normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
961.
her şeyi düzene sokmaya çalışırken hayatımızı düzeltmeye kendimi mutlu etmeye çalışırken bir şeyleri başarmaya çalışırken ve tam başardım derken neden hep en başta buluyorum kendimi? bu yolun bir sonu yok mu, yuvarlak bir yerin etrafında mı dönüp durduğum için hep en baştayım yoksa sadece kendi etrafımda dönmeyi mi başardım? nasıl bir çıkmaz bu? nasıl bu kadar yalnız hissedebiliyorum? birkaç metresi ötemde ailem var, bir aramaya bakan arkadaşlarım, bir mesaj uzakta tanıdıklarım. hepsi burdalar ama ben neden yalnızım? neden kendimden başka sarılacak ağlayacak omuz bulamıyorum? hayat bu mu yoksa benim hak ettiğim hayat mı bu? sorular sorunlar neden bitmiyor? bu hayat bitince bitecekse artık bitme vakti geldi.
devamını gör...
962.
gerçekten artık erkekleri tanımaya başladım. biraz geç oldu sanki ama olsun. günde bin tane kıza kalpli gözlü emoji atanı da ayırt ediyorum, efendi gibi tek bi kıza yazılanı da. gerçi yine de her zaman için bir yanılma payı vardır. yani diyeceğim o ki zerre etkilenmiyorum. istediği kadar yakışıklı olsun, zaaflarıma hitap etsin falan yok yani. üniversitede olsaydım evet, etkilendiğim de olmuştu hatta. bunu da inkar edecek değilim. herkesin bi salak dönemi olmuştur. ama bu bir sürü kıza yürüyüp de birini düşürürüm hesabında olanlara zerre tahammül edemiyorum. umurumda olduğu için falan değil he, sadece çok ergence geliyor bunlar bana artık. boş iş yani. kovala bakalım koçum ya belki bulursun o sakalı ağarmış, üniversiteden kalma kafa yapınla birini. ilerde motor alıp deri ceket giyip sons of anarchy tarzı takılır bunlar kırkından sonra, tam o tayfa yani. gülünç duruma düşüyorlar, haberleri yok. yazık valla.
devamını gör...
963.
başıma gelebileceklerden korkuyorum.
başıma gelenlerden korktuğum kadar.
başıma gelenlerden korktuğum kadar.
devamını gör...
964.
bugün bir şey itiraf etmek istiyorum kendime, sanırım narsistlik kişiliği benliğime yerleşti. ikili ilişkilerde kimseyi kendime bir eş görmemenin üzerinde kendimi eşsizmiş gibi hayatıma kim girerse girsin eksik kalacakmış gibi. bu olumlu mu olumsuz diye düşünmedim hiç. çünkü kendim hariç kimse ile ilgilenmiyorum sanırım.
devamını gör...
965.
günler geçiyor, ben geçiyorum.
günler eskiyor, ben eskiyorum.
sevdalarım, heyecanlarım, bel bağladıklarım eskiyor.
dün kimdim, bugün neyim, yarın ne olacağım? bilmiyorum.
ben kimdim, ne isterdim unuttum.
bir gün daha geçsin bir gün daha batsın gün önümde,
bir gün daha şu ciğerim havayla dolsun,
bir gün daha canım domatesin tadı damağıma vursun,
bir gün daha yüreğim sevdalarla dolsun,
bir gün daha gözyaşım aksın, yanaklarıma süzülsün,
bir gün daha inleteyim şu şehri kahkahalarımla,
bir gün daha utangaç bakışlarımı kaçırayım sizlerden,
bir gün daha değsin dudaklarım dudaklarınıza
bir gün daha ellerinizin sıcaklığını avuç içimde hissedeyim,
bir gün daha yaşayayım sadece bırakın,
nasıl olsa bir gün öleceğim.
günler eskiyor, ben eskiyorum.
sevdalarım, heyecanlarım, bel bağladıklarım eskiyor.
dün kimdim, bugün neyim, yarın ne olacağım? bilmiyorum.
ben kimdim, ne isterdim unuttum.
bir gün daha geçsin bir gün daha batsın gün önümde,
bir gün daha şu ciğerim havayla dolsun,
bir gün daha canım domatesin tadı damağıma vursun,
bir gün daha yüreğim sevdalarla dolsun,
bir gün daha gözyaşım aksın, yanaklarıma süzülsün,
bir gün daha inleteyim şu şehri kahkahalarımla,
bir gün daha utangaç bakışlarımı kaçırayım sizlerden,
bir gün daha değsin dudaklarım dudaklarınıza
bir gün daha ellerinizin sıcaklığını avuç içimde hissedeyim,
bir gün daha yaşayayım sadece bırakın,
nasıl olsa bir gün öleceğim.
devamını gör...
966.
olabilecek en kötü felaket senaryosunda metastatik bir kanserle boğuşuyorum, onun da en az 6-7 yılı vardır diye umuyorum. böyle bir ihtimal varsa elimden geldiği kadar geciktireceğim.
hayatının 24 yılının neredeyse çocukluğundan 21. yılını bitirdiği zamana kadar olan sürecini intihara meyilli geçirmiş biriyim. yaşamaktan aldığım hazzın en yüksek olduğu zamanda bile kendi ölümümü olabilecek en sessiz sedasız yolla nasıl yapabilirim diye planlıyordum. sonra bir şeyler değişti. aydınlanma denebilir mi bilmem. ama ben bu polar kutupların, ölüme olan dayanılmaz istekle yaşama sıkıca sarılmanın bir ucundan diğerine keskin bir geçiş yaptım.
yaşamayı bir gün bile fazla yapmanın beni öldüren asıl şey olduğunu düşünürken, hayata sımsıkı tutunan, 1 saat fazla yaşamak için tüm sınırlarını zorlayacak birine dönüştüm. önce kafamı değiştirdim, sonra hayatımı. spor, dengeli beslenme, sigarayı ve alkolü bırakma... standart sağlıklı yaşam için yapılabilecek her şeyi imkanlar doğrultusunda yaptım, yapıyorum. tam böyle bir anda ilk cümlelerde yazanları öğreniyorum.
bir ihtimalin hayatımı karartmasına izin veremem. kurumsal hayatın iğrençlikleri beni zerre kadar üzemez. bir canım var en değerlim, onu da benden alamazlar. bir canım oldukça hala her şey mümkün demektir. her şeyi elimden gelenin en iyisiyle yapayım, ben yaparım da olmazsa zaten olmayacak bir şeydir. bu kadar basit.
hayatının 24 yılının neredeyse çocukluğundan 21. yılını bitirdiği zamana kadar olan sürecini intihara meyilli geçirmiş biriyim. yaşamaktan aldığım hazzın en yüksek olduğu zamanda bile kendi ölümümü olabilecek en sessiz sedasız yolla nasıl yapabilirim diye planlıyordum. sonra bir şeyler değişti. aydınlanma denebilir mi bilmem. ama ben bu polar kutupların, ölüme olan dayanılmaz istekle yaşama sıkıca sarılmanın bir ucundan diğerine keskin bir geçiş yaptım.
yaşamayı bir gün bile fazla yapmanın beni öldüren asıl şey olduğunu düşünürken, hayata sımsıkı tutunan, 1 saat fazla yaşamak için tüm sınırlarını zorlayacak birine dönüştüm. önce kafamı değiştirdim, sonra hayatımı. spor, dengeli beslenme, sigarayı ve alkolü bırakma... standart sağlıklı yaşam için yapılabilecek her şeyi imkanlar doğrultusunda yaptım, yapıyorum. tam böyle bir anda ilk cümlelerde yazanları öğreniyorum.
bir ihtimalin hayatımı karartmasına izin veremem. kurumsal hayatın iğrençlikleri beni zerre kadar üzemez. bir canım var en değerlim, onu da benden alamazlar. bir canım oldukça hala her şey mümkün demektir. her şeyi elimden gelenin en iyisiyle yapayım, ben yaparım da olmazsa zaten olmayacak bir şeydir. bu kadar basit.
devamını gör...
967.
ömrümün ortasında susmuş bir şarkının
yıkık ezgileri arasında yolumu arıyorum.
nereye gitsem kırık bir suskunluk,
yokluyor içimdeki hayal denizini.
dökülmüş hatıralar ömrümün karanlık sahnesine,
seçemiyorum aynadaki yüzleri,
keder akıyor damarlarımdan, acı dolduruyor ciğerlerimi.
şimdi hangi yol çıkaracak beni
yitikliğin ortasından.
dönüşü yok, tükendi mısralar
kapanır ömrümün son perdesi...
yıkık ezgileri arasında yolumu arıyorum.
nereye gitsem kırık bir suskunluk,
yokluyor içimdeki hayal denizini.
dökülmüş hatıralar ömrümün karanlık sahnesine,
seçemiyorum aynadaki yüzleri,
keder akıyor damarlarımdan, acı dolduruyor ciğerlerimi.
şimdi hangi yol çıkaracak beni
yitikliğin ortasından.
dönüşü yok, tükendi mısralar
kapanır ömrümün son perdesi...
devamını gör...
968.
bir fırtınanın savurduğu gürültüyle geldi zaman...
bir anda oldu gibi görünen hiçbir şeyin bir anda olmadığı gerçeğiyle yüzleşmenin zamanı... ırmak gideceği yönü biliyor, benim gördüğümse gözümün menzili kadar. bu akışa yetişmek mümkün değil gibi görünüyor. ancak zaman beni durduğum ân'dan alıp başka bir ân'a taşıdığında küçük bir sıçrayışla oraya yetiştim sanıyorum.
taşın ve her şeyin üzerinde birikir zaman. bir damla su'yun geçmişini kim hesaplayabilir?
biri’nin fırtınası, diğerinin duymadığı… eti kemiği paramparça ederek, her an yeniden durması ve yeniden başlaması şiir’in.
an’ı duyuyor musun?
rüzgarı; tenini okşadığında,
denizi; tenini öptüğünde,
şarkıları; kulağına üflendiğinde,
değil!
olmadığımda daha çok varım... yokluğumdan istifade edip zamanı
zemine fırlatıyorum, ikisi de bana çok kırılıyor.
bir anda oldu gibi görünen hiçbir şeyin bir anda olmadığı gerçeğiyle yüzleşmenin zamanı... ırmak gideceği yönü biliyor, benim gördüğümse gözümün menzili kadar. bu akışa yetişmek mümkün değil gibi görünüyor. ancak zaman beni durduğum ân'dan alıp başka bir ân'a taşıdığında küçük bir sıçrayışla oraya yetiştim sanıyorum.
taşın ve her şeyin üzerinde birikir zaman. bir damla su'yun geçmişini kim hesaplayabilir?
biri’nin fırtınası, diğerinin duymadığı… eti kemiği paramparça ederek, her an yeniden durması ve yeniden başlaması şiir’in.
an’ı duyuyor musun?
rüzgarı; tenini okşadığında,
denizi; tenini öptüğünde,
şarkıları; kulağına üflendiğinde,
değil!
olmadığımda daha çok varım... yokluğumdan istifade edip zamanı
zemine fırlatıyorum, ikisi de bana çok kırılıyor.
devamını gör...
969.
az önce internette dolaşırken şu fotoğraflara denk geldim;

marmaris yangınında yanan ormandan 4 kare. arka plandaki siyaha, küllere, yangın izlerine inat ilk yeşilini bizden esirgemeyen doğayı görüyor musunuz?
ormanlar cayır cayır yanarken ne kadar aciz ve çaresiz hissettiysek doğa o kadar güçlü ve dimdik ayakta, hala buradayım diyor sanki.
tüm bu felaketlerden sonr umarım görmüşüzdür görmemiz gerekeni ve umarım anlamışızdır doğanın bize değil bizim doğaya muhtaç olduğumuzu. çünkü bu kez de anlamadıysak anlamak için başka şansımız kalmayacaktır belki.
görsel sahipleri : yasin ilemin & burak soysal

marmaris yangınında yanan ormandan 4 kare. arka plandaki siyaha, küllere, yangın izlerine inat ilk yeşilini bizden esirgemeyen doğayı görüyor musunuz?
ormanlar cayır cayır yanarken ne kadar aciz ve çaresiz hissettiysek doğa o kadar güçlü ve dimdik ayakta, hala buradayım diyor sanki.
tüm bu felaketlerden sonr umarım görmüşüzdür görmemiz gerekeni ve umarım anlamışızdır doğanın bize değil bizim doğaya muhtaç olduğumuzu. çünkü bu kez de anlamadıysak anlamak için başka şansımız kalmayacaktır belki.
görsel sahipleri : yasin ilemin & burak soysal
devamını gör...
970.
yine vakti geldi karalamanın.
dışardan baktığında mesafeli, hayat'ım değişmese bile umrumda değil istemiyorum ben bir şey, böyle gayet iyiyim havalarında gezen bir insandan bahsedeceğim. kimdir nedir bilmiyoruz. hayali bir kahraman. her yazarın aslında kendinden parçalar kattığı -çoğunun doğrudan kendini yazdığınıda bilmiyor değiliz sanki- karakterlerden biri diyebiliriz. neyse çaktırmayalım. buradan dostoyevski'nin ne kadar duygusal bir serseri olduğu çıkarımında bulunabileceğimizi de söyleyebiliriz. hay be nereden çıktı dosto? yine girdi araya..
bu karakter var ya sıkıldı artık. yazdı olmadı, okudu olmadı, denedi, aradı neyi ne yapmak istediğini araştırdı, vazgeçti, önemsemedi, çok taktı derken bıktı. yemeyi, uyumayı, şarkı söylemeyi, gülmeyi hatta bir arkadaşla iki sohbet etmeyi bile zorunluluktan yaptı. hayatın akışına uyum sağlayamadı. umut etti içinde belki o da kaybolur diye. gerçekleşmeyen dileklerini tekrar diledi tekrar hepsine küfretti. su akar yolunu bulurdu hani? su mu aktı sanki yolunu bulsun...
itiraf köşesine değil canım karalamaya gir aferin, çok güzel.
dışardan baktığında mesafeli, hayat'ım değişmese bile umrumda değil istemiyorum ben bir şey, böyle gayet iyiyim havalarında gezen bir insandan bahsedeceğim. kimdir nedir bilmiyoruz. hayali bir kahraman. her yazarın aslında kendinden parçalar kattığı -çoğunun doğrudan kendini yazdığınıda bilmiyor değiliz sanki- karakterlerden biri diyebiliriz. neyse çaktırmayalım. buradan dostoyevski'nin ne kadar duygusal bir serseri olduğu çıkarımında bulunabileceğimizi de söyleyebiliriz. hay be nereden çıktı dosto? yine girdi araya..
bu karakter var ya sıkıldı artık. yazdı olmadı, okudu olmadı, denedi, aradı neyi ne yapmak istediğini araştırdı, vazgeçti, önemsemedi, çok taktı derken bıktı. yemeyi, uyumayı, şarkı söylemeyi, gülmeyi hatta bir arkadaşla iki sohbet etmeyi bile zorunluluktan yaptı. hayatın akışına uyum sağlayamadı. umut etti içinde belki o da kaybolur diye. gerçekleşmeyen dileklerini tekrar diledi tekrar hepsine küfretti. su akar yolunu bulurdu hani? su mu aktı sanki yolunu bulsun...
itiraf köşesine değil canım karalamaya gir aferin, çok güzel.
devamını gör...
971.
bir orda olsaydım ne güzel olurdu dediklerimiz vardır , bir de keşke orada olsaydım dediklerimiz vardır. ikinciyi çok söylememek lazım.
devamını gör...
972.
biri bana yıldızların ölen insanların ruhu olduklarını ve sevdiklerine bir mesaj olarak parıldadıklarını söylemişti. benim de tek hayalim bir yıldız olmak.
devamını gör...
973.
ne diyordu şükrü erbaş? şöyle diyordu: kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?*
bu söze ilk temas ettiğimde açıkçası çok sarsıcıydı benim için. yine bu geceye benzer bir gece yarısıydı, yalnızdım, sıkılıyor ve en kötüsü uyuyamıyordum da. durup bu sözün üzerine düşünmeye başladım. öyle ya düşünmek için biraz durmalı derler.*
evet, durup düşündüm. şimdiye kadar kimlerin derinliğini görebildim, en azından bir kez olsun? ya kim benim derinliğimi görebildi? peki derinlik dediği şey neydi erbaş’ın? en basit haliyle ben kendi derinliğimde hangi bastırılmış hisleri muhafaza ediyordum? benim derinliğimde ne vardı? bir insanın derinliğini görürsek ne olurduk, nesi olurduk? daha kötüsü, her şeyi geçip de ben en azından kendi derinliğimi görecek göze sahip miydim?
haklısınız. hiçbir soruya cevap veremedim. fakat bu, bu cümlenin bende yarattığı etkinin sebebini de açıklıyordu. sebebi buydu, buradaydı, bu kadardı işte: bu derinlik; çoğu zaman görülemeyen, anlaşılamayan, izah edilemeyen soru işaretleri barındıran bir düğümler yumağıydı. derinliğin içini/muhtevasını görmekten ziyade bize düşen derinliğin varlığını idrak edebilmekti. bize kalan orada bir derinlik olduğunun ayırdına varmaktı, hepsi bu. en korkağımız, en cimrimiz, en telaşlımız, en talihsizimiz, en yalnız en aşağılık ve en iyi hasletlere sahip diğerlerimiz. her birimiz kıymetli bir derinliğe sahip benlikleri taşıyorduk içimizde. ve sadece bunu bilmek birçok şeye yarıyordu aslında: çabucak yargılamanın, kınamanın, hor görmenin önüne geçebilirdi mesela bu farkındalık. karşımızdakinin içinde bulunduğu durumu hesap ederek sözlerimizi sarf etmemizi sağlayabilirdi.* bizi empati yapabilen, daha anlayışlı, daha iyi seven, daha güzel kollayan kimselere dönüştürebilirdi. iyi kimselere.
yine de belki bazımız o derinliği görmek mutluluğuna erişmiştir. hatta bazımızın derinliği de görülmüştür ki onlar bizden hayli mutlu olmalılar, böylesi insanlara sahip oldukları için. diğerlerimiz, ötekilerinde sadece bir derinlik olduğunun ayırdına vardıksa ne mutlu bize. ya da bu mesele bu kadar alengirli değildir de ben tüm bunları yine zorlayarak çıkarıp sözlüğe üfürüyorumdur? öyle ya her şeyin olabileceği saatler bunlar.
velhasılı şu cümleye vardım, tüm düşündüklerimin sonunda: ‘kim kimin derinliğinin ayırdına varabilir, hem hangi kavrayışla?’
bizi bir kavrayış sahibi kıl.
bu söze ilk temas ettiğimde açıkçası çok sarsıcıydı benim için. yine bu geceye benzer bir gece yarısıydı, yalnızdım, sıkılıyor ve en kötüsü uyuyamıyordum da. durup bu sözün üzerine düşünmeye başladım. öyle ya düşünmek için biraz durmalı derler.*
evet, durup düşündüm. şimdiye kadar kimlerin derinliğini görebildim, en azından bir kez olsun? ya kim benim derinliğimi görebildi? peki derinlik dediği şey neydi erbaş’ın? en basit haliyle ben kendi derinliğimde hangi bastırılmış hisleri muhafaza ediyordum? benim derinliğimde ne vardı? bir insanın derinliğini görürsek ne olurduk, nesi olurduk? daha kötüsü, her şeyi geçip de ben en azından kendi derinliğimi görecek göze sahip miydim?
haklısınız. hiçbir soruya cevap veremedim. fakat bu, bu cümlenin bende yarattığı etkinin sebebini de açıklıyordu. sebebi buydu, buradaydı, bu kadardı işte: bu derinlik; çoğu zaman görülemeyen, anlaşılamayan, izah edilemeyen soru işaretleri barındıran bir düğümler yumağıydı. derinliğin içini/muhtevasını görmekten ziyade bize düşen derinliğin varlığını idrak edebilmekti. bize kalan orada bir derinlik olduğunun ayırdına varmaktı, hepsi bu. en korkağımız, en cimrimiz, en telaşlımız, en talihsizimiz, en yalnız en aşağılık ve en iyi hasletlere sahip diğerlerimiz. her birimiz kıymetli bir derinliğe sahip benlikleri taşıyorduk içimizde. ve sadece bunu bilmek birçok şeye yarıyordu aslında: çabucak yargılamanın, kınamanın, hor görmenin önüne geçebilirdi mesela bu farkındalık. karşımızdakinin içinde bulunduğu durumu hesap ederek sözlerimizi sarf etmemizi sağlayabilirdi.* bizi empati yapabilen, daha anlayışlı, daha iyi seven, daha güzel kollayan kimselere dönüştürebilirdi. iyi kimselere.
yine de belki bazımız o derinliği görmek mutluluğuna erişmiştir. hatta bazımızın derinliği de görülmüştür ki onlar bizden hayli mutlu olmalılar, böylesi insanlara sahip oldukları için. diğerlerimiz, ötekilerinde sadece bir derinlik olduğunun ayırdına vardıksa ne mutlu bize. ya da bu mesele bu kadar alengirli değildir de ben tüm bunları yine zorlayarak çıkarıp sözlüğe üfürüyorumdur? öyle ya her şeyin olabileceği saatler bunlar.
velhasılı şu cümleye vardım, tüm düşündüklerimin sonunda: ‘kim kimin derinliğinin ayırdına varabilir, hem hangi kavrayışla?’
bizi bir kavrayış sahibi kıl.
devamını gör...
974.
gönderilmemiş mesajlar.
selamlar. hadsizlik olarak görmezsen bu tanımınla ve son zamanlarda yazdığın siirlerle ilgili bir iki kelam edeyim. kafana uymazsa sil gitsin.
her acının yaşanma zamanı vardır. o acıyı yaşamazsan hayatın hiç beklemedigin bir anında karsina çıkıp seni devirir. bu yüzden acılarımız çok kıymetli ve biricik. acılarına sahip çıkmalı ve onları gecistirmemeliyiz.
ancak her acının bir bitiş zamanı vardır ve ona ancak sen karar verebilirsin. birinin gelip seni o acıdan çıkarmasını beklersen bu defa başka bir acıya itelenirsin.
kendine bir tarih belirle. bir gün, bir ay, bir yıl. o tarih geldiğinde gözyaşını sil, saçını topla, yenilgini çantana koy ve yola devam et. o yenilgi çantanda olduğu sürece başka yenilgiye yer kalmaz ama yenilgiyi boynunda taşırsan herkes güzelliginden önce yenilgini görecektir.
ne demiş ünlü düşünür; insanlara yaralarınızi göstermeyin. size vurmak istediklerinde ilk orayı hedef alacaklar.
selamlar. hadsizlik olarak görmezsen bu tanımınla ve son zamanlarda yazdığın siirlerle ilgili bir iki kelam edeyim. kafana uymazsa sil gitsin.
her acının yaşanma zamanı vardır. o acıyı yaşamazsan hayatın hiç beklemedigin bir anında karsina çıkıp seni devirir. bu yüzden acılarımız çok kıymetli ve biricik. acılarına sahip çıkmalı ve onları gecistirmemeliyiz.
ancak her acının bir bitiş zamanı vardır ve ona ancak sen karar verebilirsin. birinin gelip seni o acıdan çıkarmasını beklersen bu defa başka bir acıya itelenirsin.
kendine bir tarih belirle. bir gün, bir ay, bir yıl. o tarih geldiğinde gözyaşını sil, saçını topla, yenilgini çantana koy ve yola devam et. o yenilgi çantanda olduğu sürece başka yenilgiye yer kalmaz ama yenilgiyi boynunda taşırsan herkes güzelliginden önce yenilgini görecektir.
ne demiş ünlü düşünür; insanlara yaralarınızi göstermeyin. size vurmak istediklerinde ilk orayı hedef alacaklar.
devamını gör...
975.
etrafta neredeyse hiç ses yok. sadece fonda minicik bir havalandırma sesi. aynı binada olmamıza rağmen onlar yanımda değil. hepsi uykunun kollarında. bense sabah altı buçukta kalkmış olmama rağmen, bugün aldığım anesteziyi vücuttan atmak için aldığım kafeinin tesirinde yaklaşık iki saattir direniyor, dönüp duruyorum. bir yandan da birazcık huzur için içimi ısıtan always with me dinliyorum.
oysaki çok yorgunum. hem vücudumun hem ruhumun iyileşmesi için uyumam gerek. hala uyumamış olanlardan bir tutam şans dileği alabilir miyim?
ilki benden size gelsin, huzurlu uyku diliyorum. * iyi geceler sözlük.
oysaki çok yorgunum. hem vücudumun hem ruhumun iyileşmesi için uyumam gerek. hala uyumamış olanlardan bir tutam şans dileği alabilir miyim?
ilki benden size gelsin, huzurlu uyku diliyorum. * iyi geceler sözlük.
devamını gör...
976.
fışkiyeler devirsin sizi.
çünkü güç dediğin tam da böyle bir şey değil mi? eline geçtiği anda yüzüne bulaşan sonra yüzünü silerken bir şekilde sıçtığın.
hepimiz için geçerli.
elimizden gelse diktalardan daktilolar, daktilolardan koca krallıklar kuracağız.
sonra kral çıplak diye bağıranları yine aynı daktilonun yağlarında boğacağız.
yine de yazmaya devam.
çünkü başka türlüsünü bilmiyoruz.
çünkü güç dediğin tam da böyle bir şey değil mi? eline geçtiği anda yüzüne bulaşan sonra yüzünü silerken bir şekilde sıçtığın.
hepimiz için geçerli.
elimizden gelse diktalardan daktilolar, daktilolardan koca krallıklar kuracağız.
sonra kral çıplak diye bağıranları yine aynı daktilonun yağlarında boğacağız.
yine de yazmaya devam.
çünkü başka türlüsünü bilmiyoruz.
devamını gör...
977.
bir şehri başka bir şehirde yitirmişse kadın,
haritalar mı dersin, denizler mi, sınırlar mı, aşk? vız gelir yeri gök, göğü yer yapan.
kuzeyli bir ağacın kendi değilse kanı yürür, karanlığı dolaşır gözleri, sırılsıklam gözleri...
besmele'sizdir ve katıksız yalnız. kalbine bir gül ağacı diker, kalbine su ve biraz güneş..
toprağın bereketli mi?
"tanrılar bilmez bunu."
haritalar mı dersin, denizler mi, sınırlar mı, aşk? vız gelir yeri gök, göğü yer yapan.
kuzeyli bir ağacın kendi değilse kanı yürür, karanlığı dolaşır gözleri, sırılsıklam gözleri...
besmele'sizdir ve katıksız yalnız. kalbine bir gül ağacı diker, kalbine su ve biraz güneş..
toprağın bereketli mi?
"tanrılar bilmez bunu."
devamını gör...
978.
ben burada kalayım. siz devam edin. kumda kalayım, kumdan olayım. istemiyorum. güldüm çünkü yıldızları izlemek istiyorum. sustum. sonra oturdum. saatlerce oturdum. kimse uyanmadı. ben de uyanmamıştım o zaman. ben sustum. izledim. izlemedim aslında hiçbir şeye bakıyordum. bir nehir akıyordu, görmedim. sıra sıra insanlar geçiyordu. ellerinde tuttukları bir anı mı kaydediyordu bir anı öldürüyor muydu hiç bilemedim. ardı ardınca geçtiler. hepsini izledim. suyun akışını izledim. oturduğum bir ağaç kökü. canın acımıyor mu? hissetmiyorum. belki de hiç acımıyor. belki de acısını aramıyorum.
devamını gör...
979.
bir yol biliyorum. yol da beni biliyor, tanıyor. alışkın bana.
bazen hışımla, bazen sakin sakin yürüyorum o yolda. dönüp dolaşıp gidecek bir yer bulamadığımda vardığım yer. senin de var biliyorum. iyi ki de var haklısın. ne olurdu halimiz sıkıştığımız yerde kalmak zorunda kalsaydık düşünsene. nerede sıkışıyorsan orası ait olmadığın yer. nerede buluyorsan sıkışıklığının zincirlerinden kurtardığında kendini tam olarak oradan bahsediyorum şu an evet.
bilmeye biliyorum, dünkü çocuk değilim hoş. yön duygum yok benim doğru ama bulmak için aramaya ihtiyacın olmayan bir yer orası. çaresizlik, imkansızlık, seçeneksizlik ve en fenası da bunların hepsinin bir arada olduğu, o sıkışmışlık olarak yaşamak, tanımlamak zorunda kaldığımız durumların içindeyken istemsizce sürüklendiğimiz sessiz, ıssız sokaktan söz ediyorum. aynı anda hepimiz orada olsak da birbirimizi göremediğimiz, duyamadığımız, dokunamadığımız yerden. kimsenin kimsenin elinden tutamadığı, çık artık oradan telkinlerinin işe yaramadığı... ancak bir profesyonelin o da seninle doğru kanala girebilirse ışık tutabildiği, yolunu aydınlatabildiği. biliyorsun işte. sen. kendine dönüşün.
şimdi sırasıyla neler yaşayacağımı çok iyi biliyorum. geçeceğim tümsekleri, yol ayrımlarını, karşılaşacağım işaret tabelalarının yerlerini, nereden saparsam iyi nereden saparsam kötü olacağını -evet bana göre iyi ve kötü-. yol boyunca bambaşka tecrübeler yaşayacağım elbette. hiçbiri bir diğerine benzemez. zaten o yüzden yol değil yolculuktur ya mesele. ama demek istediğim şu; buraya ilk defa gelmiyorum. geldiğim yerden korkmuyorum. bunun ne kadar kaçınılmaz ama ne kadar gerekli olduğunu iyi biliyorum. bundan mutsuz değilim. peki ne anlatıyorsun sen dediğini duyar gibiyim. aslında hiçbir şey. kabul etmeye çalışıyorum sanırım. evet buradayım yine. bendeyim. benleyim. ama bildin, doğru; aslında burada olmak istemiyorum.
bazen hışımla, bazen sakin sakin yürüyorum o yolda. dönüp dolaşıp gidecek bir yer bulamadığımda vardığım yer. senin de var biliyorum. iyi ki de var haklısın. ne olurdu halimiz sıkıştığımız yerde kalmak zorunda kalsaydık düşünsene. nerede sıkışıyorsan orası ait olmadığın yer. nerede buluyorsan sıkışıklığının zincirlerinden kurtardığında kendini tam olarak oradan bahsediyorum şu an evet.
bilmeye biliyorum, dünkü çocuk değilim hoş. yön duygum yok benim doğru ama bulmak için aramaya ihtiyacın olmayan bir yer orası. çaresizlik, imkansızlık, seçeneksizlik ve en fenası da bunların hepsinin bir arada olduğu, o sıkışmışlık olarak yaşamak, tanımlamak zorunda kaldığımız durumların içindeyken istemsizce sürüklendiğimiz sessiz, ıssız sokaktan söz ediyorum. aynı anda hepimiz orada olsak da birbirimizi göremediğimiz, duyamadığımız, dokunamadığımız yerden. kimsenin kimsenin elinden tutamadığı, çık artık oradan telkinlerinin işe yaramadığı... ancak bir profesyonelin o da seninle doğru kanala girebilirse ışık tutabildiği, yolunu aydınlatabildiği. biliyorsun işte. sen. kendine dönüşün.
şimdi sırasıyla neler yaşayacağımı çok iyi biliyorum. geçeceğim tümsekleri, yol ayrımlarını, karşılaşacağım işaret tabelalarının yerlerini, nereden saparsam iyi nereden saparsam kötü olacağını -evet bana göre iyi ve kötü-. yol boyunca bambaşka tecrübeler yaşayacağım elbette. hiçbiri bir diğerine benzemez. zaten o yüzden yol değil yolculuktur ya mesele. ama demek istediğim şu; buraya ilk defa gelmiyorum. geldiğim yerden korkmuyorum. bunun ne kadar kaçınılmaz ama ne kadar gerekli olduğunu iyi biliyorum. bundan mutsuz değilim. peki ne anlatıyorsun sen dediğini duyar gibiyim. aslında hiçbir şey. kabul etmeye çalışıyorum sanırım. evet buradayım yine. bendeyim. benleyim. ama bildin, doğru; aslında burada olmak istemiyorum.
devamını gör...
980.
yaratıcının bir armağınımıydı bu?
önce dalgalara atılıverdin, yüzemedin sayısız kere battın, çıktın boğuluverdin. bir kıyıya savruldun. elma mıydı? incir miydi? hangi meyve'nin gafletiydi bu sıkıntı. vahşi ormanlara sürülen bu emanet, kanına üzüm'ün rengiyle gelen sefaletin en güçlü ortağıydı.
tanrı duyuyor muydu isyanını? ondan mıydı gök kavgasından sonra seni sırılsıklam yapan bereketi. mucizeleri kaş çatmasıyla gelirse kötülükleri bal ile mi servis edilir?
arı'ların yapamadığını yılanlara devreden gösteri başlamıştı şimdi. mağara'nın deliğinden çıkan o kutsal yılan yolunu kaybedip yeraltından gitti. oralarda zehir denilen şey'i keşfetti. fani'nin korkulu rüyası bu sürüngen şifa'dır bazı efsanelerde.
o mistik kargaşanın içinden çıkabilen insanoğlu sen hangi günah'ın bedelisin? etin, kemiğin ,ruh'un nereye ait? savrulduğun rüzgarın nefesi kuvvetli. yakılan ufacık ateşi yellendirir cehenneme çevirir. dağlarına yaslanırsın da sarsıldığında içine yutulur, ölüm uykusuna yatıverirsin.
rüyalarla gerçeklerin savaştığı yerküre, başladığı yerin sonsuzluğunda kaybolup, gidilecek yolun soğukluğunda çatlamayı bekliyor...
önce dalgalara atılıverdin, yüzemedin sayısız kere battın, çıktın boğuluverdin. bir kıyıya savruldun. elma mıydı? incir miydi? hangi meyve'nin gafletiydi bu sıkıntı. vahşi ormanlara sürülen bu emanet, kanına üzüm'ün rengiyle gelen sefaletin en güçlü ortağıydı.
tanrı duyuyor muydu isyanını? ondan mıydı gök kavgasından sonra seni sırılsıklam yapan bereketi. mucizeleri kaş çatmasıyla gelirse kötülükleri bal ile mi servis edilir?
arı'ların yapamadığını yılanlara devreden gösteri başlamıştı şimdi. mağara'nın deliğinden çıkan o kutsal yılan yolunu kaybedip yeraltından gitti. oralarda zehir denilen şey'i keşfetti. fani'nin korkulu rüyası bu sürüngen şifa'dır bazı efsanelerde.
o mistik kargaşanın içinden çıkabilen insanoğlu sen hangi günah'ın bedelisin? etin, kemiğin ,ruh'un nereye ait? savrulduğun rüzgarın nefesi kuvvetli. yakılan ufacık ateşi yellendirir cehenneme çevirir. dağlarına yaslanırsın da sarsıldığında içine yutulur, ölüm uykusuna yatıverirsin.
rüyalarla gerçeklerin savaştığı yerküre, başladığı yerin sonsuzluğunda kaybolup, gidilecek yolun soğukluğunda çatlamayı bekliyor...
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2