4861.
ortalık mezarlığa dönmüş herkes ağlıyor, dobarlanın bırakmayın.
devamını gör...
4862.
yaradan doğ demiş, ben de doğmuşum
bir gönle gir demiş, seni bulmuşum
ne yazık, sayende sefil olmuşum
ibret-i alemi, görmemek ziyan
ömrümden çaldığın zamana yazık
uğrunda verdiğim son nefes ziyan...
devamını gör...
4863.
kendimi başka birinin gözünden görsem aslında biraz da olsa sevebilirim kendimi.
aa derim, ne kadar şapşal birisi. kendi halinde takılıyor, biraz salak, kendinden başka kimseye bir zararı yok, sessiz sakin , sevgi dolu olmasa da dümdüz zararsız birisi işte. kendi hayal evreninde yaşayıp tüm tepkilerini orada kendi hayali karakterlerine veriyor sadece.
gel gör ki kendime o gözle bakamadığım için kendim hakkında düşündüğüm şeyler her zaman çok daha zorbalayıcı oluyor.
bu durumdan son zamanlarda daha da yorulmaya başladım çünkü her dakika kendi kafamın içinde kendimle tartışma halinde oluyorum. bir tarafım bana sövüyor, bir tarafım bu söven sesi susturmaya çalışıyor,o tarafım susturmaya çalışırken bir tarafım hayatıma devam edebilmem için beni sakinleştirmeye çalışıyor.
bu karmaşıklık günlük hayatıma her zamankinden daha fazla yansımaya başlamış gibi hissediyorum.

bazen kafamı kopartıp fırlatasım geliyor bu sebeplerden ötürü.
karmaşıklık yaratmaktan başka bir işe yaramıyor zaten. o da yetmiyormuş gibi bir de ağrı yapıyor lanet olası.
devamını gör...
4864.
bay hiç kimseye;

bu sandalyede oturmuş olabilirsin, ya da az evvel geçtin yanından, hiçbir zaman bilemeyeceğim bunu bayım, karanlıksa bir mekan daha çok seviyorum, ya siz? vuruş darbeleriyle yazamıyorum, bir ekrana bakıp anlamsızlaşmasın diye kelimeler, bir postaneden eline ulaşacakmış gibi eğip başımı kağıda olabilecek en izbe yerde yazıyorum, halbuki hiçbir zaman eline geçmeyecek. sahi, bir mektup gibi az buruk sormak isterim, nasılsın?

ara ara “sen”; ne zaman geldiğini bilemediğim “siz” hitapları… siz, hitaplarımın anını anlayacak kadar yakın olur musunuz kulağıma… nereden bilebilirim ki, kelimeleri usul usul çıkarıyorum kalbimden, kalbim dediğime bakmayın sizi tanımıyorken kalpten bahsetmek bir uzaklık hali yaratabilir, uzaklığın olası marazlarını daha önce anlatmaya çalıştım başaramadım boşverin, aylardır rakı içmiyorum ağız tadıyla, aylardır yazamadım.
aylardır sessizliği çağırıyorum, kelimeleri de, birazını da göğe bırakmak için bu gece.
bir mektup gibi mahcup sormak isterim, hâlâ yorgun musun?

kahretsin! elimdeki kağıdı kalemi atıp oturduğum sandalyenin karşısında rakıyı nasıl içtiğini görmek istiyorum şu an, yazmak değil. kelimeler yazarın dediği gibi anlama doğru koşan köleler olamazlar, öyle olsalardı birkaç cümle sonrasında içtiğin anı yazardım somut bir ihtimal gibi büyürdü kağıdın izin verdiği aralıkta bir “içmek” fiili.
silktir et! bu küfürbaz kelime burada kalır mı şimdi de bunu düşünüyorum, sevimsiz bir çiçek mi kondururlar dersin, filmin en karizmatik anında sigara içiyorken aktör, sigarasının maruz kaldığı gibi oynak bir çiçek mi korlar sence?gülme!

eğer öyle bir şey olursa sen de birkaç küfür yaz mektubunda unutma, seninki de oynak çiçeklerle dolu olsun, tamam gülmüyorum. ben iyiyim her gece kocaman bir gökyüzü çıkıyor karşıma, o evden ayrıldım, bu semti de sevmiyorum bakma, galiba. gözlerimi sessizliğe diktiğim günlerde sessizliğimin yanına gelin istedim bayım, iki sessizlik ara sıra rakı içerdik, iki sessizlik şiir okurduk, kelimelerimizi alt alta yan yana koyardık sonra hayli seslice okurduk, aşık olurduk birbirimizin kelimelerine, ben sizinkine daha fazla, birbirimizin kelimeleriyle konuşurduk, anlatırdım onlara bazı şeyleri mesela çocukların doğuyor olması çok hüzünlü, yaşadığımız bazı anlar var hani bir maç sonrası kahkahalar çocukların doğuyor olmasını unuttururcasına yaşamak gibi, baktım çok ses oluyor sevişirdik, ben anlatırken eminim ses olur ne yapayım.
sevişmek ter ve salya, adım atmak bir tene, yaratmak sesleri ellerle, sevişmek biraz ses az daha ses çokça ses harf olamamış seslerle uzun uzun konuşmak, yorulmak hiç yorulmamak, teniniz bayım sessizliğime ses olsa ses olsa ses olsa…
tanımak sınırlar çizmektir çünkü, itiraf edeyim sakallarındaki beyazlığa dokunmak istiyorum, ellerimle sınırlar çizdiğimde tanır mıyım dersiniz, mesela şekerlerden de sınırlar çizebilirim şeker kullanıyor musunuz çay içerken, rakıdan sınırlar ya da buz var mı yok mu, siz de çizin, mesela tütün kokusu, içime işlerken… müzik de olur, hep müzik sende, eminim masanın altında bir grubun var, insanlardan yıldığında altına giriyorsun değil mi ne çalıyorsunuz orada sözleri ne? fark etmeyeceğimi mi sandın, özür dilerim bayım, haddimi aştım,
sizi tanımıyorum ki
böyle bir dünya ihtimalle yazdım
bir mektup gibi mahcup sormak isterim bir kelime yazar mısınız bana,
bütün olmayan sınırları yine yok etsin, çokça bildiğiniz, bir somut olsa
elleriniz gibi,
yazdığınızda rakı şişesine sarsa kelimeniz?
…… ………….
bayım, yazın.
devamını gör...
4865.
bugun bol bol içtim. dün iki kardeş kedimden birini kaybettigimi anladigimda ağlayıp yas tutmak istedim ama bir sorun vardı: nasır tutmuş yüreğim. az önce tuvalet penceresinden normalde aklımı oynatmasi gereken kara bulutlara baktım, aklımı oynatmadilar.
devamını gör...
4866.
gelsene 2 dakika, sonra istediğin her ne ise onun içine saklanıp "ben yapamıyorum, olmuyor" diye mızıklamaya devam edebilirsin.
ya da tüm tırnaklarını yüzüme "bakalım bu adamın sabrı ne kadar? diyerek saplamaya devam edebilirsin.
aslında edemezsin, doğru ya..
çünkü senin kapıları başkasına kapattırmak gibi bir huyun var, kapanınca da yüzünü o kapının ardından başka yere çevirememek gibi.

çok saçma

iki tane ukala dümbeleğinin kırık dökük hayallere ve şarkılara ve dahi gülmelere sığınmasının sonucu bu olmamalıydı, aslında sonuç denilen kavram bizim aramızda hiç yer almamalıydı.
yaramaz çocukların yokuş aşağı saldıkları eski bir araba tekerleği gibi kendimizden geçerek yuvarlanmalı ve çarptığımız yerde kalmalıydık, "buraya kadarmış" tevekkülünü ayık bir örtüye sarıp kabullenerek.

oysa şimdi çok saçma oldu, inanır mısın içim dışım zeigarnik, içim dışım asla benim olamayacak kadar güzel bir ağaç dalının gölgesi, içim dışım o aptal şarkılarımız, içim dışım neredeyse 7/24 birbirimize bağlı kalmamız, içim dışım....

eeeehhh, çok boktan işte iç dış komple!

ne var biliyor musun, en başında benim tanrım ve senin artık neyin varsa bize sarhoşken konuşmayı yasaklamalıydı, baktılar bir taraf üzümün hüznüne fazla batmış öbür tarafa "aman gözünü seveyim, bulaşma bir müddet" demeliydiler. belki o zaman yırtardık kadın, belki.

yau ben gerçekten neden ayrıldığımızı, neden beni defolup gitmem için kırık bir kemiğin üstüne ayağınla basar gibi acıtarak canımı yaktığını bilmiyorum, bu boktan dünyada sarılacak sayılı şeylerdik birbirimiz için, onu da kaybettik iyi mi.

kısa tekmil vereyim bir de, gece uyumadım*, hâlâ çok fazla alkol*, hâlâ yüzüm sen*, hâlâ midem berbat*.

çok saçma be kadın, çok saçma.
devamını gör...
4867.
bugun mutsuzum, yarin da mutsuz olucam !!!! evet !
devamını gör...
4868.
oturduğum oda loş, zaten oldum olası aydınlık odaları sevmem. insan loş odalarında görmek istediği her şeyi daha rahat görüyor, kafanın; o tuhaf ve olağanüstü güzel mekan olan beyin kişi neyi ve/veya kimi istiyorsa alıp getiriyor yanına.

oturduğum oda loş, kulaklıklardan bilmem kaçıncı kez "voila" diye bir ses geliyor, arka plandaki az geçmiş ses "ben gibisin.. içinden çıkamadığın her şarkıyı defalarca dinliyorsun" diyor, oda; o loş ve sıcak oda defne kokuyor.

oturduğum oda loş, kafamdaki bir sürü olmaz şey bir karanlığına saklanıyor odanın, görünmez köşelerim onların yanıma gelmesine izin vermiyor, asırlık bir zeytin ağacı gülümsüyor.

oturduğum oda loş, güzel bir akşam yerini çok daha güzel olmaya gebe bir geceye bırakıyor.
devamını gör...
4869.
bu sıralar çok tembelim sözlük. hiçbir şey ama hiçbir şey yapasım gelmiyor. öylece bırakın beni yatarım aylarca belki. işe gitmek bile büyük bir yük haline gelmeye başladı. kendimi ışığı kapamak için bile zorlamıyorum. sınavlarım var çalışmıyorum. başarmışım başarmamamışım hiç mi hiç umrumda değil ve nedense ilk defa bu kadar uzaklaştım kendimden bambaşka bir insan haline geldim tanımakta zorluk çekiyorum.
devamını gör...
4870.
keltos babana kos
bebeleri pistten alalim alalim

evet.
devamını gör...
4871.
geçmeyen hastalıktan, sürekli olan değişimlerden, emanet gibi hissetmekten, uzun zamandır içten gülümseyememekten çok sıkıldım.

hani,
isyan etmiyorum da,
azıcık ferahlık dolması lazım içime.
gerçekten doz aşımı yaşıyorum.
yazıktır vallahi.
devamını gör...
4872.
ben bilmiyorum hayatımda hiç bu kadar bilmemiştim. neyi nasıl yapacağım ne edeceğim ne olacak ne bitecek. ne yapmalıyım? daha çocukken 10 küsüratlı yaşlardayken büyümek istemiyorum diye ağlıyordum. şimdi de ne yapıcam diye dediğim gibi hiç bu kadar bilmemezlik yaşamamıştım. insan olma dersi ya da kursu verilmeli ben başaramıyorum
devamını gör...
4873.
şunu yazıp yazmamayı çok düşündüm. epey yazıp yazıp sildim. ama bu sefer yazıyorum.
geçenlerde çalışırken çay molasında eğlenceli bir orta yaş üstü abiyle muhabbete daldık konu döndü dolaştı "lan ikarus senin ifşan var mı internette ha ehehehe" demesiyle bağlandı.
ben de var dedim ki harbiden de şerefsizin biri çekmiş var yani.
üniversitenin ilk senesi yurtta kalıyorken karşı cinsle buluşup baş başa kalma adreslerimiz hep tuvaletler olurdu. edirne'de margi avm tuvaletinde işte tam o anda biri arka çaprazımdan kalacak şekilde yukarıdan bizi çekmiş. şerefsiz bir de 40 saniyelik kısım çekip atmış. neyse efenim kendimi sırtımdaki izden tanıdım. epeydir de bu yüzlerimizin gozukmedigi videodan da haberim var.
velhasıl bu abi buna inanmayınca yarın bulup gostericem abi diye üstüne bir de iddialaştım kendisiyle. tüm akşam ve gece boyunca o video için vpn'in içinden geçtim. buldum da.
tabi o kadar gezmisken kendimize de malzeme çıkarmamak olmazdı*. bu sefer ki şahsi haz amacımda telegramı kullandım. bir grup bulup öyle gezmeye başladım ki bir süre sonra ne göreyim ? kafama kurşun yemiş gibi oldum. sol kalcasindaki ve sağ çenesindeki benden tanıdım onu. galiba eski sevgilimin yeni sevgilisi herhalde arada doğan bir husumetten dolayı kızı ele paylaşmış kavat oğlu kavat. yani o kadar çok birlikte olduk ki tanımamama imkan yok.
lakin beni bu hadisede sinirlendiren tek şey kıskançlık temelli nefret değil kendisini kameraya aldirmasina müsaade etmesi oldu. yani gerçekten sadece karşısındakine ve o ana odaklanmis hangi erkek "saf" ya da "safça" duygularla o işi yaparken kamerayı açar ? neyse bir an kendisine ulaşıp bilgilendirmeyi düşündüm de sonra vazgeçtim. hala birbirimizi iyi hatırlıyorken bir anda porno bağımlısı otuzbirci biri olarak gözükmek istemedim.
bilmiyorum sanırım bir hafta falan olmuştur bu muhabbet geçeli. hala gülüyorum. bir zamanlar ölüp biten insanların o halini görünce tüm ciddiyetimi kaybediyorum.
ama eski beni eski masumiyetimi çok özledim ya. böyle değildik. niye böyle olduk sahi? büyüdükçe kirleniyoruz galiba.
bu arada iddiayı kazanmış olup (sweetshirtümü sıyırıp izi de göstermek suretiyle) kendime iskender kebap ısmarlattım.
devamını gör...
4874.
çok ses var ve benim kafam sanki yetmiş sekizine girmişçesine kaldırmıyor tüm bu sesleri. rutine çok şükür ama rutinim koşuşturmadan yahut yetişmeye çalışmaktan olsun ister miydim emin değilim, sakinlik olsun biraz diye ağlamak istiyorum sık sık. ne için koşturuyorum bu kadar, ne bu yetişemediğim saatler, nereden çıktı ve nasıl bu kadar kendine bağlıyor, bilmiyorum. geçen yaşımda koşuşturmanın içinde dahî kafamın içindeki sesleri dinleyebiliyordum ama bu yaşım bambaşka bir gidişatta, bu yaşımda ne ben yaşıma ne de yaşım bana yetişebiliyor ve sanırım bundan sonraki her yaşım bu yaşımın tekrarı olacak. elbette bir çok şeyi değiştireceğim ama umudum bu ahvâli de değiştirebilmek.
şöyle demiş zihninde ipleri birbirine girmiş o çocuk, yetişenler özgürdür biliriz ama, ya yazgısı koşmak olanlar?
devamını gör...
4875.
direkt sözlük karalama defteri değil mi zaten? bilgi içerikli tanım giriyo sanki millet. giren de mal mal ordan kopyala yapıştır yapıyor okuyanın anlayamayacağı manasız bilgileri.
devamını gör...
4876.
bazen sözcükler ağızdan kolay kolay çıkmaz.. çıktığında da ulaşması gereken yere, karşınızdaki kişinin kulaklarına, zihnine ve oradan da yüreğine inemez. çok yerde engeller vardır. diyelim güç bela çıkabildi, duvara çarparak olduğu yere geri döner. öyle bir hızla olur ki bu, ağzınıza o şiddetle geri kaçan harfler, bir tokat gibi hem ağzınıza hem de ruhunuza acı verir...
devamını gör...
4877.
seninle beklediğim yarınlar bir türlü gelmedi
şansım hep uykuda kaldı
tozpembe hayaller ömrümü çaldı
şimdi bana o diyorlar bilmiyorsundur
oysa, oysa ben seninle bir dalın yaprağı gibi tomurcuklanmak istedim
oysa ben seninle bir dalın yaprağı gibi yeşermek istedim
varsın sararsaydık
öyle ya, öyle ya
sen olaydın, taş olaydım, taş olaydım...
devamını gör...
4878.
bu sefer aşırı sesli değil şarkılar, uyuyabilenler var.
arada boşluğa düşebiliyor insan, bugün olduğu gibi. yanında olanlar arasında müthiş bir yalnızlık hissedebiliyor. yaşanmışlıklar, yaşanamayanlar omuzda bir yük olarak hayatınız boyunca duruyor. bazen sebebini ya da çaresini bilemiyorsunuz. ya da rakı yüzünden bana öyle geliyor.
bu sabahların bir anlamı olmalı
devamını gör...
4879.
uykum var
devamını gör...
4880.
yeni bir şehre alışmanın sancısı içinde yazmıştım en son buraya ve şu an düşünüyorum 3 ay önce ile şimdiki arasında bile bu kadar fark varken 5 senenin sonunda ne olacağı gerçekten muamma.

başıma çok kötü şeyler de geldi bir o kadar da güzel şeyler yaşadım. ilk midtermlerimi atlattım arkadaş çevrem biraz daha oluştu derslerime alıştım insanlara okula ve sabah 6 da kalkmaya da.

aynı zamanda kafamı karıştıran şeyler de yaşadım yaşıyorum. herşey üst üste geliyor kötü şeyler de iyi şeyler de. aklıma gelmeyen durumların içinde kalıyorum. büyüdüğümü ve geliştiğimi hissediyorum. aynı zamanda yaşadığım kötü olaylar öldürmeyen şey güçlendiriyor kesinlikle.

özlüyorum ailemi kardeşimi ve arkadaşımı, memleketimi. başka bir memlekette kendi başına bir şeylere çabalıyor olmak ayakta kalmaya çalışmak bile başlı başına olaymış hasta olunca ambulansla acile gidip 'çünkü acilin bile nerede olduğunu bilmiyorsun' kendi başına iyileşmeye çalışmak çok zormuş.

kendi başına vakit geçirmeye bayılan bir insanın 5 kişilik odada kendisine özel alan yaratabilmesi lüksmüş, yalnız kalabilmek lüksümüş, koltukta oturmak lüksmüş bilmiyordum.

yeni bir dil öğrenmek çok sancılı bir süreçmiş üstüne alınma sürecinde daha da zormuş. bilmiyordum.

hem bu kadar yanlız kalacağımı hem de etrafımın bir o kadar kalabalık olacağını bilmiyordum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim