2281.
bencilliğimde yanıyorum
cayır cayır yakıyor
bana ait olduğunu
bas bas bağıran
arsız ve kirli duygular
kafamda bir orkestra
onlarca şarkı
onlarca tilki
onlarca katilin varlığı
müşkül duruma düşüren beni
hangi hissimin ağır bedeli
ve mantığımı çalıp
kaçan o hırsız yerli
sabahın maviliğini
ve o karanlık güneşi
önüme bir kemik gibi fırlatan
hangi tanrının eli?
kim o kalbimdeki
sesi yankılanan
ve beni aydınlık karanlıklara
mahkum eden deli!
huzur tutmuş elimden
takvimlerde koşturuyor
yıllanmış bedenimi
bir ağustos sabahı
elimde anahtarımın yivleri
devamını gör...
2282.
az önce bi arkadaşıma wp den beni kötü hissettiren bir durumdan dolayı sesli bi kayıt atmıştım. o sırada tv den gelen gönül dağı dizisi müziği kısık sesime arka fonda eşlik etmiş farkında değildim. arkadaşım anlattıklarımı dinlerken duygulandı. sonra tekrar dinleyip ben de duygulandım. bu denk gelişe de biraz güldüm *
devamını gör...
2283.
herkesin herkesle tanışıp arkadaş olabileceği bu dünyada neden yalnızlık denen bu şeyi en dipte hissediyorum..?
devamını gör...
2284.
sanki kmlerce yolu durmadan yürümüş gibi yorgun hissediyorum kendimi. bu öyle bir yol değil aslında öyle bir yorgunluk da. sanki defalarca düşmüşüm de kimse elimden tutup kaldırmamış gibi kırgınım. başka kimseyi yanımda istemiyorum artık. kimseyle konuşmak istemiyorum. kimseye dert anlatmak istemiyorum. hiç bir yere gitmek istemiyorum. yarını istemiyorum, yarından bir şey beklemiyorum, geçmişi de istemiyorum. yarına uyanmak istemiyorum, yaşamak istemiyorum. ben bu hayata kırgınım ve böyle devam edemiyorum.
devamını gör...
2285.
doktor şu şikayetiniz ne zamandan beri var diye sordugu bütün sorulara sallamasyon tarihler verdim. dün ne yedigimi hatırlayacak kafada olsam doktorda ne isim var. var işte ne bileyim dogdugumdan beri mi var, bir hafta mı oldu o derece yok bende o hafıza.
devamını gör...
2286.
uzun uzun iç geçirdi. tedavisi olmayan bir hastalığa tutulmuş bir hastanın ölümü beklediği gibi umutsuzca bekleyerek geçiriyordu zamanını. ne yana dönse enkaz. yıkıntıların arasında adımları birbirine karışarak yol almaya çalıştı. ufuk çizgisine doğru attığı her adımda arkasında bırakmak için çabalıyordu geçmişini. derin bir of çekti. nasıl üstesinden gelecekti, kimden yardım isteyecekti, bilmiyordu. sadece yürüyor, yürürken de başına gelenlerin kendiliğinden yok olup gitmesini bekliyordu. hayata beyaz bir sayfa açmak, öyle derler ya. peki ya daha önce kapkara olmuş o tozlu sayfalar, onları nasıl rafa kaldıracağız. hiç yaşanmamış gibi tertemiz yeni sayfalar açmak eskilerin yerine. hafıza dedikleri olmasaydı belki. her gün yeniden başlamak ne garip olurdu hayata.
devamını gör...
2287.
buraya geldim nasıl geldim bilmiyorum ama içimdeki duyguları kendim olmadan paylaşmaya ihtiyacım var. içinde fırtınalar koparken bir o kadar vurdumduymaz gözükenlere selam olsun
devamını gör...
2288.
" yorgunum, hiçbir şey bilmiyorum. tek istediğim yüzümü kucağına koymak, başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak. "
devamını gör...
2289.
pazar günlerinden nefret ediyorum aşkolar. evet.
devamını gör...
2290.
...
devamını gör...
2291.
eskiden evrendeki tüm canlıları sadece var olmaları itibariyle bile saygıdeğer bulurdum. artık herkesin ve her şeyin saygıya layık olmadığını, saygının hak edilen bir şey olması gerektiğini düşünmeye başladım.
devamını gör...
2292.
merhaba leylim.

yine hastayım. sana bunları anlatabilmek için neler vermezdim ki? ama ancak rüyalarımda anlatabiliyorum. hala kabullenmedim sana ulaşamamayı. uyanıyorum hemen elim telefona gidiyor diyorum bir umut. ama hep sonu hüzünçlü.
rüyamda burdaydın yanımda. bana naz yapıyordun. nazına niyazına amenna yeter ki gel. istanbul'a gelmişsin hayat enerjin gelmişti. sonra buraya akraban varmış gelmişsin. ben yalvar yakar dibindeyim. ne yapsam dönersin diye. sanma ki yaşıyorum seninle ben bir başka yaşarım. bayıldığım tek çürüğü olmayan dişlerine tel takmışlar. dünyada başka kimseye bu kadar yakışmazdı sanırım. benim dişimin ağırıyor olmasının bu detayda çok büyük etkisi vardır zannımca. bir naz bir niyaz sen hafif hafif yumuşuyorsun bana. akrabana soruyorum diyor ki hataya geldiğinde niye gelmedi in yanına?
ben hiç hataya gelmedim. ama senin yanına gelirim. bir gün şehrine gelip ben geldim demek istiyorum sana. sana geldim. bütün ünvanlarımdan sıyrılıp.

terliklerimle gelsem sana sonunda aşkı bulmuş gibi...
devamını gör...
2293.
varoluşun kendisinin kaygısı yetmezmiş gibi bir de sırf "o şekilde" ya da "bu şekilde" varız diye üstümüze yıkılmaya çalışılan tüm kaygı türlerini sırtlanmayı reddediyorum. yaratılan ve yeniden üretilmeye devam edilen bu korku ve kaygı atmosferinde yaşamak istemiyorum.

başlı başına varoluşlarımıza dahi cani bi tavırla hükmeden zihniyetlere karşı başımızı kaldırıp bağıramadığımız her bir 'çekingen' tavır, bana sadece daha onursuz hissettiriyor. ayriyeten "karanlığın içinde umutlu kalabilme" durumunu anlamsız bulmak, umut'un ne zaman/neden beslenen bi şey olduğu üzerine düşünememiş olmak demek. bu, sadece o karanlık atmosfere hizmet eden verimsiz bir boyun eğme türü.

ben bu karanlığın içinde umutsuz olmayı reddediyorum.
devamını gör...
2294.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dün bir yazıya denk geldim. bir hocanın yazısı. beni uhrevi dünyama döndürdü.
yazı özet olarak, her canlının kendi rızkını yiyebileceğini söylüyordu. rızık bizim için çok anlaşılır bir kavramdır.
rızık konusunu bu kadar iyi bilen bir toplum olarak, bakalım bu günlere. her şeye hemen her gün zam geliyor. çoğu ürün geçen seneki fiyatının iki katı kadar olmuş. bazıları üç katı kadar olmuş. yakıt ve kira fiyatları da keza.
her gelen zama, saymak dışında, elimizden bir şey gelmiyor. aslında, onu yapınca da elimizden bir şey gelmiyor. elimize fırsat gelse biz zam yapmaz mıyız? yaparız, çünkü biz de aldığımız para ile ihtiyaçlarımızı gidermek zorundayız.
hayat pahalılığı dönemindeyiz. normal bir pahalılık değil hem de, normal üstü bir pahalılık. sadece bizim ülkemize mahsus bir pahalılık değil. global bir pahalılık. bir tür ekonomik kriz. dünyanın gördüğü ilk ekonomik kriz değil, muhtemelen göreceği son ekonomik kriz de değil.
eskiden beri zamlar olurdu ve her yeni gelen zamla önceki durumun iyi olduğunu düşünürdük. çocukluğumdan beri anlayamadığım bir durumdur bu. zamdan önceki fiyatla mutlu mu idik? geçen sene yakıt fiyatları bizi ne kadar mutlu ediyordu. istediğimiz her şeyi yapabiliyor muyduk?
korona ilk çıktığında, bazıları bunun dünyadaki ekonomik krizi öteleme oyunu olduğunu söylemişlerdi. bahsedilen hastalık bir tür gripti ve grip binlerce yıldır öldürücü bir hastalıktı, binlerce yıldır çok hızlı bulaşan bir hastalıktı.
buradan, korona ile olduğunu düşündüğüm komple teorilerine girmeye niyetim yok. canı isteyen, canı istediği şeye inansın.
ben 3 doz aşımı oldum, maskesiz mesafesiz yaşıyorum. isteyen aşısını olsun, isteyen olmasın, isteyen maske taksın, isteyen takmasın.
maske bile başlı başına bir ekonomi çırpınması oldu aslında. 3 sene önce hayatımızda olmayan, şu an her yerden çıkan, sentetik tek kullanımlık bir eşyamız oluştu. bunun için bir sektör oluştu. ekonomi azıcık canlandı. ekonomi ölmek üzere idi, birazcık canlandı.
internet alışverişi, eskiden mağaza gezmekten hoşlanmayanların işi idi. internet üzerinden alışverişe güvenmeyen insanlar vardı. pandemi, herkese internet alışverişini işledi.
pandeminin işsiz bıraktığı insanları, e ticaret işine soktu. sokaklar motorlu kurye ile doldu.
dünya ciddi bir değişim geçiriyor. 20 sene sonra, bu günleri adı koyulmuş bir krizle okuyacağız.
krizin içindeyiz ve hala her şey normal olsun diye söyleniyoruz.
savaşlar bitmemiş bilakis onlara yenileri eklenmiş. birkaç ay önce bizim gibi hayat pahalılığı olan insanlar, şu an can güvenliği ile ilgili korkular yaşıyorlar. daha yeni, model olan bella hadid, savaşlar ile ilgili açıklama yaptı. “ eğer bu son yıllarda savaşı ilk fark edişinizse, bu dünyadan değilsiniz. kaç tane müslüman ülke alevler içinde.” müslüman bir model ve dünyada olana bitene karşı yaptığı açıklama.
dünyaca ünlü bir modelin açıklamasından, okuduğum yazıya döneyim tekrar. yazıdaki final kısmı bana çok dokundu. “insanların alım gücünü ekonomiler değil, rezzak’ı alem olan allah belirler. endişeyle değil istiğfarla geçen vakit kazançtır”. yazıyı paylaşan hasta bir arkadaşımdı. belki de o yüzden o kadar anlamlı geldi bana.
psikolojide bir söz vardır. psikoloji insanların değiştirebileceği şeyler için mücadele etmesini uğraşmasını ister, değiştiremeyeceği şeyler için de kabulleniş ister. tıp dilinde kabulleniş olarak geçen durum, manevi anlamda teslimiyete karşılık gelir.
zamlar ile ilgili, bir şey yapamayacağımız noktaların farkına varıp, alabildiklerimiz için şükretmeliyiz. güvenli bir şekilde sokakta yürüyor olmaktan, canımızın istediği bazı şeyleri alabiliyor olmaktan dolayı şükretmeliyiz. maaş için, sağlıklı çocuklar için, huzur dolu yuva için şükrettiğimiz gibi.
şükür sebepleri değişti ama dünya gene aynı dünya. minimalist olup hayata bir kağıt toplayıcısı gözünden baksak mesela. günlük topladığı kağıda verilen fiyat arttı. ekmek fiyatı arttı, tavuk fiyatı arttı. kağıt toplayıcısı için bir şey değişmedi. kağıt toplayarak kazandığı para ile zengin olmayı ummuyordu.
denk geldiğim yazıya kadar, zamlarla ilgili düşünüyordum. birkaç günlük alışveriş yaptım ve 400 lira civarı para ödedim. aldığım şeyler sadece ihtiyaç duyduğum şeylerdi. zam gelecek diye bir şeylerden fazla almadım. fazla aldığımız şeyler bozulabilir. çöpe gidebilir.
yarınla ilgili hiçbir fikrimizin olmadığı ömrümüzde, 1 aylık yiyecek stoklama mantığını hiçbir zaman anlayamadım. stok yapanlar, bilerek ya da bilmeyerek zamları yönetiyor. market çalışanları, insanların zam geldikten sonra daha fazla alışveriş yaptığını söylüyor.
modern insan yaşamak için para kazanmaktan, para kazanmak için yaşamaya geçti. o yüzden olanlar canını sıkıyor. çok para kazanarak, olmadığı bir sosyal sınıfa dahil olmaya çalışıyor. çok çalışıyor ve tüketerek kendini göstermeye çalışıyor. tüketerek kendimiz yeterince gösterdik bence. zamlar bize bunu söylüyor, tekrar yaşamak için para kazanmaya geri dönmeliyiz.
devamını gör...
2295.
sözlük aslında kafamızdaki düşüncemidir yoksa okuyup ezberlediğimiz şey midir?
devamını gör...
2296.
hissizlik...
hissettiğim tek şey hissizlik.
devamını gör...
2297.
bazen diyorum ki kendime tek düşüncene bakar gitmen zaten yorgunsun zaten bitmişsin niye nefes alıyosun ki çek git bu sahtelikten.
devamını gör...
2298.
yok olmak istiyorum. ikinci bi hayatı kaldırıcak takatim yok.
sadece yok olmak çok mu zor...
artık ölmekte istemiyorum yok olmak istiyorum
devamını gör...
2299.
"karalama" defteri değil hayat...
sayfalarını yırtıp atamazsın...
yaşadığın her anı yok sayamasın..
dün "asla" dediğin gerçeği...
gün gelir yaşarsın...
sabır...
damla damla işlendiğinde,
"ruhuna"
kelimeleri yutkunur..
"susarsın"
devamını gör...
2300.
özledim be baba seni..
ne kadar oldu görüşmeyeli? 1 ay ? 2 ay? 3 ay?
en son ne zaman duydum sesini? bunun cevabını biliyorum. bana “git” derken ..
bilmiyorum bu zamana kadar hiç sarılmadım ama sana çok sarılmak istiyorum. çok ihtiyacım var baba..
nolur duy.
lütfen.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim