın bana.
“lidddii dililil liddiiiddiii”
arka odadaki ahşap pencerenizin önüne küçük bir ayna koyardın. mavi küçük bi’ maşrapan vardı. beyaz plastik ucuz permatiklerinden bi’de. sakallarını keserken merakla izlerdim seni. hep canın yanıyor zannederdim. sen o köpüklü sakallarına jileti vurduğunda çıkan sesi hala duyabiliyorum biliyor musun? bi’de çeneni, yanak kenarını düzgün kesmek için dilinle yaptığın şeyi hatırladıkça hala gülüyorum...
anannem seslenirdi sana hep “gocamaaaan” diye. ona da çok gülerdim. bi’de televizyonda her dansöz çıktığında “gocamaan gel bak, çikti seninkilar” diye laf atardı sana. ona da çok gülerdim...
uzun zamandır bu kadar samimi çok az şeye gülebiliyorum. komik olmadığından değil ha dede, samimi çok az şey kaldığı için...
herkes bilir bunu.
bir çocuk bile bilir dede.
baba çınar ağacıdır.
ee dede, baba çınar ağacıysa sen nesin?
orman mı?...
tabi gençtin o zamanlar. mesela bıyıklarında hala siyahlar vardı beyazların arasında hatırlıyorum... güreşiyorduk seninle. üstümde tabi her zamanki çocuk şımarıklığı. koca bir adamsın, nasıl şımarmayayayım. ellerin, ayakların kocaman. nah böyle, kafam kadar avuçların vardı senin... bilmiyordum o zamanlar yalandan yenildiğini tabi. koca adamı yendim ulan kolay mı! dedemi yendim. zaten o sabah bilek güreşinde de yenmiştim seni...
işte güreşirken çekilen ,muhtemelen teyzemin çektiği, o fotoğrafı hatırlıyorum bir kaç gündür. bi’de o evin balkon demirlerinin acı tadını. bi’de şey vardı dede. o balkon demirlerinin arasında mavi branda vardı. onun o plastik kokusunu hatırlıyorum bi’de...
sonra şimdi bak, yazdıkça anımsıyorum. ne çok çiçeğin vardı dede yaa. balkon renk renk, cıvıl cıvıl. hani o sadece misafir geldiğinde oturulan kocaman bi salonunuz vardı, deve tabanı mı ne, o vardı orda. böyle hayvan gibi uzamıştı. sırıklarla falan tavandan eğile eğile de büyüyordu. onu hatırlıyorum dede...
bi’de senin saray muhallebicileri’nde çalışırken getirdiğin tatlıları...
“tüylü onlar” derdim de salak gibi yemezdim güzelim tavuk göğüslerini...gider en boktan pastanede bile bulunacak pudingi yerdim hep. işte o pudingin üstündeki tatlı vişneyi hatırlıyorum bi’de dede... altın yaldızlı “saray” yazan beyaz naylon poşetleri bi’de...
biliyorum sen de hatırlıyordun hep. mesela şeyi hatırlamıyor olamazsın yaa. “gâl bahalum” diye kavrardın o koca ellerinle küçücük omuzlarımdan; o kocaman ayaklarının üstüne bastırır, ağzınla da tulum sesi yapardın, horon oynatırdın bana.
“lidddii dililil liddiiiddiii”
arka odadaki ahşap pencerenizin önüne küçük bir ayna koyardın. mavi küçük bi’ maşrapan vardı. beyaz plastik ucuz permatiklerinden bi’de. sakallarını keserken merakla izlerdim seni. hep canın yanıyor zannederdim. sen o köpüklü sakallarına jileti vurduğunda çıkan sesi hala duyabiliyorum biliyor musun? bi’de çeneni, yanak kenarını düzgün kesmek için dilinle yaptığın şeyi hatırladıkça hala gülüyorum...
anannem seslenirdi sana hep “gocamaaaan” diye. ona da çok gülerdim. bi’de televizyonda her dansöz çıktığında “gocamaan gel bak, çikti seninkilar” diye laf atardı sana. ona da çok gülerdim...
uzun zamandır bu kadar samimi çok az şeye gülebiliyorum. komik olmadığından değil ha dede, samimi çok az şey kaldığı için...
herkes bilir bunu.
bir çocuk bile bilir dede.
baba çınar ağacıdır.
ee dede, baba çınar ağacıysa sen nesin?
orman mı?...
devamını gör...
224.
sevgilisi veya eşi ile arası limoni olan yazarların ağlama duvarı.
devamını gör...
225.
kuklalar diyarında değiliz ki dedi.
birileri iplerimizi çeksin bizde oynayalım mı yani?
o sırada tırnaklarından biriyle dişine yapışmış maydanoz parçasını çıkarmaya çalışıyordu. suratında yılışık bir gülümseme vardı. aynadaki yansıması cevap vermiyordu. aynaya sinirlenmesinin anlamı yoktu ama sıkıyordu dişlerini. düşünün hem maydanoz çıkarmaya çalışıyor bir tırnağıyla, bir yandan gülüyor bir yandan da sinirleniyor. haliyle garip bir görüntü vardı aynada.
sence de öyle değil mi kadın dedi.
ve bu sefer maydanoz yapışmış tırnağıyla aynadaki yansımasına bir vuruş attı.
kel kafasında ellerini gezdirdi. gözleri hala aynada.
hem kukla olsak ne olacak? her şey daha kolay olmaz mıydı? konuşmak zorunda kalmasak. birileri bizim yerimize hareket ettirse kolumuzu, bacağımızı, çenemizi…. göğüslerimizi. ah göğüs…
duraksadı.
kollarını havaya kaldırdı.
sonra pembe tişörtünü çıkardı. arkadaki yatağın üzerine fırlattı.
bir hafta önce bu saatlerde yine ayna karşısındaydı.
yine tişörtünü çıkarmış göğüslerine bakıyordu ameliyat öncesi.
iki muntazam organ.
diyalog yoktu. sadece korku.
şimdi, şimdi iki göğsünün yerinde dikişler acıyordu aynadan taşarak. aynalar affetmiyordu gerçeği.
göğüsleri gitmişti evet. saçları gitmişti. daha ne kadarı gidecekti amansız hastalığın dişlerinde toz zerreciği olarak.
şifonyerin üstündeki kırmızı ruju aldı.
çizebildiği en güzel şeyi çizdi göğüs kafesinin üstüne.
bir kukla.
birileri iplerimizi çeksin bizde oynayalım mı yani?
o sırada tırnaklarından biriyle dişine yapışmış maydanoz parçasını çıkarmaya çalışıyordu. suratında yılışık bir gülümseme vardı. aynadaki yansıması cevap vermiyordu. aynaya sinirlenmesinin anlamı yoktu ama sıkıyordu dişlerini. düşünün hem maydanoz çıkarmaya çalışıyor bir tırnağıyla, bir yandan gülüyor bir yandan da sinirleniyor. haliyle garip bir görüntü vardı aynada.
sence de öyle değil mi kadın dedi.
ve bu sefer maydanoz yapışmış tırnağıyla aynadaki yansımasına bir vuruş attı.
kel kafasında ellerini gezdirdi. gözleri hala aynada.
hem kukla olsak ne olacak? her şey daha kolay olmaz mıydı? konuşmak zorunda kalmasak. birileri bizim yerimize hareket ettirse kolumuzu, bacağımızı, çenemizi…. göğüslerimizi. ah göğüs…
duraksadı.
kollarını havaya kaldırdı.
sonra pembe tişörtünü çıkardı. arkadaki yatağın üzerine fırlattı.
bir hafta önce bu saatlerde yine ayna karşısındaydı.
yine tişörtünü çıkarmış göğüslerine bakıyordu ameliyat öncesi.
iki muntazam organ.
diyalog yoktu. sadece korku.
şimdi, şimdi iki göğsünün yerinde dikişler acıyordu aynadan taşarak. aynalar affetmiyordu gerçeği.
göğüsleri gitmişti evet. saçları gitmişti. daha ne kadarı gidecekti amansız hastalığın dişlerinde toz zerreciği olarak.
şifonyerin üstündeki kırmızı ruju aldı.
çizebildiği en güzel şeyi çizdi göğüs kafesinin üstüne.
bir kukla.
devamını gör...
226.
her insan dünyanın kendi etrafında döndüğünü zanneder. sadece o yalnızdır, o dertlidir, o yorgundur. sadece o anlaşılmııyordur. sevmeyi sadece o bilir. onun duyguları gerçek ve değerlidir. o haklıdır, o hak ettiğini alamayandır. sevilmeye layık odur. mutluluğu hakkeden yalnız odur. bu yüzden her insan biraz bencildir. onları bencilliğiyle sevmek gerekir..
devamını gör...
227.
3 küçük domuzcuk hikayesindeki kurt arabasına bindiğinde çıkacağı yolu bile bilmiyordu, karnı toktu çünkü 3 küçük domuzcuğu da yemişti az önce. ne yapacağını bilemeden salak salak öylece durdu.
hayal ve zırvalık benim beynimdeydi allahtan da buca tarafından otobana çıkardım, tüneli geçirttim, ta denizli'ye kadar kullandırttım ona arabayı. ama arabayı güzel seçtim, yorulmadan sürdü.. ilk başta yeni bişi düşündüm ama o kadarına gerek yok dedim, 70 pontiac gto verdim altına sürsün hıyar.
saatler sonra finike rampasından aşağı sallandırdım, arabayı zula bir yere çektirdim, portakal çiçeği kokusuna boğdum hain kurtu, tüm ovadan yükselen portakal çiçeği kokusu baktığı yükseklikten somut bir şekilde havada asılı duruyordu, görmesini sağladım.
acıktı, gözünü az ilerideki sürünün içindeki melez bir koyuna dikti, olmaz dedim, oldurmadım, oldurtamazdım, o melez koyunun sahibi vardı, sahibi iyi bir insandı, bir zamanlar tanırdım..
sonra arabaya bindirdim, arabayı uçurumdan aşağı doğru sürdürdüm, öldüğüne emin olana kadar da başında bekledim.
çünkü ben o 3 küçük domuzcuğu çok sevmiştim.
hayal ve zırvalık benim beynimdeydi allahtan da buca tarafından otobana çıkardım, tüneli geçirttim, ta denizli'ye kadar kullandırttım ona arabayı. ama arabayı güzel seçtim, yorulmadan sürdü.. ilk başta yeni bişi düşündüm ama o kadarına gerek yok dedim, 70 pontiac gto verdim altına sürsün hıyar.
saatler sonra finike rampasından aşağı sallandırdım, arabayı zula bir yere çektirdim, portakal çiçeği kokusuna boğdum hain kurtu, tüm ovadan yükselen portakal çiçeği kokusu baktığı yükseklikten somut bir şekilde havada asılı duruyordu, görmesini sağladım.
acıktı, gözünü az ilerideki sürünün içindeki melez bir koyuna dikti, olmaz dedim, oldurmadım, oldurtamazdım, o melez koyunun sahibi vardı, sahibi iyi bir insandı, bir zamanlar tanırdım..
sonra arabaya bindirdim, arabayı uçurumdan aşağı doğru sürdürdüm, öldüğüne emin olana kadar da başında bekledim.
çünkü ben o 3 küçük domuzcuğu çok sevmiştim.
devamını gör...
228.
ramazan boyunca tüm gün iftar olsa da bi kahve sigara yapsam diye düşünüyorum. hoca ezanı okuduktan sonra su samuru gibi su içtiğim için akabinde sumo güreşçisi gibi koltuğa yığılıyorum. bu döngü beni mahvediyor.
devamını gör...
229.
ne de alışkınmışım bilindik izlerden gitmeye. az mı bulandım kömüre, zifte. vıcık vıcık sahtelik dedin, pek ala güzel de döne döne kaybolursun böyle işte.
sana demiştim deniz fenerini gören dalgasına hazırlıklı olmalı. düştün değil mi yine? yüzme de az biliyorsun. birkaç albatros uçuşta, yakamoz yakın, su baskın, gonca gonca pembe çiçekler görüyorsun. elin elimde mavi bir düş, mitos, yokos pokos. bırakmaz elini sahici adam, ne de güzel adam, dönüp de "oneiro itane" demiyor mu? susma hiç susma sen.
sana demiştim deniz fenerini gören dalgasına hazırlıklı olmalı. düştün değil mi yine? yüzme de az biliyorsun. birkaç albatros uçuşta, yakamoz yakın, su baskın, gonca gonca pembe çiçekler görüyorsun. elin elimde mavi bir düş, mitos, yokos pokos. bırakmaz elini sahici adam, ne de güzel adam, dönüp de "oneiro itane" demiyor mu? susma hiç susma sen.
devamını gör...
230.
günler ne çabuk geçiyor değil mi? özlüyoruz geçen günlerimizi ve akıp giden yılları ama maalesef izlemek ile yetiniyoruz . geçmişi öyle özlüyorum ki ... kaygısız ,rahat ve neşeli. sokaklarda oradan oraya koştuğumuz ve her şeyden önce samimi olunan günleri . birbirini kollayan çocuklar vardı yani esaslı dostluk bağı vardı peki ne oldu onlara ? maalesef kayboldu. şimdi sadece ama sadece menfaat var ,dostluklar ise yok. samimiyet yok ,riyakarlık var . ne kadar acıdır ki çocukken birbirine güvenen çocuklarda yok artık. dürüstlük her daim yüceltilen kadim bir erdemdir değil mi ? artık o da yok maalesef ama onun yerini de fitne ve fesatlık aldı . her neyse bunlar üzücü mülahazalar biraz da mutluluk veren şeylerden bahsetmek lazım mesela bahar ya da bir güneşin doğuşu gibi. ne kadar güzel değil mi bahar ? insanın içine huzur ve mutluluk veren güzel bahar ....
bütün bu negatifliğin ve toksikliğin dışında güneşin doğuşunu da izlemek gerçekten muazzam bir şey . her gün , her saat altın değerinde ama işte nankörlük ediyoruz bazen bu güzelliklere .... hep derlerdi de inanmazdım ama sahi eski günleri işte insan böyle özlüyor . iyi insanlar biriktirmek lazım insan onu da fark ediyor yani dürüst dostluklar lazım . zamanın her bir zerresi kıymetli ve özel maalesef geriye de alınamıyor o kıymetli vakitler onun için daima dürüst kalmaya ve hayal etmeye devam ederek hayaller için çabalamaya devam !
içindeki iyiyi ve dürüstlüğü saklayabilen o güzel insanlara da selam olsun !
bütün bu negatifliğin ve toksikliğin dışında güneşin doğuşunu da izlemek gerçekten muazzam bir şey . her gün , her saat altın değerinde ama işte nankörlük ediyoruz bazen bu güzelliklere .... hep derlerdi de inanmazdım ama sahi eski günleri işte insan böyle özlüyor . iyi insanlar biriktirmek lazım insan onu da fark ediyor yani dürüst dostluklar lazım . zamanın her bir zerresi kıymetli ve özel maalesef geriye de alınamıyor o kıymetli vakitler onun için daima dürüst kalmaya ve hayal etmeye devam ederek hayaller için çabalamaya devam !
içindeki iyiyi ve dürüstlüğü saklayabilen o güzel insanlara da selam olsun !
devamını gör...
231.
karanlık kalabalıklarda kaybolmaktan korkan ben,
beyaz yalnızlığımın uçsuz bucaksız özgürlüğünde her geçen gün biraz daha kayboluyorum ve sanırım...
artık yolumu bulmayı da istemiyorum.
beyaz yalnızlığımın uçsuz bucaksız özgürlüğünde her geçen gün biraz daha kayboluyorum ve sanırım...
artık yolumu bulmayı da istemiyorum.
devamını gör...
232.
bugün eskiden dinlediğim bir şarkıya denk geldim. yayımlanmasının üzerinden 13 yıl geçmiş, tamı tamına 13 yıl. yaşlandığımı hissediyorum, eskiye dair izleri görünce.
saçlarım dökülmüş, fazla seyrek. hâlbuki yaklaşık 4 yıl önce omuzlarımda, belki üç dört parmak geçmiş, omuzlarımdan aşağıya sefere çıkmıştı. saçlarımı biraz uzattığımda, uzatma, kestir diyenlere inat uzatmıştım saçlarımı. yapmak istediklerime ket vurmaya çalışanlara inat uzatmıştım. şimdi zaman ket vurmuş saçlarıma, belki hayallerime, saçlar bahane.
hiçbirşey için geç değil diyorlar. 13 yıl hiçbirşey olmadan geçmiş, hiçbirşey 13 yıl sülük gibi yapışmış, hiçbirşey çok erkenci. herkes der ya hani, dönebilsem geriye, diye. herkes pişmandır veyahut yapamadıklarından müzdariptir hani. herkes keşkelerle yaşıyor, keşkeler fazla keşmekeş.
saçlarım dökülmüş, fazla seyrek. hâlbuki yaklaşık 4 yıl önce omuzlarımda, belki üç dört parmak geçmiş, omuzlarımdan aşağıya sefere çıkmıştı. saçlarımı biraz uzattığımda, uzatma, kestir diyenlere inat uzatmıştım saçlarımı. yapmak istediklerime ket vurmaya çalışanlara inat uzatmıştım. şimdi zaman ket vurmuş saçlarıma, belki hayallerime, saçlar bahane.
hiçbirşey için geç değil diyorlar. 13 yıl hiçbirşey olmadan geçmiş, hiçbirşey 13 yıl sülük gibi yapışmış, hiçbirşey çok erkenci. herkes der ya hani, dönebilsem geriye, diye. herkes pişmandır veyahut yapamadıklarından müzdariptir hani. herkes keşkelerle yaşıyor, keşkeler fazla keşmekeş.
devamını gör...
233.
azad etmek istiyorum kendimi; şu dünya telaşesinden,hırsından, nefretinden ,hasretinden, bileklerime kelepçe gibi oturan her ne varsa hepsinden bir bir beraat etmek istiyorum. bırakmak istiyorum kendimi amansız bir sevdanın en başına, hani o tüm tebessümlerin, göz kaçırmalarının, tatlı telaşların tam ortasına, her şeyin ilk başladığı yere. ama ah muhsin ünlünün bir şiirinde bahsettiği 'en az 12 kişiden biri haindir" dediği yerde takılıyorum. bir hain için en az 12 kişiyi ateşe atmışız meğer, geriye şiirler, şarkılar kalmış, bütün o güzel anılar tabiri caizse içimizde patlamış, amansız bir sevda yerine kendimizi amansız bir yalnızlığın ortasına itmişiz. vakit hayli geç olmuş, çayımız soğumuş, ellerimiz, bilmukabele kalbimiz üşümeye başlamış, tebessümlerin,göz kaçırmaların, telaşların yerini üzüntü ve pişmanlıklar kapmış, geriye sadece hasret kalmış buluyoruz kendimizi, mutlu olduğumuz günlere o eskilere hasret. içimizdeki karanlığı aydınlanacak ümidiyle beklerken, bir bir lambaları kırılmış, güneşi beklerken inatla ay doğmuş, gece daha da kararmış, üstüne bir de yağmur yağmış, ben elimde bir kalem, göğüs kafesimde bir ağrı, göz altlarımda morluklarla masanın başında buluyorum kendimi. insanlar bir de yağmur'u çok severler, hayret ediyorum! siz hiç tek başınıza, yüreğiniz yana yana yağmur altında yürüdünüz mü? o yağmurlar yüreğin yangınlarını dindirmiyor arkadaşım, daha fazla harlıyor. götünüzden edebiyat uydurmayın!
"öyle çok yalnızım ki
sığmıyorum geceye
ay bile bak kararmış
hüzün çökmüş geceye" diyor ahmet kaya. çöküyor; bir karabasanın, gece rüyamızda üstümüze çöktüğü gibi yalnızlık, hüzün, hasret teker teker çöküyor geceye. niye böyle anne?
"öyle çok yalnızım ki
sığmıyorum geceye
ay bile bak kararmış
hüzün çökmüş geceye" diyor ahmet kaya. çöküyor; bir karabasanın, gece rüyamızda üstümüze çöktüğü gibi yalnızlık, hüzün, hasret teker teker çöküyor geceye. niye böyle anne?
devamını gör...
234.
tam kapanmanın ilk günü başladı. erken kapandım ben, tez canlıyım. bi önden gideyim size boy vereyim dedim, oy boy boy.
tam kapanacağım sinirim bozuluyor, bir gülme geliyor. turunculu evimde turuncu ani kedi yok. o da kayboldu, nerlerde kim bilir. sahi, turuncu kedilere neden sarı deniyor? turuncu onlar, lütfen dikkat edelim. 'çelen de gitti, oturuyorum evimde. kendime biraz çaydemledim, içiyörüm; çalışıyörüm. bir oğlum olursa adı temmuz değil, üzgünüm üstad, üzgünüm niskat; lem.
tam kapanacağım sinirim bozuluyor, bir gülme geliyor. turunculu evimde turuncu ani kedi yok. o da kayboldu, nerlerde kim bilir. sahi, turuncu kedilere neden sarı deniyor? turuncu onlar, lütfen dikkat edelim. 'çelen de gitti, oturuyorum evimde. kendime biraz çaydemledim, içiyörüm; çalışıyörüm. bir oğlum olursa adı temmuz değil, üzgünüm üstad, üzgünüm niskat; lem.
devamını gör...
235.
kemiklerin içindeki toz parçalarını ayıkladı.
toz parçalarının içindeki düşüncelerini karıştırdı.
düşüncelerinin gerisinde yatan hayallerini raflara kaldırdı.
bir kahve yaptı.
sigarasını yaktı.
ayaklarını uzattı ve ölmeyeceğini bilerek beklemeye başladı.
toz parçalarının içindeki düşüncelerini karıştırdı.
düşüncelerinin gerisinde yatan hayallerini raflara kaldırdı.
bir kahve yaptı.
sigarasını yaktı.
ayaklarını uzattı ve ölmeyeceğini bilerek beklemeye başladı.
devamını gör...
236.
tüm sorunları çözeceksin diye bir kaide yok. bırak dağınık kalsın. belki de bazı şeyler için çözüm; umursamamak, vazgeçmek, alışmak veya kabullenmektir.
devamını gör...
237.
neler var o defterde bir bilseniz. belkide birazcik gulumsersiniz. sansliysaniz bazen kendinize yazilmis sanirsiniz.
devamını gör...
238.
"bıktım, o yok olsun, bir kere bile elim değmeyecek" dedi, yüzünü pencereye döndürdü, genç denemeyecek, bir çok seneyi peşinde üzmüş biriydi. gününde bir şeylerinin eksik olduğunu bilen kişilerden biriydi, eksiği neydi bile bilemeyen, onun izinden giden, dinlenmeden yürüyen, düşen, yeniden ölen, yeniden dirilen biri.
yüzünü bu sıkıntılı günlerinde içinden gelerek bir şeyler döktürdüğü eski denemelerine çevirdi, eksik her ne ise önündeydi, okudu, okudu, okudu...
gece iyice yeryüzüne inince oturduğu yerde su gibi içtiği viskinin de etkisiyle sızdı. eksiği her ne ise gizlenmişti, şişesi ve kendi tükenene dek üstelik.
yeni güne doğru ilerleyen gecenin içinden o eksik belirdi, onun denemelerinde en önde gitmesi gereken neferlerden biriydi, o ise bunu bilmiyordu?
eksik bir a harfiydi.
yüzünü bu sıkıntılı günlerinde içinden gelerek bir şeyler döktürdüğü eski denemelerine çevirdi, eksik her ne ise önündeydi, okudu, okudu, okudu...
gece iyice yeryüzüne inince oturduğu yerde su gibi içtiği viskinin de etkisiyle sızdı. eksiği her ne ise gizlenmişti, şişesi ve kendi tükenene dek üstelik.
yeni güne doğru ilerleyen gecenin içinden o eksik belirdi, onun denemelerinde en önde gitmesi gereken neferlerden biriydi, o ise bunu bilmiyordu?
eksik bir a harfiydi.
devamını gör...
239.
kazandıkça kaybettim, geçmişi unutamadım, sevdim sevilmedim, kendimi de bulamadım, her zaman en sona kalan oldum.
her gece kendi içimde kendimle savaşmışım, bu savaşı kimseyi yansıtamamışım. zaman zaman kendime bile anlatamamışım.
her türlü eziyeti görmüşüm, yine de şükretmişim yaşadığıma. yollar aramış, bulmuş, mesafeyi tutturamamış, yolda kalmışım. hayattan bezmiş, kopmak istemişim, becerememişim. hep en zayıflığımdan vurulmuş, zayıflıklarımı kendime bile hatırlatmaz olmuşum. içimde estikçe dışarıya durulmuşum. atlatmış,yıkılmamış durdukça soğuk rüzgarla, denizin dibinde ağlamışım. yol aradıkça kaybolmuş, çabaladıkça batmışım. koşmuşum, koştukça düşmüşüm, durmuşum, durdukça iteklenmişim. kendim hariç herkes olmaya, herkese yetmeye çalışmışım. korkmuşum, korktukça soyutlanmışım. bağırmışım, bağırdıkça kuyunun en dibine varmışım. anlatmışım, inandıramamışım. ben varken, hiç olmuşum. aslında yokmuşum da bunun tersi için çalışmışım. tutundukça, kaybolmuşum.
barış manço'nun da yazdığı gibi
kupkuru bir ağacın dalıyım, yapayalnız
her gece kendi içimde kendimle savaşmışım, bu savaşı kimseyi yansıtamamışım. zaman zaman kendime bile anlatamamışım.
her türlü eziyeti görmüşüm, yine de şükretmişim yaşadığıma. yollar aramış, bulmuş, mesafeyi tutturamamış, yolda kalmışım. hayattan bezmiş, kopmak istemişim, becerememişim. hep en zayıflığımdan vurulmuş, zayıflıklarımı kendime bile hatırlatmaz olmuşum. içimde estikçe dışarıya durulmuşum. atlatmış,yıkılmamış durdukça soğuk rüzgarla, denizin dibinde ağlamışım. yol aradıkça kaybolmuş, çabaladıkça batmışım. koşmuşum, koştukça düşmüşüm, durmuşum, durdukça iteklenmişim. kendim hariç herkes olmaya, herkese yetmeye çalışmışım. korkmuşum, korktukça soyutlanmışım. bağırmışım, bağırdıkça kuyunun en dibine varmışım. anlatmışım, inandıramamışım. ben varken, hiç olmuşum. aslında yokmuşum da bunun tersi için çalışmışım. tutundukça, kaybolmuşum.
barış manço'nun da yazdığı gibi
kupkuru bir ağacın dalıyım, yapayalnız
devamını gör...
240.
ku klux klan
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
4