normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
1861.
when i was your man dinledikten sonra canım çektiği için haydar haydar açtım. amir bu nasıl can amir? ne yapıyorsun amir?
devamını gör...
1862.
doğa, orman, ağaçlar için: karalama defteri kullanmıyorum.
devamını gör...
1863.
hem güleç hem plastik imajlar veya postmodern cehennem
etraf çevrili. etraf; üretilen, labaratuvar yapımı gdo’lu reklam yüzleriyle, bürokratik angaryalarla ve bitmek bilmeyen yollarla çevrili. bunca hengame arasında sürüklenen insanı teslim alan karikatürize imajlar tarafından yoğun ve bitmek bilmez bir saldırı altındayız. kaybettiğimiz amaç ve anlam dünyasının yerini dolduran bu plastik imajlarla aramızdaki ilişki artık “tahammül” ilişkisine döndü. buna rağmen hala ordalar ve yaşıyorlar. bu insanlıktan çıkmış plastik imajların, reklam yüzlerinin, ünlülerin; kendilerini bir tüketim malzemesine indirgeyen bütün bir paradigmayla arası her şeye rağmen iyi. kendilerine sağlanan onca maddi imkan adına neyden vazgeçtiklerinin şuurundalar mı bilmiyorum. bizi de ilgilendirmiyor. bunlar imgelemimizde; sırıtan beyaz dişleriyle, golden cinsi köpekleri scotish tarzı kedileriyle, özel günlerde paylaştıkları toplumsal sağduyuya paralel resimlerle ve zaman zaman yazdıkları anlamsız sözlerle yaşıyorlar. insanda, toplumda, tarihte veya doğrudan bütün bir dünya’da onu ilerleten-devindiren ve onu belirli bir yöne akıtan, değişmeyen kendinde bir öz olmadığı ilan edildi edileli kültür tarihinde biz, görüngüler ve imajları temsil ettiklerinden öte bir tarafa taşıdık. artık esas değil, onun nasıl pazarlandığı önemli hale gelir oldu. asıl trajik olan tarih ilerledikçe bu esas git gide flulaştı ve artık biz, temsil olunan esasın yerine bu tarz plastik imajları koyar olduk. temsil eden temsil ettiğini yok etmekle kalmadı onun yerini aldı. böylesi bir paradigmayla evrilen toplumlar hastalanır; gerçek ve imajı ayırt etme yetisini kaybetmekle kalmaz, gerçek sorunlarla boğuşmak yerine ilkel-üretilen sahte sorunlarla meşgul olmaya başlar. kendi gerçekliğinden koparak duyarlılık ve hassasiyetlerini kendisi için üretilen sanal bir gerçekliğe düşürür ve farkında olmadan orada yaşamaya başlar. maruz kalınan plastik imajlar öylesine çoktur ki, toplumsal kutuplaşma(ki düşünsel meselelerde yaşanan kutuplaşma-conflict diyalektik düşüncenin önünü açan toplumları ilerleten bir şey olmasına rağmen) bu tarz sanal imajlar üzerinden yürür ve sonu gelmez tartışmalar başlar. “entelektüelinden” “sanatçısına” bu halaya herkes katılır, bütün topluma mal olmuş meseleler bu plastik imajların ilkel söylemleriyle sulandırılır ve toplum yolu yordamı, usulü-esası, başı-sonu olmayan rastgele söylemler tarafından esir alınır. (-ki bunu yaygın olarak herhangi bir haber kanalındaki herhangi bir tartışma programında doğrudan gözlemleyebilirsiniz)
bütün bunlar neden oldu derseniz; neo liberal piyasa ile postmodern diskurun işbirliği neticesinde derim. çoğunluğun patron olması bu işbirliğinin çıktısıdır. liberal bir dünyada patron piyasadır, piyasanın sözü geçer, böylesi bir dünya’da toplumlar farklı bireylerden oluşan komünlerden ziyade, aynı beyaz dişli golden köpek sahibi sırıtkan ve plastik imajlara maruz kalan, aynı dizileri izleyen, aynı olaylara aynı tepkileri veren, aynı köpükten içerikleri tüketen sürüler olduğu için tüketim alışkanlıkları öngörülebilir hale getirilir. bu öngörülebilirlik bütün bir tektipleştirmeye, bireycilik oynarken bireyi öldürmesine ve zihinleri iğdiş etmesine rağmen liberal dünyanın devamı için hayati önem taşır. post modern diskurun buradaki işlevi ise özü,esası ve ilerlemeyi reddettiğinden ötürü bireyler arası söylemlerdeki hiyerarşiyi öldürmesidir.(-dünya’nın yaşının 6000 yıl olduğu iddiasına sahip ilkel bir kabilenin söylemi ile 4.6 milyar yıllık fosile dayalı olarak yapılan dünyanın yaşı hakkındaki yorum postmodern diskurda 6000 yıl da onların dini paradigması, bilimsel paradigmayla arasında herhangi bir hiyerarşi yok söylemiyle eşitlenir) bu şiddette bir hakikat reddinin ve göreliliğin neticesi olarak hiyerarşi öldüğü için artık kim çoğunluktaysa onun sesi daha gür çıkmaya başlar. hakikat ötelenir ve esas olan güç haline gelir. güç ve hakikat eşitlenir. sesi gür çıkan toplum (liberal dünya için artık piyasa evrilmiş bir toplum) maruz kaldığı tüketim alışkanlıklarını, plastik imajları, politik ve kültürel iklimi eleştiren-eksiklerini vaz eden herhangi bir farklı sesten yoksun kalır ve bu korkunç tablo ortaya çıkar, gücü hakikat sanan, sesi yüksek çıkanı göklere çıkaran hakikat kaygısından azade hastalıklı bir toplum. bunca baskıya rağmen sesini çıkarabilen iyi niyetli birkaç kişi de zaten tüm bu işbirliği neticesi oluşan “linç kültürü” gereği linçlenir ve yokedilir. linç arttıkça da artık kimse suya sabuna da dokunmamaya başlar. linç ve suskunluk arası da karşılıklı böyle bir ilişki mevcuttur.
bütün bunların neticesi olarak patronu piyasa olan postmodern ve liberal bir çağda biz bugün, tuhaf evlilik veya cinayet büro gibi çalışan sabah programlarına, yukarıda bahsettiğim ne tür işlerle meşgul olduğu meçhul labaratuvar malı seri üretim ünlülere(amerika’da kim kardashian için ünlü olmasıyla ünlüdür denilmişti) absürt içeriklere ve üreticilerine, moda ikonlarına gerçekten kopuk gazetecilere, suya sabuna dokunamayan “entelektüellere” vs. maruz kalıyoruz.
ancak benim için asıl trajik olanı yukarıda bahsettiğim devasa çürümenin bize düşünmenin bilimini öğretme iddiası taşıyan bir disiplin olan felsefenin de başına gelmiş olması. tümüyle; “üretilmiş”, zorunlu olmayan(olumsal), kendi içine çökmeye mahkum ve insan varoluşuna dokunmayan, hastalıklı zihinlerce üretilmiş plastik son moda saçmaların altının tuhaf kavram analizleriyle doldurularak, bunun düşünsel bir sorun gibi pazarlanır hale geldiğini gördüm. çağdaş bir takım sonu gelmez absürt tartışmaların maddi hiçbir karşılığı olmayan tuhaf etik meselelerin bu disipline nerden geldiğini ve neyi amaçladığını unutturduğunu gördüm. zorlama kavramlarla ve teknolojiyle süslenerek yapılan ve bilimden-teknolojiden rol çalma derdine düşen felsefi bir takım absürtlükler neticesinde çağdaş tartışmaların çürümenin had safhasını işaret ettiği kanısına vardım. son kale felsefe idi o da çoktan düşmüş durumda. böylesi bir çağda akıl sağlığını korumaya çalışan herkese selam ederim. başımız sağolsun.
’22 çamlık.
etraf çevrili. etraf; üretilen, labaratuvar yapımı gdo’lu reklam yüzleriyle, bürokratik angaryalarla ve bitmek bilmeyen yollarla çevrili. bunca hengame arasında sürüklenen insanı teslim alan karikatürize imajlar tarafından yoğun ve bitmek bilmez bir saldırı altındayız. kaybettiğimiz amaç ve anlam dünyasının yerini dolduran bu plastik imajlarla aramızdaki ilişki artık “tahammül” ilişkisine döndü. buna rağmen hala ordalar ve yaşıyorlar. bu insanlıktan çıkmış plastik imajların, reklam yüzlerinin, ünlülerin; kendilerini bir tüketim malzemesine indirgeyen bütün bir paradigmayla arası her şeye rağmen iyi. kendilerine sağlanan onca maddi imkan adına neyden vazgeçtiklerinin şuurundalar mı bilmiyorum. bizi de ilgilendirmiyor. bunlar imgelemimizde; sırıtan beyaz dişleriyle, golden cinsi köpekleri scotish tarzı kedileriyle, özel günlerde paylaştıkları toplumsal sağduyuya paralel resimlerle ve zaman zaman yazdıkları anlamsız sözlerle yaşıyorlar. insanda, toplumda, tarihte veya doğrudan bütün bir dünya’da onu ilerleten-devindiren ve onu belirli bir yöne akıtan, değişmeyen kendinde bir öz olmadığı ilan edildi edileli kültür tarihinde biz, görüngüler ve imajları temsil ettiklerinden öte bir tarafa taşıdık. artık esas değil, onun nasıl pazarlandığı önemli hale gelir oldu. asıl trajik olan tarih ilerledikçe bu esas git gide flulaştı ve artık biz, temsil olunan esasın yerine bu tarz plastik imajları koyar olduk. temsil eden temsil ettiğini yok etmekle kalmadı onun yerini aldı. böylesi bir paradigmayla evrilen toplumlar hastalanır; gerçek ve imajı ayırt etme yetisini kaybetmekle kalmaz, gerçek sorunlarla boğuşmak yerine ilkel-üretilen sahte sorunlarla meşgul olmaya başlar. kendi gerçekliğinden koparak duyarlılık ve hassasiyetlerini kendisi için üretilen sanal bir gerçekliğe düşürür ve farkında olmadan orada yaşamaya başlar. maruz kalınan plastik imajlar öylesine çoktur ki, toplumsal kutuplaşma(ki düşünsel meselelerde yaşanan kutuplaşma-conflict diyalektik düşüncenin önünü açan toplumları ilerleten bir şey olmasına rağmen) bu tarz sanal imajlar üzerinden yürür ve sonu gelmez tartışmalar başlar. “entelektüelinden” “sanatçısına” bu halaya herkes katılır, bütün topluma mal olmuş meseleler bu plastik imajların ilkel söylemleriyle sulandırılır ve toplum yolu yordamı, usulü-esası, başı-sonu olmayan rastgele söylemler tarafından esir alınır. (-ki bunu yaygın olarak herhangi bir haber kanalındaki herhangi bir tartışma programında doğrudan gözlemleyebilirsiniz)
bütün bunlar neden oldu derseniz; neo liberal piyasa ile postmodern diskurun işbirliği neticesinde derim. çoğunluğun patron olması bu işbirliğinin çıktısıdır. liberal bir dünyada patron piyasadır, piyasanın sözü geçer, böylesi bir dünya’da toplumlar farklı bireylerden oluşan komünlerden ziyade, aynı beyaz dişli golden köpek sahibi sırıtkan ve plastik imajlara maruz kalan, aynı dizileri izleyen, aynı olaylara aynı tepkileri veren, aynı köpükten içerikleri tüketen sürüler olduğu için tüketim alışkanlıkları öngörülebilir hale getirilir. bu öngörülebilirlik bütün bir tektipleştirmeye, bireycilik oynarken bireyi öldürmesine ve zihinleri iğdiş etmesine rağmen liberal dünyanın devamı için hayati önem taşır. post modern diskurun buradaki işlevi ise özü,esası ve ilerlemeyi reddettiğinden ötürü bireyler arası söylemlerdeki hiyerarşiyi öldürmesidir.(-dünya’nın yaşının 6000 yıl olduğu iddiasına sahip ilkel bir kabilenin söylemi ile 4.6 milyar yıllık fosile dayalı olarak yapılan dünyanın yaşı hakkındaki yorum postmodern diskurda 6000 yıl da onların dini paradigması, bilimsel paradigmayla arasında herhangi bir hiyerarşi yok söylemiyle eşitlenir) bu şiddette bir hakikat reddinin ve göreliliğin neticesi olarak hiyerarşi öldüğü için artık kim çoğunluktaysa onun sesi daha gür çıkmaya başlar. hakikat ötelenir ve esas olan güç haline gelir. güç ve hakikat eşitlenir. sesi gür çıkan toplum (liberal dünya için artık piyasa evrilmiş bir toplum) maruz kaldığı tüketim alışkanlıklarını, plastik imajları, politik ve kültürel iklimi eleştiren-eksiklerini vaz eden herhangi bir farklı sesten yoksun kalır ve bu korkunç tablo ortaya çıkar, gücü hakikat sanan, sesi yüksek çıkanı göklere çıkaran hakikat kaygısından azade hastalıklı bir toplum. bunca baskıya rağmen sesini çıkarabilen iyi niyetli birkaç kişi de zaten tüm bu işbirliği neticesi oluşan “linç kültürü” gereği linçlenir ve yokedilir. linç arttıkça da artık kimse suya sabuna da dokunmamaya başlar. linç ve suskunluk arası da karşılıklı böyle bir ilişki mevcuttur.
bütün bunların neticesi olarak patronu piyasa olan postmodern ve liberal bir çağda biz bugün, tuhaf evlilik veya cinayet büro gibi çalışan sabah programlarına, yukarıda bahsettiğim ne tür işlerle meşgul olduğu meçhul labaratuvar malı seri üretim ünlülere(amerika’da kim kardashian için ünlü olmasıyla ünlüdür denilmişti) absürt içeriklere ve üreticilerine, moda ikonlarına gerçekten kopuk gazetecilere, suya sabuna dokunamayan “entelektüellere” vs. maruz kalıyoruz.
ancak benim için asıl trajik olanı yukarıda bahsettiğim devasa çürümenin bize düşünmenin bilimini öğretme iddiası taşıyan bir disiplin olan felsefenin de başına gelmiş olması. tümüyle; “üretilmiş”, zorunlu olmayan(olumsal), kendi içine çökmeye mahkum ve insan varoluşuna dokunmayan, hastalıklı zihinlerce üretilmiş plastik son moda saçmaların altının tuhaf kavram analizleriyle doldurularak, bunun düşünsel bir sorun gibi pazarlanır hale geldiğini gördüm. çağdaş bir takım sonu gelmez absürt tartışmaların maddi hiçbir karşılığı olmayan tuhaf etik meselelerin bu disipline nerden geldiğini ve neyi amaçladığını unutturduğunu gördüm. zorlama kavramlarla ve teknolojiyle süslenerek yapılan ve bilimden-teknolojiden rol çalma derdine düşen felsefi bir takım absürtlükler neticesinde çağdaş tartışmaların çürümenin had safhasını işaret ettiği kanısına vardım. son kale felsefe idi o da çoktan düşmüş durumda. böylesi bir çağda akıl sağlığını korumaya çalışan herkese selam ederim. başımız sağolsun.
’22 çamlık.
devamını gör...
1864.
düşünüyorum da;
başka birisinin hayat koşturmacası içinde kendimize yer bulmaya çalışıyor gibiyiz.
bu her ilişkide böyle; aile ile de, eşi dost, sevgili ile de...
bazen oluyor bazen olmuyor. öncelikler, işler, güçler vs arasında fark edilmek için bekliyorsun, en yakının dahi olsa!
onun yeri o kadar belki ama sana yetmiyor ya da belki yeri daha büyük ama sana verebileceği o kadar ve bununla yetinmeni istiyor. yani sözlü olarak belki seni haklı buluyor ama içten içe kızıyor belki bu talepkar halinden dolayı. bu sana, kendini ite kaka birinin hayatına sıvışmış gibi hissettiriyor.
veya çok kırılıyorsunuz, susarak anlatmaya çalışıyorsunuz. istiyorsunuz ki öyle bir şey yapsın ki deli gibi pişman olduğunu bilin siz.
hani yıldız kenter'in de dediği gibi: ''hatalı olduğunu anlayan bir insanın bunu telafi etme çabasını gördüğümde özür beklemem, bu bana özürden daha samimi gelir, bana samimiyet yeter."
ben hep açık olmaktan yana oldum hayatım boyunca. yani sizi seviyorsam bilirsiniz ya da sevmiyorsam anlarsınız. kötü hissettirdiyseniz de bilirsiniz. kendim de kötü hissettirdiysem düzeltmeye çalışırım elimden geldiğince. ama içinden bana karşı ne geçtiğini bilmediğim insanlarla ilgili tahmin yapmaktan yoruldum sanırım ve hayat da böyle bir şey olmamalı. daha basit olmalı. yani aslında çok şey istiyor olabilirim, herkes çok şey istiyor belki... kimin istediği olacak peki?
başka birisinin hayat koşturmacası içinde kendimize yer bulmaya çalışıyor gibiyiz.
bu her ilişkide böyle; aile ile de, eşi dost, sevgili ile de...
bazen oluyor bazen olmuyor. öncelikler, işler, güçler vs arasında fark edilmek için bekliyorsun, en yakının dahi olsa!
onun yeri o kadar belki ama sana yetmiyor ya da belki yeri daha büyük ama sana verebileceği o kadar ve bununla yetinmeni istiyor. yani sözlü olarak belki seni haklı buluyor ama içten içe kızıyor belki bu talepkar halinden dolayı. bu sana, kendini ite kaka birinin hayatına sıvışmış gibi hissettiriyor.
veya çok kırılıyorsunuz, susarak anlatmaya çalışıyorsunuz. istiyorsunuz ki öyle bir şey yapsın ki deli gibi pişman olduğunu bilin siz.
hani yıldız kenter'in de dediği gibi: ''hatalı olduğunu anlayan bir insanın bunu telafi etme çabasını gördüğümde özür beklemem, bu bana özürden daha samimi gelir, bana samimiyet yeter."
ben hep açık olmaktan yana oldum hayatım boyunca. yani sizi seviyorsam bilirsiniz ya da sevmiyorsam anlarsınız. kötü hissettirdiyseniz de bilirsiniz. kendim de kötü hissettirdiysem düzeltmeye çalışırım elimden geldiğince. ama içinden bana karşı ne geçtiğini bilmediğim insanlarla ilgili tahmin yapmaktan yoruldum sanırım ve hayat da böyle bir şey olmamalı. daha basit olmalı. yani aslında çok şey istiyor olabilirim, herkes çok şey istiyor belki... kimin istediği olacak peki?
devamını gör...
1865.
+ oysa senaryo böyle değildi. bi yerde es vermeliydi..
- iyi de cancağızım sen nereden biliyorsun?..
+ biliyorum çünkü ben yazıyorum.
- saçmalama canım sen de...
+ eveeet. bak çok ciddiyim.
- ciddi misin? iyi de, sen ciddi olamazsın ki?
+ harbi ciddiyim. bak bu kez çikolata değil! harbi harbi ciddiyim, krem karamelli harby barbisq değil.
- ooww. peki kilit noktası nedir?
+ basketbol topu.
- nee? ya ben de bir an inanıyordum sana..
+ vallahi öyle..
- bak bi de... heyy nereye kayboldun?..
+ gittiiiiiim, inanmıyorsan izle..
- heyyy heeeyyy. iyi de ben basketbol oynamam ki.. hem seni öpmeden son, nereye kayboldun?..
- iyi de cancağızım sen nereden biliyorsun?..
+ biliyorum çünkü ben yazıyorum.
- saçmalama canım sen de...
+ eveeet. bak çok ciddiyim.
- ciddi misin? iyi de, sen ciddi olamazsın ki?
+ harbi ciddiyim. bak bu kez çikolata değil! harbi harbi ciddiyim, krem karamelli harby barbisq değil.
- ooww. peki kilit noktası nedir?
+ basketbol topu.
- nee? ya ben de bir an inanıyordum sana..
+ vallahi öyle..
- bak bi de... heyy nereye kayboldun?..
+ gittiiiiiim, inanmıyorsan izle..
- heyyy heeeyyy. iyi de ben basketbol oynamam ki.. hem seni öpmeden son, nereye kayboldun?..
devamını gör...
1866.
tekrar ve tekrar şunu anladım. her şeyin başı sağlık ve sonrasında sabır geliyor.
kendinizi gerçekten geliştirdiğinize inanıyorsanız ve bazı zamanlar sizden kaynaklı (olmayan) olaylar ilerlemiyorsa sizlere tavsiyem lütfen pes etmeyin. çabalayın, çabalayın, çabalayın.
zaman, istediğin amacı doğru kişilerle birlikte sizlere doğru bir ortamda sunacaktır.
inanın bana. bu gerçekleşiyor.
aşk istiyorsan çabala.
iş istiyorsan çabala.
para istiyorsan çabala.
çabala güzel kardeşim, sen emek ver, verdiğin emekler doğru bir zaman diliminde seni güzelce karşılayacaktır.
kendinizi gerçekten geliştirdiğinize inanıyorsanız ve bazı zamanlar sizden kaynaklı (olmayan) olaylar ilerlemiyorsa sizlere tavsiyem lütfen pes etmeyin. çabalayın, çabalayın, çabalayın.
zaman, istediğin amacı doğru kişilerle birlikte sizlere doğru bir ortamda sunacaktır.
inanın bana. bu gerçekleşiyor.
aşk istiyorsan çabala.
iş istiyorsan çabala.
para istiyorsan çabala.
çabala güzel kardeşim, sen emek ver, verdiğin emekler doğru bir zaman diliminde seni güzelce karşılayacaktır.
devamını gör...
1867.
tiyatroyla ilgilenmek istiyorum ama bunu neden istediğimi bilmiyorum. ne alaka yani nereden çıktı bu. bu yaştan sonra ne yapacaksın değil mi. konservatuvar okuma imkanın olsa haydi neyse, tiyatroymuş hıh, adam sende. ulan ne alaka değil mi, insan bir çapına, şekline şemaline bakar, git başka bir şey iste. ne bileyim tik tok falan işte, reels falan at. çok canını yakacak bu çağ evlat senin, günceli yakala. 1 tane tiyatro oyunu bile sayamazsın... neyse.
devamını gör...
1868.
hafif serin bir ilk yaz sabahı. perde hafif aralanmış, camın gerisinde hafif koyu bir deniz ve açık mavi gökyüzü manzarası. yatağın solundasın. sağında sevilen kişi ve bahsettiğim manzara onun arkasında.
dünyanın en güzel varlığı yanında uyuyor ve dünyanın en güzel manzarası onun fonu olmuş. tuzlu bir koku var havada. biraz yosun, biraz iyot. saten güneşlik rüzgarla dalgalanırken hafif bir fısıltı sesine benzer bir ses çıkartıyor.
sağına dönüyorsun. o. o yüz. yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi. o varsa varsın, yoksa yoksun. o yoksa yok olacaksın. duruyor orda öylece. uyuyor. ''olmasa ne yaparım'' diye düşünüyorsun. en mutlu olman gereken anda bile en kötüyü düşünecek kadar karamsarsın ki aptallık aslında ya neyse. evet ya karamsarlık aptallık değil mi? evet neyse.
kafanda yokluğunun yaratacağı enkazı düşünerek bir yüze bakıyorsun. ellerin yüzüne hafifçe düşen saçlarında. burnuna kadar inen bir parça saçı elinle atıyorsun yukarı doğru. bir çift dudak var. altlı üstlü duruyorlar. kapalılar haliyle. e sende de var aynı çiftten. neden temas etmesinler di mi?
uyanıyor. bir çift gülen göz. göz güler mi albayım? 180 derece dönebilen 2 tane küre şeklinde organ sadece. insan gülerken de ağlarken de, sakinken de sinirli iken de gözler aynı kalmalı aslında ama kalmıyor. göz güler, göz kızar, göz susar, göz bağırır. kalbin aynası değil mi ki zaten kendileri?
bir ''günaydın'' geliyor fısıltı şeklinde. ''g''si kuru kalan boğazdan çıkarken biraz zorlanıyor ama gerisi geliyor. elbette ki gün aydın olacak. o varken nasıl kararır ki?
kararıyor ama. gün karanlık. etraf karanlık. manzara yok, yatak yok, fısıldayan perde yok, saç yok göz yok yüz yok. bir tavan. beyaz. an itibariyle başımın üzerinde olan tavan. soluma bakıyorum bir kalorifer peteği, üstünde pencere ama hayalimdeki gibi değil. dümdüz pencere, sokağa bakıyor ki o pencere an itibariyle sol arka çaprazımda zaten. hayal miydi? öyle görünüyor ya da özlediğim bir anı. anılar özlenir zaten. özlemeyeceksek, özlemek de yasaksa niye yaşadık ki zaten onları?
velhasıl kelam sayın sözlük, uyuyan kişiyi öperek uyandırmak güzeldir. imkanınız varsa yapın, imkan dediğin şey çabuk yok oluyor.
dünyanın en güzel varlığı yanında uyuyor ve dünyanın en güzel manzarası onun fonu olmuş. tuzlu bir koku var havada. biraz yosun, biraz iyot. saten güneşlik rüzgarla dalgalanırken hafif bir fısıltı sesine benzer bir ses çıkartıyor.
sağına dönüyorsun. o. o yüz. yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi. o varsa varsın, yoksa yoksun. o yoksa yok olacaksın. duruyor orda öylece. uyuyor. ''olmasa ne yaparım'' diye düşünüyorsun. en mutlu olman gereken anda bile en kötüyü düşünecek kadar karamsarsın ki aptallık aslında ya neyse. evet ya karamsarlık aptallık değil mi? evet neyse.
kafanda yokluğunun yaratacağı enkazı düşünerek bir yüze bakıyorsun. ellerin yüzüne hafifçe düşen saçlarında. burnuna kadar inen bir parça saçı elinle atıyorsun yukarı doğru. bir çift dudak var. altlı üstlü duruyorlar. kapalılar haliyle. e sende de var aynı çiftten. neden temas etmesinler di mi?
uyanıyor. bir çift gülen göz. göz güler mi albayım? 180 derece dönebilen 2 tane küre şeklinde organ sadece. insan gülerken de ağlarken de, sakinken de sinirli iken de gözler aynı kalmalı aslında ama kalmıyor. göz güler, göz kızar, göz susar, göz bağırır. kalbin aynası değil mi ki zaten kendileri?
bir ''günaydın'' geliyor fısıltı şeklinde. ''g''si kuru kalan boğazdan çıkarken biraz zorlanıyor ama gerisi geliyor. elbette ki gün aydın olacak. o varken nasıl kararır ki?
kararıyor ama. gün karanlık. etraf karanlık. manzara yok, yatak yok, fısıldayan perde yok, saç yok göz yok yüz yok. bir tavan. beyaz. an itibariyle başımın üzerinde olan tavan. soluma bakıyorum bir kalorifer peteği, üstünde pencere ama hayalimdeki gibi değil. dümdüz pencere, sokağa bakıyor ki o pencere an itibariyle sol arka çaprazımda zaten. hayal miydi? öyle görünüyor ya da özlediğim bir anı. anılar özlenir zaten. özlemeyeceksek, özlemek de yasaksa niye yaşadık ki zaten onları?
velhasıl kelam sayın sözlük, uyuyan kişiyi öperek uyandırmak güzeldir. imkanınız varsa yapın, imkan dediğin şey çabuk yok oluyor.
devamını gör...
1869.
bile bile neden aptallık yaptım kendime yine haksızlık ettim özür dilerim.bir daha olmayacak desem yalan olur ama daha hassas davranacağım.kendimi rezil durumlara düşürmeyeceğim maddi manevi kendi ayaklarımın üstünde dimdik duracağım yine.gururumuzdan onurumuzdan başka neyimiz var ki şu dünyada.neyi nasıl istediğimi tekrar gözden geçireceğim.
devamını gör...
1870.
geçen sene 12 yıllık çocukluk arkadaşımla tüm iletişimimi kesmiştim. o zamanlar ona çok kızgın olduğum için iyi hissettirmişti ama şimdi köpek gibi pişmanım. evet kırdı beni ama yine de ona yaptığım muameleyi asla haketmedi. özür diledi, defalarca kez aradı açmadım, mesaj attı her yerden engelledim. birkaç gündür aklıma geliyor. acayip vicdan azabı çekiyorum. bazen sevdiklerime karşı çok acımasızca davranıyorum sonra niye böyle yaptım diye kendimi parçalayasım geliyor. hayır normalde son derece mantıklı şeyler yapan fevri olmayan biriyim ama beni sevenlere neden böyle davranıyorum bilmiyorum. ona o kadar kötü davrandım ki hatırladıkça üzülüyorum. hangi kafayla yaptım onu da bilmiyorum. özür dilemek istiyorum ama şu an farklı şehirlerdeyiz ve açıkçası özür dilemeye yüzüm yok. özür dilemeye bile utanıyorum. kendime bir söz veriyorum artık. bir daha asla kimseye suçunun üstünde, haketmediği bir tepki vermeyeceğim. en azından bunu deneyeceğim. elimden geleni yapacağım.
neyse duygusal entryler girmeyi sevmiyorum ama birkaç gündür çektiğim vicdan azabını birine anlatmam lazımdı, buraya yazdım.
neyse duygusal entryler girmeyi sevmiyorum ama birkaç gündür çektiğim vicdan azabını birine anlatmam lazımdı, buraya yazdım.
devamını gör...
1871.
yine yaptın yapacağını dandik efendi. bir gün de tutarlı ol. konu o olunca tutarsızlaşıyor dandik napsın.
devamını gör...
1872.
tavanlar bile kurtarmıyor gözlerimi artık. bakışlarımdaki bulanıklık geçsin diye beklerken yanakların kenarından süzülen gözyaşlarının kuruması da tat vermiyor. ve işte başladı bir şarkı sözlerini bilmediğim. sigaramın dumanın ucunda üflediğim hayallerimin arkasından ağıt yakmıyorum artık.
karşımdaki kitaplar bana bakıyor ben onlara bakıyorum. bilmediğim hayaların izlerini gizleyen kitaplarımdan ne zaman uzaklaştım bu kadar bilmiyorum. sahi ne zaman koptu zincir? ne zaman kırıldı merakım? hayata karşı o çocuk duruşum. hangi yalanlarla boğdum acaba kendimi?
soru sormanın anlamsızlığı içinde debelenirken hayatımdan çıkardığım insanları bir bir selamlıyorum.
bir kırmızı kalem alıyorum. boyuyorum önümdeki defteri çığırtkanlar gibi. kelimelerle süslüyorum her bir çizgimi. her bir kıvrımımda yüklediğim anılarımın hatırına numaralandırıyorum geçmişi.
canım odam benim. tapınak demek haksızlık olur. mavi duvarlarım. gece karanlığında yanan küçük lambam. sizin şerefinize kaldıracağım bir sonraki kadehimi. bir sonraki şişeyi sizin için devireceğim.
fincandan içilen viskim karşımda duran tablom için.
çünkü yalnızlık böyle bir şey.
etrafta kimse kalmayınca hareketsiz objelerin diyarında kendine yer edinmeye çalışan bir varlık.
karşımdaki kitaplar bana bakıyor ben onlara bakıyorum. bilmediğim hayaların izlerini gizleyen kitaplarımdan ne zaman uzaklaştım bu kadar bilmiyorum. sahi ne zaman koptu zincir? ne zaman kırıldı merakım? hayata karşı o çocuk duruşum. hangi yalanlarla boğdum acaba kendimi?
soru sormanın anlamsızlığı içinde debelenirken hayatımdan çıkardığım insanları bir bir selamlıyorum.
bir kırmızı kalem alıyorum. boyuyorum önümdeki defteri çığırtkanlar gibi. kelimelerle süslüyorum her bir çizgimi. her bir kıvrımımda yüklediğim anılarımın hatırına numaralandırıyorum geçmişi.
canım odam benim. tapınak demek haksızlık olur. mavi duvarlarım. gece karanlığında yanan küçük lambam. sizin şerefinize kaldıracağım bir sonraki kadehimi. bir sonraki şişeyi sizin için devireceğim.
fincandan içilen viskim karşımda duran tablom için.
çünkü yalnızlık böyle bir şey.
etrafta kimse kalmayınca hareketsiz objelerin diyarında kendine yer edinmeye çalışan bir varlık.
devamını gör...
1873.
sahip olduğum tüm fikri ve maddi varlığımla bir gün bu dünyadan ayrılacağım
ve sanki hiç doğmamış gibi olacağım.*
ve sanki hiç doğmamış gibi olacağım.*
devamını gör...
1874.
en çok kendime kızıyorum. olmayacağını bile bile kendimi kandırdım. samiyetsizliğine kılıflar uydurdum. her hareketini güzelledim. ne geçti elime? koca bir hiç.
devamını gör...
1875.
1876.
naber defter?
eski tadı yok değil mi?
ama ben yazdığımda hâlâ aynı tadı alıyorum.
hâlâ müşkülpesentim. illa güzel olacak.
ama sonradan okuduğumda nedense beğenmiyorum.
ölçütüm devreye giriyor o an. bırakıyorum kendimi yargılamayı.
bana kalırsa karakteri olan nadir başlıklardansın. hatta belki de teksin.
ne anlatıyorum ben değil mi?
gecenin karanlığı
çağırıyor
sessizlik de öyle
hani ışık severdim ben
ne oldu birden bire
ama gece özgür kılıyor sanki
sanki güneş doğunca hapsolacakmışım
ben yine de gündüz olurum
hem gece olurum hem gündüz
merak etme
gece uzuyor ve ben kaybolmak istiyorum
aklımı başımdan
kalbimden kaldırıp atmak istiyorum
bitmeyen bir gecede
sızmak istiyorum..
eski tadı yok değil mi?
ama ben yazdığımda hâlâ aynı tadı alıyorum.
hâlâ müşkülpesentim. illa güzel olacak.
ama sonradan okuduğumda nedense beğenmiyorum.
ölçütüm devreye giriyor o an. bırakıyorum kendimi yargılamayı.
bana kalırsa karakteri olan nadir başlıklardansın. hatta belki de teksin.
ne anlatıyorum ben değil mi?
gecenin karanlığı
çağırıyor
sessizlik de öyle
hani ışık severdim ben
ne oldu birden bire
ama gece özgür kılıyor sanki
sanki güneş doğunca hapsolacakmışım
ben yine de gündüz olurum
hem gece olurum hem gündüz
merak etme
gece uzuyor ve ben kaybolmak istiyorum
aklımı başımdan
kalbimden kaldırıp atmak istiyorum
bitmeyen bir gecede
sızmak istiyorum..
devamını gör...
1877.
yazıp yazıp sildigim başlıklardan biri de bu.
devamını gör...
1878.
estetiğe verdiğin parayla 1 araba almıştın şimdiye, akıllan artık, bağımlısı oldun mezoterapinin seansın da bitti niye ek seans alıyorsun...
devamını gör...
1879.
sanki bilmem gereken çok temel bir bilgi var hayata dair ve ben onu bilmiyormuşum gibi hissediyorum. nereden çıktı bu dediğinizi duyar gibiyim. onu da bilmiyorum. bilmediğin bir şey var ve neyle ilgili olduğuna dair de bir fikrin yok öyle mi? aynen öyle. lakin sezgilerim var yani mini mini gördüklerimle zihnimde parçaların bir kısmı birleşerek oluşmuş bir düşünce bu. bir iskelet gibi ama anlamlandıramamış sınıflandıramamışım. sen temel bir şeyi bilmiyorsun hayata dair düşünce bu. tam olarak bir çıkış noktası da yok. yürüyorum ve etrafı inceliyorum. sanki yaşıtlarım ve daha büyükleri bir şey biliyor benim bilmediğim. nedir bildiğiniz? söyleyin bana da. sanki yaşamaya dair yahut ölümle ilgili. ve ben de öğreneceğim birgün onu, isteyerek ya da istemeyerek. ne zaman bilinmez. yaşlı bir amca yürüyor keskin bakışları var. bir şeyler biliyor benim bilmediğim. yakasına yapışasım geliyor söyle, söyle neyi bilmiyorum ben? gözümden kaçan nedir herkesin bildiği? biraz fikrim var aslında sanki herkes yaşamayı öğrenmiş gibi keskin fikirleri var. biliyorlar bir şeyler, inançları amaçları net. ya ben? bilmiyorum ki o şeyi. sadece o şey değil tabii bilmediğim çok fazla şey var çok. ama yaşamayı biliyor sanki onlar ben ise hala öğrenememişim gibi. nasıl öğreneceğim? öğrenmek ister miydim bir de o var. muhtemelen acı bir tecrübe gene bana öğretecek bir şeyler. istemem ki acı tecrübe kim ister ki? tamam aklıma kazır bu acı tecrübe unutmamam gereken o şeyi. ama acısız öğrenemez miyim? görsem bile olayı parçaları tamamlayamaz mıyım, kendimle olayı ilişkilendirmez miyim azımsar geçer miyim öğrenmem gereken o şeyi? bilmediğim şey... nedir o?
devamını gör...
1880.
çoktandır içmiyorum, fırsatını bulduğum ilk anda içeceğim.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2