normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
841.
bugün biri bana popo dedi çok üzüldüm.
devamını gör...
842.
portakal suyundan bir yudum aldı adam. saçlarının azalan kısmına elini götürdü. gözlerinin elasında kayboldu kadın. kayboluşları iyi bilmesine rağmen engelleyemedi ya içinden küfrediyordu. sonra masaya garson geldi. ne alırsınız daha daha diyerek arka cebinden bir ustura çıkardı. garson tecrübeliydi. kadın hızlıydı.
öldürecekti adamı. bir daha aynı şeyin tekrar etmesine izin vermeyecekti. kaptığı gibi usturayı adamın gözünün orta yerine saplandı.
bir ela taş düştü çorbanın içine.
bir damla sıçradı kadının yüzüne.
bir kuş ötede şarkı söylemeyi kesti.
bir kadının kalbi bir erkek için atmayı kesti.
öldürecekti adamı. bir daha aynı şeyin tekrar etmesine izin vermeyecekti. kaptığı gibi usturayı adamın gözünün orta yerine saplandı.
bir ela taş düştü çorbanın içine.
bir damla sıçradı kadının yüzüne.
bir kuş ötede şarkı söylemeyi kesti.
bir kadının kalbi bir erkek için atmayı kesti.
devamını gör...
843.
bugün pekmez yaptık. hiç öyle kolay değil o kadar çok emek var ki içinde. önce armutları yıkadık, sonra armutları onları ezmek için yapılmış olan içi oyulmuş ağaç kütüğünün içine doldurup armutları tek tek yine ağaçtan yapılmış vurma işini gören bizim orada kütmek denen aşağısı kalın üst tarafı ince aletle armutları tek tek ezdik. sonra ezilmiş armutları kazanda kaynattık. kaynattıktan sonra onu sıkıp suyunu daha iyi çıkartmak için ezilip kaynamış armut parçalarını sıkma işlevini gören aletin içine koyup sıktık ve çıkan suyu geniş tavaya koyup saatlerce kaynattık ve en doğalından armut pekmezimiz olmuş oldu. zahmetli ama çok keyifliydi. armut ezerken yaptığımız saçma muhabbetler aşırı keyifliydi. pekmezin son evresinde kaynatma işi çok uzun ve çok sabır gerektiriyor. ama ordudaysanız bu sabrı zaten öğrenmiş oluyorsunuz. tek sorun gün boyunca yağmur yağmasıydı.
devamını gör...
844.
dün bir aydınlanma yaşadım. hatırladıkça ne kadar salağım diyorum. insanları kendiniz gibi düşünmeyin. çoğu ego tatmini peşinde. daha çok şey yazasım vardı da heves kalmadj.
devamını gör...
845.
ev dediğin garip bi' yer. konforlu, güvenli, 4 duvarı bi' çatısı var. kapı yapmışlar, açılıyor, açıp giriyorsun. kapanıyor bi' de! inanmazsın içerden kapanabiliyor, dışardan kapanabiliyor. zorlarsan hem içerden hem dışardan bile kapayabiliyorsun. yüzüne kapayabiliyorsun, hem onun hem senin ikinizin de yüzüne kapayabiliyorsun. istersen sadece onun istersen sadece senin, istersen ikinizin birden yüzüne kapı kapayabiliyorsun. hatta çok sıkılırsan kitleyebilirsin falan!
21. yüzyıl çok acayip icatlarla gelmiş geçiyor gerçekten. düşünsene hayatımızda ne kapılar var.
hiç kapatmadığımız, hiç açmadığımız, hiç geçmediğimiz, bazısına hiç yaklaşmadığımız, belki henüz hiç görmediklerimiz, irili ufaklı onlarca kapı. bahçeye açılan mı dersin, şatoya varan mı, yola çıkan mı... onlarca kapı sen gör, aç, geç, kapa diye öylece duruyor, bekliyor. sen napıyorsun? hala gülleri kırmızıya boyatıp kelle vurdurmakla vakit mi öldürüyorsun?
21. yüzyıl çok acayip icatlarla gelmiş geçiyor gerçekten. düşünsene hayatımızda ne kapılar var.
hiç kapatmadığımız, hiç açmadığımız, hiç geçmediğimiz, bazısına hiç yaklaşmadığımız, belki henüz hiç görmediklerimiz, irili ufaklı onlarca kapı. bahçeye açılan mı dersin, şatoya varan mı, yola çıkan mı... onlarca kapı sen gör, aç, geç, kapa diye öylece duruyor, bekliyor. sen napıyorsun? hala gülleri kırmızıya boyatıp kelle vurdurmakla vakit mi öldürüyorsun?
devamını gör...
846.
.
devamını gör...
847.
sözlük bir gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlamak istiyorum. geçmiş 1 yıl 3 ay hala sesi beni hüngür hüngür ağlatıyor. bu acı geçiyor mu be sözlük?
devamını gör...
848.
kafa sözlük yazarları karalamasa ne harika olacakmış bizlere gösteren başlık.
devamını gör...
849.
tanrım bugün işlediğim günahlar:
en az bir buçuk saat sövdüm.
bencilce çıkarlarım için (biraz daha dinlenebilme...) yalan söyledim.
sevmediğim 2-3 akrabamı eleştirdim, arkalarından atıp tuttum.
içki içtim. (jameson 35 lik)
başka da hatırlamıyorum... varsa melek abiler adisyona eklerler zaten.
edit: r harfi
en az bir buçuk saat sövdüm.
bencilce çıkarlarım için (biraz daha dinlenebilme...) yalan söyledim.
sevmediğim 2-3 akrabamı eleştirdim, arkalarından atıp tuttum.
içki içtim. (jameson 35 lik)
başka da hatırlamıyorum... varsa melek abiler adisyona eklerler zaten.
edit: r harfi
devamını gör...
850.
yolda giderken tabela okumayı ve bir araç için son çıkış tabelasını bulmayı çok seviyorum. düşünsenize belli güzergahta gidiyorsunuz ama bi anda dönmek istediniz. nasıl dönülür’ü bulmak biraz uğraştırcı iştir.
şehirlerin ışıkları da çok ilginç. bir şehir ne kadar renkliyse o kadar yalnız mıdır? ya da tam aksi olabilir mi? kendimi düşünüyorum. ben ilk kategorideyim. çoğunlukla.
hayatı çekilir kılan biri, bir şey... sanırım bu hayata gelirken yarım gelmişiz ve bu dünyada hep tamamlanmak için çaba harcıyoruz. bu zamana kadar tamamlanamadım. insanların ne istediklerini pek çözemedim. geldiler. istediler. verdim. sıkıldılar. gittiler. uğurladım.
kalıcı olmak? pehhhh. ya hiçbiri kalmayı beceremedi ya da benim ev sahipliğim iyi değildi. neyse.
bir gün güzel bir şehir gibi ışıl ışıl olacağım. gerçek bir ev sahibi olacağım. kalıcı bir misafirim olacak. meh. misafir olmaz. misafir kalıcı değildir ki. o da ev sahibi olsun. neden olmasın? şimdiden hoş gel. *
şehirlerin ışıkları da çok ilginç. bir şehir ne kadar renkliyse o kadar yalnız mıdır? ya da tam aksi olabilir mi? kendimi düşünüyorum. ben ilk kategorideyim. çoğunlukla.
hayatı çekilir kılan biri, bir şey... sanırım bu hayata gelirken yarım gelmişiz ve bu dünyada hep tamamlanmak için çaba harcıyoruz. bu zamana kadar tamamlanamadım. insanların ne istediklerini pek çözemedim. geldiler. istediler. verdim. sıkıldılar. gittiler. uğurladım.
kalıcı olmak? pehhhh. ya hiçbiri kalmayı beceremedi ya da benim ev sahipliğim iyi değildi. neyse.
bir gün güzel bir şehir gibi ışıl ışıl olacağım. gerçek bir ev sahibi olacağım. kalıcı bir misafirim olacak. meh. misafir olmaz. misafir kalıcı değildir ki. o da ev sahibi olsun. neden olmasın? şimdiden hoş gel. *
devamını gör...
851.
yaşamanın kendisi lüks, sorgulamanın düşünmenin kendisi lüks, daha diplere indiğimizde; bunları yapabilmek için zihni huzur ya da (refah) genel tabir√] de gerekir. karni aç yarini muallak olan insanların akılları temel ihtiyaç dışına vakit ayıramaz. hepimiz maslow'un ihtiyaç hiyeraşini biliriz.
@alonewriter
@alonewriter
devamını gör...
852.
bu gencecik yaşımda düşük tansiyon diye bir bela ile uğraşıyorum. gece gece uykum tutmadı yataktayım. uyku tutmuyor üstüne yetmezmiş gibi ayaklarım buz gibi çünkü kan akışı yavaş* ayağa kalktım gözüm karardı*, biraz daha ayakta durdum ardından olmaz böyle dedim aldım elime bir avuç tuzu, bi tuz yalıyorum bi su içiyorum. azalıyor gibi ama daha tam değil sözlük.
devamını gör...
853.
yazmalı, çok yazmalı, okumalı, her şeyi her bir şeyi okumalı.
kitaplığıma bakmalı, genç werther'in acıları? olabilir. bülbülü öldürmek? kafes, altın kafes, bülbülüm altın kafeste... neyse dur olabilir. tutunanlar yok yok tutunamayanlar , olric aaa olric, doğru ya. olric'le deniz kenarında buluşmalı. ah deniz, canım deniz! ne çok özledim. izmir, deniz, rüya, buluşma, keşke, ah! keşke. neyse, düşünme onu şimdi.
doğum günü, ne yapmalı? bilmem, ne yapmalı? süt? yok daha ona vakit var. başka bir şey düşünmeli. sonra düşüneyim, daha boş bir vakitte. evet, evet en iyisi...
hoş şimdi de bir işim yok da yorgunum. neden yorgunum? o kadar iş yaptım, ondan. yani herhalde ondan. oradaki ne? he kolyeymiş. hangisi o? ucunda kuş olan mı, pusula olan mı? he pusula olan. aaa pusula, kuzey. karadeniz. ağaçlar...
ah şimdi orada olmak vardı. deniz, aa tosbik, çay, çay içerdik şimdi deniz kenarında. neyse kısmet. çay mı yapsam yoksa kahve mi? ya da dur önce bir şeyler yiyeyim ya da sigara mı içsem? aa tavuk göğüsü yapmıştım ben. ondan yiyeyim sonra. tavuk? ahahahah bak yine dediğim doğru çıktı di mi? ah bir kere dinlese beni. inatçı keçi dinler mi hiç? ohh canıma değsin. hayır yazdıklarımı da anlamıyor ki.* neyse boşver. her zamanki hali. hangi şarkı bu arkadaki? sezen mi? evet evet. ne diyor?
"bir kırık gençlik hikayesi
yok mudur sevdanın çaresi"
sezen yine sezen. yapmış yapacağını. acıtıyor kalbi. neden? ne bileyim ben güzel söylüyor işte. allah allah...
nerden çalıyor bu şarkı? doğru ya şarkı açıp da uyudum ben. aa bildirim mi geldi? bakarım birazdan. kalkmam lazım. hava da ne sıcak be. çekilecek çile mi bu? neyse kalkmalı, açmalı artık gözümü. yapacak çok iş var. olric bekler beni...
kitaplığıma bakmalı, genç werther'in acıları? olabilir. bülbülü öldürmek? kafes, altın kafes, bülbülüm altın kafeste... neyse dur olabilir. tutunanlar yok yok tutunamayanlar , olric aaa olric, doğru ya. olric'le deniz kenarında buluşmalı. ah deniz, canım deniz! ne çok özledim. izmir, deniz, rüya, buluşma, keşke, ah! keşke. neyse, düşünme onu şimdi.
doğum günü, ne yapmalı? bilmem, ne yapmalı? süt? yok daha ona vakit var. başka bir şey düşünmeli. sonra düşüneyim, daha boş bir vakitte. evet, evet en iyisi...
hoş şimdi de bir işim yok da yorgunum. neden yorgunum? o kadar iş yaptım, ondan. yani herhalde ondan. oradaki ne? he kolyeymiş. hangisi o? ucunda kuş olan mı, pusula olan mı? he pusula olan. aaa pusula, kuzey. karadeniz. ağaçlar...
ah şimdi orada olmak vardı. deniz, aa tosbik, çay, çay içerdik şimdi deniz kenarında. neyse kısmet. çay mı yapsam yoksa kahve mi? ya da dur önce bir şeyler yiyeyim ya da sigara mı içsem? aa tavuk göğüsü yapmıştım ben. ondan yiyeyim sonra. tavuk? ahahahah bak yine dediğim doğru çıktı di mi? ah bir kere dinlese beni. inatçı keçi dinler mi hiç? ohh canıma değsin. hayır yazdıklarımı da anlamıyor ki.* neyse boşver. her zamanki hali. hangi şarkı bu arkadaki? sezen mi? evet evet. ne diyor?
"bir kırık gençlik hikayesi
yok mudur sevdanın çaresi"
sezen yine sezen. yapmış yapacağını. acıtıyor kalbi. neden? ne bileyim ben güzel söylüyor işte. allah allah...
nerden çalıyor bu şarkı? doğru ya şarkı açıp da uyudum ben. aa bildirim mi geldi? bakarım birazdan. kalkmam lazım. hava da ne sıcak be. çekilecek çile mi bu? neyse kalkmalı, açmalı artık gözümü. yapacak çok iş var. olric bekler beni...
devamını gör...
854.
nerede vazgeçeceğini bilmeyi seviyorum. dün değil tam da bu gün olmalıydı mesela. her şey iyi ki bu gün yaşandı. bu gün bitmeliydi,son gün diye anımsamalıydım ben bu günü. ve öyle de oldu. tam vazgeçmem gereken yerdeydim. hiçkimse anlamadan hiçkimse hissetmeden bitmeliydi her şey. kimse farketmedi. çünkü o zaten gitmişti. ben zaten bu günün bekleyişindeydim. işte tam zamanı. her şey bitti.
devamını gör...
855.
uzun zamandır içime dert olan bir konuyla karşınızdayım bugün. başlıktan da anlayacağınız gibi günümüzün en büyük problemi ''sevmek''. aslında sadece bu da değil. seviyormuş gibi yapmak, sevememek, sevgisiz büyümek... bu örnekler çoğaltılabilir. asıl problem sevmek de değil, sevmeyi bilmemek. ailesinden sevgi görmemiş insanlar bu sevgiyi karşı cinsten ya da en yakın arkadaşından görmek istiyor ama o kadar kolay değil bu. aile sevgisini kimse kimseye veremez, hele bu duyguyu yaşamayan hiç veremez. yapılması gereken nasıl sevileceğini öğrenmek ve öğretmek olmalı. can yakmadan, karşılık beklemeden sadece sevmek, saf sevgi. bir kediyi sevmek, bir köpeğin başını okşamak, bebekleri, çiçekleri, insanları... kısacası tüm canlı ve cansız varlıkları sevmeyi öğrenmek zorundayız. sevginin her şeyi iyileştirebildiği bir dünyada yaşıyoruz, bunun farkında olmalıyız. kötülük hiçbir işe yaramaz, siz karşı tarafı ne kadar kırmak, üzmek isterseniz o kadar üzülüyorsunuz, çünkü karma diye bir şey var. bunu yapmanın size hiçbir faydası olmaz ama iyilik ve saf sevgi öyle değil. binlerce insan, hayvan, eşya, bitki olur hayatınızda. sinirinizi, üzüntünüzü sevgisiyle geçirebilecek bir sürü güzel şeyden bahsediyorum. sözlerime kulak verin ve benden sonra siz de söyleyin; şimdi sevmek zamanı!
devamını gör...
856.
son 2 ayda, tam 6 bitkim soldu. onlarla beraber ben de yavaş yavaş ölüp gittiğimi hissediyorum. hiç bir zaman yaşlanmış hissetmedim kendimi. hatta her yaş bir level'dı benim için. her level da yeni bir skill'im açılır, ben de yoluma devam ederdim.
ama şimdi...
öyle bir yere geldim ki, yaşlı desen değilim, henüz bitmedim de, ölmedim de...
ama yorgunum. bu yorgunluk hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan bir vazgeçmişliği getiriyor beraberinde.
kendimi işe yaramaz hissediyorum. var olduğunu bildiğim, beni ben yapan, bir çok yeteneğimin işe yaramaması, beni bir türlü saplandığım bataklıktan kurtaramaması da cabası oluyor.
bindikçe biniyor üzerime hayat.
ben sadece her gün daha da yorgun hissediyorum. hep derdim "yorgunluktan ölüyorum," diye. yorgunluktan da ölünüyormuş gerçekten.
ama şimdi...
öyle bir yere geldim ki, yaşlı desen değilim, henüz bitmedim de, ölmedim de...
ama yorgunum. bu yorgunluk hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan bir vazgeçmişliği getiriyor beraberinde.
kendimi işe yaramaz hissediyorum. var olduğunu bildiğim, beni ben yapan, bir çok yeteneğimin işe yaramaması, beni bir türlü saplandığım bataklıktan kurtaramaması da cabası oluyor.
bindikçe biniyor üzerime hayat.
ben sadece her gün daha da yorgun hissediyorum. hep derdim "yorgunluktan ölüyorum," diye. yorgunluktan da ölünüyormuş gerçekten.
devamını gör...
857.
su güzeldir, su akar, su içilir, su hayattır. zihnimizdeki su şemaları ne kadar da olumlu. su nesnesinin bu kadar olumlu olması içimde rahatsızlık uyandırıyor. ölüm sudan gelmez mi ya hastalık? neden bu kadar önemsiz veya garip bir konu üzerinde kendimi yoruyorum diye düşündüm. yormalıydım. insanın düşüncelere veya eşanlamlısı olan ama bize farklı gelen düşüncelerle ikileme olarak kullandığımız fikirlere engel olması onları geriye itmesi çok zor. kendi beynimizden, kalbimizden artık neremizle düşünüyorsak çıkan fikirler değerli değil miydi? önemlilik ölçütü nedir? aslında soru cevap oluşturmuyordu soru soruyu ve bir dahaki soruyu oluşturarak sonsuz uzunluktaki sarmal bir döngüye sokuyordu bizi. dedemin dediği gibi felsefe yapmak felsefe yapmak değildir sadece felsefe yapmak felsefe yapmaktır diye. küçüklükten beri düşündüğüm bu sözü anlamadığımı fark ettim. çünkü felsefe ne anlama gelir bilmiyordum. felsefe uçağa binerken kuşlara özendiğimizi mi düşünmekti yoksa kant mıydı? elsefe dersi alırken benzer bir soruyu sormuştum felsefe öğretmenime nedir ki hayat? diye cevap vermemişti. bilmiyor sandım. 3 yıl sonra anneannem ölünce kimsenin bilmediğini anladım. anladığımdan da tam emin değilim. hissetmek böyle şeyleri kurtarıyor. etrafta boş bakışlar, yaşayan ölüler anlam yüklemeye çalışan imamlar. hayata yani ölüme ne anlam yüklemeliydim? hayatla ölümü ayırabilir miydim? hiç sanmıyorum. uzaktan biri yazdıklarımı okusa gözlük kullanması gerekir. cümlenin devamı alıştığınız gibi olmadı. durdunuz, ne kadar da anlamsız. halbuki tahmin etmiştiniz uzaktan okuyan birisinin ne kadar da garipseyeceğini. işte felsefe bu çukur gibi dibi gözüken ama atlayanın dibine ulaşamadığı yolda öldüğü dünyanın en sığ çukuru. uçuşan kelebekler ve beyaz papatyalar. bunlar çok güzel naif canlılar. güzel masallarda hikayelerde içimizi yeşerten. peki ya papatyaya alerjisi olan çocuk için günlerce hastahanelerde ağlayan anneler için. teselli dediğiniz duyar gibiyim. bir mezarın üstüne papatya bırakmak. evet tamda mezarın üzerine papatya bırakmaya gelmek istemiştim. buraya kadar konuyu sürükledim. bir sürü felsefe yaptım acı çektim. yolda ivmelendim ve başardım. papatyanın dilinden anlasaydık mezarın üzerine bırakılmak istediğini hiç sanmıyorum. deniz’lerin üzerinde yüzmek isterdi sevgiliye verilen en değerli çiçek olmak isterdi. benim galiba kelimelere alerjim var. hayır hayır, kelimelere değil insanların kelimelere yüklediği anlamlara. galiba öldüm evet öldüm üzerime toprak atılıyor şuan beni tabuta koymayı unutmuşlar çünkü bu dinde tabut yerine insanın yaptığı iyiliklere çevreliyorlar cesedini. ölüyken toprak kokusunu almak tadından tiksinmek gülünçtü. yukarıda sadece üç tane kürek dört tane orta yaşlı adam ve en köşede ceviz ağacının yanında elinde papatyayla gözlüksüz bir kız çocuğu duruyordu. bedenim hareket ediyor olabilseydi çocuğa doğrudan bakmak isterdim ayakkabılarının renklerini göremiyordum. kesin kırmızıdır neden mi? çünkü aklınıza gelen kızın neler giydiğini ve nelerden hoşlandığını biliyorum. elma ve pamuk şekerinden hoşlanan bir çocuk. dişleri çürümeyen sağlıklı gülüş.
devamını gör...
858.
seninle tartışmamız gereken konular birikmeye başladı, bazı eleştirilerim var bu dünya hakkında.
gerçi senin hepsini bildiğini düşünüyorum ama yine de ben bunu sesli olarak dile getirmek zorundayım.
elbette bana kızabilirsin ama hiddetinden korkacak aşamayı çoktan geçtiğimi düşünüyorum, o yüzden beni sakince dinlemen ikimiz için de daha sağlıklı olacaktır. en kısa zamanda senden haber bekliyorum. tanrı olmak zor iş biliyorum ama insan olmak da kolay sayılmaz.
o yüzden bir an önce bana dönersen çok sevinirim.
gerçi senin hepsini bildiğini düşünüyorum ama yine de ben bunu sesli olarak dile getirmek zorundayım.
elbette bana kızabilirsin ama hiddetinden korkacak aşamayı çoktan geçtiğimi düşünüyorum, o yüzden beni sakince dinlemen ikimiz için de daha sağlıklı olacaktır. en kısa zamanda senden haber bekliyorum. tanrı olmak zor iş biliyorum ama insan olmak da kolay sayılmaz.
o yüzden bir an önce bana dönersen çok sevinirim.
devamını gör...
859.
herkes bir gün bir yerde masumiyetini kaybeder,
ve ondan sonraki tüm günahların bedeli peşin ödenmiştir... *
ve ondan sonraki tüm günahların bedeli peşin ödenmiştir... *
devamını gör...
860.
karma puanı getirsin diye bir şeyler karalayacağım. saat yine geç oldu. üst komşunun titreşen telefonunu kulaklığıma rağmen duyuyorum. gecenin sessizliği ve karanlığında odamdayım. arka planda orhan ölmez bir şeyler fısıldıyor. sırtımda ufak bir ağrı var. bugün yine bir şeyler düşündüm. örneğin samanyolu tv'de ayna programını yapan adamı düşündüm. eskiden popüler olup azalarak biten ne varsa düşündüm. lan bi aralar şaka maka drogba galatasaray forması giyiyordu ya la. işe bak birden bu durum bana çok garip gelmeye başladı. sonra enflasyona kafa yordum. bi aralar 5 lira ne paraydı lan. yeminle pazar arabasını dolduran bir paraydı. 2010 yılında tam altın 400 liraymış lan. şu an tam altın yamulmuyorsam 3300 lira civarında emenike. biraz daha düşündüm. ayrıca teknolojinin geldiği noktadan tırstım. bence iyiye gitmiyoruz dostlar. şu an keşke hayatının son anlarını yaşayıp bitcoin grafiğiyle işi olmayan bir yaşlı dede olsaydım. ne bileyim amerikan tarım dışı istihdamını, merkez bankası politika faizini, cari açığı, dış borcu, işsizliği dert etmeseydim. biraz daha düşündüm. aniden 2008-2009 yıllarına ışınlandım. cuma günü beden dersinden çıkıp akşama adanalı izlediğimiz günlere gittim. suriyeli, enflasyon, afgan, tiktok, sedat peker, hortlamış siyasal islam o zamanlar yoktu. hayatı o zaman yaşamışız lan. giden gitti maalesef dostlar. "giden gitti dalga bir" diye bir söz var onun da hikayesini anlatıp sözlerime son vermek isterim. adamın biri karısıyla deniz kenarında oturuyormuş. neyse efendime söyleyeyim adam karısına denizdeki dalgaları saymasını söylemiş. karısı da doğal olarak üşenip saymamış. adam 1-2 saat sonra "hanım kaç dalga saydın?" diye sorunca hanımı "giden gitti bey bu gelen dalga bir" demiş. bu da böyle bir hikayeydi.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
4