421.
sana deli gibi dönmek isteyen yanım için tek bir umut dahi yok. kapıları kırarsın sanmıştım, kapıları sökmüşsün. bir kapı kolu bile kalmadı geride. içimde kocaman bir karanlık, uyanmayı bekler gibi aydınlık. kaçıp kaçıp gitmek istiyorum zihnimden, uzaklaşmak tüm hissettiklerimden. elinden tutup kaldırmak istiyorum çocukluğumun, koş demek istiyorum tükenene kadar koş. kimse yakalayamasın seni, sevemesin ve üzemesin bir daha. sakın kendini, sakınabildiğin kadar sakın, yut tüm sözlerini ve gözyaşlarını. boğum boğum olsun diline gelenler. tut kendini, prangalarını sıkı tut. artık orada bir yol yok, gideceğin bir yol yok anla bunu. kalmadı geriye senden ve ondan… hiçbir şeyin hiçliğini izliyorsun, gördüğün yalnızca bu. bakma öyle anlamı varmış gibi. yok işte yok. bir sen kaldın geride , bir de deliliğin.
devamını gör...
422.
içimizden gelen, gelmekte olan belki ruhumuzun inişi çıkışı belki hislerimizin karmaşası kim bilir? yazmak istediğimiz her neyse yazdığımız ince, gösterişsiz, sır saklayabilen defter.

insan neden korkar yalnızlıktan?
hele ki şu zamanda!
samimiyetsiz vıcık vıcık insan topluluklarını elinin tersiyle itmek ve kendi masum dünyanı inşa etmek neden bu kadar zor gelir?
ismi lazım değil sınırı bir adım geçmesine izin verdiğim bir insan türü bir gün bana 'duvarların var senin ve insanları kendi hayatına dahil etmiyorsun' demişti.
ne kadar kıymetli benim için o duvarlar ah bir bilseniz.
ve sınırı bir tık geçirdiğim her insandan sonra daha da güçlenen daha da genişleyen duvarları örmem ne muazzam keyifli anlatamam...
beni dahada güçlendiren, duygularımı soyutlatan, kendisinden uzaklaştırmakla kalmayıp arkasından gelecek tüm insanları daha farklı bir gözle süzmemi sağlayan tüm yol ayrımlarıma buradan çok teşekkür ediyorum. sizler olmasaydınız ben sahtelikler içinde debelenip duracaktım. sizler olmasaydınız ben pembe gözlüklerimi belki hiç çıkaramayacaktım. sizler olmasaydınız sevginin kutsallığını ve her önüne gelene aptalca dağıtılmaması gerektiğini hiç bir zaman öğrenemeyecektim. sizler olmasaydınız insandır hata yapar özüne bakmak lazım palavralarıyla kendimi belki ömrümün sonuna kadar uyutacak her fırsatta canımı acıtanları büyüklük bende kalsın egosuyla ve ezikliğiyle affedecek kendimi gıdım gıdım küçültecektim.
insan kendine yeter mi peki?
yetmiyorsa, yetemiyorsa sıkıntı var bilin bunu. sırf yalnız kalmamak için birilerini tutuyorsa hayatında en büyük kötülüğü en önce kendine yapıyordur. kendini yetiştirememişliğin cezası olarak başka bir kapasitesizi hayatına yük ediyordur. çok acı cümleler değil mi? malesef gerçek bu arkadaşlar!
kendinizi artık kandırmayı bırakın. şöyle bir bakın bakalim etrafınıza. kimi ne için tutuyorsunuz hayatınızda?
ve en acısıda aslında kim sizi ne için tutuyor hayatında?
bazen yol ayrımları iyidir.
değerlendirin anını yakaladığınızda...
devamını gör...
423.
hava
bugün ne kadar güzel
hadi dışarı çıkalım


ne düşünüyorsun
sana baktıkları hâlde
görmediklerinde

kıymetini bilmeyecekler
araçtan öte değil varlığın

bir ağaç gölgesine
satacaklar seni

orada olduğunu
bilinmek istendiğini

asla
hatırlarına getirmeyecekler

bunu yaparken dillerinde
aynı cümle
hava ne kadar da güzel

evet hava çok güzel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
orada olduğunu biliyorum
bir ağacın gölgesindesin
sırf selamımı almak
bana şiirler yazmak
için

benimle göz göze gelmen
sırf bu yüzden
ama
beni dalların arasından
satırların bayağılığından
mecbursun görmeye
dayanamazsın bakmaya
çıplak gözle
sana ancak göz kırpabilirim


sen öyle san
elbet bu sıcak
bu uğursuz mevsim
sona erecek

bahardan kalma
bir kış gününde
bakacağım sana
kırpmadan gözlerimi
çevirmeden bakışlarımı
ama biliyorum
saklanacaksın hemen
bir bulutun ardına
kaçacaksın benden

olsun

bulutların ve yaprakların
arasından da olsa
seni göreceğim
benim için doğduğunu
bana özel olduğunu
bileceğim daima

ama biliyorum
bir gün batacaksın!
devamını gör...
424.
-o daha bir çocuk-

bir gün okulda öğrencilerime bir ödev verdim. ailelerinden biri ile ilgili bir yazı yazacak lardı. onlar ile ilgili olan birer anıları aralarındaki muhabbet nasıl anlaştıkları veya neden onu o kadar çok sevdiği ile ilgili bir yazı olabilirdi.
hepsinden çok güzel şeyler bekliyordum. ertesi gün herkes teker teker okumaya başladı yazılarını. sıra sınıfın sakin çocuğu emre'ye geldi. tedirgin ve yüzü solgundu. bir an yazmadığını da düşündüm. onun yazdığı satırlar şöyle dökülüverdi dudaklarından;
" ben ailemden babamı seçtim. o şu an benden çok uzakta ve ben onu çok seviyorum. babamı çok az hatırladığımdan dedemden anlatmasını istedim. dedemin anlattığına göre o zamanlar 5 yaşındayımişim ben. sene 2016 temmuz'un 15'i, o gece cumhurbaşkanımız halkımızı meydanlara çağırmış. vatan hainleri; savaş uçakları helikopterler ve tanklarla'' çılgın ve kanlı'' bir darbe girişiminde bulunmuşlar. yapılan bu darbe girişimi halkın ve devletin karşı koyması ile başarısız olmuş. tankların altına yatanlar korkusuzca öne atılanlar vatan uğruna ölmeyi bile göze alan halkımız ve askerlerimiz bu darbeyi bastıra bilmişler. o gece 251 şehit 2196 gazi vermiş bu vatan.

kahramanlık saldırıp geri dönmemektir. benim babam da gitti ve bir daha da geri dönmedi... dönemedi...
kapıdan dışarı çıkarken son sözler iyiymiş bunlar'' her şey vatan için vatanımızı hainlere bırakmayacağız bu topraklara hainlerin lekesini sürdürmeye ceğiz''
babam kapıdan çıktığında çok ağlamışım ,susturamamışlar beni. beni kollarına alıp derin derin içine çekmiş kokumu. o gün nice çocuk babasız kaldı.

aradan 5 yıl geçti babamı çok az hatırlıyorum fakat asla unutmadım ve unutmayacağım bir şey var.
ben bir şehit oğluyum! benim babam asker... benim babam kahraman...
onunla gurur duyuyorum.'' şehit bir babanın oğlu olmanın gururunu taşıyorum üzerimde.''

bu sözleri duyunca benim de gözlerim ,doldu boğazım düğüm düğüm oldu. çünkü o daha bir çocuk

15 temmuz gecesinde şehit olan askerlerimiz ve vatandaşlarımız için allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum...
bu vatan birlik ve beraberlik içerisinde olduğu sürece sürekli böyle girişimlerde bulunacaklar. çünkü bu vatan çok 'hain' gördü fakat unutulmaması gereken şudur ki hepsi de geldikleri gibi gitmeyi de bildiler...


not : bu hikaye empati duygusu kullanılarak yazılmış bir hikayedir. ayrıca öğretmenlik de yapmıyorum sadece hedefim*
devamını gör...
425.
günlüğümün 42.sayfasının cümleleri :

bıktım kaybetmekten
alter egomu zapttetmekten
veysel diil bi' neyzen diilim
deyim yerindeyse bu gezegende
gezen tek mesneviyim
*

hayatımın daha kötüye gittiğini fark ettiğimden beri gülümsemekten başka bir şey yapmıyorum
hayatımın leşliğini her poşet çekişimde iliklerime kadar hissetsemde bu sadece ahmaklık deyip geçiyorum
karnımı doyuracak param yok ama bali alacak paramın var olması bazen kafamı karıştırıyor
inanmıyorum artık hiçbir şeye dostluğa arkadaşlığa ve sevilesi bir tanrıya belki bundandır ki artık yaşamdan zevk almıyorum tek bildiğim bir şeyleri sevmeye çalışmanın gülünesi bir şey olması ve gülmenin bir mısır tanrısından bile değerli olması benimde gülmek istememin tek gayesi bu pis zihinlerin özümsenemez değerlerin özümsendiği karanlık fikirlerin ortasından kurtulmam gerektiğini bilmemden ötürü kaynaklanıyor. sevgili mübrem günlüğüm sözlerimi şu cümlemle bitirmek istemekteyim

sen gözümde dikensin, bana hoş bir gül gerek
düşüncelerin yüzüne vurmalı. buna adam gerek!
lakayıtın hedefi olursa harcanan bir yığın emek
içinde şeytan himayede o sen değilsin o an demek
*


*
devamını gör...
426.
dün bir mesaj aldım, taaa 99 ekim'ine götürdü beni.
deprem sonrası, deprem bölgesinde yaşayan bizim gibi ortaokul öğrencileri için düzenlenen bir öğrenci ağırlama projesine gönüllü olmuştum. neden bilmem bizim okula sadece erkek öğrencileri vermişler. hocalar "olmaz erkek çocuk rahat edemez sizde" deseler de yılmadım, ısrar kıyamet kabul ettirdim.
misafirlerimizin geleceği gün kocaman bir grup halinde bekledik. benim misafirim "kutlu"* idi ama o esnada bir öğretmen geldi. rob senin misafirini değiştiriyoruz bir kız öğrenciyi ismi sebebiyle erkek sanmışlar, seninkini alıp bunu veriyoruz dediler. * tamam, deyip aldım misafirimi. evde erkek misafir yalnızlık çekmesin diye davet ettiğimiz, alt kattaki apartman boy'umuz * ile birlikte kocaman bir grup ile ilk akşam yemeğimizi yedik.
ertesi gün kutlu gelip beni buldu, sen benim kaderim olmalıydın diyerek. güldük. üç gün boyunca koskocaman bir grup halinde yapılan etkinliklerde, akşamları kişisel zamanlarda birlikte takıldık. yirmi kişi falan dolaşıyorduk ortalıkta. şimdi siz duymuyorsunuz ama benim kulağımda kahkahalar, söylenen şarkılar var o günlerin izi olan. ve bu satırları koskocaman bir gülümseme ile yazıyorum.
üçüncü günün sonunda kutlu ve en yakın arkadaşı pucky * geldi. hadi seç birimizi, dediler. nasıl yani, dedim. çünkü bana şaka yaptıklarını düşünüyordum. biz karar veremedik, ikimiz de vazgeçmek istemiyoruz, seç birimizi dediler. ve bunu o koskocaman kalabalığın içinde yaptılar. hayır, yani seçecek olsam bile ben o kalabalığın içinde tamam sen, diyemezdim. demedim de.
sonra onlar gitti, uzunca bir süre mektup arkadaşı olduk. ve pucky ile daha çok mektup arkadaşıydık. *
aradan yıllar geçti. ben bu kez lisedeyken onların şehrine gittim. kutlu yoktu. memleketine gitmişti. ve pucky benim erkek arladaşım olmuştu. yaz sonunda da bize geldi. * ve kutlu o zamandan sonra kayboldu hayatımdan uzun bir süre. ve pucky de ayrılınca elbette.
aradan bir dört-beş yıl daha geçti. * facebook trend oldu. biz tekrar etkileşime geçtik bu sayede. uzun uzun konuştuk. ama benim bir erkek arkadaşım vardı. hasret giderdik, aradaki zamanda yaşananları paylaştık. yeni öğretmen olduğum şehirde benim için birçok düzenlemeler yaptı ve ben onun sayesinde gitmeden daha evimi, yapılacakları ayarlamıştım. * sonra hiç kopmadık. ama yüz yüze görüşme fırsatımız olmamıştı. geçen yaz tatil fotoğraflarımı görünce, şehrime gelmişsiniz *, önceden haber vermeliydin, şehir dışındayım, bekle, dedi. onun dönüşü, bizim ayrılış günümüzdü. çünkü eşimin iş başı yapması gerekiyordu. planı yaptık. ama o akşam gelmedi. aramadı da.
sonra dün bir video paylaştım instagramda, kaybolan köpeğimle, ailemin yaşadığı yerde, hüzünle.
saatler sonra girdiğimde bir mesaj gördüm.
"hem çok sevdiğim hem çok üzüldüğüm yer... bana verdiğinin değerini bilemedim." demiş.
ne kadar hüzünlü bir mesaj olmuş, geçmişin hüznüne değil de yaşanmışlıkların güzelliğine mi baksak, dedim.
" yaşanamamışların güzelliği desek?" demiş.

22 yıl sonra... yaşamadıklarımız kadar yaşadıklarımız da vardı. hem de çok neşeli, çok kahkahalı idi benim için. ikimizde farklı yer etmiş bir hikaye. ona sadece bir gülen yüz yolladım. sözün sonu idi. ama çok eskilere gittim- geldim ben bir mesajla.
devamını gör...
427.
bilmelisin ki tam şu an;
bundan sonra içinde alkol ve muhtevasını bulunduran, mayalı yahut mayasız, herhangi bir içeceği yudumlarken, seni hatırlamamak üzere nefsimle yapacağım bir anlaşmanın akdini; çok sevdiğimiz maçka parkı'nda sıcak sarı leblebi yiyerek ve buz gibi bir kaç tuborg gold şişesinin dibini görerek imzalamış bulunmaktayım...

ilişkimiz dediğin bu intihar girişimini 'boğulan bir küçük kadın' isimli oyununla bana seyrettirdiğin için sana minnettar olduğumu da bir gün hatırlayacağından eminim. umarım o gün geldiğinde; bugün olduğu kadar güzel gülümsüyor olursun...

bütün samimiyetimle söylemeliyim ki:
gözlerimin içine baka baka söylediğin o güzel şeylerin; kızıl, yaramaz bir şeytanın şakası olduğu gerçeğini anlamam en az, kokun kadar başımı döndürdü bak, gerçekten...

senin için son kez kıpırdattığım kalemimi, bu şakanın sonuna koyduğum noktayla birlikte kıracağımdan hiç şüphen olmasın. bu gecenin sabahında, sokakları çalıdan yapılma zimmetli süpürgesiyle adımlayan kadrolu bir temizlik işçisi, kırılan şişelerin ardında ikiye bölünmüş bir kalemi fark etmeyecektir belki de kim bilebilir... ama olsun... eğer olur da, gözün bu peşi sıra sıralanmış kelimelere takılır ve sonuna kadar okursan; herhangi bir yerde karşına çıkacak herhangi ikiye bölünmüş bir kalemde beni hatırlayacağını umuyorum...

yarana bir nebze tuz olduysam, ne mutlu bana...
devamını gör...
428.
şunu bilmelisin ki;

gözünü çevirdiğin her noktada -ki dönüp bakmaksa burada kasıt, buna geçmiş de dahildir- birilerinin başka birilerine, başka başka birilerini ne kadar sevdiğini söylemeleri, ne kadar uzaktan bakarsan bak, görülür...
oysa ki, ifade edilmeyen duygular asla ölmez,
diri diri gömülür...
devamını gör...
429.
ben, içimdeki senle baş edemez oldum. gülüyorum, dans ediyorum, fotoğraf çekiniyorum, yürüyorum... hep bi sen hayali beliriveriyor yanıbaşımda. bir cesaret sana "nasılsın?" deme cürretini kendimde buldum ve yazdım. ne diyeceksin merak ediyorum. soğuk bir "iyiyim." iyi olmadığını bilerek ya da beni gülümseten emoji, video vs atarak mı ya da hiç cevap vermeyerek mi? ben böyleyim, sen de öylesin. biz neden ellerimizi kenetleyip sorunları aşmak yerine o elleri bırakıp uzaklaştık birbirimizden? ben senden başkasıyla hayal kuramaz olmuşum. ben, senin ne olursa olsun her şeye rağmen gülüşünü unutamadım. beni çok kırdın ben de seni kırmışım öyle diyorsun ama sen bunun için hiçbir şey yapmıyorsun, niçin? ben, eskisi gibi üzüleceksek bazı şeyleri sana diyemem. yeniden bir olalım, gülüşümüz, hayallerimiz demek istiyorum, hiçbir şey eskisi gibi olmaz demiştim, olmasın zaten, öyle olmasını isteyen kim? bilmiyorum, kim bilir ne anladın mesajımdan, istediğini anla ama benim içimdekileri bilmiyorsun. senin içindekiler yüzünden mi bu benimkiler yoksa? ben zamanı bekliyorum, şu an bir şey yapmamalıyım belki de hiçbir şey yapmamalıyım, sen de öyle düşünüyorsan ne olacak halimiz? ben en iyisi bazı şeyleri düşünüp bazı çılgınlıklara imza atmam gerekiyor öyle hissediyorum.
kendine dikkat et, yüzünden gülüşünü alanları hayatına alma lütfen. unutmadım sesini, gülüşünü ama özledim seni. bazı şeyler olursa olur. umarım bizim için iyisi olur.
devamını gör...
430.
bitti oğlum bir çok şey..
hangisi yarım ya da hangisi tamdı hatırlıyor musun?
olmadı bak.. denedin ama kendince denemelerini gösteremedin..
yalnız başına herkes güçlü..
bir sigara yaktın..
terasa çıktın..
tribe girdin..
üzerine hırka aldın..
oturdun klavyeye..
eee ??
başına geleceklerin farkında değilsin.. karakter geçti de..
yaşına yakıştırabiliyorsan..
devamını gör...
431.
bir iş yaparken odaklanamıyorum.
devamını gör...
432.
çok şükür bu gece de yaşıyor, neşeli rolümü icra ettim. gecenin bu kadar cömert olduğuna pek sık rastlayamadım doğrusu. insanlar arasında bu maskeyi takmak belki de en doğrusu. kimse bu karanlığa girmek zorunda değil en nihayetinde.
gel bakalım kadim dostum karanlık; gel ki gerçekler üzerimde tüm ağırlığıyla varlığını sürdürebilsin.
bilmiyorum ne zaman piyango vuracak bana ? hemen olumlu anlamayın lütfen. bu beden ebedi istirahata kavuştuğunda belki de bedel ödemek devri son bulacaktır. belki de karanlık bitecek aydınlık başlayacaktır. ama söz konusu benim ya, yine de hayâl ederken bile temkinli olmakta fayda vardır. dedim ya söz konusu ben olunca, bu bedel ödenmek için bu karanlığın ne kadar daha büyümesini bekleyecek ? bu soruya cevap aramak sanki uzayda yıldız aramak misali.
hayat denen hesap masama gelmiş, bekliyor bedelini ödememi. artık takatim kalmadığını hissediyorum, gücümün son zerreleri harcanıyor sanırım. eninde sonunda ebedi istirahat kapımı çalacak, yeni dostum o olacak...
devamını gör...
433.
bu sefer gerçekten karalama defterine yazdığım küçük, küçücük bir şeyi paylaşıyorum dostlar. her şeyi paylaşırsam ruhuma ne kalır ki? lakin nedensizce bunu paylaşmak geldi içimden. iyi akşamlar....*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
434.
dünyanın sonu bir mavzer kurşunu, ve bir sürü şiir ve yazım fikri. yazıların çoğunu yazmıyorum çünkü... neyse.
devamını gör...
435.
biri bana düşünmemeyi öğretsin. bana ait olmayan ama yapmak zorunda olduğum sorumluluklarımı düşünmemeyi, kaygılarımı, geleceği düşünmemeyi. yoksaydıklarım, geçiştirdiklerim ya da anı kurtarmak için içime attıklarım gün yüzüne çıkıyor. sabredemiyorum, bilinçaltıma söz geçiremiyorum. rüyalarımda kavga ettiğimi, söylemeyemediklerimi haykırdığımı görmeye başladım. gün içinde olanlar gece de devam ediyor. kendi kendime elalemin iyisi sen misin, boşver, üzülme demekten yoruldum. değer verip önemsenmemekten, gözardı edilmekten yoruldum. ne umudum kaldı, ne de amacım. nasıl toparlarım, ne yaparım bilmiyorum bu kez. farelerin yürüdükleri çemberde yürüyor gibi hissediyorum kendimi. çabalıyorum ama nafile, gidebildiğim bir yer yok. sonuç yok. ne sonu ne başı var. kısır döngü benim etrafımda sanki. ne olacak böyle?
devamını gör...
436.
ellerinden kayan
içine çeken
kızgın bir alev

şeffaf bir kırılganlık
saracak dört bir yanı

bir iğne deliği
zamanı bükecek

ne içinde
ne de
büsbütün dışında*

gözlerinde siyah içki
kulağında
keskin bir orak

gün gelip
şarkı bittiğinde
orak biçecek
zaman
sarhoş olacak
devamını gör...
437.
"σαν απόκληρος γυρίζω" diyen bir şarkı duyduğum ilk zamanın tadı çoktan kaçtı, sürüden ilk ayrıldığım zamanlardı, daha doğrusu sürüden ayrıldığımı sanacak kadar saf zamanlardı.

şimdi o şarkının izi yine üstümde tepiniyor, o çok iyi bildiği sol tarafımın en tutmaz yerini mesken ediniyor, öylece, kıpırtısızca duruyor.
"bu dünya sana da kalmaz" diyorum, gözlerinin en mavimsi rengi ile gülüyor, öyle bir mavi ki bu, arşipel ardından koşsa yetişemez..

uçuyor sonra, yılgın bir şarkının yılgın sözü paşalimanı'ndan çıkıyor, tüm pire halkını selamlıyor, orada yenilgi yüzü görmüş her insan ve ikonanın içine siniyor, ikonaların çinko kaplı kenarları bile ısınıyor, halkın sol tarafında bir ayazma beliriyor, onları her zaman yalnız bırakan, en iyi zamanlarında bile yanlarına uğramayan panagia'ları bir anda oradaymış gibi davranıyor, halk ona inanıyormuş gibi yapıyor, ben de bu halkı tanıyormuş gibi yazıyorum, çark tamamlanıyor..
devamını gör...
438.
hayatımdaki tüm sorumluluklardan kaçıp özüme döndüğüm o vakit kaybettiğim huzurumu şefkatle kucaklıyorum.
devamını gör...
439.
senin hayalini kurmak, sonsuz bir sadakatle beklemeyi bilmektir. orda bir yerlerde çok güzel bir şey vardır. ama ulaşamıyorsundur ona. ulaşamamak, onu yaşayamayacağın anlamına gelmez ki. ona dokunamasan da, sarılamasan da o vardır. asla umutsuz bir bekleyiş değildir bu, bilakis insanı yaşama bağlayan, ona can veren, bitmek tükenmek bilmez hayaller kurduran bir bekleyiştir.
işte seni düşünmek böyle bir bekleyiştir.
seni düşlemek, en güzel rüyayı görmektir. uğruna günlerce haftalarca uyumayı göze alabilecek bir rüya gibisindir çünkü.
seni hayal etmek bir ruh meselesidir. ruhumun en güzel besinidir bu. seni beklemek, hani muğla’ nın bunaltıcı temmuz sıcağında bir serinlik beklemek gibidir. ruhumun, bedenimin en güzel serinliğisindir çünkü. seni düşünmek nazım’ ın şu satırlarını içime çekmem gibidir. “ yani tahir’i zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi,
tahir ne kaybederdi tahirliğinden.
devamını gör...
440.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim