841.
ışığa uçan pervaneler gibi döndüm durdum etrafında ben,
görmezden gelmek için delicesine çabalar harcadığın ben,

eğer olmazsam, olamazsam bir daha;


sevildiğini bil yeter...
devamını gör...
842.
sahi acı neydi, kaybetmek mi sevdiğini vazgeçmek mi sevdiğinden
devamını gör...
843.
şehrime tadı veren etken
bir memur şehri olması değil mi
sabah saatlerinde koşturmacasını izler güvercinler bir heykel tepesinden yada eski bir apartman dairesi penceresinden
yerleri süpürmekle geçer belediye işcisinin vakti birde söverki
duymazdan gelir yoldan geçenlerin hepsi
okumakta gözü olmayanların park çardaklarıdır yerleşkesi
varsın olmasın gecenin sabahı  diyenlerin yataklarındaki gıcırtı sesi
eski günlerine götürmüştür alt kattaki
ayşe teyze hanımefendiyi
yakın bir zamanda kaybetmişti dağ gibi herifini
feryadı figanını evinde beslediği ilk kedisi  işitti
döpiyesi tayyörlü teyzeler ve siyah paltolu amcalar devlet işidir diye erkenden parlak boyalı ayakkabılarıyla döküldü
yağmur gibi ve zaten
su tabancası  yapma fikri ilk  ankaranın kaldırımların esinlenildi.

1000_maestro
devamını gör...
844.
şu hayatı hiç bir zaman banyoda çav bella söyleyecek kadar sevemedim.
devamını gör...
845.
acılara yürüyor korkmuyorum.
devamını gör...
846.
biri bana dedi ki, "geçmişe takılı kalıyorsun, bunu yapma"

oldu, pekala, tamam, right, haklısın!

sonra dön düşün, o kahredici baş ağrısının ortasında bir de bunu düşün, öyle düşün, böyle düşün, olmadı uyu uyan yine düşün.
sonuç?
kadın haklı.
peki ne yapmalıyım?
git desem de gitmiyorsun ki hayatımdan ve hayasızca hayallerimden?
yav niye her şarkı senin adınla başlıyor hem?
niye türkan dahil her kedinin gözünde sen varsın?
niye adını, o cennetten çıkma ve beni cennete alıştırma yolundaki adını her yerde okuyorum ben?
ben senden gitsem de sen benden niye gitmiyorsun?
gel bak, şunu bana bir kez mantıklı bir şekilde anlat vallahi unutacağım, billahi unutacağım seni.

ama yapamıyorsan, cevabı sende de yoksa bana artık bu kadar yüklenme lütfen.
düşün, biraz daha buradayım ben.
en azından çok azına kadar buradayım yani, öptüm...


imza
salak bir balıkçı.
devamını gör...
847.
güzel severmişim ben, hayatıma girip ortalığı viran yapan herkes bunu söyledi. benim kağıtlara yazacak gücüm de yok artık. bakın, bakın bu boşluk hissini oluşturmam yıllarımı aldı. ben yıllarca kimseye anlatamadığım o hissi tek başıma sırtlandım. bakın gözyaşlarım, akıtmayı seversiniz. ne de olsa bergen merhametli değil mi? ah benim dağ gibi durup dal gibi kırılan kalbim.. hâlâ çocuksu bir umutla, içten içe saçının okşanmasını bekliyorsun değil mi? bunu senden başkası yapmayacak ama güzel kendim. ah benim yazgısı yaman kızım.. nelere dayandık değil mi? kendi kavgamla diğerlerinin kavgasının karşılaşması bu. ben bunu kaybedersem hayatımın sonu olur bu. ah benim içinde çocuksu neşe taşıyan kızım.. ah benim gurbetlik çeken masum kızım.. buralara ait değilsin, biliyorum geçecek. dayanmalısın. lütfen dayan. ağla dilediğince ama bu çukurdan çıkınca çok güzel bir kimse olacaksın. bitecek bu melankolik hâl. unuttuklarını boşa çıkarma güzel kızım.. kendine en güzel desteği sadece sen verirsin. ama birinin seni kucaklayıp bağrına basmasını bekliyorsun.. ne acı! ulan harbiden çok acı, çok! varla yok arası hatırladığım kim varsa gözyaşım ile yıkansınlar!
devamını gör...
848.
45 gündür rize'de olan yeğenlerim dün geldi. odamın kapısını açıp bana koşarak bir sarılmaları var ki anlatamam nasıl mutlular, nasıl mutluyum. bugün de sabah beraber niloya seyrettik. niloya izlerken tuhaf tuhaf sorular sorup sen de mi bilmiyorsun amca ya deseler de onlarla birlikte niloya izlemek çok keyifli. ardından dışarı çıkıp evin bahçesinde önce saklambaç oynadık. sonra mahallede ki arkadaşları geldi onlarla birlikte oynamaya devam ettiler. ben gün boyu onları izledim. akşam üzeri tekrar favori kanalımız trt çocuk'u açıp sürpriz kutusu programını seyrettik. bilenler bilir o programda bilmece sorarlar o bilmeceyi büyük yeğenim her bilişinde yuppi diyerek zıpladı. hep beraber mutlu olduk. sürpriz kutusu programı biterken programı izleyip, orada gördüğü projeleri yapan çocukların projeyle birlikte fotoğraflarını gösteriyorlar ve isimleri nereli olduğunu yazıyorlar. hadi amca oku isimleri diyorlar, isimleri okuyorum. kendi adı çıkarsa çok mutlu oluyorlar ben de onlara mutlu oluyorum. uyuma saati gelince tutturuyorlar biz amcamla uyuyacağız. sonra uyuyana kadar benimle yatıyorlar, uyuyunca babası odalarına götürüyor. onlarla birlikte bir gün daha bitiyor. galiba artık sadece onları seviyorum.
devamını gör...
849.
kitaptan taşan satırlar veya gözlerimde yaş sesleri

evine girdiğimde ilk duyduğum şey keskin bir rutubet kokusu oldu, karmakarışık eşyalar ve kağıtlar arasında üzerinde benek benek beyaz lekelerle dolu siyah bir defter gözüme çarptı ve okumaya başladım. baş sayfalarında yanlış yazılan bazı kelimeler ve gramer hataları dikkatle ve estetik bir şekilde karalanmışken, ileri sayfalarda yazılar bozulmuş ve yanlış yazılan kelimeler düzeltilmemişti. ayrıca sayfalar arası ilerledikçe yazılar arasındaki bağlantılar zayıflamış, parçalı ve birbirinden kopuk konular ardı ardına ve aceleyle yazılmışcasına çirkinleşmişti. dikkatimi "adanmışlık trajedisi veya sonu olmayan gösteri" başlıklı bir yazı çekti. işte tek bir kelimesine dokunmadan aktarmaya değer bulduğum o satırlar;
duygular düşüncelerden güçlüdür. bunun sebebi insanın düşündükçe içinde olduğu her şeyin anlamını yitirmesi ve bunun sonucu olarak mutlak bir eylemsizliğe sürüklenerek akıl sağlığını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır. kişinin kendisine koyduğu her türlü anlam-amaç-yaşantısını üzerine kurduğu her türlü düşünce duygularla beslenip desteklenmediği sürece ulaşılabilir olmaktan çıkar. insanın trajedisi de burada başlar, kişi kendini arı-saf gerçeklerle başbaşa bulduğunda mutlak bir suskunluğa bürünür. bunun önüne geçmek için bütün bir hayatını duygularının istismar etmesine, duygularıyla örülü bir gerçeküstüne ulaşması gerekir. toplum nezdinde "başarı" olarak görülen bütün her şey, duyguların yarattığı o ilk yalanın ardından gelir. bir şeye inanmak ve ona adanmak duygular olmadan-ona gereğinden fazla anlam yükleyip, onu olmadığı bir şey haline getirmeden- yani kendini kandırmadan mümkün değildir. düşünce ve gerçeğin ötesine itilmeden kişinin kendi anlamını inşa etmesi imkansız olmakla birlikte, bu gerçeğin kendisine dolayısıyla da insanın kendi kendisine ihaneti değil midir?

insan aslen yaşamak için buradadır. düşünmek yalnızlaştırıp yabancılaşmayı beraberinde getirmekle kalmaz, travmatik bir şekilde insanın; ötelere ısmarlanabilecek bir amaç ve anlam hayalini geri dönüşü olmaksızın elinden alır. düşünmek; duyguları aşındırır. "insani" olarak kategorize edilen bütün erdemleri zedeler. bugün karşılaştığı kurum-gelenek-söylem-devlet gibi kültürel yapıların hepsinin tarihsel olduğunu anlayan ve bunlarla kişisel olarak ilişkisinin maruz kalmaktan ibaret olduğunu, iradesini ve düşün dünyasını bu tarz ilkel çıkar ilişkilerine odaklı işleyen yapıların kurduğunu anlayan "özgür" insanın çaresizliğinden daha büyük ne olabilir?

en büyük dram, insanın kendisini kandırmaksızın yataktan kalkmaya dahi mecal bulamayacak olmasında yatar. bundan daha üstün ve trajik bir varoluş yoktur. eğer insan kendini kandırarak ördüğü bütün bir anlam denizi içinde kaybolup gerçekliğe kendi sahtesini dayatmayı başarırsa acı azalsa da trajedi asla sona ermez. insan içinde her an o koca boşluğu taşır. bazıları ona daha az bakar, bazıları o boşluktan gözünü ayıramaz noktaya gelir.

"boşluğa yeterince uzun bakarsanız, bir süre sonra o da size bakmaya başlar"
devamını gör...
850.
olum diyorum bak çakmağımı sen tırnakladın gördüm diyorum yok abi ben değildim yanlış görmüşsün diyo olum bak diyorum neden yalan atıyosun durduk yere gerginlik çıkarma abi sen aldın cebine koydun diyo lan diyorum bak çıktım iyice çileden abi inanmıyorsan cebine bak diyo cebime bakıyorum cakmagım orda özür dilerim kardesim diyorum sorun değil abi olur öyle şeyler diyo.
devamını gör...
851.
neden buraya yazıyorum bilmem. okumayacağından emin olduğumdan. yanlış başlıktayım biliyorum. zaten neyi doğru yaptım ki hayatta?

ölçüsüz özgürlüğümü hatırladığım, içki içmeden yaşadığım o sarhoşluk anlarımdan birinde tanıdın beni. belki de bu yüzden inandıramıyorum aslında nasıl biri olduğumu sana. içine kapanık, güvensiz, tavuk gibi eşelenen ve eşelenirken bulduklarının da üstünü kapatan, kendinden kaçarken aslında yaşadığı her şeyin bir yenilgiden ibaret olduğunu kabullenmiş biri. kabul etmek istemsen de bu benim.

bazı zamanlar sizi olduğunuz gibi kabul eden ve seven insanların arasında olduğunuzu hissedip, (ki bu genelde yanılgıdır) cesaret ve içtenlikle anlatırsınız. ancak biraz sonra etraftaki sesler kararır, zehirler akmaya başlar. o eski iç yakan pişmanlığın acısı başlar yürekte. yaptığınız hatanın farkına vardığınızda artık çok geçtir. kaydedilmiş, değerlendirilmiş, yargılanmış ve anlattıklarınızı size karşı kullanacakları günün planları yapılmaya başlanmıştır çoktan. zavallı soytarı.

böyle böyle uzaklaştım işte insanlardan. güvenimi yitireli çok oldu. kaybetme korkusu ile yaptığım hataların ise haddi hesabı yok. hem ne demiş şair, " göğsüne bastırırken kırar sevdiği şeyi"

seni de kaybetmek istemiyorum. ancak diğer taraftan bununla savaşacak kadar da güçlü değilim. kıskançlık değil bunun adı. bulduğu dala tutunmak belki. kırılacağını bile bile hem de. ne kadar sıkı tutunmaya çalışırsan o kadar zarar verdiğin.

hatalar yapılır, pişmanlıklar olur. böylesi kaybedip, başarısız olmak hayatın kendisidir.

not: alakasız bir başlıktan alınıp, alakasız bir başka başlığa taşındı.
devamını gör...
852.
ne diyeyim ki? sanki iyiye gidecek ? iyiyi unutmak ne kadar acıymış, ne kadar anlatılamazmış. o '' kalem '', işte o kalem. madem defterin sayfaları kapkara, neden yazdın ki, neden daha da ağırlaştırdın ki ?
içim bağırıyor, gözlerim bağırıyor, ruhum bağırıyor. bağırıyor da dile gelemiyor. her şeye sırt çevirmek kolay mı sanki ?
ama olmayınca olmuyor, gitmiyor bu yük artık. o kadar eziyor ki, o kadar ışığı kapatıyor ki, düş kurmaya bile kapıyı açtırmıyor.
ben zaten vazgeçtim her şeyden, zaten bitirdim içimdeki duyguları. artık bekleme zamanı benim için. en zor beklemek bu olsa gerek. çünkü en gerçek bekleme bu.

bekliyorum,
umutlar semada kaybolmuşken
gönül prangalardan kıpırdayamazken
gözden yanağa izler oluşmuşken
artık kaybedecek bir şey kalmamışken
ruhum dünyadan kopmuşken
aciz bedenim toprağa hasretken
kulaklarım bir sese hasretken
heyhat, bunca yüke rağmen yürek çırpınırken

bekliyorum....
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
853.
iyi ol.
devamını gör...
854.
bir süredir bir yerde çalışıyorum.
çeşit çeşit insanlar var. bazıları gülümsetiyor bazılarını hiç sormayın...
bir iki duruma şahit oldum.
kasa arkasında indirimde ürünlerden bir çift ürün istedi. erkek deodarantı. iki çeşidi var, ikisini de istediler. biri turunculu diğeri de kırmızılı. kocası karısının iki bileğine de deodarantı sıktı, "koklar mısın? "dedi. kadın" neden ben de denedin ki? "deyip bileklerini uzattı. kocası" sen hangisini beğenirsen onu alacağım. "dedi.
çok basit bir olay belki ama çok güzeldi.
...
el ele tutuşup tatile gelen çiftleri gördükçe kıskanmıyorum ama üzülüyorum.
zoruma gidiyor, bir kez ellerinden tutup onu öpmemiş olmam, o sokaklarda gezmemek...
her şerde bir hayır vardır, öyle mi? ben bu durumu lehime çevireceğim. hayat her an devam ediyor ve her saniye ölümüme yaklaşıyorum. ondan mütevellit iyi olmaya çalışıyorum.
devamını gör...
855.
o kadar güçsüzüm ki sesim bile çıkmıyor.saat üçtür belki dört uyusaydım ya keşke.uyanmaktan korkmasam yüz yıl uyurum sanki.ağaçlar, evler, kuşlar bile uykuda.bir garip, bir tuhaf, bir huysuzum ki sorma.
devamını gör...
856.
ya sonra pınar

sessizlikle yürüdük bulvarlarca, o kadar sessizdik ki... sonra ben ona şarkılar söyledim... biz onunla hüzünlü şarkılar gibiydik ve hiç şarkı dinleyemedik... kuşkusuz yarın vardı, dün vardı, hep birşeyler vardı... ama biz, hiçbir şarkıyı ezberleyemedik.....

zordu... çünkü mart ayının soğuk bir salonuydu.... çünkü hayat, ölümün insana oynadığı ; en trajik, en mükemmel, en acımasız oyunuydu ...
senin için ölüyordum . durum buydu...

ah pınar... üstüme geliyordu senin kentin; ama sana korkusuzdum, o korkuyu yendim... sana geldim....

özledim gülüşünü, teninin beyazlığını, sesinin buğusunu... oysa ellerim hâlâ gece , düşlerim alkol nöbeti ; öyle uzun susmuşum işte , kimliğimi kaybetmişim.. anılarım kartpostal yırtıkları... çocukluğum gece üç... suçlu bir küfür gibi kaldım işte ; uzak şehirler gibiyim, kirliyim, üzgünüm, gidiyorum...
devamını gör...
857.
çaresizlik, kaybedeceğini bilmek, kaybedeceğin zamanı bilmek, hayatta kaç defa başınıza gelebilir. ölümü beklediniz mi hiç, kaybettiğimiz mi mesela sevdiğinizi, öleceği günü bilerek yaşadınız mı? babanıza mesela en son ne zaman sarıldınız. gözlerinin içine bakıp seni seviyorum ne zaman dediniz. ne zaman anlayacaksınız, aslında çok değer verdiğiniz hiçbir şeyin, bir telefonun, bir ayakkabının veya deniz kenarında panjurlu bir evinizin olmamasının bir önemi yok, hayat akıyor ve bugün para ile paha biçebildiğiniz hiçbir şeyin kıymeti kalmayacak, kalmıyor. sahi siz hiçbir sevdiğinizin ölümünü beklediniz mi?
devamını gör...
858.
hayat, formula 1 jenerik müziğini metrobüste dinlemek gibi.

istemez miydim f1 pilotu olmayı.
devamını gör...
859.
siyah kalemle yazdıklarımın üstünü beyaz kalemle çizecek kadar kararlı bir iyileşme yok henüz bu hayatta. öyle ki siyah beyazı haketse de beyazın çizecek kadar gücü kalır mı orası muamma.
devamını gör...
860.
kaçamıyorum

susmak istiyorum
ama susamıyorum

tek kaldım yine
kimse yok
ama izlediğim dizi

o bile
hafıza diyor
kaçamazsın diyor

biliyorum kaçamam

yazmasam
çıldırır mıyım
yazıyorum
belki daha az çıldırırım...

gülüşlerim vardı benim, ben kimim ben nerdeyim...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim