"canlılık için; yarım açık bir çekmeceye sığdığı kadar okyanus suyudur dedikten sonra boğulmamak adına şuncacık suda geliştirilen her eylemin; başlıktan yazına ulaşmayan bir farkındalıkta gezinen zihnin işaretlediği ne varsa yaşam adına uçucu tabiatına yatkın radikaların rüzgarla dağılmadan bir evvel bütünlüğünün içerisinde dağılıp toplanma işidir ve bir kez daha ayaklar altındadır gerçek," demesek iyiydi.
devamını gör...
aşk sadece bir kelimeden mi ibaret?
bu kelimeyi ağza almak bu kadar kolay olmamalı.
çünkü ben ve benim gibiler kelimelere çok fazla anlam yüklüyoruz.
birisi bana aşık olduğunu söylediğinde,
onun benim için yaşadığını düşünürüm.
keza ben onun için yaşıyordum.
çünkü aşıktım ona.
devamını gör...
gök kubbe dönüşüyor geceye, fısıldıyor biri,
bir ben benimle hapsolurken tenhalarımda;
hatıralarım zorluyor kapılarının kilidini,
ve ziyaretim başlıyor kendimi hapsettiğim hücremi.

kuruyan gözyaşlarım mı benim canımı yakan?
yoksa toza dönmüş ellerin mi?
bir yanımda uyuttuğum yüreğimle ben miyim kalan?
bütün bu buhranlarımın sebebi.

kapalı kapılar ardında arıyorum kendimi,
yokluk peşimde beni ararken huzursuzluğumda,
lanetliyorum sana inanan beynimi,
lanetliyorum sana inanan yüreğimi.
devamını gör...
ya çocuk kalmalı insan,
ya da çocuk olmalı hep içinde!
başka türlü yürünmüyor omuzlardaki yüklerle,
ve deniz yıldızları;
minicik avuçlarında denize kavuşturmaya çalıştıkları,
o güzel deniz yıldızları,
onlar da her zaman çıkmıyor o çocukların yollarına...
devamını gör...
birkaç ay önce bir kitapçıda keşfettiğim seyahatnamenin çalışmamla ilgili kısımlarını fotoğraflamıştım. fotoğraflar kayboldu. onun derdine düşmüşken aylar sonra kapısının önünden geçtiğimde bir ihtimal diye uğradım. kitabı aradım ve buldum. satılmamış.

herkese benden çay diyeceğim, ucuza kaçmak olacak. herkese benden bira!
devamını gör...
bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden…
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları…
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“o benim.” diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak…
devamını gör...
saat sabah 07:52... 03.03.2007

düşüncelere dalıp uzaklara değilde elindeki kahve fincanına bakıp bir yudum alıyorsun bereketine inandığın yeni günden... sigaran sonuna dayanmış beni söndür artık diye yalvarırken son bir nefes için hala kıvranıyorsun.. taksim bir güne daha hocalarını sinir eden öğrenciler, gözleri daha yeni açılmış ve beyinleri bulanmış sokak insanları, işine gücüne lanet okuyarak yada besmele çekerek gidenler, hayal kırıklıkları yüzünden bir köşeye sinmiş hayatı kendi iplerinden asmaya çalışan gençler, yine böceklenmiş ekmek toplayan fukaralar, 1 lira bir liradır diye istiklal boyu uzanan afişleri söken kağıtçılar, her zamanki gibi duvar diplerine işeyen hayvanlar ve sokağıım dan yükselen zaz - je veux parçasıyla güne başlıyor...
kafamda yankılanan sesleri artık susturamıyorum.. onları dinlemektende sıkıldım aslında ne dediklerini bile anlamıyorum sadece bla bla ve bla.. kurgular hikayeler ömürden ömür götürenler kelime oyunlarıyla hayat değiştirmeler yada insancıl sevişmeler.. yalan yada gerçek bakmak bile gelmiyor artık..
birde inancımı kaybettim diyenler var umutsuzum artık diyenler.. ama umut dolu cümleler kurmaktan çekinmeyip umut edenler ve insanlara nasihat edenler.. her şey farklı başlıyor diyorsan yanılıyorsun.. taksimde her şey aynı değişen tek şey.. sokakta tipleyen hayalciler sevgili çeşitliliği ve kalabalıktaki yüzler.. gerisi hala bırakıldığı gibi.
istiklal bugünde aynı ama sen aynı kalma biraz değiş biraz farklılaş.. ben böyleyim deme bir adım at.. yakınma artık umutsuz bakma kördüğüm olma.. sevecenliğin fora.. kişiliğin aynı edada.. yak bir sigara daha ciğerlerin zaten çıkmazda.. ama sen kaybolma.. inatlaşma.. bir küfür daha et bu dünyaya.. söylediklerine sen bile inanmıyorken.. lütfen başkalarının inanmasında bekleme.. aç gözlerini.. hadi bir kahve daha hazırla fincanında..
insanları anlamaya çalışma vazgeç artık.. bakma öyle boş boş bana.. ne istiyorsun onlar hakkında bir sözmü yada met-imleme mi.. nediyebilirim ki alıntı yapabilirim sadece.. yaradılışına seni çalanlara ve senden çıkartılanlara nasıl olduğunla alakalı değil hangi notayı verdiğin yada nasıl işittiğin..
önemli olan, tanrı'nın bir enstrüman yaratmış olmasıdır.. insan denen bir enstrüman.. ancak yarattığı müzik enstrümanını çalamayan bir usta gibi, tanrı'da insandan doğru sesi çıkartamamıştır. bu yüzden, tanrı hariç bütün güçler insanı çalmış ve özelliklede şeytan en güzel melodilerini onunla bestelemiştir..
şeytan bile boka yararken sen hala yazılanlardan anlam çıkartmaya çalış yada öyle mal mal bak.. bir anlam yok bir istek de yok.. sadece yazıtlar, yazıtlar ve yazıtlar...
devamını gör...
sitem etme sitem..
sen sen ol
sitem etme

şu dünyada sitem kadar faydasız hiç bir bokuma yaramayan bir şey yok

beni niye aramadı..
eeee aklına gelse arardı
demek ki aklına gelmedi

ve
aramadı

sitem etme.. sen sen ol sitem etme

ne yapıcaz bekleyecekmiyiz.
neyi aramasını mi?
güldürme lütfen tabiki de hayır
eee ne yapacağız peki

ölümün son kez
işe yaramasını mı?

beklemeyeceğiz küçüğüm artık biz de gideceğiz..


evet öyledir..

aşağıya bakan atlamaz.
ölümden sonrasını düşünen atlamaz..
intahar aslında bir yardım çağrısıdır.
arayı bulmak için seçersin

hayatla ölümü
insan ile kaderi
dünya ile kendini barıştırmak için

intihar edenin eti kemiği kendine fazladır
acısını alırsın
sıradanlaştırırsın
insanın insana benzemeyen bir tarafı yoktur.
yalnız olmadığını anlatırsın
hayatın farkına varsın diye

ona ölümün genzini yakan acı havasını solutursun
kapıları çalıp kaçan çocukları düşün

sende aynı öyle
ölümün kapısını çalıp
oradan intihar edenle kendin ile beraber kaçarsın

sonra yenisi gelir sonra yinesi sonra yinesi

ve her vazgeçişten geriye
sana da yaşamak için
bir sebep kalır.
devamını gör...
bazıları hayallerle yaşar.

öylesine kapılır ki bu hayallere, bir yerde gerçeklik algısını yavaş yavaş yitirmeye başlar.

bazıları ise; daha gerçekçidir.

olana odaklanıp, olmayanın peşinden gitmezler.

bu iki insan birbiriyle hiç geçinemez. çünkü hayalciler genellikle umut dolu olurken, gerçekçiler daha somut şeylerle yaşar.

yine hayalcilerin tamamı, sırf bu yüzden gerçekçileri karamsar olarak görür.

o an gerçekçiler şunu düşünür!

eğer hala umut edebilen bir hayalci isen, yeterince umutsuz ya da çaresiz kalmamışsın demektir.

çünkü gerçekçi aslında bir hayalcinin küllerinden var olmuştur. yani hayalcinin bir sonraki aşamasıdır.

hayalci bunu bilmez. bilmediğinden umut etmeye ve her şeye rağmen hayal kurmaya devam eder.
fakat bir gün bir şey olur.

hayalci gözlerini açarak gerçekleri görmeye ve korkmaya başlar. içi ürperir soğuk soğuk terler. elleri titremeye ve gece başını koyduğu yastığı gözyaşlarıyla ıslatmaya başlar.

artık gelişimini tamamlamış bir gerçekçi olur.

ara sıra hayal kurmaya devam eder ve hayallerini her seferinde gerçeklik filtrelerinden geçirir.

o an başka bir hayalperest gelir ve şöyle der:

tanrı çektiğiniz acılardan haberdar ve sizi görüyor.
gerçekçi dönüp şöyle der:

ben onu görmüyorum…
devamını gör...
kukla gibi ne duruyorsun orada? yapsana bir şeyler. yani istersen kadının kafasına yanı başında duran şişeyi geçir ya da ne bileyim yakarım kendimi bak ciddiyim diyerek tehditler saç. sonuç? başı hafif sallamak. çünkü bazen başka seçenek kalmıyor. duvarlar üç taraftan ve bir taraftan kafes tel. burnunu uzatıyorsun telin dikdörtgen aralığından. şehir önünde akıyor ama sen işte yirmi ikinci katta bir asansörün seni fırlatmasıyla, seramik zeminin üzerine bastığın çıplak ayaklarınla, parmakların kıvrık bekliyorsun bir şey olsun diye. bir şey olmuyor. zaman sanıldığı gibi akmıyor. sekteye uğruyor. girdaplar halinde seni yoruyor. dayanıyorsun o üç duvara sırasıyla. hani yıkılacak gibi de duruyorlar ama enerjin yok işte. tırnağını geçirsen bir yarıktan belki iniverecek. kapı nerede? kapıyı neden unutuyorsunuz? sen değil misin tasarlayan? kapısız mekan mı olur? oluyor işte tam da çizdiğin gibi… kendi hayatının içerisine çıkışları koymayı unutmuşsun. kimse yok mu?
devamını gör...
hayatı yakalamaya çalışırken tukettiğim o günler geri gelmeyecek. geri gelmeyecek seni bulmak için harcadığım ve bir türlü bulamadığım bu ömür. belki, bir ihtimal, ebedi hayat dediklerinde yollarımız kesişir. belki, bir ihtimal, seni bulurum kimsesizliğimin içinde. belki de bütün bunlar bir hayaldir.
devamını gör...
gözlerimi kamaştıran ışığa her baktığımda, bana sordukları sorular karşısında afallamam gerekirken çaresiz; ellerimin terlemesini engelleyemediğim için kendimi suçluyordum oysa ben, bana soruları savuranların suçluluğumu başka yerlerde aramalarının saçmalığından rahatsız...

oysa gün başlarken yine her zamanki şekliyle, gözlerime vuran güneş ışığının yakıcı ve uyandırıcı etkisiyle bedenimin yavaşça hareket etmeye başlamasının ahengini takip ediyordum, sen yüzünü bana dönüp, şakaklarıma düşen saçlarımı düzeltirken. bugün beni öldürecektin, bu tam bir ay öncesinde kararlaştırdığımız bir şeydi. önce yavaşça bileklerimi kesecektin, sonrasında tam kendimden geçmek üzereyken bitirici bir darbeyle kalbimi parçalayacaktın o birlikte aldığımız bıçakla.

“poğaça istiyorum” dedim, hafifçe gülümseyerek. öleceğim günün kahvaltısını belirleyebilme lüksüyle oluşan kendime güvenim, senin bu isteğimi karşılıksız bırakmayıp hemen köşedeki fırından poğaça alıp gelmenle sonuçlanacaktı.

usulca yanımdan kalkışın, şortunu ve kazağımı çıplak vücuduna giyişin hep bir hayal gibiydi. en son duyduğum kapının kapanma sesiyle yerimden kalkarak büyük güne hazırlığa başladım.

tam o sırada çaldı kapının zili, tam duşa girmek üzereydim. kapıyı açtığımda gördüğüm alt komşu zihni amcanın beyaz suratı ve bana söylediği şey ile, yalınayak fırladım apartmandan dışarıya.

evin hemen önünden başlayan kan izini takip ederek gördüğüm, ikiye ayrılmış başından sarkan beyninin ezilmiş bir kısmı ile, yerlerinden çıkmış gözlerinin soluk mavi bakışıydı o an. bir de hangi esnafın olduğunu bilmediğim bir örtünün getirilip üzerine örtülmesi.

ben ne olduğuna anlam veremeden bindirildiğim aracın içinde, hala yiyemediğim poğaçayı düşünürken götürüldüğüm karakolda; şimdi bir bardak acı çay ve kurumuş bir parça simit duran masada bana seni neden öldürdüğümü soran polislerle birlikte oturuyorum.

oysa bugün ölmem gerekiyordu...

şahitlere göre çarpıp kaçan arabanın plakası, benim emektarın plakasıydı. görgü tanıkları aracın içerisinde 30-40 yaşlarında, kısa saçlı, benimki gibi bir gözünün üzerinde yara izi olan birini tarif etmişlerdi.

oysa bugün ölmeliydim.

————————————
devamı daha sonra...
devamını gör...
+seni özlemek zor değil onu tek başıma iyi kötü beceriyorum da, sorun yokluğunda bile kendini özletmeyecek kadar benden uzak durman, nasıl beceriyorsun bunu senelerdir?

-bilmiyorum, belki varlığımda seni özleyecek kadar beni yakınında tutmadığın içindir.

+hım, etkiye tepki diyorsun? peki varlığım yanındayken beni niye özleme ihtiyacın oldu ki, yanındaydım sonuçta, dokunsan senindim. saçma değil mi bu? ya da tutarsız?

- hatırlıyor musun, birgün sen bişi unuttum deyip eve geri dönmüştün ben aşağıda arabada beklerken, toplasan 5 dakika bile beklemedim, alacağını alıp hemen gelmiştin ama ben o 5 dakikada ölmüştüm özlemden. o gün "bir gün bu özlemem 5 dakikadan uzun sürecek, çok daha uzun sürecek ve ben buna hazır değilim" dedim kendime, ondan sonraki her an da içinde olduğum hali değil sonradan bulamayacağım bir özlemek haline aşık oldum senin.

+ aklım karıştı ve anlamadım açıkçası.

- ben de, o yüzden buradayız ya?
devamını gör...
herkes kadar bilirim bazı sabahların geceye varmayacağını, her sokakta park yeri bulamamak gibi bir şey bu. her umduğumuzu bulamıyoruz ama yine de deniyoruz. fakat insanı asıl yoran , umut etmek ,aramak değil. için kan ağlarken birilerinin rüyalarında içini kanatmaya devam etmesi , ne o senden haberdar ne sen rüyalardan . öyle bir kısır döngü ki konuştuğun sokak hayvanları dile gelse renk katmaz hayatına , öylesine kapalılık dış dünyaya.

“ince ele sık doku “derdi babaannem. ince düşündüm sıkı boğuldum. nefes desen aldığını verememek istiyor bazen insan. anlayacağın gezsem diyorum bazen şöyle bir çıkıp , toplu taşımada bir otobüs dolusu dram. cama kafamı yaslayıp “ camel rajaz “ dinlerken aklımda camdaki kafa yağları. hayat hala acımasız. yine de yaslıyorum kafamı ,şarkının da dediği gibi başka bir gün tekrar buluşana kadar .

insanlar birer silüet geliyor her biri farklı giyinse de terso üniversite zamanlarındaki gibi düşünüyorum “ peynir peynirdir”. gerçi bunun “ insan insandır” versiyonu da var ama aklımda hep peynir kalmış.

arada bir sigaramı arıyorum bir iki nefes , yok arkadaş içesim kalmamış. büyük laflar etmeyi sevmem ama kendimi unutmak istiyorum şu günlerde. park yapılmaz tabelası olsam daha çok takarlardı beni istanbul’da dahi. bir işaret bekliyorum ben de ,herkes kadar .

bazen atlıyorum arabaya , yollar akıyor , bazen ağaçlar bazen de dağlar. bazen sincap falan akıyor yoldan hem de dikine . bazı şarkıları dinlemeye korkuyorum radyoda ya özelse diye. bazen delirdiğimi düşünüyorum ve kendimi epeyce ikna etmişken hakikate dönüyorum “ daha ne kadar delirebilirim ki?”

sonra kendime sorular yağdırıyorum tek kelimelik. neden , niçin , niye .
kafamda aynı notalar , sustukça kafam genişliyor ufkum daralıyor. bakıp da görememek ne fena iş allahım. kör olsam daha mı kolaydı, duymasam ne olurdu?

bakın bu kıskanmak falan değil. bu düpedüz ölmek. düşünsene ölmüşsün ve hayat tüm olağanlığıyla akıyor. werther özkardeşimsin. kaldırıp kendimi yerden yere vurmak cesaretine haiz değilim ki sadece senle gurur duyuyorum.

dur ulan diyorum
“öyle her güneşe açılmaz perde
özlenen güzeldir , özlendiği yerde”
devamını gör...
zamanında bize hangi kuşak olduğumuz söylenmedi. şimdi üzerinden seneler geçmiş siz şu kuşağa mensupsunuz deniliyor. esas ilgi z kuşağına gösteriliyor. zeki, yaratıcı, kimseyi takmaz vs...
devamını gör...
"hangisi?" diye sordu kadın, "hangi yıl ?". adam orada değilmiş gibi duymadı kadının sorusunu, elindeki çakmakla oynamaya devam etti. "zaten zor" dedi kadın, "zaten olmuyor", gözleri adama kilitlenmiş halde, ayakta durmuş iradesi dışında öne arkaya sallanıyordu. ağlamaya başladı aniden, sade ve sessiz bir ağlamanın içine düştü, adama sırtını döndü.

"lanet herif.... " dedi ve farketti adamın çoktan gittiğini, belki sorularından da önceydi, sustu.*
devamını gör...
burada yazarken bir romanda veya şiirde kullanacağın cümleler savurursan korkma, yenilerini yazarsın. o cümleler burada kalsın.
devamını gör...
dertlerle doluyum yıllardan beri
felekle bir türlü barışamadım
neredeyse gelecek ömrümün sonu
gönlümce tek bir gün yaşayamadım

sarmış etrafımı çıkmaz sokaklar
kendime göre bir yol bulamadım
tanrım affedilmez günahım mı var
şu yalan dünyada yaşayamadım
yaşayamadım yaşayamadım
gençliğim gitti de yaşayamadım
saçlarım ak doldu yaşayamadım

bir derdim bitmeden biri başladı
bütün arzularım hep yarım kaldı
gülmedi gözlerim her gün ağladı
gönlümce tek bir gün yaşayamadım
devamını gör...
kalbimin ve ruhumun yaşadığı bu fırtına, bu girdap dindi. sular çekildi. bu sıkışıp kaldığım bedende can çekişen, ölümün kendisiyse, ölüm bitti. umurumda olmadı ölmek hiçbir zaman, yaşamak umurumda. bedenimin bu dünyaya açlığı daha fazla değil başka yaşamlara duyduğum açlıktan.
şiir'i duymak istiyorum. o'na ve evrene ve yaşama ve ölüme, sahip olduğum tek şey olan ve bugün donmuş olarak gördüğüm kalbimin içinden bakmak, kendimi kendimden ve tüm sözcüklerden sıyırıp... sözcükler ki duymuyorum artık onları da...
buharlaşmış bir damla su, yanmış kül olmuş küçük bir parça dal ya da güneşin kalbinde oturup da güneşi duymayan kişi anlatabilir mi halimi?
acı bitti, korkular bitti. sevecenliğimi ve sıcaklığımı kaybettim. endişe bitti. zaman gözyaşlarımı dondurdu ve kalbimi. sevinç, neşe ve öfke... bitti. *

yarın ben bu yaşamın şiirinden başka şeyler duyacağım. yine dönecek başım ve yeni bir göğe uyanacağım.*
...
şimdi içimdeki çocuk ve ihtiyar el ele.
devamını gör...
100.
#555579 devamı
----------------------------------------
genç olanı daha bir hararetliydi sanki; konuşurken gözlerini hızlıca kırpması, terleyen avuçlarını devamlı pantolonuna sürmesi. bana en çok soru soran oydu aslında, diğerine nazaran.

diğeri ise onun amiri gibiydi, özellikle soruları onun sormasını istiyormuş gibi duruyordu. verdiğim ya da vermediğim cevaplara ve hareketlerime göre bir karara varacakmış gibiydi. bu sebeple asıl oynamam gereken kişinin o olduğunu, iki bardak acı çaydan sonra anlayabilmiştim.

ilk soruları husumetimizin olup olmadığıydı? "ne tarz bir husumet" diye karşı soruyla cevap verdim biraz kısık bir ses tonuyla. ne gibi bir husumetim olabilirdi ki seninle? canımı ellerine teslim edecek kadar bağlıyken sana, ne türden bir husumet bana bunu yaptırabilirdi ki?

genç olanı "senin onunla defalarca kavga ettiğini, hatta ölümle tehdit ettiğini gören tanıklar var" diye sertçe çıkıştı. odanın rutubetli havasından ve sabahtan beri sigara içmememden dolayı sıkılmaya başlamıştım.

"ölüm bizi bir arada tutan şeydi" diye cevapladım. genç olanı amirine şaşkınca dönüp baktı.

"açıkla" diye emir kipiyle amirin ağzından ilk cümlelerin dökülmesini sağladım bu sayede. evet, genç olanı henüz çok yeniydi bu tarz konularda. ben ise amire oynamalıydım.

"şimdi, bugün normalde akşamüstü beni öldürmesi gerekiyordu, geçtiğimiz bütün bir ayı bugün için planlamıştık. hatta eğer evimi ararsanız sırf bu yüzden alıp iyice bileylettiğimiz ekmek bıçağını yatağımın kenarındaki komidinin çekmecesinde bulabilirsiniz" diye hafif gülümseyerek cevapladım.

genç olanı "hiçbir şey anlamadım" diye amirine doğru çekingen bir sesle söylendi.

"anlamayacak bir şey olduğunu düşünmüyorum, olayın olduğu anda evdeydim, tam duşa girmek üzereyken olayı komşum zihni amca söyledi. ayağıma bile doğru dürüst bir şey giymeden dışarıya fırladım. sizce aynı anda iki yerde nasıl bulunabilirim?" diye kafalarını iyice karıştırmak için araya girdim.

amirinin bakışlarının değiştiğini gördüm bir anlığına, bana çekimser gözlerle bakıyordu.

"zihni amca dediğiniz kişi, alt katta yaşamış olan zihni göktürk mü?" diye sordu.

"evet" dedim.

"ama zihni göktürk 12 gün önce evinde ölü bulundu" diye ekledi amir.

artık oturduğum sandalyeyi ya da acı çayın midemi ekşitmesini veya nemli havanın pis kokusunu algılayamıyordum. ne demek oluyordu bu?

----------------------------------------------------------------

devamı gelecek.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim