1721.
bir yüzünüz var mıydı? sadece şarabi miydiniz yoksa?

elleriniz
karanlık mahzenlerin yıllarca itina ile sakladığı
yıllanmış sabrı şarabın

gözleriniz
dik yamaçların tepesinde
düşerdiniz baksam

gün görmemiş korkularınız vardı
üstelik kelimelere asardınız giysilerinizi
yine de “aşk” demezdiniz geçtiğiniz satırlarda

elimdeki mayın tarlaları yerle bir ederdi tüm sığınaklarınızı
yine de siz
şarabi sabrınızla
/kırmızı üstelik/
zamanı ezberletirdiniz
beklediğiniz istasyonlara

takvimsizdi gelmelerim
gitmeye dair düşleri yoktu dudaklarınızın
sesinize dokunurdum
susardınız
bakmazdım ellerinize bu yüzden

"sen tam tabancayı şakağına dayamışsın;
kapı açılıveriyor ve
üstündekileri bir bir fırlatıp atan
bir leylak sesi..."*

ayıkırdınız sonra
başınız gövdenize ağır gelir
gülümserdiniz yine de
güzel bir rüyadan uyanır gibi

siz!
kaçıncı kez sizden dönemedim
bilmiyorum
gelişim size kaç can daha verir?
uçurum kenarlarınıza intihara meyilli kaç gül daha dikersiniz

sahi, bir yüzünüz vardı, değil mi?
devamını gör...
1722.
hava buz gibi. kedilere yemek vermeye çıktım. tek tatil günüm. bir mahmurluk çöktü üstüme. acelemin olmaması pek alıştığım bir durum değil ki. yaşlı amcalar geçiyor. herkesin dilinde çok soğuk yahu diyorlar. topallayan yavru bir kedi. mama veren bir kadın daha var. şunu tutsak ta veterinere götürsek diyorum. hak veriyor bana lakin kedi 2 metreden fazla yaklaştırmıyor yanına.

hava soğuk iliklerime kadar üşüyorum. sonra genç bir adam gördüm sana benzettim nedense. gene böyle soğuk bir zamanda bu şehirde tanışmıştık. böyle soğuk bir günde de ayrılmıştık. bir sene olmuş. sen olsaydın o gider miydim yanına? iradesizliğimin gün yüzüne çıktığı günler bunlar. sarılsaydım sana içim ısınırdı. sonra konuşmaya başlardık. ne olurdu, gene anlaşamazdık. iyi ki sen değilsin o. yerler buz tutmuş yürürken kayıyor insanlar.

yeni yeni yürüyen bir bebek... gelip işaret parmağımı tuttu. gözlerini dikip bana baktı ardından sürüklemeye başladı. ne ilginç oysa sevmez genelde beni çocuklar. karşılıklı da duygularımız. annesi geldi yanımıza. çocuk bir bana bir annesine bakıyor. sonunda elimi bırakıp gitti annesinin yanına. hoşça kal dedim arkasından. hala niye bu şehirdeyim ki diye düşündüm. yerim değil burası. iş aradığım dönem bana dönmeyen firmalar. şu ara arayıp duruyorlar. gel iş konuşalım diye. gitmek istiyorum ben de lakin hala zamanı var. soğuk içime işler sigara içiyorum geçenleri izliyorum. onlar da bana bakıyor. tanımadığım bir sürü yüz. gideyim bu şehirden. gideyim daha sıcak bir günde. gideyim daha fazla kendim olabileceğim bir yere.
devamını gör...
1723.
bugün kendimi oğlu daha iyi eğitim alıp vatana millete hayırlı evlat olsun diye yurtdışına gönderen ama oğlunun din değiştirip papaz olduktan sonra babası ile ilişkisini kesip izini kaybettiren aynı zamanda da bu kişinin, haluk'un babası olan teyfik fikret gibi hissediyorum.
devamını gör...
1724.
ınstagram da bir yazı görmüştüm biz ağladiktan sonra kirpiklerinize badem yağı süren insanlarız bunu mu atlatamicaz gibi ya da öyle birşey, salladım. az önce onca ağlamaktan sonra kırışmamak için göz çevresi yağı sürüp ders çalışmaya başlayınca aklıma geldi aslında hepimiz ne kadar benzeriz.
devamını gör...
1725.
ıt gibi özledim seni. allah'ı bırakıp murphy kanunlarına inanmaya başladım. seni bırakıyorum, senden vazgeçiyorum ki dönersin diye.
devamını gör...
1726.
ah sevgilim,
herkes o kadar çok konuşuyor ki kimselerin seni dinlemeye vakti yok. benim dilim kalbim aklım bütün varlığım seninle dolu. şimdi uçaktan yeni inmiş olmalısın eve doğru gidiyorsun. geldiğin ev, yuvan ben olayım isterdim. çok sevindim sınav için, güzel geçmiş. bu sevinç mezar başında sevinmek gibi sensizken. hayatımın her şeyini sana anlatamıyor olmak beni çok yaralıyor.

goncaydım sana açıldım. aralık bıraktım sinemi...
devamını gör...
1727.
uzun zamandır sözlükte pek aktif olmadığımdan geçtiğimiz gün şöyle “tüm sohbetler” sekmesine tıklayıp bir bakayım dedim kimlerle konuşmuşum. aşağılara doğru inerken hatırlayamadığım bazı nicknamelerle karşılaşıp bir tıklayayım dedim bu kimmiş ne konuşmuşuz filan diye. işte onlardan biri. nickini değişmiş bir yazar. bir dönem çok sık konuştuğumuz, birbirimize dair çok şey paylaştığımız, çok güldüğümüz, çok içlendiğimiz, epeyce zaman konuştuğumuz, sahiden çok değer verdiğim bir insan. öylece kopuverdik sonra. kim bilir ne zaman değişti nickini. kim bilir ne zaman değiştik.

burdan üzerine düşünülecek iki mevzu çıkardım kendime. düşünmezse çıldıran, düşündükçe çıldıran garip bir varlığa dönüşüyorum böylece her neyse.
birincisi; ne kadar alelade bakarsam bakayım sözlüğe burası gerçek hayattan bir yer artık benim için. içimizden bir yer burası. o bahsettiğim yazarı asla görmedim ama o mesaja tıklayıp da bir zamanlar çok fazla şey paylaştığım insan olduğunu fark ettiğimde gerçek hayatta bir dostumun yarattığı boşluktan nasıl düşüyorsam öylece düşüverdiğimi hissettim. bana yaşattığı hisler sahiciydi. birbirimizle paylaştıklarımız sahiciydi. birbirimizi bulmamız ve kaybetmemiz sahiciydi. ne kadar girmezsek girmeyelim sözlüğe, ne kadar uzak kalırsak kalalım. eğer bir zamanlar aktif olup insanlarla temas kurduksa artık buraya bizden çok uzak bir yermiş gibi bakmak mümkün değildi. evet, sözlük artık içimizde bir yerde konuşlanmış vaziyette. bunu kabulleniyorum.

bir diğer mesele. yanıtını daha evvelki bazı ilişkilerimde de arayıp bulamadığım mevzu.
bir soru: insanlarla tam olarak nerede kopuyoruz? ne zaman kopuyoruz? bir gün her şeyin artık bitmiş olduğu gerçeğini soğuk bir tokat gibi yüzümüzde hissettiğimizde garip bir soru geçiyor içimizden: ne ara? bazı ilişkiler bir anlık hata bir anlık öfke veya bir anlık başka şeylerle bitebilir, onlardan bahsetmiyorum. bazısı yavaş yavaş son buluyor, ara yavaş yavaş açılıyor, verilen değer gösterilen ilgi ve müsamaha ağır ağır azalıyor. her şeyin ağır ağır nihayete erdiği o ilişkilerden bahsediyorum. iki insanın bir daha asla görüşemeyecekleri zemine ağır ağır ilerledikleri o kopuş ilk ne zaman başlıyor? belki ilk tanıştıkları akşam. her şeye rağmen birlikte yaşadığımız zamana küfretmeyecek kadar birbirimize değer verdik ve birbirimizi anladıksa yine de umut var demektir bazı güzel şeyler için. şimdilik bununla avunalım. insan, her şey bittikten sonra avunacak bir şey bulamazsa daha çok çıldırıyor.

işte böyle. bir gün alelade bir şekilde mesaj sekmesine basıyor ve sonra oturup düşünüyorsun. hatta bir de cigara yakıyorsun haftalar sonra. hayatına giren çıkan bütün insanlar gözlerinin önünden geçiyor. limoni olduklarını düşünüyorsun, bir daha görüşmemen muhtemel kimseleri. onla bağımızı asla koparmayız diye düşündüğün kimseleri de. hepsini şöyle bir yokluyorsun. sanki bütün ilişkilerin ipi senin elindeymiş gibi. oysa birileriyle çoktan kopmaya başladın belki. sadece farkında değilsin.

içimizde yer eden sözlük ve içimizde yer eden insanlar. her ayrılık biraz kırar kalbini insanın. öyle ya, yok saymakla yok edemez insan içindekini. artık daha iyi biliyorum. bir gün son kez gireceğiz buraya. bir gün son kez konuşacağız o insanla. sonun hüznü ancak sona varmadan bastırılır. son kez olmadan biraz vakit ayıralım.
devamını gör...
1728.
barış vardı güvercinin ağzında, konduğu dalın altında harabeler.
devamını gör...
1729.
aramaya inanalım lütfen.

(bkz: istediğin her şeyi yazabileceğin başlık)
devamını gör...
1730.
(bkz: dağıttın formatı eyledin viran)
devamını gör...
1731.
istediğin her şeyi.
devamını gör...
1732.
bokunu çıkardınız, artık göt de yazmak istemiyorum
devamını gör...
1733.
arkadaş neyi paylaşmıyorsunuz şurada yahu?
ya kimse kimseyi beğenmiyor, kimse kimsenin doğru davrandığını düşünmüyor.
herkes yanlış yapıyor, herkes bilmiyor, herkes birbirini sinir ediyor.
ya bir arada olmaya çalışmak, bir arada olup anlaşmak, insan gibi birbirimizi kabul etmek bu kadar mı zor?
ben vallahi anlamıyorum, bu ne nefrettir, bu ne öfkedir.
yapmayın, etmeyin. şunun şurasında hepimiz faniyiz.
yine de siz bilirsiniz...
devamını gör...
1734.
mayıs haziran 2022 gibi borç harç durumunu toparlarsam isteyen herkese birer bira ısmarlamayan çaylak olsun.
onu da kredi çeker öderiz, alışkınız nasıl olsa.
devamını gör...
1735.
ben yoruldum hayat.
devamını gör...
1736.
serius est quam cogitas
devamını gör...
1737.
geceyi hasretiyle örten
gündüzü de gecenin gölgesinde bırakan kadın
bilmez misin bu can sana bakmaya bile kıyamaz
o zaman neylersin durursun
gülleri vuslatınla soldurursun
bir varlığını bin yokluğuna yeğlerken
niçin bir varlığı bin yokluktan çok görürsün
devamını gör...
1738.
gün gelecek tüm dertlerin hayırlısıyla bittiğinde, yaptım ulan bu işi çok şükür diyeceksin sayın kestane balı (nick uzun üşendim şimdi hepsini yazmaya) .
az kaldığını hissedebiliyorum.
devamını gör...
1739.
müstehzi ve şeytani bir gülümseme yayıldı yüzüne.
neler saklıydı bu gülüşte?
kelimeler bir dökülseydi.
ama ortalık yerde de söylenmezdi ki.
doğru bakan bir çift göz bakışlarını kaçırdı sonra.

bak sen şu şeytana, insana neler yaptırıyor.
sonra bir bakmışsın seni yalnız bırakmış günahkarların arasında.
devamını gör...
1740.
eve geldim. hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. çok yoruldum şu iki günde o kadar yoruldum ki konuşmaya takatim kalmadı. önümdeki hafta sınav haftam çalışmam gerekiyor ama sadece uyumak, sonsuza kadar uyumak istiyorum sevgili sözlük. herkes benden bir şeyler bekliyor gibi hissediyorum, ben sadece kitap okuyup uyumak istiyorum. kendimi iyi hissetmiyorum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim