normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
1861.
-yazmak üzerine birkaç mülahaza-
kendimizi konuşurken sözcükler ile yazarken de sözcükler ile ifade ederiz . kimi zaman sanki sözcükler bizi anlatmaya yetmez hale gelir. iyi de kendimizi başka nasıl anlatabiliriz ki ? yazdığımız , konuştuklarımız olmasa anlaşılamayız ki ? yazmak aslında ağlamak gibi ama sadece acısız olanı. kalemi kırmak kolaydır oysaki. yazmak çok kadim bir gelenek. düşünsenize milyarlarca insan yaşamış bugün bazılarının fikirleri aramızda ise bu yazının ve yazmanın bir getirisidir. basit bir atasözü gibi dursa da doğru aslında ; "söz uçar, yazı kalır."
kendimizi konuşurken sözcükler ile yazarken de sözcükler ile ifade ederiz . kimi zaman sanki sözcükler bizi anlatmaya yetmez hale gelir. iyi de kendimizi başka nasıl anlatabiliriz ki ? yazdığımız , konuştuklarımız olmasa anlaşılamayız ki ? yazmak aslında ağlamak gibi ama sadece acısız olanı. kalemi kırmak kolaydır oysaki. yazmak çok kadim bir gelenek. düşünsenize milyarlarca insan yaşamış bugün bazılarının fikirleri aramızda ise bu yazının ve yazmanın bir getirisidir. basit bir atasözü gibi dursa da doğru aslında ; "söz uçar, yazı kalır."
devamını gör...
1862.
çok klişe bir sözdür hani bilirsiniz... "sen istemediğin sürece, hiç kimse seni üzemez, kıramaz, incitemez." şimdi bu sözü incelemek istiyorum. madem bu kadar basit ise, insanların sözlerine takılmayalım ve istediğimiz şekilde hayatımıza devam edelim ama nedense bir türlü öyle olamıyor, değil mi? neden takılıyoruz o halde? neden bazılarının sözleri bizi çok fazla etkiliyor? çünkü, hayatımızdaki bazı kişilere karşı gardımız çok düşük, o ne derse doğru kabul ediyoruz, zihnimizde bir filtreleme yok, söylediği şeyleri olduğu gibi iyi mi doğru mu yanlış mı diye sorgulamadan direkt kabullenip ona göre hareket eder hale geliyoruz. "yok ya o kadar da değil" dediğinizi duyar gibiyim ama bilinçli zihinle düşününce ben de öyle derim ama işin içine bilinçaltı girince işte olaylar öyle olmuyor. bir bakmışsın ki tam da onun dediğini yaparken kendini bulmuşsun, çünkü direkt bilinçaltına girmiş o düşünce... eee şimdi ne mi olacak? öncelikle her kim olursa olsun, öncelikle söylediklerini hemen doğru kabul etmeyeceksin, yani beyninde bir süzgeç olduğu düşünüp orada bir sorgulayacaksın.. bir de kim olduğunu ve hedeflerini bileceksin, o kişinin dedikleri beni hedeflerime ulaşma yönünde motive mi ediyor yoksa motivasyonumu mu düşürüyor? buna bakacaksın, yani kendi merkezinde kalacaksın. kendinin kim olduğunu bilen biri, aslında etrafındakilerden o kadar da kolay etkilenmiyor... bir de "hak ettiğine inanma" meselesi var, çoğumuz iyi şeyleri hak ettiğimize inanmıyoruz, belki de kendi başımıza hayal kurmaya bile korkuyoruz çünkü o hayallerimizdeki hayatı hak ettiğimize inanmıyoruz ki,"ohoo ben kimim ki hayallerimi gerçekleştireyim" diyerekten zaten kendi kendimizi sabote ediyoruz aslında böylelikle dışarıdan birinin moralimizi bozmasına gerek kalmıyor ki zaten biz kendi moralimizi itinayla kendimiz bozuyoruz... öncelikle bunu okuyan kardeşim * "sen iyi bir hayatı hak ediyorsun, güzel davranılmayı hak ediyorsun..." buna inan ve sonrasında hedeflerini belirle ve beynine bir filtreleme sistemi getirip seni yolundan döndürmek isteyenlere karşı onu kullan ve gerekli çabayı etik yollardan gösterdiğin sürece yolun açıktır, buna inan, hadi hayırlı yolculuklar olsun şimdiden. *
devamını gör...
1863.
şehrin batı kanadına gidiyorum. kuzeybatı kanadına... ama batı demeyi seviyorum.. önce eski evimizin bulunduğu mevkiye geliyorum. pencereyi açıyorum ve ofis kokulu arabam bir anda leylak kokuyor. önce derin bir ıhlamur kokusu, ardından leylak.. umduğum bu fakat henüz mevsimi değil diyorum... yine de o akasya kokularını alıyorum derinden.. bembeyaz akasya kokuyor her yer. bir yerde durdurup arabayı, akasya koparmalıyım diyorum lakin ataletim engel oluyor bana... batı kanadına gidiyorum şehrimin. dünyanın en büyük zevki bu haziran grubunun temmuzu anlatan şarkısı diyorum. her yere gidiyorum ancak yine özlüyorum şehrimin yollarını.. yağ gibi akıyor yollar diyorum. batı kanadındayım şehrin... akasya ve bahar sonu soğuğu ve bir ikindi serinliği yerini vermiş akşama diyorum gün batıyor. yollar kalabalıklaşıyor bir an ve pencereyi kapıyorum üşüyorum bu kez.. nereye gitsem özlediğim şehrimin batı kanadındayım bu kez... gün batıyor. batıyorum. şehrime aşığım belki sen olsan bile.. gezegeni terk ederim diyorum bu şehir olmasa.. akıyor yollar. kimse kimseye saygı duymuyor... umursamıyorum... gün batıyor ve özlemek üzere yine terk ediyorum şehri, vites atıyorum ardımdasın... ardımda her şey, herkes... şehrin batı kanadı diyorum ne büyük kalabalık... aşk bu akasya kokusu, bırakmış yerini klasik oto kontrol noktasına ve kokusuna.. akaryakıt istasyonları görüyorum, ceplerim oyuncak dolu.. ceplerim plastik toplar dolu.. çantam, şekerli bir dede cebi sanki. her an torununu görecek ki boş çevirmesin...
mutlu olmayı seviyorum. ve mutlu etmeyi de... ve ceplerim, hep bir şeker ülkesi.. içim kocaman jelibonlardan bir tabak sanki.. üstüne en garip bonibonlar ve yasla değil yemek şimdi.... şair içimiz hep bir hoşçakallar ülkesi derken, üstelik benim içim hep bir rengarenk şekerler ülkesi. yiyemiyorum ama dağıtıyorum. ekşi jelibonlar... yumuşak lokumlar... renkli bonibonlar... hatta ekşili sakızlar... içim bir sürü efsane şekerler ülkesi... en sevdiklerimi sona bırakıyorum. en sevdiklerim, dışı tatlı içi ekşi olanlar. tıpkı senin gibi... tıpkı benim gibi.. tıpkı hepimiz gibi.. ya da diyorum dışı ekşi, içi tatlı olanlar... hani ekşisine aldırmayanlara, katlananlara içinden vişneli, böğürtlenli dolgusu olanlar...
şehrin batı kanadı sakin, şehrin batı kanadı solgun, şehrin batı kanadı kalabalık, herkes beni yolculamaya gelmiş diyorum. şehrin batı kanadı şeker; bir ekşili, bir dolgulu... nokta değil şehrin batı kanadı.. yaz kokuyor, pırıl pırıl. noktalı virgül... şehrin batı kanadı ve şekerli içim. plastik toplarım... koleksiyonlarım ve bir akaryakıt istasyonunda, iki lira verip koleksiyona bir yenisini daha ekliyorum... şehrin batı kanadına, özlemeye gidiyorum şehri... arabam bile şeker şimdi, kıpkırmızı... gün batmış, şarkıyı değiştirmeli ve şu gps'i kapatıp bir jelibon paketi daha açmalı... her yer şeker kırıntısı...
devamını gör...
1864.
hedeflerim masada bir kağıtta yazılmış öylece bekliyordu. yapmam gereken şeyleri erteliyor, ya bi sigara içeriz hallederiz diyor geçiştiriyordum. tembelliğin zehri vücudumda geziniyordu. hazıra alışmak konfor alanını terk etmemek. diyaloglarim bile alalade idi. düşünmüyor hazır cümle kalıplari kullanıyordum. bunlar beni alacağım beklemediğim tepkilerden ve düşünmekten koruyordu. inandığım rabbi de tembelliğime kılıf olarak kullanıyordum ne acı. beynimin kıvrımlarını kullanmamak için azami gayret gösteriyordum.
soğuk bir kış gecesi yüzüme çarptı gerçekler. monotonluğun huzur verici uyuşturucu etkisine tutulmuştum. başkası yapsa kızacağım eylemleri kendim yapıyordum. güzel bahanelerim vardı, sağlam argumanlardı kendimce. sonuçta bahane ararsan onlarcası üşüşürdü zihnine. gerçeğin soğuk eli yüzüme çarpar gibi oldukça bu bahane kalkanlarımı kullanıyor, bunları kaldırarak savuşturuyordum gerçekleri. ama artık kalkanı çok çekmediğim bir gün sonunda o soğuk el keskin buz gibi parmaklar çarptı yüzüme. buz ile yakan eller inkar edilemez gerçeklerdi. sarsıldım. gene bahane bulacak güce sahiptim ama bu kez istemedim. o parmakların izi kalsın suratımda. izi kalsın ki kendime yaptığım bu büyük haksızlığı unutmayayım. dostum saat geç, vakit kalmıyor işten bir şeye, yaşayıp gidiyoruz işte. yaşamıyordum da yaşıyor gibi yapıyordum.
benim uyuşturucularım vardı. gerçek olanlar değil hayır ancak etkileri benzerdi. zihnimi uyuşturuyorlar, düşünmemi engelliyorlar, arada sinyal veren sağ duyumu susturuyorlardı. bu uyuşturucular düşünmeyi acı verici olarak zihnime kodlamıştı. sanki düşünme eylemi, geçmiş acılar ve gelecek kaygılarından ibaretti ve işe yaramaz bir eylemdi. hayır gerçek birdir en azından bu durumda, inkar edilemez. bir problem var, değiştirilemezse kabullenmek ama varsa düzeltme yolları onları aramak gerekli idi. ki bu meselede vardı. yolu bulunca yoldan sapmamak her gün nefret etsen de, uyumak istesen de, koltukta boş boş pcye bakmak istesen de yolu takip etmek gerekli idi. kolay değildir. geçmişte güç bela başarılanları azımsamaya meyillidir zihinlerimiz.. istenilene erişince o çekilen cefalar hafifmiş gibi gelir. sanki gerçekliği azalır da birer hayal olarak kalır belleklerde. zihin kabul etse de etmese de zordur düzenli bir çabalama hali, çok zor. başarmanın yolu dikenliydi. tembellik zehrini atacaktim zihnimden ve vücudumdan. ama bu, değiştirmek istediklerim için izlenecek karar kılınmış yola ne kadar sadık kalacağıma bağlı idi.
soğuk bir kış gecesi yüzüme çarptı gerçekler. monotonluğun huzur verici uyuşturucu etkisine tutulmuştum. başkası yapsa kızacağım eylemleri kendim yapıyordum. güzel bahanelerim vardı, sağlam argumanlardı kendimce. sonuçta bahane ararsan onlarcası üşüşürdü zihnine. gerçeğin soğuk eli yüzüme çarpar gibi oldukça bu bahane kalkanlarımı kullanıyor, bunları kaldırarak savuşturuyordum gerçekleri. ama artık kalkanı çok çekmediğim bir gün sonunda o soğuk el keskin buz gibi parmaklar çarptı yüzüme. buz ile yakan eller inkar edilemez gerçeklerdi. sarsıldım. gene bahane bulacak güce sahiptim ama bu kez istemedim. o parmakların izi kalsın suratımda. izi kalsın ki kendime yaptığım bu büyük haksızlığı unutmayayım. dostum saat geç, vakit kalmıyor işten bir şeye, yaşayıp gidiyoruz işte. yaşamıyordum da yaşıyor gibi yapıyordum.
benim uyuşturucularım vardı. gerçek olanlar değil hayır ancak etkileri benzerdi. zihnimi uyuşturuyorlar, düşünmemi engelliyorlar, arada sinyal veren sağ duyumu susturuyorlardı. bu uyuşturucular düşünmeyi acı verici olarak zihnime kodlamıştı. sanki düşünme eylemi, geçmiş acılar ve gelecek kaygılarından ibaretti ve işe yaramaz bir eylemdi. hayır gerçek birdir en azından bu durumda, inkar edilemez. bir problem var, değiştirilemezse kabullenmek ama varsa düzeltme yolları onları aramak gerekli idi. ki bu meselede vardı. yolu bulunca yoldan sapmamak her gün nefret etsen de, uyumak istesen de, koltukta boş boş pcye bakmak istesen de yolu takip etmek gerekli idi. kolay değildir. geçmişte güç bela başarılanları azımsamaya meyillidir zihinlerimiz.. istenilene erişince o çekilen cefalar hafifmiş gibi gelir. sanki gerçekliği azalır da birer hayal olarak kalır belleklerde. zihin kabul etse de etmese de zordur düzenli bir çabalama hali, çok zor. başarmanın yolu dikenliydi. tembellik zehrini atacaktim zihnimden ve vücudumdan. ama bu, değiştirmek istediklerim için izlenecek karar kılınmış yola ne kadar sadık kalacağıma bağlı idi.
devamını gör...
1865.
ruhum takılı kaldı. küçücük bir sadelikte, önemsiz bir basitlikte. çimenliklerde oturmuşum, dizlerimin üzerine ellerimi kemetlemişim, karşımda deniz. hava kapalıya yakın. deniz sakin. koyu mavi ılık ılık akan bir su var önümde. ne soğuk ne sıcak. üzerimde ince bir ceket. saçlarım arada uçuşuyor yavaş yavaş.
düşünüyorum, düşünüyorum.
bu sıralar yalnız kalmaya, böyle bir yerde oturup uzun uzun düşünmeye ihtiyacım var.
içimde eksik olan yarım kalan o kadar çok şey var ki.
hiçbirinin adını bilmiyorum veya unuttum. hissediyorum ama içimdeler. bu hisler günlük hezeyanlar değil. günlerdir düşünceli, dalgın ve keyifsizim. çok boşladım kendimi. öyle boşladım ki.
sorgulamaz, konuşmaz, çabalamaz oldum.
insan umudunu kesince eylemini de kesiyormuş.
kabuğuma minik adımlarla çekiliğimi biliyorum. fark etmemek için farkındalığımın kör olması gerek.
neye kime dönüşüyorum böyle bilmiyorum.
doğru bulduklarım yanlışa, yanlış bulduklarım doğruya verilmeye başladı. ben mi seçtim peki? hayat mı beni sürüklemeye, mecbur etmeye başladı?
dönüşmek böyle bir şey mi?
hayatın iteklemesi bu mu?
lisede felsefeyle, edebiyatla ilgilenirdim. ne mesuttum ne özgürdüm. zihnimin içi tarlamdı. yasaklanan, konuşulmaması, düşünülmemesi gereken her şeyi düşünür tartardım. güzel beyitler, dörtlükler okudum. ruhum inceldi. anlam dünyam genişledi.
sorgulardım, merak ederdim.
lise biteli ne kadar oldu? on yıllar mı? orta yaşlarımda mıyım?
lise biteli sadece üç yıl olmuş.
o çocuk nerede? öldü mü? raf ömrü mü doldu?
ne mesuttum. kimsenin bana bahşedemediği mutluluk, sakinlik, güven duygusunu zihnimin içinde yaşardım. şimdi her şey belirsiz, buğulu.
gençken çoğu insan gelecek kaygısı yaşar, ben de böyleydim demesin kimse. bu öyle bir durum değil.
içimde başka haller var. adlarını bilmediğim haller.
düşünüyorum, düşünüyorum.
bu sıralar yalnız kalmaya, böyle bir yerde oturup uzun uzun düşünmeye ihtiyacım var.
içimde eksik olan yarım kalan o kadar çok şey var ki.
hiçbirinin adını bilmiyorum veya unuttum. hissediyorum ama içimdeler. bu hisler günlük hezeyanlar değil. günlerdir düşünceli, dalgın ve keyifsizim. çok boşladım kendimi. öyle boşladım ki.
sorgulamaz, konuşmaz, çabalamaz oldum.
insan umudunu kesince eylemini de kesiyormuş.
kabuğuma minik adımlarla çekiliğimi biliyorum. fark etmemek için farkındalığımın kör olması gerek.
neye kime dönüşüyorum böyle bilmiyorum.
doğru bulduklarım yanlışa, yanlış bulduklarım doğruya verilmeye başladı. ben mi seçtim peki? hayat mı beni sürüklemeye, mecbur etmeye başladı?
dönüşmek böyle bir şey mi?
hayatın iteklemesi bu mu?
lisede felsefeyle, edebiyatla ilgilenirdim. ne mesuttum ne özgürdüm. zihnimin içi tarlamdı. yasaklanan, konuşulmaması, düşünülmemesi gereken her şeyi düşünür tartardım. güzel beyitler, dörtlükler okudum. ruhum inceldi. anlam dünyam genişledi.
sorgulardım, merak ederdim.
lise biteli ne kadar oldu? on yıllar mı? orta yaşlarımda mıyım?
lise biteli sadece üç yıl olmuş.
o çocuk nerede? öldü mü? raf ömrü mü doldu?
ne mesuttum. kimsenin bana bahşedemediği mutluluk, sakinlik, güven duygusunu zihnimin içinde yaşardım. şimdi her şey belirsiz, buğulu.
gençken çoğu insan gelecek kaygısı yaşar, ben de böyleydim demesin kimse. bu öyle bir durum değil.
içimde başka haller var. adlarını bilmediğim haller.
devamını gör...
1866.
ardından yazılacak en etkili şiirleri, en hüzünlü manzumeleri giderken toplamaya cesaret edemediğin çekmecede bırakmışsın.
devamını gör...
1867.
japonya'da yaşamak isterdim hayaline kapıldım. ve bu oluru olmasa da düşünmesi hoş bir fikir gibi geliyor.
devamını gör...
1868.
uzak diyarlardaydı hayallerimin anahtarı. gidebilecek miydim, gücüm yeter miydi bu şehri terketmeye? belki sonunda mutlu olacaktım ama korkuyordum yeni şeyler yaşayıp keşfetmeye. ya da hiç uğraşasım yoktur. kim bilirdi seneler sonra tekrar aynı yere geleceğimi?
…
…
devamını gör...
1869.
bugün bir randevum var. ben, sırt ağrım, alamadığım uyku ve kış birlikte gideceğiz randevuya. bu yıl sanki hiç yaz gelmeyecekmiş gibi ya. nasıl bi soğuk. betonsu bir soğuk. üf.
devamını gör...
1870.
karalama defterinin olayı depresiflik kusmak anladığım kadarıyla.
birkaç sayfa tanım okuduktan sonra ali rıza bey gibi boş bakmaya başladım ekrana...
çok güzel müzikler dinliyorum şu an, uykum da daha gelmedi.
birkaç sayfa tanım okuduktan sonra ali rıza bey gibi boş bakmaya başladım ekrana...
çok güzel müzikler dinliyorum şu an, uykum da daha gelmedi.
devamını gör...
1871.
boş bir gerçekliğe sahibiz derdi inanmazdı hiç birşeye. şüphe duyardı özbenliğinden sorgulardı aynaya baktığında gördüğün kişiyi. nasıl geçmişti sahi yılları daha dün değilmiydi üniversite sevinçleri falan ya aslında yaşadığı dünde kalmıştı çocuk yada yaşadığı şuan tam bir fiyasko idi.
sahi fiyasko neydi beklentinin karşılanmaması durumumu, hayal kırıklığı mı, mutsuzluk mu vay be ne kadar çok şeye sahip olmuş bu saçmalık...
sahi fiyasko neydi beklentinin karşılanmaması durumumu, hayal kırıklığı mı, mutsuzluk mu vay be ne kadar çok şeye sahip olmuş bu saçmalık...
devamını gör...
1872.
kusulası entryler gördüğümde türevleriyle tekrar karşılaşmamak adına yazarını blockluyorum bunların çoğu sözlüğe yeni gelmiş yazarlar oluyo tabi zaten eskilerin çoğu blocklu* her neyse daha sonra bu blocklu körpe yazar daha sonra sözlükte fenomen oluyo hatta sözlüğü bırakıyo haberim bile olmuyo. bu, sözlüğü yazarları için kullanışlı bi hale getiriyo gerçekten.
edit: bi de şöyle bi kafa var yazmışken onlara da sallıyım bari, efendim neymiş sözlüğe kıymet vermiyosak niye burada yazıyomuşuz da madem o kadar kişiyi blocklayacaktın da niye burada yazıyosun da cart curt. iq'larına ekmek bandıklarım zannediyolar ki kendileri bu platformda oldukları için defacto kaliteli oluyo burası.
edit: bi de şöyle bi kafa var yazmışken onlara da sallıyım bari, efendim neymiş sözlüğe kıymet vermiyosak niye burada yazıyomuşuz da madem o kadar kişiyi blocklayacaktın da niye burada yazıyosun da cart curt. iq'larına ekmek bandıklarım zannediyolar ki kendileri bu platformda oldukları için defacto kaliteli oluyo burası.
devamını gör...
1873.
insan yutkunur ve sabahı düşler her gece olduğunda ve gündüzün ilk ışıkları ise akşamı özletir. yaz geldimi serin bir baharı, baharın ortasında artık yeter bir kar yağmalı diyerek kışı arar insan. halbuki nede güzeldir yaşadığın zaman dün değil yarın değil yaşadığın bu an.
devamını gör...
1874.
kendimi en son bu kadar çağresiz hissettiğimi hatırlamıyorum. beynim yorgun, bedenim yatak istiyor. galiba bundan 3 sene önceki ağlama krizleri geri geliyor ve ben buna çok savunmasızım. önümü göremiyorum, üstümde baskı var ve ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. gece yatmadan gelen gelecek kaygısı perileri artık her an yanımdalar.
devamını gör...
1875.
gardımı indirdiğimde neler olduğunu gördüm, bu filmi önceden pek çok defa izledim. hem de farklı kanallardan. kandırılmaktan ziyade birilerine güvenmenin verdiği huzuru pek çok kez farkına vardım. bazen hayal kırıklığına da uğradım.
kendimi bildim, kendimi tanıdım. çok güldüm, çok yazdım, çok üzüldüm, çok ağladım, çok affettim, tekrar güldüm.
bir şeyi hiç affedemedim, içimde büyüdü. zehirli bir sarmaşık gibi tüm içimin toprağını kuruttu. tabiatın sancısıdır bu da geçecek dedim, ama onu da bastım bağrıma. öyle olunca bazen ben acıyı, bazen acı beni güçsüzleştirdik birbirimizi.
sevdim, sevildim de. yoldan geçerken gülümsedim de. ama aldığım mor menekşeleri kuruttuğun için sana hiç küsmedim. hayatta hiçbir eylemi yazmak kadar sevmedim. her şeyi zorunluluktan yaptım belki ama bir beyaz kağıdın uğruna ettim tüm yeminleri. şimdi yetmiyor yazmak da tıpkı kardeşi konuşmak gibi.
kendimi bildim, kendimi tanıdım. çok güldüm, çok yazdım, çok üzüldüm, çok ağladım, çok affettim, tekrar güldüm.
bir şeyi hiç affedemedim, içimde büyüdü. zehirli bir sarmaşık gibi tüm içimin toprağını kuruttu. tabiatın sancısıdır bu da geçecek dedim, ama onu da bastım bağrıma. öyle olunca bazen ben acıyı, bazen acı beni güçsüzleştirdik birbirimizi.
sevdim, sevildim de. yoldan geçerken gülümsedim de. ama aldığım mor menekşeleri kuruttuğun için sana hiç küsmedim. hayatta hiçbir eylemi yazmak kadar sevmedim. her şeyi zorunluluktan yaptım belki ama bir beyaz kağıdın uğruna ettim tüm yeminleri. şimdi yetmiyor yazmak da tıpkı kardeşi konuşmak gibi.
devamını gör...
1876.
yıldım be.*
devamını gör...
1877.
virane olmuş kalbime ne yaptın?
bak! divane aşkım ne yaptın?
alışkanlığın ipeğinde rahat uyuyordum.
kelebek gibi kanadıma ne yaptın?
gözünün kadehinden daha içmeden sarhoş oldum.
meyhanem sarhoş oldu, ne yaptın?
omzuma yaslanmaya değmez miydim?
omuzlarımın hasretine ne yaptın?
beni yordun, kendin de yorgun gittin.
ey yolcu!.. evime ne yaptın?
gözyaşlarının yağmurundan dünyam ıslandı
yuvamın çatısına ne yaptın?
(farsça bir şiir)
bak! divane aşkım ne yaptın?
alışkanlığın ipeğinde rahat uyuyordum.
kelebek gibi kanadıma ne yaptın?
gözünün kadehinden daha içmeden sarhoş oldum.
meyhanem sarhoş oldu, ne yaptın?
omzuma yaslanmaya değmez miydim?
omuzlarımın hasretine ne yaptın?
beni yordun, kendin de yorgun gittin.
ey yolcu!.. evime ne yaptın?
gözyaşlarının yağmurundan dünyam ıslandı
yuvamın çatısına ne yaptın?
(farsça bir şiir)
devamını gör...
1878.
rüzgarda ki mumun titrek alevi.
kara sularda, kadırganın kemikli sesi.
kim ister ki sevilmeden ölmeyi?
kara sularda, kadırganın kemikli sesi.
kim ister ki sevilmeden ölmeyi?
devamını gör...
1879.
diyorum ki o yol oraya çıkmaz. station falan dolaşıyor bir ağzımda. abii diyorum arabic falan yok no arabic. anlatamıyorsun ki derdini... bakıyorsun etrafa. dön geri diyorsun kendine. geri dönüyorsun biraz yürüyorsun başladığın noktaya. sonra arkana bakıyorsun diyorsun ne yapıyorsun bak orada bir şeyler var. belki bir direk. tekrar ileri gidiyorsun. sıkılıyorsun çok sıkılıyorsun. bakıyorsun etrafa herkes mi aynı acaba diye bir düşünce geçiyor aklından. herkes aynı.. sıkılmaya devam ediyorsun. güneş vuruyor tenine. biraz kendini hissediyorsun. yok ama bakıyorsun diyor 2 tl. iki lira mı diyorum. evet kaç para olsun diyor. insan kandırıyorsunuz diyorum. yürüyorum.. elimde çikolata. kafa eğik. kim var kim yok etrafta önemli olmuyor. çünkü o an teksin.. baktığın yer beklediğin gibi çıkmıyor. bu ne lan diyorsun. geri dönüyorsun...
devamını gör...
1880.
yani şuraya alelade canımız sıkkın, allah kahretsin böyle işi, canı cehenneme falan yazsak?
olmaz mı sevgili okuyucu?
illaki, bu arada illaki'deki ki ayrı yazılmazmış ama söylerken ilaaa kiiii diyoruz, illaki mi diyoruz pilaki gibi, illaki ne la, ne diyordum ben heh illaaaa kiiii böyle ağdalı mı anlatıcaz derdimizi?
derdimiz ne peki?
size anlatmam.
e niye burdasın?
hiiç kelimeler cümleler..
vakit geçiyor, bir de yazınca kafa dağılıyor.
neyse zaten siz de dert babası değilsiniz.
benim de derdim dağlardan büyük değil.
e dağlar kadar da değil
ama biri bir of çekse de derdimi alıp götürse.
tamam tamam şöyle yapalım.
ne diyordu erkin baba?
fesuphanallah değil
illaki muhabbetimiz şalgamlı olsun, burada yanında adana kebap da istemiyor bence ahahah
bir de hep sonsuz olsun diyor.
erkin baba'nın sözlerine bee.
hangi kafayla yazdıysa artık?
olmaz mı sevgili okuyucu?
illaki, bu arada illaki'deki ki ayrı yazılmazmış ama söylerken ilaaa kiiii diyoruz, illaki mi diyoruz pilaki gibi, illaki ne la, ne diyordum ben heh illaaaa kiiii böyle ağdalı mı anlatıcaz derdimizi?
derdimiz ne peki?
size anlatmam.
e niye burdasın?
hiiç kelimeler cümleler..
vakit geçiyor, bir de yazınca kafa dağılıyor.
neyse zaten siz de dert babası değilsiniz.
benim de derdim dağlardan büyük değil.
e dağlar kadar da değil
ama biri bir of çekse de derdimi alıp götürse.
tamam tamam şöyle yapalım.
ne diyordu erkin baba?
fesuphanallah değil
illaki muhabbetimiz şalgamlı olsun, burada yanında adana kebap da istemiyor bence ahahah
bir de hep sonsuz olsun diyor.
erkin baba'nın sözlerine bee.
hangi kafayla yazdıysa artık?
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
4