1381.
gelen mailde "dear saygilarimla" yazması kadar saçmaydı hayat. tıpkı benim o maili görebilmem kadar.

kulaklığımda erotik sesli fransızca şarkı ile yürüdüm sokaklarda az önce. ve sokaklar hiç bu kadar erotik ve üç boyutlu olmamıştı.

karşı masa da sürekli beni kesen kadın. kasap mısın cavuşka. neyse kalktılar. mezbahadan mal gelmiştir.

nargileden ve kültüründen nefret ederken dibimde bitmesi de ayrı bir konu.
devamını gör...
1382.
benim savaşım kendimle başka kimseyle değil. kendimden kaçışım yok sürekli tosluyorum duvara. keşke demekten iflahım söküldü. kendi kendime yaptığım düşmanlığı başka kimse yapmamıştır bana. sahi en son ne zaman yaşadığımı hissettim. bilmiyorum. bilemiyorum. sürekli kafamda dönen şüphe içimi kemiriyor. beni çürütüyor. yok oluyorum, eriyorum ve kimse görmüyor. nefret ediyorum tüm benliğimle her şeyden kendim de dahil olmak üzere. tüm başarısızlıklarımla yanarak yok olmak, yüksekçe bir yerden kucağımda başarısızlıklarımla atlamak istiyorum. ben kesinlikle bunları haketmemiştim. bu içimdeki çatışmayı da hak etmedim bu kadar göz yaşı dökmeyi de. gerçi en son ne zaman ağladım onu bile hatırlamıyorum.
devamını gör...
1383.
yaşmak denilen sanrı belki de varolmayının rüyası , dünün yarına yansıyan gölgesi, zamanın bilmecesi, tanrılar diyarının gösterisiydi ..
devamını gör...
1384.
bir günümü sadece bir günümü sen aklıma gelmeden nasıl geçiriyordum çok merak ediyorum. 2018 eylülden beri senin adının aklımdan geçmediği tek gün yok çünkü. hani dedin ya elem sen boş kaldığında beni hatırlıyorsun. heh o iş öyle değil işte. annem ölüm döşeğinde idi sen arayınca huzur buldum. günde uyumak dışında sadece ders çalıştığım aylar oldu yine aklıma geldin. hukuk anlamıyor gibi yapıp sana anlatırdım. sınava girmeden seni görmek istedim. bir sürü adamla konuştum hiçbiri senin zerren kadar etki bırakmadı. hep seni aradım. yazdıklarımı sildim bak yine yazıyorum.kırık kollarım bile engel olmuyor sana yazmama. hep garip gelirdi birini çok sevmek canından bile. şairler yazarlar ne görmüş acaba diye çok düşürdüm. herkes unutulur sanırdım unutulmadın. hayat sürprizlerle kaim. sen o sürprizdin bana.

çalışıyorum ya senin adını taşıyan çocuklara adınla seslenemiyorum. fizyoterapist var adaşın adama hocam başka adın var mı dedim yok dedi. çocuklar senden haber getirir belki diyorum, kedilerle geliyor yanıma o kadar anlamlı bakıyorlar ki sanki seni tanımışlar.

velhasıl gel.
devamını gör...
1385.
iki tip insan türü vardır ya hep:

kedi insanı - köpek insanı *
sabah insanı - gece insanı *
pozitif - negatif
iyi - kötü

bu kutupların bir de gri alanları var. oranın varoluşuna tüküreyim. lanet olası araf…

peki sen örtmen; mesela beni sevdiğini kendin kabul ettin de bana mı söylemiyorsun yoksa sadece yalnızlık bitsin, arada friends with benefits olalım kafasında mısın? yeminle çözemiyorum.

iyisin, hoşsun, alfasın da vijdanın kaç kilo? buralar aydınlandığında, işte o zaman, asıl o zaman, yerlere, göklere sığdıramadığım aşkı dolu dizgin yaşayacağım.

edit: ne aydınlatıldım, ne de yaşadım.
devamını gör...
1386.
selam sözlük ve sözlük ahalisi...

sadece içimdekileri dökcem galiba.
yürüyüşümden midir , konuşmamdan mıdır, hareketlerimden midir bilemiyorum.
hep bana şunlar söylendi
çok egoistsin, her şey senin için var gibi yaşıyorsun, bencilsin, kendini beğenmişsin, kibirlisin(bla bla bla)
daha böyle çok şey var tabi .
bunları diyen insanlara ilk sorum şu oluyor tabi ''bi örnek verebilir misin rica etsem.''
tabi hiç cevap alamadım şu güne kadar.
lendilerine de pek anlam veremiyorum doğrusu.
bazı yerlerde doğru olanı söylüyorum , doğruyu söylediğim için yargılanıyorum.
bencil olduğumu asla düşünmüyorum
aksine sevdiğim bir şeyi herlesle paylaşmayı sorumluluk olarak görüyorum -sözlüğe ilk girdiğim zmanlarda bi çok kişiye tavsoye etmiştim, hala da ediyorum.-
herşey benim için varmış gibi de yaşamıyorum sadece bu durum hakkında bir mottom var.
eğer bir şey var ise yapılmak için vardır. var olan tüm etkinlilere katılma isteğim de burdan geliyor.
her şey bnim için var değil, işin ucunda bni mutlu edecek bir durum var ise yapmalıyım.
egoist değilim kibirli hiç değilim
şu ana dek tek bi kişiyi kendimden aşağı görmedim yapamam da hiç kimseden üstün olmadığımı biliyorum.
ancak şunu da belirteyim kimse de bnden üstün değil bn de bunu düşünerekten bi şeyler yapmaya çalışıyorum.
ya bilginle ya da takvanla üstün olursun başka da bir durum söz konusu dahi değildir.
ayrıca kendini beğenmişlik ile kendini sevmişlik arasındaki farkı bilmeyenler varmış daha. kendimi seviyorum çünkü bnim bnden başka kimsem yok. olsa da eninde sonunda o da gidecek bunu biliyorum. kendimi seviyorum çünkü kusurlarımı biliyorum ve onlara rağmen nasıl mutlu olunur biliyorum.kendimi seviyorum çünkü kendimi bnim hakkımda yanlış düşünen insanlardan daha iyi tanıyorumm.

kalkıp da bunu herkese anlatmaya çalışsam
ömrümün sonuna dek sadece anlatmış olacam onu da biliyorum o yüzdendir ki pek de anlatayım şunu diye bir derdim yok.

ve zaten anladım ki bana ' egoistsin ,kendini beğenmişsin, her şey senin için varmış gibi yaşıyorsun...' diyenlerin hepsi beni beğeniyor ,iyi görüyor ancak bunu kendilerine yediremiyorlar.
seni beğeniyorum diyemiyorlar, kendini beğenmişsin diyorlar. desinler de...

bana bu sözler iki yıl öncesine kadar da söylenseydi net ağlardım, yaklaşık 7 ay öncesine kadar da çok fazla üzülür ve kafama takardım ama şimdi söyleniyor ve umrumda mı hiç de değil!
çünkü farkındayım her şeyin...
yaptığım bazı şeyler kiminin hoşuna gidiyormuş, kimilerinin de zoruna gittiğini görüyorum.
ama bilmiyorlar her iki durumda da bnim hoşuma gidiyor.

diyeceğim tek şey kimse umrumda falan değil,bn kendimi biliyorum o bana yeter.*
devamını gör...
1387.
-sevdiğin biri var mı?
-evet
-seni seviyor mu?
-evet
-söyledi mi peki?
-hayır
-nereden biliyor
-her seferinde kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-o da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
-evet
-nereden biliyorsun
-altını çizdiği cümlelerden!
devamını gör...
1388.
aslında ne karşımızdakinin bizi sandığını sandığımız kadar az,
ne de kendimizi önemsediğimiz kadar fazlayız şu hayatta.
eğer yaşadıklarını hiç hak etmediğini düşünüyorsan önce dönüp bir kendine bakacaksın!
ne veriyor ve ne alıyorsun?
ya da ortada haksızlık ya da mutsuzluk yaratan bir durum varsa neden izin veriyorsun buna?
hâlâ?

feda ettiklerin...
yaşadığını sandıklarına değiyor mu?

sahi!
biz ne yaşıyoruz şu hayatta bilen var mı?
devamını gör...
1389.
ne kurtulabiliyorum senden ne de ölmene razıyım...
ama bir yandan da olmuyorsa olmuyor değil mi?

belki bazılarının veda edememe sebebi karşısındakini çok sevmek değil de vedaları sevememektir...
devamını gör...
1390.
göçmen kuşlara dair karalamam.

sonbahar, göç mevsimidir. ilkbaharda, akın akın yavrulamaya gelen kuşlar, sonbaharda yavrularını önlerine katıp sıcak yerlere giderler. uçabilecek olgunluğa erişmiş genç kuşların, dünya ile tanışma mevsimidir sonbahar.

koca cüsseli kuşlar gibi, minik cüsseli kuşlar da göçer.

göç, doğanın kendisini nasıl koordine ettiğini gösterir insanlara. ekip ruhu, dayanıklılık, anı yaşamaktır. yaradılışa tabi olup, anı yaşamaktır. bir kuş gibi aç uyanıp, yemek arayıp bulup, yıllardır oluşan döngüye uymaktır.

kuşların adaptasyonu, insana ilham verebilecek bir adaptasyondur. kuşların yaşamayacağı yer yok gibidir. camiler ile özdeşleşen güvercinin, beton köprülerde yuva kurması buna en güzel örnektir. güvercinler içinde, göçmen olanı da vardır ve adı gök güvercinidir.

en küçük göçmen kuş, sinek kuşudur. sadece üç buçuk gram olan sinek kuşu, saatte kırk sekiz kilometre hızla uçabilir. dokuz yüz altmış beş kilometre uzağa kadar, göç edebilir.

şu sıralar, tepemizde ahenk içinde uçan kuş sürülerini görebileceğimiz zamanlar.

el kadar olan, kuyruğu ile ayırt edilen kırlangıçlar da, göçmen kuşlardandır. havada uçarken beslenirler. uçan böcekleri yerler. yaz akşam üstleri, camilerde, ezan vaktinde coşan kırlangıçların yuvasına görmeyen yoktur. yaşamlarını bizler ile aynı hizada kurarlar. ağzı açık, yemek bekleyen kırlangıç yavruları camilerin, alçak binaların çatı kenarlarından ses eder annelerine.

göç kelimesini çağrıştıran, göç kelimesine simge olmuş leylekleri en sona bıraktım. her baharda gelen hacı leylekleri.

her ilkbaharda, bursa'da ulubat gölü’nde, adem amca'nın kayığına konan, adını bir köye veren yaren leylek ve diğer leylekler...
göçmen kuşlar, her insanın tanıklık edeceği birer mucizedir.

her ilkbaharda yavrulamak için kuzeye gelip, her sonbaharda kışı geçirmek için güneye gitmek. doğanın kendini kurtaran döngüsü ve bu döngünün, insanların gözüne gönlüne keyif verecek ihtişamı. bakınca fark edilebilen, görülünce tadına varılabilen bir şölen.

havalar daha da soğumadan, bakabildiğimiz kadar gökyüzüne bakalım. muhakkak bir kuş sürüsüne denk geliriz, sabırla bakalım. göğe bakarak, binlerce kilometre uzağa gidecek olan kuşları yolculayalım. onları yolcularken, imam gazali’nin önemsediği, on faydadan da nasipleniriz belki.

imam gazali'nin bahsettiği, göğe bakmanın on faydasını yazmak isterim. göçmen kuşlar, vesile olsun bize.

göğe bakmak; vesveseleri azaltır, hüzün ve kederi azaltır, korku ve vehmi giderir, allah'ı hatırlatır, kalpte allah’ın büyüklüğünü yayar, kötü düşünceleri giderir, karamsarlık hastalığına iyi gelir, aşıkları teselli eder, sevenleri birbirine alıştırıp yakınlaştırır ve duaların kıblesidir.

bir de cahit zarifoğlu’nun “gökyüzüne bakmayanların, kalbi daha çabuk kirlenir.” sözünü eklemek isterim.

gökyüzü ağlamalara da iyi gelir. gökyüzüne yönelen gözlerden, yaşlar düşemez. gözyaşları, önce insanın içine akar, sonra daha da akamaz. insanın hüznü kendi içine akar ve aka aka biter.
göçmen kuşları, hayatımızdan göçmesi gerekenlerin adına da uğurlayalım. bakarsın göçerler de geri dönemezler, geri dönerler de bizi bulamazlar.

her gidiş bir sondur, bazen bir anın sonudur, bazen her şeyin sonudur.

gidişlerimiz göçmen kuşlar gibi sıcak yerlere varsın. gönüllerimiz göçmen kuşlar gibi kanat açsın, umutlarımıza varsın. benliğimiz göçmen kuşlar gibi olsun, hiç yılmasın yaşama adapte olmaktan.

bu yazımı göçmen kuşlara adamak istedim. bir başka yazımda da göçmek istemeyen kuşları yazarım. onların gözünden bakarım sokaklara. o zamana kadar göçmen kuşları yolculayalım mı?
devamını gör...
1391.
çok şey yazmak istiyorum ama hiçbir şey yazmaya ne gücüm var, ne de takatim.

sessizliğimle karalıyorum artık hayatı ve de burayı. bazen sessizlik, en büyük çığlıktır zira.

dinlemek isteyen bu sessizliğe benimle dinlesin, dinlemek istemeyen de boş yapmadan defolup gitsin.

içecekler şirketten. özel locamıza (mesaj) gelip bu sessizliğe dinlemek isteyen herkesi beklerim.

yemeğe acıkınca bakarız.
devamını gör...
1392.
yazmak için bir sebep..
okumak için bir sebep..
ertesi güne uyanmak için bir sebep..
girişleri, gelişmeleri sonuca bağlamak.
son sözü söylemeden oradan kaybolmak..
nedenler ve tercihlerle boğuşmak.
neyi aradığını bilmemek.
vazgeçip aramamak.
durmak, düşünmek,üşenmek,kaçmak..
nereye gidiyorlar, ne yapıyorlar anlamamak..
sanmak, öfkelenmek, yanılmak..
haklı çıkmak...
tüm karmaşaya rağmen yeni bir güne uyanmak için sebep aramak.
uğraşmak..
uğraşanlara hayranım.
devamını gör...
1393.
günlerden bir gün bi kurbağaya rastladım göl kenarında. böyle yeşil yeşil minicik elleri vardı.”na'ber” dedi, “iyi..” dedim. ”sen ne yapıyorsun?” ”ben öküz olmak istiyorum” dedi. ”a-aa ne öküzü?!” dedim. ”tibet öküzü; yak yani, hani var ya..” “ama sen çok ufaksın. nasıl olacaksın ki? yaklar büyük olur.” dedim. “biliyorum” dedi. “bi kitapta okuduydum, varmış böyle kurbağalar.” “evet” dedim, “ama patlamamış mıydı o öküz olayım derken?” “yok hayır patlamadı aslında” dedi. “yaa!” dedim. “nerden biliyorsun peki?” “yahu biliyorum. patlamadı işte o. öküz oldu. ama ben yak olacağım.” “peki tamam?! ama nasıl?” “bak şimdi” dedi. birden balon gibi şişmeye başladı. şişti şişti şişti…aman bi an korktum patlayacak diye! hatta bi ara “dur dur patlayacaksın şimdi!” dedim. “ya bi dur” dedi. “ben çok çalıştım daha önce, biliyorum nasıl olunacağını.” “tamam” dedim. ne yaptığını biliyor gibiydi. bu arada bu, aslan kadar falan oldu, ben yine korktum.. “yaa dedim daha fazla şişme istersen. bak sen aslan ol en iyisi..” dedim. “yok yok” dedi. “ben yak olacağım. ”ben biraz geri çekildim. çünkü iyiden iyiye bu domuz gibi bir şey oldu. patladı patlayacak. habire şişiyor, şiştikçe büyüyor. “ne yaptığını bildiğinden eminsin değil mi?” dedim. “eminim eminim. sus bi söndüreceksin şimdi beni!!” dedi. sonra bu yarı goril yarı timsah, acayibat gibi bir şey oldu. böyle tüylendi ıslak derisi. yaklaştım bu sefer biraz. ”olacak mı ne?” dedim içimden. şöyle bir dokunayım dedim, harbiden böyle tüylek tüylek olmuştu. ürküp geri çekiliyordum ki tam o sırada paaat!!! diye bi tibet öküzü oluverdi gözlerimin önünde! şaşırdım tabii. döndü gitti sonra sevinç içinde. ”yaptım yaptım!!” diye bağırıyordu bir yandan. ”işte bi yak oldum!!!” şaşkınlıktan ağzım açık bakarken, arkasından bağırdım: "peki sen istesen kurbağa olabilir misin bi' daha, eskisi gibi yani?" duymadı bile beni, uzaklaşıp gözden kayboldu...
devamını gör...
1394.
bir nevi yaz(a)mamanın yaz(a)mamaya etkisini yaz(a)mayarak itiraf etmeye yarayan dijital defter, fasilite.

bak yine yaz(a)madım.
devamını gör...
1395.
"you wanna know the horrible truth? i can't even remember what she looks like. i only know she was the one thing i ever wanted. someone took her away from me and seven kingdoms couldn't fill the hole she left behind"
devamını gör...
1396.
konuştukça batıyorum, susmayı ödev bellettiklerinden. konuştukça boğazımda kesikler, sustukça kalbimde izler. ben bu devranı döndüremem, ben bu devranın içinde kaybolurum. bak el kadarım, teğet geçtiler beni. küçüldüm kimseler fark etmedi. kimse sarmadı boynumdan, kimse tutmadı kolumdan. kimseler görmedi beni, görenleri de ben kaybettim. ben bu devranı döndüremem, beni anlayın.
devamını gör...
1397.
ha bu sözlük, s*k kafalı japon askerleri ile dolu.
devamını gör...
1398.
bana ne sizden g*t laleleri.
devamını gör...
1399.
yine olmazlardayım. hani her şeydi?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1400.
kişisel bir değer atama ya da arama.
ne kadarı gerçek ne kadarı yalan.
battıkça çıkan, açtıkça dolanan.
geçen zaman.
eksilen duygular ve insanlar.
yerine yenisi koyulan.
şarkılar duyguları aktaran.
düşünceler harekete geçiren ya da ket vuran.
kimden ibaret asıl olan.
saydık, sövdük.
değişmedi mi acaba kaybolan?
yeni kayıplarla aramıza eklenen ya da aramızdan sıyrılan.
kibir insanı savuran, yok eden ve kavuran.
kim kimden üstün toprak altında?
üstünde kısa bir yolculuk yaptık. saydık, sevdik.
çektik gittik.
yanlışa düştük, pusuya düştük.
çelme taktık. kıskandık.
yaraladık ve yara aldık.
evvelce yoktuk. gelecekte yoktuk.
evvelde kaldık sayıkladık durduk.
şimdiyi yaşamayı unuttuk.
solduk.
su gibi geldi gönlümüze sevgi.
yeniden yeşerdik.
sevginin iyileştiremediklerini kabul ettik.
yolumuza koyulduk.
son durağa varınca bilinmezlik içinde var olduk.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim