normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
5201.
ben de oturdum ama seve seve..
devamını gör...
5202.
bugün elimde bir sürü kemik, bütün mahalleyi gezdim. bir tane köpek bulamadım. yine de inat ettim, yaklaşık 3 km yürüyüp en sonunda birini buldum. sonra da verdim kemikleri, oturdum yemesini izledim.
devamını gör...
5203.
boromir'in üç tane ork oku yediği noktadayım.
devamını gör...
5204.
yine geldin aklıma, şarkını dinliyorum. her şeyi unuturum ama seni asla asla. seni hatırlamayacağım güne de seni bana vermeyen kadere de lanet olsun.
bu geceyi de gözyaşsız bırakmadım sayende.
yarın öleceğimi söyleseler de seni bana gösterseler, tamam derim biliyor musun...
bu geceyi de gözyaşsız bırakmadım sayende.
yarın öleceğimi söyleseler de seni bana gösterseler, tamam derim biliyor musun...
devamını gör...
5205.
keşiş dağı’nın o mağrur şâhikasına sığmayan bu inhidam rüzgârı,
içimdeki vâveylâdan daha sessiz, daha mecalsiz kaldı.
zamanın yamacından kopan o lâyemût çığ altında kalsam da,
ruhumdaki o yitik direnç, ölümü dahi bir eşik saydı.
kimse fark etmedi bu müncemid sinemdeki gizli zifiri,
insanlık kendi hicranında kaybolurken, ıskaladı bendeki beni.
güneşin o şeşcihet çarkında ömürden çetele tutarken,
lâubali dillerde yitip giden, en derin serzenişimdi.
hüsn-i niyetlerimi bir bedir vaktinin fecrinde kurban ettim,
gökyüzünün o nâ-mütenâhi boşluğunda yitip gitti her zerre.
şiirlerim tensih edildi, lügatimden anlamlar bir bir çekildi,
sözlerim berraklaştıkça, dünya bende dönüştü metruk bir yere.
bu bir nefsî cidaldi; kendimi kendimden sessizce sirkat eyledim,
ne bir dâmin vardı bu cürme, ne de sığınacak bir mevzi.
mecalsiz kalmış bir hakikatin teşrihinde yürürken,
kendi gölgemi bile bir yabancı gibi kucakladı bu hazîn mazi.
kalemimden sızan o hûn-âlûd harflerin her bir inhinasında,
hayatın en füsunlu ama en yaralı bestesini söyledim.
kelimelerim mücerret bir sancıdan süzülüp sadeleşirken,
kendi kıyametimin ortasında, en sahici manâyı derledim.
artık ne mîzan kâr eder bu enkazıma, ne de bir istiğfâr,
kendi ruhumun cellâdı oldum, gölgem dahi benden istinkâf eyledi.
kan damlayan o besteyi, meğer kendi kefenime ilmik ilmik dokumuşum;
ben o çığ altında ölmedim; o çığın ta kendisi olup, devrildim dünyaya!
içimdeki vâveylâdan daha sessiz, daha mecalsiz kaldı.
zamanın yamacından kopan o lâyemût çığ altında kalsam da,
ruhumdaki o yitik direnç, ölümü dahi bir eşik saydı.
kimse fark etmedi bu müncemid sinemdeki gizli zifiri,
insanlık kendi hicranında kaybolurken, ıskaladı bendeki beni.
güneşin o şeşcihet çarkında ömürden çetele tutarken,
lâubali dillerde yitip giden, en derin serzenişimdi.
hüsn-i niyetlerimi bir bedir vaktinin fecrinde kurban ettim,
gökyüzünün o nâ-mütenâhi boşluğunda yitip gitti her zerre.
şiirlerim tensih edildi, lügatimden anlamlar bir bir çekildi,
sözlerim berraklaştıkça, dünya bende dönüştü metruk bir yere.
bu bir nefsî cidaldi; kendimi kendimden sessizce sirkat eyledim,
ne bir dâmin vardı bu cürme, ne de sığınacak bir mevzi.
mecalsiz kalmış bir hakikatin teşrihinde yürürken,
kendi gölgemi bile bir yabancı gibi kucakladı bu hazîn mazi.
kalemimden sızan o hûn-âlûd harflerin her bir inhinasında,
hayatın en füsunlu ama en yaralı bestesini söyledim.
kelimelerim mücerret bir sancıdan süzülüp sadeleşirken,
kendi kıyametimin ortasında, en sahici manâyı derledim.
artık ne mîzan kâr eder bu enkazıma, ne de bir istiğfâr,
kendi ruhumun cellâdı oldum, gölgem dahi benden istinkâf eyledi.
kan damlayan o besteyi, meğer kendi kefenime ilmik ilmik dokumuşum;
ben o çığ altında ölmedim; o çığın ta kendisi olup, devrildim dünyaya!
devamını gör...
5206.
ilk yaran neydi? o yarayı almadan önce kimdin?
nerede var olamadın? nerede var olabilmek için kendinden vaz geçtin? ben olmakla biz olmak arasında kaldığında kim oldun? biz olabilmek için ben olmaktan vazgeçmen gerektiğini ilk nerede öğrendin? nerede yapıştın o role?
ben olamayan, öz olamayan, özden uzaklaşan... biz olabilmek için beni baskılayan... biz olmak için hep vermek zorunda kalan..
ya da ben olabilmek için dünyayla savaşan?
benliğini korumak için özden çıkan.. hep tetikte hep atakta.. hep almak hep büyümek arzusuyla yanan... ben olabilmen ben kalabilmen için savaşman gerektiğini ilk nerede öğrendin? varlığını devam ettirmen için bu role nerelerde tutunuyorsun?
ben olmaya cesaret etmek ne demek bunu bir düşün? ben olmanın neşesini kucaklayabilmek ya da? çabalamadan var olmak.. var olmak için bir şeyler yapmak ancak o zaman değerli olacağına inanmak. hiç değilse onay aramak... biz olabilmek için bir kalıba girmek. biz olamazsam eksik olurum eksik görünürüm korkusuyla ben olamadığın ilişkilere tutunmak. biz olmak için çabalamak gerektiğini sanan banu ilk nerede çıktı ortaya? ya da ben kalabilmek için hep savunmada kalmak ya da feth etmek, almak, yıkmak,dağıtmak.. gerektiğini ilk nerede kattın bilincine?
çok derin ve içsel konular.
bugün bunların herhangi birinin içinden geçiyorsanız öze çağrılıyorsunuz demektir. artık miş gibi yapamıyor ve yapamayacaksınız demektir. bu bir devrimin başlangıcı.. içsel bir devrim..
hoş geldin..
sevgi ve farkındalıkla..
nerede var olamadın? nerede var olabilmek için kendinden vaz geçtin? ben olmakla biz olmak arasında kaldığında kim oldun? biz olabilmek için ben olmaktan vazgeçmen gerektiğini ilk nerede öğrendin? nerede yapıştın o role?
ben olamayan, öz olamayan, özden uzaklaşan... biz olabilmek için beni baskılayan... biz olmak için hep vermek zorunda kalan..
ya da ben olabilmek için dünyayla savaşan?
benliğini korumak için özden çıkan.. hep tetikte hep atakta.. hep almak hep büyümek arzusuyla yanan... ben olabilmen ben kalabilmen için savaşman gerektiğini ilk nerede öğrendin? varlığını devam ettirmen için bu role nerelerde tutunuyorsun?
ben olmaya cesaret etmek ne demek bunu bir düşün? ben olmanın neşesini kucaklayabilmek ya da? çabalamadan var olmak.. var olmak için bir şeyler yapmak ancak o zaman değerli olacağına inanmak. hiç değilse onay aramak... biz olabilmek için bir kalıba girmek. biz olamazsam eksik olurum eksik görünürüm korkusuyla ben olamadığın ilişkilere tutunmak. biz olmak için çabalamak gerektiğini sanan banu ilk nerede çıktı ortaya? ya da ben kalabilmek için hep savunmada kalmak ya da feth etmek, almak, yıkmak,dağıtmak.. gerektiğini ilk nerede kattın bilincine?
çok derin ve içsel konular.
bugün bunların herhangi birinin içinden geçiyorsanız öze çağrılıyorsunuz demektir. artık miş gibi yapamıyor ve yapamayacaksınız demektir. bu bir devrimin başlangıcı.. içsel bir devrim..
hoş geldin..
sevgi ve farkındalıkla..
devamını gör...
5207.
her gün ve en yeniden kendini seçmek..
ya da seçememek..
hepsi normal..
.........
bir şeyler olmak ya da yapmak zorunda değiliz.
bazen sadece dinlenir ya da karanlığımızla kucaklaşırız..
bazen kucaklaşamaz savaşırız..
bu da normal..
....
performansa dayalı, hep üreten ve kazanan (neye göre kime göre) olmak zorunda değiliz. bazen sadece bekleriz. dışarıda hiçbir şey olmuyorken içeride dağlar devriliyor, okyanuslar taşıyor, alevler tüm bir semti içine alıyordur kim bilir?
....
taşan okyanus alevleri söndürüyor, hiç fark edilmeden tane tane inşa edilmiş gemi seni alıyor dağların dağılan heybetinde hemhal olmuş bir ovaya rota oluşturuyor, sana çok daha uygun bir yaşam alanı kurulmuş ve bu zaman zaman dingin zaman zaman dalgalı ruh haliyle oraya taşınıyorsundur kim bilir?
.....
hikayenin tamamını bazen olduğun yerden göremezsin. sebepleri ve sonuçları ayırt edemez. hatta bazen bir sebebe haddinden fazla takıldığını hisseder, bu konuyla ilgili sen kendine yüklenirken dışarıda bir şeylerin geciktiğini sanarken içerideki dünyada bir şeylerin güzelleştiğini ve sana en uygun frekansa getirildiğini seçemezsin.. lakin bu da normal..
.......
hayır iyimser değilim.
sadece okyanusumla, alevlerimle, dağımın esrarengiz halleriyle çoktan tanıştım. gemim bana görünür oldu. davete icabet ettirildim. içimi dışıma çıkaran o yolculuğa katıldım. sisler gözümü kör gemideki diğerlerinin feryatları kulaklarımı sağır etti. gemiden atlatılıp dalgalarla defalarca boğuşturuldum. esrarengiz bir ışık hüzmesi tekrar ve tekrar bana elini uzatıp gemiye dahil olmamda bana yardım etti. kuduruktum yine durmadım. geminin kaptanlığına soyundum. çeşit çeşit varlıkların olduğu gemiyi bir buzul dağında paramparça ettim. bir çoğu yiyip gitti. dağıldım en yeniden kayboldum. ve evet bu da normaldi.
....
bir ses duyar gibi oldum sessizliğin içinden. yüzyıllardır boğuştuğumu sandığım okyanus duruldu. sisler tatlı bir esintiyle görünenin çok ötesine dağıldı. içimde ayaklarına bak sesi duyuldu. ayaklarım yere basıyordu. suyun tatlı telaşı beni kıyıya öteledi. dağılan sisin manzarasında evim belirdi.
......
tüm bu hikayedeki renklerin, gelenlerin ve gidenlerin, beni boğanların ve kurtaranların, seslerin ve sessizliğin, bekleyişlerin, belirsizliğin, savaştıklarımın ve seviştiklerimin ben olduğu bildirildi. hem ben hem değil. hem var hem yok. hem bir hem bütün. yaratımın farklı kıvılcımlarının aynı alevi oluşturduğu anlatıldı. farklı damlaların aynı okyanusu.. farklı zerrelerin aynı dağı.. o geminin o okyanusla hiç boğuşmadığı, o alevlerin söndürülmeye hiç ihtiyaç duyulmadığı, o dağların hiç yıkılmadığı.. bir yaprağın bile kıpırdamadığı.. tüm alemin rüyasını zaten evimin içinde gördüğüm sadece unuttuğum bildirildi..
sevgi ve farkındalıkla..
ya da seçememek..
hepsi normal..
.........
bir şeyler olmak ya da yapmak zorunda değiliz.
bazen sadece dinlenir ya da karanlığımızla kucaklaşırız..
bazen kucaklaşamaz savaşırız..
bu da normal..
....
performansa dayalı, hep üreten ve kazanan (neye göre kime göre) olmak zorunda değiliz. bazen sadece bekleriz. dışarıda hiçbir şey olmuyorken içeride dağlar devriliyor, okyanuslar taşıyor, alevler tüm bir semti içine alıyordur kim bilir?
....
taşan okyanus alevleri söndürüyor, hiç fark edilmeden tane tane inşa edilmiş gemi seni alıyor dağların dağılan heybetinde hemhal olmuş bir ovaya rota oluşturuyor, sana çok daha uygun bir yaşam alanı kurulmuş ve bu zaman zaman dingin zaman zaman dalgalı ruh haliyle oraya taşınıyorsundur kim bilir?
.....
hikayenin tamamını bazen olduğun yerden göremezsin. sebepleri ve sonuçları ayırt edemez. hatta bazen bir sebebe haddinden fazla takıldığını hisseder, bu konuyla ilgili sen kendine yüklenirken dışarıda bir şeylerin geciktiğini sanarken içerideki dünyada bir şeylerin güzelleştiğini ve sana en uygun frekansa getirildiğini seçemezsin.. lakin bu da normal..
.......
hayır iyimser değilim.
sadece okyanusumla, alevlerimle, dağımın esrarengiz halleriyle çoktan tanıştım. gemim bana görünür oldu. davete icabet ettirildim. içimi dışıma çıkaran o yolculuğa katıldım. sisler gözümü kör gemideki diğerlerinin feryatları kulaklarımı sağır etti. gemiden atlatılıp dalgalarla defalarca boğuşturuldum. esrarengiz bir ışık hüzmesi tekrar ve tekrar bana elini uzatıp gemiye dahil olmamda bana yardım etti. kuduruktum yine durmadım. geminin kaptanlığına soyundum. çeşit çeşit varlıkların olduğu gemiyi bir buzul dağında paramparça ettim. bir çoğu yiyip gitti. dağıldım en yeniden kayboldum. ve evet bu da normaldi.
....
bir ses duyar gibi oldum sessizliğin içinden. yüzyıllardır boğuştuğumu sandığım okyanus duruldu. sisler tatlı bir esintiyle görünenin çok ötesine dağıldı. içimde ayaklarına bak sesi duyuldu. ayaklarım yere basıyordu. suyun tatlı telaşı beni kıyıya öteledi. dağılan sisin manzarasında evim belirdi.
......
tüm bu hikayedeki renklerin, gelenlerin ve gidenlerin, beni boğanların ve kurtaranların, seslerin ve sessizliğin, bekleyişlerin, belirsizliğin, savaştıklarımın ve seviştiklerimin ben olduğu bildirildi. hem ben hem değil. hem var hem yok. hem bir hem bütün. yaratımın farklı kıvılcımlarının aynı alevi oluşturduğu anlatıldı. farklı damlaların aynı okyanusu.. farklı zerrelerin aynı dağı.. o geminin o okyanusla hiç boğuşmadığı, o alevlerin söndürülmeye hiç ihtiyaç duyulmadığı, o dağların hiç yıkılmadığı.. bir yaprağın bile kıpırdamadığı.. tüm alemin rüyasını zaten evimin içinde gördüğüm sadece unuttuğum bildirildi..
sevgi ve farkındalıkla..
devamını gör...
5208.
kafamda kıyametler kopuyor, dışım durgun bir okyanus gibi..
devamını gör...
5209.
gizli kalmak büyük bir sanattır. anlatmadığında, sergilemediğinde, tüketmediğinde kudret sende kalır. insanların aklı senin kapalılığınla oyalanır. emin olamamaları senin huzurun. görünmezlik derinliktir, bilinmezlik özgürlüktür. saklı yanınla büyü, kendini koru.
devamını gör...
5210.
bir insanı sevdiğinde ona bir silah vermiş olursun. şerefliyse seni korur, şerefsizse seni vurur.
söyleyeceklerim bu kadar.
söyleyeceklerim bu kadar.
devamını gör...
5211.
hayatıma giren her insana bana nasıl davranması gerektiğini anlatmaktan yoruldum... insanların doğru iletişimi hala öğrenememiş olması beni mahvediyor gerçekten çok yoruldum ne yapmam lazım bilmiyorum. hep de benzer şekilde darbe alıyorum kendimde değiştirmem gereken şeyin ne olduğunu çözemiyorum da. düz normal bir insanım ama karşımdakinin hep iletişim özürlüsü olmasından bıktım. belli bir dersi almıyorum da mı herkes böyle çıkıyor anlamıyorum. yapılması, söylenmesi gereken en basit şeyi bile o insan yapmıyorsa benim suçum ne burada? her zaman bana nasıl davranılmasını istiyorsam karşımdakine öyle davrandım. ama bunu anlayan yok... çok yoruldum
devamını gör...
5212.
canım sıkıldı anayola çıkıp çevre yolunu cevrelemek suretiye müzik açıp gezdim. arka fonda deep house derken arkadaşım aradı. hadi gel bira içcez. teklif de yok direkt dayatma var! tabii ki de kabul ettim. çünkü benim iradem bu kadar. ve böylece kendime verdiğim içince araba sürmeyeceğim sözünü 83737373773. defa çiğnemiş oldum.
devamını gör...
5213.
üst not : sonunda bir miktar veda barındıracaktır.
bugün ne kadar kötü geçebilirse o kadar kötü geçti. geçen haftadan beri bekliyorum, bugün venüs-jüpiter kavuşumu var diye. güya dua edip manifest yapıcaz kızlarla... al sana manifestin kralı geliyor.
bir ay önce bir tam gece boyunca uğruna göz yaşı döktüğüm adamı kalbimden çıkarıp atma kararıyla uyandım bugün. 5 yıl sonra. bugün anılarımızla, konuştuğumuz tüm o keyifli zamanlarla son bir kez zihinsel jenerik yaşayıp vedalaşma kararı aldım. çünkü o gitmeden doğru adam gelmeyecek artık bunu çok iyi biliyorum. bu şekilde tek haksızlık doğru adama yapılıyor çünkü...
neyse kafada bu planla uyandık ama enerji sıfır. moral sıfır. sabahtan beri başladı normalde 3 haftada gelecek müvekkil kırmızı alarmının bir güne yığılması hali. %99'u hatır işi. yolda car car aramalar. cevap verecek enerji var mı, eh işte güç bela.
ofiste zor durdum, hallettim işlerimi. kendimi dua edebileceğim bir yere atmam lazım. bugün törensel geçmeli diye bir düşünce var içimde.
bu arada haftasonu en kıymetlimle * yaptığım telefon konuşmasından beri ellerimin içi paramparça.. onu da belirtmiş olayım. bugün artık çingenelerin fal için baktığı çizgilerden yırtılmaya başlamıştı cildim.
her neyse, ofisten dışarı attım kendimi. hadi kcf biraz pozitif ol story paylaş hadi kızım telkinleriyle akıyorum yolda. hep gittiğim kilisede tam anılarımla vedalaşırken başka bir hatır işi için car car telefonum çalmasın mı... salaklık yemin ederim bende. sinir sistemim 5 dk dua edip bir tane de mum yakma süresince bekleyemeyecek kadar alarm halinde. çarmıha gerili isa heykeli beni süzerken elaleme mesajlar gitti bugün st antuan'da...
anılarımla vedalaşmam da b.k oldu. hastalığım vs tam her şeyi sallayıp içmeye niyet edecektim ki son anda tuttum kendimi kahveye geçtim. aaa nasıl unuturum geçmeden önce bir hatır işi için daha arandım. çünkü kcf, gazetenizin ücretsiz pazar eki. bayiinizden ısrarla istemelisiniz...
kahveden sonra ayaklarım beni malum kişiyi ilk ve de son kez kez gördüğüm yere götürmeye başladı. rota yeniden hesaplanıyor... vapura bindim. bindim binmesine lakin bir de arkadan bana bir mesaj yağmuru gelmesin mi... kcf sana bunları anlatmayacaktım normalde çünkü ne zaman anlatsam çözüm buluyorsun ve mahçup oluyorum... ama içim çok dolu anlatmam lazım lakin lütfen hiçbir şey yapma... o mesajların hiçbirine cevap bile veremedim çünkü okuduklarım içime taş gibi çöktü. göz yaşım içimde dondu kaldı.
kcf vapurda sadece başını kaldırıp üstünde morning star yazan gemiyi görünce kıyıya yanaştığını anladı.
şimdi neredeyiz, kadıköy sahil. artık mide bulantısından düşüp kalma seviyesine gelmiş haldeyiz. son kez -ritüeli tamamlamak için- malum mekanın önünden geçtim. artık gönül rahatlığıyla kapanış yapabilirim dedim. hadi bi yemek zamanı o zaman (yere yapışmaya beş var çünkü).
oturduğum mekanda bir başka mesaj dalgası. bu sefer çok milyonluk hatır işlerinden birinin samanlıkta iğne aramalı taramaları. kendime şunu çok söyledim, kcf işin sahibi kendi meselesini düşünmüyorsa sana ne oluyor dedim, yok içerdeki deli kız dinlemiyor.
bakın en son garson beyle aramızda şöyle bir konuşma geçti,
-hanımefendi enginar dolması söylediniz ama... yenme usulünü biliyorsunuz değil mi? böyle yapraklarıyla... (o sırada çatalla içindeki pilavı yiyorumdur)
+biliyorum beyefendi sadece şu an ellerim tutmuyor, yapraklarını koparamıyorum...
aynı garson aradan 15-20 dk geçtikten sonra gelip şöyle dedi, uzaktan göz hapsimdesiniz, iyi görünmüyorsunuz yardımcı olalım isterseniz...
adama diyemedim ki iki saat sonra muhtemelen yediğim her şeyi istifra edeceğim diye...
kalkıp apar topar eve dönmeye çalıştım. ayaklar yeni yeni tutmaya başlıyor. çünkü kcf lokantada istifra etmemek için ağlamayı tercih etti. başka türlü vücudumdaki titreme hissi geçmiyor çünkü. ki cehennem sıcağı bile olsa yanımda trençkot vs olmadan asla dışarı çıkmam.
tam yola koyulacakken bir de kim arasın... bir zamanlar koyun koyuna uyuduğum kuzenim. alo kcf bana avukat lazım boşanıyorum. ablam kurban olayım teker teker gelin...
zaten abimi düşündükçe vücudum çöküyor, bir de kuzenim. bakın bu iki insan da ciddi adaletsizliklere uğradı.
en başta ne demiştim, bugünden çok umutluydum, venüs jüpiter kavuşumu vardı. gökyüzünde o iki gezegeni yan yana seyrederken geldi bu telefon.
şimdi soruyorum allah'ım, beni bu kadar haksızlığın orta yerine ne yapayım diye gönderdin....
yolda hala bugün daha ne kadar kötü geçebilir diye düşünürken, binama girdiğim zaman asansörde mahsur kalmış kedi üstüme fırlıyordu az daha.
kendimize hayrımızın olmadığı günde kediciğe nefes aldırdık en azından.
görüyor musun akrep kral, bi seni bırakmaya niyet ettik, evrende taş üstünde taş kalmıyordu az daha... ama kararımdan dönmedim. seni bıraktım bugün.
hem de yeni bir sayfa açarak değil defteri komple atarak.
bugün yolda bir yandan midemi üşütmeye devam ederken düşünecek bol bol vaktim oldu. bugün itibariyle tek önceliğim hayatımın çerçevesini yeniden çizmek. herkesin sorumluluğu üzerime öyle fütursuzca boca edilmiş ki, benim hayatımda bana yer kalmamış.
bugün mesleğimi bırakmaya karar verdim. bu işi sevmediğimi iliğimde hissettim. başarı, para veya övgüyle kandırmayacağım artık kendimi daha fazla.
ve bu mesleği bırakıp başka bir yol açana kadar bazı şeylerden biraz uzaklaşma kararı aldım. kafa izninden yeni döndüğüm için izin alamıyorum lakin uzun bir süre burada olmamayı düşünüyorum. önemli birkaç kişide telefon numaram var zaten. kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın a dostlar.
*
ve lütfen şu firarinin öğüdüne kulak verin: gerçekten ne istediğinizi bulmak için lütfen dönüp içinize bakın. yoksa kader, hayatınızı paramparça edip sizi binlerce parçalık bir kalp yapbozuyla başbaşa bırakıyor.
herkese sevgiler, keyifli sözlükler...
bugün ne kadar kötü geçebilirse o kadar kötü geçti. geçen haftadan beri bekliyorum, bugün venüs-jüpiter kavuşumu var diye. güya dua edip manifest yapıcaz kızlarla... al sana manifestin kralı geliyor.
bir ay önce bir tam gece boyunca uğruna göz yaşı döktüğüm adamı kalbimden çıkarıp atma kararıyla uyandım bugün. 5 yıl sonra. bugün anılarımızla, konuştuğumuz tüm o keyifli zamanlarla son bir kez zihinsel jenerik yaşayıp vedalaşma kararı aldım. çünkü o gitmeden doğru adam gelmeyecek artık bunu çok iyi biliyorum. bu şekilde tek haksızlık doğru adama yapılıyor çünkü...
neyse kafada bu planla uyandık ama enerji sıfır. moral sıfır. sabahtan beri başladı normalde 3 haftada gelecek müvekkil kırmızı alarmının bir güne yığılması hali. %99'u hatır işi. yolda car car aramalar. cevap verecek enerji var mı, eh işte güç bela.
ofiste zor durdum, hallettim işlerimi. kendimi dua edebileceğim bir yere atmam lazım. bugün törensel geçmeli diye bir düşünce var içimde.
bu arada haftasonu en kıymetlimle * yaptığım telefon konuşmasından beri ellerimin içi paramparça.. onu da belirtmiş olayım. bugün artık çingenelerin fal için baktığı çizgilerden yırtılmaya başlamıştı cildim.
her neyse, ofisten dışarı attım kendimi. hadi kcf biraz pozitif ol story paylaş hadi kızım telkinleriyle akıyorum yolda. hep gittiğim kilisede tam anılarımla vedalaşırken başka bir hatır işi için car car telefonum çalmasın mı... salaklık yemin ederim bende. sinir sistemim 5 dk dua edip bir tane de mum yakma süresince bekleyemeyecek kadar alarm halinde. çarmıha gerili isa heykeli beni süzerken elaleme mesajlar gitti bugün st antuan'da...
anılarımla vedalaşmam da b.k oldu. hastalığım vs tam her şeyi sallayıp içmeye niyet edecektim ki son anda tuttum kendimi kahveye geçtim. aaa nasıl unuturum geçmeden önce bir hatır işi için daha arandım. çünkü kcf, gazetenizin ücretsiz pazar eki. bayiinizden ısrarla istemelisiniz...
kahveden sonra ayaklarım beni malum kişiyi ilk ve de son kez kez gördüğüm yere götürmeye başladı. rota yeniden hesaplanıyor... vapura bindim. bindim binmesine lakin bir de arkadan bana bir mesaj yağmuru gelmesin mi... kcf sana bunları anlatmayacaktım normalde çünkü ne zaman anlatsam çözüm buluyorsun ve mahçup oluyorum... ama içim çok dolu anlatmam lazım lakin lütfen hiçbir şey yapma... o mesajların hiçbirine cevap bile veremedim çünkü okuduklarım içime taş gibi çöktü. göz yaşım içimde dondu kaldı.
kcf vapurda sadece başını kaldırıp üstünde morning star yazan gemiyi görünce kıyıya yanaştığını anladı.
şimdi neredeyiz, kadıköy sahil. artık mide bulantısından düşüp kalma seviyesine gelmiş haldeyiz. son kez -ritüeli tamamlamak için- malum mekanın önünden geçtim. artık gönül rahatlığıyla kapanış yapabilirim dedim. hadi bi yemek zamanı o zaman (yere yapışmaya beş var çünkü).
oturduğum mekanda bir başka mesaj dalgası. bu sefer çok milyonluk hatır işlerinden birinin samanlıkta iğne aramalı taramaları. kendime şunu çok söyledim, kcf işin sahibi kendi meselesini düşünmüyorsa sana ne oluyor dedim, yok içerdeki deli kız dinlemiyor.
bakın en son garson beyle aramızda şöyle bir konuşma geçti,
-hanımefendi enginar dolması söylediniz ama... yenme usulünü biliyorsunuz değil mi? böyle yapraklarıyla... (o sırada çatalla içindeki pilavı yiyorumdur)
+biliyorum beyefendi sadece şu an ellerim tutmuyor, yapraklarını koparamıyorum...
aynı garson aradan 15-20 dk geçtikten sonra gelip şöyle dedi, uzaktan göz hapsimdesiniz, iyi görünmüyorsunuz yardımcı olalım isterseniz...
adama diyemedim ki iki saat sonra muhtemelen yediğim her şeyi istifra edeceğim diye...
kalkıp apar topar eve dönmeye çalıştım. ayaklar yeni yeni tutmaya başlıyor. çünkü kcf lokantada istifra etmemek için ağlamayı tercih etti. başka türlü vücudumdaki titreme hissi geçmiyor çünkü. ki cehennem sıcağı bile olsa yanımda trençkot vs olmadan asla dışarı çıkmam.
tam yola koyulacakken bir de kim arasın... bir zamanlar koyun koyuna uyuduğum kuzenim. alo kcf bana avukat lazım boşanıyorum. ablam kurban olayım teker teker gelin...
zaten abimi düşündükçe vücudum çöküyor, bir de kuzenim. bakın bu iki insan da ciddi adaletsizliklere uğradı.
en başta ne demiştim, bugünden çok umutluydum, venüs jüpiter kavuşumu vardı. gökyüzünde o iki gezegeni yan yana seyrederken geldi bu telefon.
şimdi soruyorum allah'ım, beni bu kadar haksızlığın orta yerine ne yapayım diye gönderdin....
yolda hala bugün daha ne kadar kötü geçebilir diye düşünürken, binama girdiğim zaman asansörde mahsur kalmış kedi üstüme fırlıyordu az daha.
kendimize hayrımızın olmadığı günde kediciğe nefes aldırdık en azından.
görüyor musun akrep kral, bi seni bırakmaya niyet ettik, evrende taş üstünde taş kalmıyordu az daha... ama kararımdan dönmedim. seni bıraktım bugün.
hem de yeni bir sayfa açarak değil defteri komple atarak.
bugün yolda bir yandan midemi üşütmeye devam ederken düşünecek bol bol vaktim oldu. bugün itibariyle tek önceliğim hayatımın çerçevesini yeniden çizmek. herkesin sorumluluğu üzerime öyle fütursuzca boca edilmiş ki, benim hayatımda bana yer kalmamış.
bugün mesleğimi bırakmaya karar verdim. bu işi sevmediğimi iliğimde hissettim. başarı, para veya övgüyle kandırmayacağım artık kendimi daha fazla.
ve bu mesleği bırakıp başka bir yol açana kadar bazı şeylerden biraz uzaklaşma kararı aldım. kafa izninden yeni döndüğüm için izin alamıyorum lakin uzun bir süre burada olmamayı düşünüyorum. önemli birkaç kişide telefon numaram var zaten. kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın a dostlar.
*
ve lütfen şu firarinin öğüdüne kulak verin: gerçekten ne istediğinizi bulmak için lütfen dönüp içinize bakın. yoksa kader, hayatınızı paramparça edip sizi binlerce parçalık bir kalp yapbozuyla başbaşa bırakıyor.
herkese sevgiler, keyifli sözlükler...
devamını gör...
5214.
zihinsel ve ruhsal olarak dengemi yitirdiğim ya da en azından yitirdiğimi düşündüğüm ilginç bir dönemden geçiyorum. mayıs başında işten çıkarıldım, birkaç gün her şey normal seyrindeydi. sonra günlük rutinlerim küçük şeylerden başlayarak bozulmaya başladı. uyku saatim, yemek saatim, ilaç saatim, spora gitmeyi aksattım, okuduğum kitap sayısı azaldı. sonra yine o "kesin kötü bir şey olacak" hissi tarafından sinsi sinsi kuşatılmaya başlandım. ya neredeyse 20 saat uyuyorum ya da neredeyse 2 gün uyumuyorum. boş kalmaktan, boşlukta olmaktan nefret ediyorum. kendimi son derece işlevsiz hissediyorum ki sevmediğim hisler sıralamasında ilk üçe girer bu his. yalnızlığın tercihim değil de zorunlu mevcut durum olmasından nefret ediyorum. sanırım yeni insanlarla tanışma işlevimi ve isteğimi de kaybediyorum.
yatağa uzandım, karanlığın dışımdan içime girmesini engellemeye çalışıyorum.
öyle işte, boğuluyorum.
yatağa uzandım, karanlığın dışımdan içime girmesini engellemeye çalışıyorum.
öyle işte, boğuluyorum.
devamını gör...
5215.
avel avel bakma ekrana, biraz cesaretli ol da tepki ver.
devamını gör...
5216.
cok sevdigim 2 arkadasim evlenme haberi verdiler bi aksam icerken. cok sevindim. evliligin cok guzel yanlari var dedim bi hevesle sonra bi sessizlik oldu aklima bi sey gelmedi ama diycem bi sey yani arkasi bos kalmayacak. dedim ki birinizden biri cok icerse arabayi diger kullaniyo. aq aqaq amk .s.s
devamını gör...
5217.
ınsanlara nasilsin diye mesaj atarak onlari iyiyim demek zorunda birakmayin.
devamını gör...
5218.

anlaşılmak için mi anlatıyor insan?
görülmek, onay almak ya da sevilmek için mi?
....
......
her 'ben' deyişin de kaç görülmemiş parçası gizli?
hikâyelerinde hangi beni daha çok seviyor, hangi beni görmezden geliyor?
sahi düşünsene benlerin içinden bir ben seçiyor ve onun üzerine hikayeler görüyor, duyuyor ve anlatıyor...
....
......
kendinden kendine yollar gidiyor, kendinden kendine umutlar biriktiriyor, kendinden kendine hayal kırıklıkları topluyor..
....
.....
kendini anlamak, kendini görmek, kendi onayını almak ve kendini sevebilmek için mi hikayeler yazıyor?
sonra yazdığı hikayeleri oynuyor, oynadığı hikayeyi rolü sanıyor.. aksine bir de kendi yazdığını unutuyor..
...
.....
insan unutuyor..
unuttuğunu hatırlamak için tekrar ve tekrar kendisiyle karşılaşıyor.. kendisiyle savaşıyor.. kendisiyle sevişiyor..
....
......
yaşadığım sanrılı dünyanın hayalini kurmuşluğum var bir yerlerde.. kurmuşluğumu izlemişliğim.. izlemişliğimi unutmuşluğum var.. uyumuşluğum var.. uyuyup uyuyup uyanmışlığım bazen uyanamamışlığım var.. bazen de uyanıp gözlerimi yine de kapamışlığım..
...
.....
hayret nasılda gerçek geliyor alem!
nasılda seni benden ayırıyor zihnim, beni nasılda senle parçalara ayırıyor?
hayret nasılda yanılıyor gözlerim her beni sende seyrediyor, her sana benim dışımda bir kılıf giydiriyor?
hayret nasıl sığıyor şu koca alem içime, içimi içimden çıkarıyor ve orada beni benlerle kırıyor?
....
......
.........
hikayeler dinlemeyi seviyorsun ama an'latanı hiç dinlemiyorsun farkında mısın?
hikayeler yazmayı seviyor ama yazılanla arana mesafe koyuyorsun?
hepsi sensin hiçbiri sen..
....
.....
sevgi ve farkındalıkla..
devamını gör...
5219.
ondokuzda yirmide ne var ki, yirmiüçte yoksun? yoksunsuzluğu arıyor insan flood flood da olsa...
devamını gör...
5220.
kelimelerin köleleştirildiği,
hafıza muhafızları’nın her köşe başında nöbet tuttuğu bu diyarda, rejimin en büyük fazileti geçmişin acı-tatlı bütün hatıralarını silmek, yani "unutturmaktı". düzen bu şekilde sağlanıyordu.
kör bir teslimiyetle sahte bir istikbali bekleyen insanlar meydanlarda toplanıp riyakarlık kokan sevgi ve sahte kardeşlik ayinleri düzenliyor, birbirine sarılarak içlerindeki nefreti gizliyorlardı.
bu kolektif trajediyi ve samimiyetsizliği bozmak kimsenin aklına geliyor >ama< işine gelmiyordu.
insanların sosyal medyada, sahnelerde, sokaklarda "ben de buradayım" diye bağırdığı varlık çılgınlığında, yokluğun kara deliğinde kaybolmak ise "akli vaka" sayılıyordu.
hafıza muhafızları’nın her köşe başında nöbet tuttuğu bu diyarda, rejimin en büyük fazileti geçmişin acı-tatlı bütün hatıralarını silmek, yani "unutturmaktı". düzen bu şekilde sağlanıyordu.
kör bir teslimiyetle sahte bir istikbali bekleyen insanlar meydanlarda toplanıp riyakarlık kokan sevgi ve sahte kardeşlik ayinleri düzenliyor, birbirine sarılarak içlerindeki nefreti gizliyorlardı.
bu kolektif trajediyi ve samimiyetsizliği bozmak kimsenin aklına geliyor >ama< işine gelmiyordu.
insanların sosyal medyada, sahnelerde, sokaklarda "ben de buradayım" diye bağırdığı varlık çılgınlığında, yokluğun kara deliğinde kaybolmak ise "akli vaka" sayılıyordu.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
4