normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
281.
adım atmaya takatim kalmadı. taşlarda kanımın kızıllığı, ardımda yılların yorgunluğu var. duraksadığımda boğazıma sarılan elleri kıracak gücüm yok. yolun sonunda ne olduğunu da merak etmiyorum. yavaş yavaş boğuluyorum. acı içinde, sessiz çığlıklar atarak..
devamını gör...
282.
çok şiir kitabı okudum okuduktan sonra ilham geliyor telefonumun not defterine yazarim.sonra ajandama ordan laptopuma
devamını gör...
283.
saat: 01.07 günlerden cuma. elimde kahve. sigara. hava serin. saçlarım ıslak. masa lazım. oda küçük. perde kapalı. ev sessiz. geceye bir sigara. gece koyu. gece ıssız. derin bir nefes. delen horultu. klavye sesi. parmaklarım. bir yudum. bir yudum daha. parmak şıklatma. göz dalması. karışık kokular. bağdaş kurma. sadelik. bir yutkunma. kaşıntı. topuz. gözlük kayması. dudak ısırma. ani omuz ağrısı. ışık keskin. yorucu. karanlık. cuma. çalışma. kazınma midede. alın el birlikteliği. gözde dalma. 20 dakika. 21 dakika. istemsiz kaşınma. kafa ağır. bugün. işler. bitmeyen işler. yaşamak. gülümsemek. gece. soluk. rakamlar. eller. tırnaklar. yorgun. zorunluluk. bela. mavi. kitap. kalem. notlar. bitmeyen notlar. geçmeyenler. geçip gidenler. dakikalar. dakikalar. korku. uyku. yeni gün. yine gün. yine gece. 26.
devamını gör...
284.
karınca
bizim hayat dediğimiz bizim dışımızdaki canlılar için 'var olmak' da denilen bu keşmekeşte herhangi bir varlığa veya şeye dikkatli bakınca aklın sınırları zorlanıp ruh farklı buhranlara sürüklenebilir. neden bu kadar uzun bir cümle kurdum diye düşünenlere bir cevabım var elbet hep yazmak, yazdıklarımla insanları etkilemek istedim. belki 6 yıl belki 7 yıl önceydi artık önemsiz bir anı olduğu için beynimden yavaş silindiğinden olsa gerek ayrıntılarını pek hatırlamadığım bir dönüm noktası yaşadım. büyük hayallerle yazdığım mini öykümü bir dergiye gönderdim ve övgü dolu bir geri dönüşle bir sonraki sayılarında öykümü yayınlamak istediklerini söyleyecekleri bir e posta bekledim. nazik olmasına rağmen o zaman canımı çok acıtan bir hayır cevabı aldım. hani benim yazdıklarım değerli olacaktı? bir süre yazmadım, küstüm ama sonra yazmanın, öykü anlatıcılığının bir damga, bir helal olsun, hiç olmazsa bir evete ihtiyacı olmadığını anladım. yazmaya devam ettim. işte karınca ile ilgili bu kadar uzun bir yazı yazmamın açıklaması da budur.
peki, gelelim karıncanın benim için anlamına. küçükken arada bir karınca halisünasyonları görürmüşüm çevremdekilere bakın karıncalar yürüyor görmüyor musunuz dermişim. halbuki ortalıkta hiç karınca yoktu. kurşun döktürdüler, okula verdiler artık karınca görmez oldum. ama karıncalara karşı hassasiyetim hep devam etti. yürürken karıncalara basmamak için hep yere bakarak yürüdüm. okulun hınzır çocukları karınca yuvasının üstünde zıplayınca onlara kızdım engel oldum. ama şimdiki halime bakıyorum da artık yere bakarak yürümüyorum. pencerede eleman ilanı, market kapılarında indirim ilanı göreceğim diye çevreme bakıp durdum. şimdi karşıma karınca kelimesi çıkınca durup düşündüm. karınca benim için ne ifade ediyor?
bizim hayat dediğimiz bizim dışımızdaki canlılar için 'var olmak' da denilen bu keşmekeşte herhangi bir varlığa veya şeye dikkatli bakınca aklın sınırları zorlanıp ruh farklı buhranlara sürüklenebilir. neden bu kadar uzun bir cümle kurdum diye düşünenlere bir cevabım var elbet hep yazmak, yazdıklarımla insanları etkilemek istedim. belki 6 yıl belki 7 yıl önceydi artık önemsiz bir anı olduğu için beynimden yavaş silindiğinden olsa gerek ayrıntılarını pek hatırlamadığım bir dönüm noktası yaşadım. büyük hayallerle yazdığım mini öykümü bir dergiye gönderdim ve övgü dolu bir geri dönüşle bir sonraki sayılarında öykümü yayınlamak istediklerini söyleyecekleri bir e posta bekledim. nazik olmasına rağmen o zaman canımı çok acıtan bir hayır cevabı aldım. hani benim yazdıklarım değerli olacaktı? bir süre yazmadım, küstüm ama sonra yazmanın, öykü anlatıcılığının bir damga, bir helal olsun, hiç olmazsa bir evete ihtiyacı olmadığını anladım. yazmaya devam ettim. işte karınca ile ilgili bu kadar uzun bir yazı yazmamın açıklaması da budur.
peki, gelelim karıncanın benim için anlamına. küçükken arada bir karınca halisünasyonları görürmüşüm çevremdekilere bakın karıncalar yürüyor görmüyor musunuz dermişim. halbuki ortalıkta hiç karınca yoktu. kurşun döktürdüler, okula verdiler artık karınca görmez oldum. ama karıncalara karşı hassasiyetim hep devam etti. yürürken karıncalara basmamak için hep yere bakarak yürüdüm. okulun hınzır çocukları karınca yuvasının üstünde zıplayınca onlara kızdım engel oldum. ama şimdiki halime bakıyorum da artık yere bakarak yürümüyorum. pencerede eleman ilanı, market kapılarında indirim ilanı göreceğim diye çevreme bakıp durdum. şimdi karşıma karınca kelimesi çıkınca durup düşündüm. karınca benim için ne ifade ediyor?
devamını gör...
285.
ritüelin doğuşu tragedyanın batışı
tez:iletişim imkansızdır. düşünceler ve duygular dile getirildiği an ölür, donar, yanlışlanır ve ilettiğimiz kişide yepyeni bir anlama bürünerek yeniden doğar. bu senaryo sayısız defa tekrarlanır ve bu süreç zannettiğimizden çok daha hızlı olduğundan artık ilk anlamı bulmak imkansızdır. sonuç: "her anlama bir yanlış anlamadır" trajik bir şekilde konuşmaya başlamak ve yanılmaya başlamak her zaman eşzamanlı veya ardıldır. insanın içinde bulunduğu uzay-zamana anlam yüklemek için sakladığı sırları, söylediği yalanları, yaptığı sahte uzlaşıları veya bağırarak ve duygulara saldırarak söylediği bütün büyük sözleri; bunların hepsi söylendiği anda ölür, donar ve yanlışlanır. çünkü değişimin ve mutlak kaosun egemen olduğu gerçeklik söylenen her hakikati söylendiği anda eritir, dağıtır, yok eder. rastgele olandan senfoni doğmaz.
"anlamlı tek bir şey söylemek dahi mümkün değildir"
sınırsız olan içerisinde sınırlı bir varlık olarak insan, konuştuğu anda dilinin matematiğine indirgemek zorunda kaldığı "kendisi dışı" hakkında yanılır. çünkü (doğa-öteki) matematiksel yapılara indirgenemez derecede kaotiktir ve rastgelelik aklın süzgecinden geçtiği anda nedensellikle sarmalanır düzene girer böylece indirgenmiş olur. bu trajedi içinde insan yanıldıkça aldanır, aldandıkça teslim olur ve savaş biter. uğruna ölüme seve seve gidilecek bir amaç yoksa, uğruna yaşanmaya değer bir amaç da yoktur. yaşam ve ölüm kardeştir, zıtlar bir noktada kesişir ve birbirlerine dönüşür. birinin nedeni diğerinin de nedenidir, birinin anlamı diğerinin de anlamıdır.
tam olmak-evinde olmak-bütünü kurmak en temel zihinsel açlık olsa da, bundan kaçamayanlar kaosta yok olurken, kaçabilenler geçici olanda-somut düzlemde yok olur. hayatın olağan akışı içerisinde kendisine verileni doğrudan tüketen ve içinde bulunduğu ortak toplumsal uzlaşı doğrultusunda yapay amaçlarından sahte anlamlar türeten insanların trajedisi, tüm doğayı zihinlerinde kendi yapay dünyalarına sıkıştırmış olmaları ve kişisel simülasyonlarını gerçek zannetmeleridir.
çok trajik değil mi?
tez:iletişim imkansızdır. düşünceler ve duygular dile getirildiği an ölür, donar, yanlışlanır ve ilettiğimiz kişide yepyeni bir anlama bürünerek yeniden doğar. bu senaryo sayısız defa tekrarlanır ve bu süreç zannettiğimizden çok daha hızlı olduğundan artık ilk anlamı bulmak imkansızdır. sonuç: "her anlama bir yanlış anlamadır" trajik bir şekilde konuşmaya başlamak ve yanılmaya başlamak her zaman eşzamanlı veya ardıldır. insanın içinde bulunduğu uzay-zamana anlam yüklemek için sakladığı sırları, söylediği yalanları, yaptığı sahte uzlaşıları veya bağırarak ve duygulara saldırarak söylediği bütün büyük sözleri; bunların hepsi söylendiği anda ölür, donar ve yanlışlanır. çünkü değişimin ve mutlak kaosun egemen olduğu gerçeklik söylenen her hakikati söylendiği anda eritir, dağıtır, yok eder. rastgele olandan senfoni doğmaz.
"anlamlı tek bir şey söylemek dahi mümkün değildir"
sınırsız olan içerisinde sınırlı bir varlık olarak insan, konuştuğu anda dilinin matematiğine indirgemek zorunda kaldığı "kendisi dışı" hakkında yanılır. çünkü (doğa-öteki) matematiksel yapılara indirgenemez derecede kaotiktir ve rastgelelik aklın süzgecinden geçtiği anda nedensellikle sarmalanır düzene girer böylece indirgenmiş olur. bu trajedi içinde insan yanıldıkça aldanır, aldandıkça teslim olur ve savaş biter. uğruna ölüme seve seve gidilecek bir amaç yoksa, uğruna yaşanmaya değer bir amaç da yoktur. yaşam ve ölüm kardeştir, zıtlar bir noktada kesişir ve birbirlerine dönüşür. birinin nedeni diğerinin de nedenidir, birinin anlamı diğerinin de anlamıdır.
tam olmak-evinde olmak-bütünü kurmak en temel zihinsel açlık olsa da, bundan kaçamayanlar kaosta yok olurken, kaçabilenler geçici olanda-somut düzlemde yok olur. hayatın olağan akışı içerisinde kendisine verileni doğrudan tüketen ve içinde bulunduğu ortak toplumsal uzlaşı doğrultusunda yapay amaçlarından sahte anlamlar türeten insanların trajedisi, tüm doğayı zihinlerinde kendi yapay dünyalarına sıkıştırmış olmaları ve kişisel simülasyonlarını gerçek zannetmeleridir.
çok trajik değil mi?
devamını gör...
286.
ben sanki senin adını, bütün defterlerimin en arka sayfasına yazarak büyümüşüm.
sanki 07 ucum bitmiş, senden istemişim.
sanki prensesin öptüğü kurbağa senin bedenine bürünmüş.
zihnimin tüm hareketleri sen neredeysen oraya yerleşmiş. nerede yaşadığın pek mühim değil. srilanka da sen içindeysen ülkemdir nihayetinde.
zihnim doğru zamanda, bugünde.hatta belki de doğru yerde. ama artık zihnimde konu sen değilsin, konu deniz...
bir cuma gecesi. şarap içmişizdir belki, konu denizdir. denize bakıyoruzdur. bir kazadır, olmuştur; oturmak isterken yanyana, parmaklarım parmaklarının arasına geçmiştir. saçlarımın avucunun altında ne işi var diye sormamışızdır kendimize, kendimiz derken sen ve ben değil 'biz' oluvermişizdir. biraz da sarhoşuzdur belki, başım omzuna düşmüştür. kokun konuya sonradan dahil olmuştur. birbirimizin hakkında bilmemiz gerekenler, verilmesi gereken cevaplar gülerken ortadan kaybolmuştur. öpüşmüşüzdür, konu dağılmıştır. dudaklarımızın terbiyesizliğinden yüzümüz kızarmıştır.
konu denizdir.
saat geçtir.
ama geç değildir sıkı sıkı sarılmaya...
konu deniz.. sadece deniz..
zihnim derya
zihnim deniz..
sanki 07 ucum bitmiş, senden istemişim.
sanki prensesin öptüğü kurbağa senin bedenine bürünmüş.
zihnimin tüm hareketleri sen neredeysen oraya yerleşmiş. nerede yaşadığın pek mühim değil. srilanka da sen içindeysen ülkemdir nihayetinde.
zihnim doğru zamanda, bugünde.hatta belki de doğru yerde. ama artık zihnimde konu sen değilsin, konu deniz...
bir cuma gecesi. şarap içmişizdir belki, konu denizdir. denize bakıyoruzdur. bir kazadır, olmuştur; oturmak isterken yanyana, parmaklarım parmaklarının arasına geçmiştir. saçlarımın avucunun altında ne işi var diye sormamışızdır kendimize, kendimiz derken sen ve ben değil 'biz' oluvermişizdir. biraz da sarhoşuzdur belki, başım omzuna düşmüştür. kokun konuya sonradan dahil olmuştur. birbirimizin hakkında bilmemiz gerekenler, verilmesi gereken cevaplar gülerken ortadan kaybolmuştur. öpüşmüşüzdür, konu dağılmıştır. dudaklarımızın terbiyesizliğinden yüzümüz kızarmıştır.
konu denizdir.
saat geçtir.
ama geç değildir sıkı sıkı sarılmaya...
konu deniz.. sadece deniz..
zihnim derya
zihnim deniz..
devamını gör...
287.
karanlıklar içinde gizleniyorum asırlardır. ışığa olan sevdam, ruhuma işlemiş yitirilmişliği yenecek güçte değil henüz. her dakika biraz daha silikleşiyor zihnim. varlığımı yok ediyorum bile bile..
devamını gör...
288.
sayfalarca döküldüğümü iki kalın kapağın arasına sığdırdığımdır. yazılmaktan yorgun düşmüş sayfalara değen tek göz olduğum halde üzeri okunmamacasına karalanmış kelimelerle doldurduğum, böylece yalnızca benim bildiğim kelimeleri sayfalara emanet edip zihnime unutturduğumdur.
devamını gör...
289.
bu gece özel benim için. çok şey düşünüyorum çünkü. her şeyi, herkesi. en önemli şeyi, en önemsiz şeyi. kafam tam bir savaş alanı. aklıma gelmeyecek düşünceler aklıma geliyor, olması çok düşük bir ihtimal olan olayların kafamda canlanışına şahit oluyorum. uzun zamandır düşünmediğim şeyleri de düşünüyorum, hiç aklımdan çıkmayan şeyleri de.. öncesini, sonrasını, şimdiyi.. bir gün düşündüğüm ikinci gün daha da farklılaşıyor. içim sıkışıyor, daralıyorum. bir boşluk mu demeliyim ne demeliyim bilemiyorum. tarif edemeyeceğim bir düğüm var içimde. karmaşa..
arkada da bu çalıyor. ama durulmuyor düşünceler bir türlü. bu gece uyutmuyorlar. üzücü olan da şu.. önem verdiklerim.. gerek kişiler, gerek değerler, gerekse fikirler.. bunlar günün birinde yok mu olacaklar? bilemiyorum sözlük, artık hiçbir şey bilemiyorum..
arkada da bu çalıyor. ama durulmuyor düşünceler bir türlü. bu gece uyutmuyorlar. üzücü olan da şu.. önem verdiklerim.. gerek kişiler, gerek değerler, gerekse fikirler.. bunlar günün birinde yok mu olacaklar? bilemiyorum sözlük, artık hiçbir şey bilemiyorum..
devamını gör...
290.
sadece o değil, uykusu da nefes alıyordu artık, garip bir metafora dönüşmüş,
yeni bir yaşam formu kazanmıştı..
..
sıtması henüz geçmişti.
..
usulca araladığı kapıdan, şöyle bir sokağa baktı. ürktü ve içeri koştu.
minderin ucuna takıldı, sendeledi ve yere kapaklandı. takılmasaydı da kendini atacaktı zira, tansiyonu düşmüştü.
..
kendini orada öylece bıraktı birkaç saat. bilmem hastalıktan, bilmem yere kapaklanmaktan saatlerce öylece serili kaldı oracıkta.
halının izi yüzüne çıkmıştı. dededen kalma bir ısparta halısıydı, antikaydı. pahalıydı da. fakat umrunda değildi.
önemli de değildi şimdi.
şimdi önemli olan tek birşey vardı: o da, tansiyonunu düzene sokup, acilen kalkmaktı.
...
üşüyordu..
iliklerine kadar donmuştu..
bu kez serin bir rüyanın hatrına değildi katlandıkları....
- peki neydi? diye, iç bile geçirmedi. çünkü sıtması geri dönmüştü...
...
üzerini örtecek bir örtü aradı. ama gözleri, yeniden karardı.
bu soğuk, perdenin ardından kulaklarına doluyordu...
...
anladı, yerinden de kalkamayacaktı artık. uzanıp az evvel takıldığı mindere tutundu. yavaş yavaş onu, kendine çekti. çok ağırdı.. zorlandı biraz... ama en sonunda, çekip üzerine örtmeyi başardı..
en azından soğuk, kulaklarına fısıldamayacaktı artık.
omuzlarından bacaklarına doğru bir ılıma yayıldı.
derken uyku bastırdı ve o haliyle uykunun kollarına yeniden teslim oldu.
~
¶{buna bi'başlık bulmalı mıyım, bilmiyorum. devamını yazmalı mıyım, onu da bilmiyorum...
sadece uzun zaman sonra, yazma evrenime geri dönmeyi umuyorum, o kadar¶}
yeni bir yaşam formu kazanmıştı..
..
sıtması henüz geçmişti.
..
usulca araladığı kapıdan, şöyle bir sokağa baktı. ürktü ve içeri koştu.
minderin ucuna takıldı, sendeledi ve yere kapaklandı. takılmasaydı da kendini atacaktı zira, tansiyonu düşmüştü.
..
kendini orada öylece bıraktı birkaç saat. bilmem hastalıktan, bilmem yere kapaklanmaktan saatlerce öylece serili kaldı oracıkta.
halının izi yüzüne çıkmıştı. dededen kalma bir ısparta halısıydı, antikaydı. pahalıydı da. fakat umrunda değildi.
önemli de değildi şimdi.
şimdi önemli olan tek birşey vardı: o da, tansiyonunu düzene sokup, acilen kalkmaktı.
...
üşüyordu..
iliklerine kadar donmuştu..
bu kez serin bir rüyanın hatrına değildi katlandıkları....
- peki neydi? diye, iç bile geçirmedi. çünkü sıtması geri dönmüştü...
...
üzerini örtecek bir örtü aradı. ama gözleri, yeniden karardı.
bu soğuk, perdenin ardından kulaklarına doluyordu...
...
anladı, yerinden de kalkamayacaktı artık. uzanıp az evvel takıldığı mindere tutundu. yavaş yavaş onu, kendine çekti. çok ağırdı.. zorlandı biraz... ama en sonunda, çekip üzerine örtmeyi başardı..
en azından soğuk, kulaklarına fısıldamayacaktı artık.
omuzlarından bacaklarına doğru bir ılıma yayıldı.
derken uyku bastırdı ve o haliyle uykunun kollarına yeniden teslim oldu.
~
¶{buna bi'başlık bulmalı mıyım, bilmiyorum. devamını yazmalı mıyım, onu da bilmiyorum...
sadece uzun zaman sonra, yazma evrenime geri dönmeyi umuyorum, o kadar¶}
devamını gör...
291.
bu saatler benim için tam "tüm bu çabalar ne için" saatleri. ölüm her gün çok yakın ama bir o kadar da uzak. ne zaman bu hayata gözlerimi yumarım bilemem ama yarına yaşayacağımızın garantisi yokken bu çaba ne için? insanlar neye bu kadar çabalıyor. seneler boyu insanlar çalışıp didinip ortalama bir yaşam süresinden çalışma saatini çıkardığımızda kalan 20 sene için mi çabalıyor? 20 sene yaşamak bile garanti değilken? onca telaş, onca avuntu, böbürlenmek sırf insanlara gösteriş olsun diye mi yoksa memnun olmak için mi? neden huzur maddi şeylerde aranır? yaşam süresi boyunca sahip olmak istenilen ev ve araba bir gün bir sebepten elimizden kayıp gitmeyecek mi? tüm dünyevi çabalar ne için? neden insanlar huzuru maddiyatta ararken maneviyatta aramaz? bu kadar bencilleşti mi insanlar? elbette insanların ihtiyaçları vardır ve onları gidermek zorundadır. herkes ev ve araba sahibi olmak ister. demek istediğim bir gün onlar da elimizden kayıp gitmeyecek mi? bir yerlerde bir çocuk aç uyuyor, birilerinin evi bombalanıyor, birileri cinayete kurban gidiyor, birileri can veriyor. bu anının değerini bilmeyip diğer insanları neden görmez insan? 7 şiddetinde deprem olsa yok olmayacak mıyız? bu çaba ne için? bu savaş kim için? neden insanlar birbirlerinin değerlerine zarar vermeye çalışır? neden kudüs bombalanıyor? oradakiler de insan değil mi? allah hesabını sormayacak gibi neden davranıyorlar? elbet o gün gelmeyecek mi? sen de bir sebepten ötürü ölmeyecek misin? yaşadığın hayatın kıymetini bil ve unutma ki senin üzüntün başka insanlar için pamuk ipliği. gör hayatı, gör insanları, 3 günlük dünyada insanların nasıl birbirlerine zulmettiklerini gör. dünyanın bomboş bir yer olduğunu ve her şeyin gelip geçici bir heves olduğunu unutma. insanlara yardım et! zulümlere sesini çıkar! bu dünya bizden gelecek nesillere miras. iyilik aşıla ki iyi olsun tüm dünya. gelip geçici olsa da yaşanabilecek yer olsun.
devamını gör...
292.
1952 yılının temmuz ayında , 34 yaşındaki bir kadın, pasifik okyanusunda ki catalina adasından sulara dalarak, yirmi bir mil batısında kalan california'ya doğru yüzmeye başladı.
eğer başarılı olursa , bunu yapan ilk kadın olacaktı. adı florence chadwick olan bu yüzücü , manş denizini her iki yönde geçen ilk kadındı. o sabah, su, vücudunu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki , beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyor du.
milyonlarca insan televizyonları dan onu izliyordu. köpekbalıkları ve dondurucu soğuğun etkisini hiçe sayarak , on beş saat boyunca yüzdü, yakındaki bir teknede bulunan annesi ve antrenörü , karaya çok yaklaştıklarını ve devam etmesini söyleseler de o, kendisini sudan çıkarmalarını istedi. azimli yüzücü, california kıyılarına yarım mil kala sudan çıkışını şöyle açıkladı " karayı görebilseydim , başarabilirdim.
vazgeçmesinin nedeni ne yorgunluk , ne de soğuktu : tek neden, sis yüzünden karayı görememek ti. bu hayatın bir gerçeğiydi ; çünkü , bir şeyi başarabilmek için ortada gözle görülür bir hedef olmalıydı.....
sevgili gençler , sevgili dostlar başarmak için , kendinize bir hedef koyun , hedefsiz insan , başsız olur.
edit : gevezenin veda hikayeleri kitabından alıntıdır.
eğer başarılı olursa , bunu yapan ilk kadın olacaktı. adı florence chadwick olan bu yüzücü , manş denizini her iki yönde geçen ilk kadındı. o sabah, su, vücudunu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki , beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyor du.
milyonlarca insan televizyonları dan onu izliyordu. köpekbalıkları ve dondurucu soğuğun etkisini hiçe sayarak , on beş saat boyunca yüzdü, yakındaki bir teknede bulunan annesi ve antrenörü , karaya çok yaklaştıklarını ve devam etmesini söyleseler de o, kendisini sudan çıkarmalarını istedi. azimli yüzücü, california kıyılarına yarım mil kala sudan çıkışını şöyle açıkladı " karayı görebilseydim , başarabilirdim.
vazgeçmesinin nedeni ne yorgunluk , ne de soğuktu : tek neden, sis yüzünden karayı görememek ti. bu hayatın bir gerçeğiydi ; çünkü , bir şeyi başarabilmek için ortada gözle görülür bir hedef olmalıydı.....
sevgili gençler , sevgili dostlar başarmak için , kendinize bir hedef koyun , hedefsiz insan , başsız olur.
edit : gevezenin veda hikayeleri kitabından alıntıdır.
devamını gör...
293.
zamanı kavramayı beceremiyorsanız kendinizden bir şey beklemeyin.. insanlardan medet ummayın.. zamanı hissedemiyorsanız boşuna ağlamayın.. hayat çok zor demeyin.. çünkü zamanı kavrayamayan bir insan yaşadığını anlayamaz.. ne için var olduğunu bilemez ve nasıl yok olacağını da.. zaman saatle ölçülmez.. zaman birimleri rakamları veya sayıları göstermez.. zaman evrendir.. evren ise sizin beyninizde dolaşan bir yer.. siz ne olarak görmek isterseniz size onu gösterir.. bu yüzden düşüncelerinizi hafife alıp her şeyi düşünmeyin.. zamanı hissetmeden kendinizden bir şey beklemeyin..
devamını gör...
294.
rüyamda görür oldum bir çocuğa şeker vermeyi, güneşi perdenin arkasına saklamaktan yoruldum.
çiçeklerimin açmasını da solmasını da camın arkasından izliyorum, cesaretim yok pencereyi açmaya. kim çiçeklerime su verecek? bahar gelmiş... gidiyor muydu yoksa.
17 yaşımdayken dört duvar arasında sabredemez nefessiz kalırdım, şimdi odanın uzanmadığım köşesi kaldı mı diye olmadık matematiksel hesaplar yapıyorum, klavyenin sesinden başka ses yok; pencereyi açsam çocuk sesleri, satıcı sesleri, araba seslerini duyacağım. yine unutmuşum yemek yemeyi...
yeniden doğmama gerek yok, durup hayatımı izlemekten vazgeçmem gerek artık.
içimdeki ikinci benin yapmak isteyip de yapamadığı her şeyi yapmak istiyorum; balkondan atlamak, ölmezsem eğer hiç konuşmamak... ellerim ne zaman zorda olsam çenemle göğsüm arasındaki o boşlukta takılıp kalır...
çiçeklerimin açmasını da solmasını da camın arkasından izliyorum, cesaretim yok pencereyi açmaya. kim çiçeklerime su verecek? bahar gelmiş... gidiyor muydu yoksa.
17 yaşımdayken dört duvar arasında sabredemez nefessiz kalırdım, şimdi odanın uzanmadığım köşesi kaldı mı diye olmadık matematiksel hesaplar yapıyorum, klavyenin sesinden başka ses yok; pencereyi açsam çocuk sesleri, satıcı sesleri, araba seslerini duyacağım. yine unutmuşum yemek yemeyi...
yeniden doğmama gerek yok, durup hayatımı izlemekten vazgeçmem gerek artık.
içimdeki ikinci benin yapmak isteyip de yapamadığı her şeyi yapmak istiyorum; balkondan atlamak, ölmezsem eğer hiç konuşmamak... ellerim ne zaman zorda olsam çenemle göğsüm arasındaki o boşlukta takılıp kalır...
devamını gör...
295.
hayatım boyunca beni üzen, beni kıran, yok sayan, ne bileyim işte kötü davranan bir çok kişi oldu. pek de iyi bir ömrüm olmadığı da bir gerçek. ama biri beni hiç terk etmedi, zaman zaman üzdü ama canı sağ olsun. ama sevindirdiği de çok oldu.
bu akşam da beni sevindirdiğin için seni çok seviyorum canımın içi.
doğma büyüme kadıköy'lüyüm, iyi ki fenerbahçe'liyim. *
bu akşam da beni sevindirdiğin için seni çok seviyorum canımın içi.
doğma büyüme kadıköy'lüyüm, iyi ki fenerbahçe'liyim. *
devamını gör...
296.
bazı erkekler aşkı için köpek olabilir.
bazı erkekler köpeklere aşık olabilir.
köpeğin bütün bunlardan haberi olmayabilir.
bu analiz insana sigara yaktırabilir.*
cümle şöyle devam edebilir;
bazı kadınlar aşkı için herşeyden vazgeçebilir.
bazı kadınlar aşktan herhangi bir şey için vazgeçebilir.
vazgeçmek fiilinin olanlarla hiçbir ilgisi olmayabilir.
bana küsme, benden korkma.. adın adımın yanına, yer yüzündeki en şık aksesuar olabilir.
bazı aksesuarlar 'küpe' gibi, alırken insanın aklını karıştırabilir.
'ruj' gibi, başka bir adamın dudağına bulaşabilir.
sen gibi bir ölüme, muhteşem nedenler yaratabilir.
tabiki ölmeyeceğim, saçmalama. konu deniz, denize bakıyorum... canım sıkılıyor bazen, rota gösterge ekranı kısa devre yapmış bir uçak gibi, hafızasını yitirmiş fil gibi, bok gibi...
önemsiz hissediyorum bazen, otobanda giderken, lastiğinden fırlamış jant kapağı gibi, ilk çakışta yanmayan zippo, tersten yakılmış sigara gibi.
kafamda kenara çekilip, otopsi yapılması gereken insanlar var...
cesedimin çiğnenmesi gerekeceği bazı durumlar var...
deniz kokusu harika. boşaltıyor insanın içini. enginlere kavuşmak...
zihnim derya
zihnim engin bir deniz...
bazı erkekler köpeklere aşık olabilir.
köpeğin bütün bunlardan haberi olmayabilir.
bu analiz insana sigara yaktırabilir.*
cümle şöyle devam edebilir;
bazı kadınlar aşkı için herşeyden vazgeçebilir.
bazı kadınlar aşktan herhangi bir şey için vazgeçebilir.
vazgeçmek fiilinin olanlarla hiçbir ilgisi olmayabilir.
bana küsme, benden korkma.. adın adımın yanına, yer yüzündeki en şık aksesuar olabilir.
bazı aksesuarlar 'küpe' gibi, alırken insanın aklını karıştırabilir.
'ruj' gibi, başka bir adamın dudağına bulaşabilir.
sen gibi bir ölüme, muhteşem nedenler yaratabilir.
tabiki ölmeyeceğim, saçmalama. konu deniz, denize bakıyorum... canım sıkılıyor bazen, rota gösterge ekranı kısa devre yapmış bir uçak gibi, hafızasını yitirmiş fil gibi, bok gibi...
önemsiz hissediyorum bazen, otobanda giderken, lastiğinden fırlamış jant kapağı gibi, ilk çakışta yanmayan zippo, tersten yakılmış sigara gibi.
kafamda kenara çekilip, otopsi yapılması gereken insanlar var...
cesedimin çiğnenmesi gerekeceği bazı durumlar var...
deniz kokusu harika. boşaltıyor insanın içini. enginlere kavuşmak...
zihnim derya
zihnim engin bir deniz...
devamını gör...
297.
düşmanı hep çok uzakta arıyoruz ama aslında düşman genelde çok daha yakında.. düşman içeride... bazen o kadar yakında ki vücudumuzda, bir uzvumuzda.. bazen bir uzvumuz bize isyan ediyor, tümör üretiyor, bedenden alınmak suretiyle bizi terk ediyor. içsel çatışma, böyle bir şey olsa gerek.
devamını gör...
298.
insanoğlu'nun keyif bahçesi, yaratıcının cennetinde olmaktansa, kendi cehennemimde olurum diye seçim yapıp dünyaya gönderileli binlerce yıl geçti. ama ilk günden beri hiç kimse alışamadı bu yaban hayata. eskiden severdi insan insanı. insanlık çok ilerlemişti. bilgi paylaşılır, dert dinlenir, hatır gönül bilinirdi, şimdi o da yok. geçen bir söz işittim radyoda: düşenin dostu olmaz derler, sanki ayakta kalanın dostu çok mu? diye soruyordu. cevaplayayım dost yok bulamazsın. eskide kalan bir kelam artık.
şimdi birbirinizden kaçıyorsunuz ya ister istemez, hiç gocunmayın. böyle olmasını siz istediniz. ağzınıza o acayip maskeleri takıp birbirinize yaklaşamıyor, bir de eski günleri özlüyorsunuz. o elinizden düşürmediğiniz cihazlarla tokalaşın, her biriniz için ayrıcalıkla hazırlanmış profillerinizde boşluğa dökün içinizi, kendi kendimizle konuşun, hem söyleyin hem dinleyin. belki beğenen üç beş kişi çıkar.
şimdi birbirinizden kaçıyorsunuz ya ister istemez, hiç gocunmayın. böyle olmasını siz istediniz. ağzınıza o acayip maskeleri takıp birbirinize yaklaşamıyor, bir de eski günleri özlüyorsunuz. o elinizden düşürmediğiniz cihazlarla tokalaşın, her biriniz için ayrıcalıkla hazırlanmış profillerinizde boşluğa dökün içinizi, kendi kendimizle konuşun, hem söyleyin hem dinleyin. belki beğenen üç beş kişi çıkar.
devamını gör...
299.
yes it is a book.
hayır hayatım kitap değil.
hayatım deme! sen kim köpek?
köpeklere ne laf sokuyorsun.
biraz insaniyet.
hayır hayatım kitap değil.
hayatım deme! sen kim köpek?
köpeklere ne laf sokuyorsun.
biraz insaniyet.
devamını gör...
300.
7/24 çalışan beyinleri
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2