2761.
ben bugün bütün insanlıktan ümidimi kestim. hayatımdaki insanların bana vermeyi çok gördüğü bir avuç sevgiye muhtaç kaldım. biri sevilmiyorsa bunun bir nedeni olur. fazla sinirlidir, asabidir belki; hayvanları sevmiyordur belki. ne bileyim işte kötü şeyler dediklerimizdendir. ben bunların hiçbiri olmadım. beni niye sevmediniz? hepiniz beni görmezden geldiniz. ben artık aklı başındaymış gibi davranmak istemiyorum. en ufak bir aşk acısı yaşayınca ağlayıp hayata küsen salaklardan olmadım ben hiçbir zaman. sevmediler beni. şu koca dünyada bir beni sevmediniz. ben yoruldum artık. olur da bir gün pişman olursanız, çok geç olacak. bu da benden size teselli metni olsun. hayatınız boyunca bir avuç sevgiye muhtaç kalın. elveda.
devamını gör...
2762.
düşünüyorum, gerçekten düşünüyorum.
ne yapabilirim diye.
göğüsüme bir ağırlık çöküyor, onu da hiç sevmiyorum.

olabildiğince erteliyorum ve yok sayıyorum.
kabullenemiyorum çünkü.

en geç ağustos diye düşünüyordum, bazı şeyler için.
ağustos artık bana kapıdan bakmaya başladı.

vicdan azabı çekiyorum aynı zamanda oturduğum yerden kalkamıyorum.

ne yapacağımı ne olacağını bilmiyorum.
nefesim kesiliyor.

herşey üst üste gelecek ve ben sadece altında kalacağım sanırım.

gerçekten uyumak istiyorum, sonsuza kadar uyumak.
o da pek mümkün olmuyor.
devamını gör...
2763.
olm kim karalıyor ulan bu defterleri? keserim topunuzu gidin evde ağlayarak günlüğünüze yazın.
devamını gör...
2764.
bak bu çok güzel bir an. sabahın olmasına daha var. kitap okuyabilir, yazabilir ya da uyuyakalabilirim. kalkıp sigara içebilirim. buzdolabını karıştırıp, hiçbir şey beğenmeyip yine bir sigara daha yakabilirim.

ne çok özgürlüğüm var şu işe bak. uyumuş gibi yapabilirim hatta.

sokaktan araba sesleri geliyor. araçlarınızın içinde kalın lütfen. camlarınızı kapalı, radyolarınızı açık tutun.

müzik de dinleyebilirim hatta. hem de istediğim kadar...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


viyadüklerden geçerken, yol üzerindeki -eğer bir adı varsa da bilmiyorum- o tümseklerden geçiyorsunuz sayın sürücü. havanın sesi yayıcı etkisiyle birebir hissediyorum o zıplama anını. çünkü gecenin bu saatinde hareket istiyor beyin. sanki sessizlik olsa çıldıracak. her gürültüye kulak kabartıyor. fren sesleri, yaklaşmalar ve uzaklaşarak kaybolduğunuz yollar. aniden bir bağırış duydum. apartmandan mı dışarıdan mı geliyor bilmiyorum.

dinliyorum.

anlayamadan sesler kesildi işte ve yine kamyonlar geçiyor tam evimin önündeki yoldan.

bak bu çok sessiz bir an. oysa insan, kendi kan dolaşımını duyabilse belki de delirir.

ya da her nefesin akciğerlere girip çıkışını.

bir de camların kenarından ıslık çalarak odaya dolan havayı. bu öyle bir ıslıktır ki, sanki sur üflenmesinin odamdaki provası.

defalarca kıyameti yaşamış ruhumu, nazikçe onaylayan rüzgarın onayı. 'yaşadıkça daha çok kıyamete hazır ol'un üstü kapalı uyarısı.

insan ne güzel bakabiliyor hayata isteyince. kendisiyle ne güzel dalga geçiyor...

oysa ne çok kitap alacaktım. hepsini dizecektim önüme sırasıyla. birinin kapağını öpecektim, bir diğerinin sayfalarını okşayacaktım. bazısına sadece sarılıp uyuyacaktım.

sonra sabah olacaktı.

onlarla tek satır konuşmadan, kalkıp işe gidecektim.

aynı nakaratın yanlış ezberlenmiş hayatlarını, doğrusunu öğrenmeden yaşayacaktım.

ben ne dediğimi biliyorum doktor bey. evet doğru söylüyorum inanın bana. odamın ortasından kamyonlar geçiyor vızır vızır.

kaçıncı katta oturduğumun bir önemi yok. sesler duyuyorum üst kattan ayak sesleri ve korkudan sancılar saplanıyor kalbime. her bir gürültü bir işaret. duydukça çoğalıyorlar. köpek havlamaları duyuyorum şimdi de.

kuvvetli rüzgarlar istiyorum cam kenarlarımdan delirterek ıslık çalan sahte pan'lar.

bir değil binlercesi gelsin.

gecenin sessizliğini yırtmak için her gürültüyü duymaya çalışmak çok yoruyor beni.

boynumun tutulacağını ve elimin uyuşacağını biliyorum. sanki bir masada oturmuş da elimi çeneme dayamış gibi içimden geçenleri okuyorum yazdıklarımda.

uçak sesi, ayak sesleri, köpek havlaması, araba sesleri.

fakat ben hala düşüncelerimi duyabiliyorum.
devamını gör...
2765.
gezmek istiyorum, şehirlerin kuytu sokaklarında yerde dizilmiş yamuk yumuk taşların üstünde ve gezmek istiyorum en kalabalık meydanlarda insanları inceleyerek. ben tanımak istiyorum dünyayı ve insanı. yaşamak istiyorum huzurun tadına vararak. hissetmek istiyorum o mimariyi yapan büyük isimlerin duygularını, eserlerine bakarken. yazmak istiyorum benim için ne önemliyse. izlemek istiyorum bilinmeyen fakat değerli hayatları. konuşmak istiyorum yargılarını mantıkla bağdastırabilen büyük düşünürlerle. okumak istiyorum zamanın ötesindekileri ve berisindekileri. ben var olmak istiyorum doyasıya.
devamını gör...
2766.
"bazen öyle bir an gelir ki
kaçmak istersin kaçamazsın
yok olup gitmek istersin gidemezsin kendi içinde boğulur kalırsın acıların içinde kaybolursun ne yana dönsen efkarla dolarsın
ıçin içini kemirir de yine de bir şey yapamazsın alıp başını çekip gitmek istersin çok uzaklara.. yapamazsın işte o nalet olası sevgi her bir hücrene işlemiştir... kıyamazsın sevdiklerine bir tek kendine kıyar insan..parca pörçük olur yüreğin bazen dağılırsın.. yine de gülümsersin hiç birşey olmamış gibi
tüm herşey yerli yerindeymiş yolundaymış gibisessizliğe bürünürsün o küçücük dünyanda...
kimseler anlamaz seni, kimselere anlatamazsın derdini.. anlatsan da ne değişir ki zaten... senin en zayıf yanından yakalayıp daha da kanatirlar... kanatlarını koparırlar uçamayasın mutsuz olasın diye... gözlerinden yaşlar akar, gider öylece...
devamını gör...
2767.
kendimle bile konuşmuyorum bazı şeyleri,
konusunu açamıyorum kendi içimde. ne olacaksa olsun artık diye düşünmeye başladım. keşke bir kuş olsaydım, bir arı da olur. tek sorumluluğum, hayattaki gayem polen toplamak ya da yavrularıma yemek bulmak olsaydı. kendi halimde uçsaydım dağlarda bir insan yerine bir balık bile olmak isterdim. çok yorgunum. hiçbir şeyden umudum kalmadı ciddi anlamda. ne eğitim ne başka bir şey. cılızca yanan bir mum ışığını her an söndürmek üzereyim. ne kendime bir yararim var, ne bir başkasına... yaşamak için can atan bir tarafım ve artık takati kalmayan daha fazla hayal kırıklığı istemeyen bitmiş yanım. umarım her şey iyi olur. zaten iyiden kastım çok büyük şeyler değil fakat bilmiyorum bazen küçük şeylerin bile çok görüldüğünü düşünüyorum bana. umarım bir gün gözümü olmak istediğim yerde açarım. bir gün derince bir nefes alırım. bir gün mutluluktan ağlarım. umarım...
devamını gör...
2768.
korkulardı sanıyorum beni dibe çeken. hüzünlü gecelerde o parlak ay ışığıydı beni umuda bağlayan. aşkın ne olduğunu aramaktı zihnimi buğulayan. ve sevgiydi sisli düşüncelerimi aklayan. rüzgarın ağaçları okşayıp geçmesiydi yaşadığımı hissetmemi sağlayan. gözlerimi açtığımda gördüğüm enfes manzaraydı kalbimi dünyaya açmamı söyleyen.
ve kapattığımdaki karanlıktı bana elimde sadece kendim olduğunu hatırlatan.
devamını gör...
2769.
bazı zamanlar normalde kolayca yaptığım şeyleri yapamıyorum. çok yorgun, dermansız hissediyorum. beyhan budak buna tükenmişlik sendromu diyor. açıkçası böyle şeylerden anlamam. tükenmişlik, hissettiğim şeyin kelime karşılığı olamayacak kadar pozitif kalıyor. bazı anlar olur, nasıl desem böyle çözümsüz hissedersiniz, hiçbir yolu yoktur, bir çıkışı yoktur. bir eşikte sıkışmış ve ölüyor gibi olursunuz. o kadar ki fiziksel olarak acı duyarsınız. birçok kesikten, yaradan daha büyük bir acı. insana nefesinin yetmediğini düşündürür, göğsü kafesine dar gelir falan. öyle hissediyorum. beynim çalışmıyor. bu kadar kelimeyi bir araya getirebilmek neredeyse yarım saatimi aldı. çünkü ne olduğunu adlandıramıyorum hissettiğim şeyin. fena mutsuzum. ve mutsuz olmak beni çok rahatsız ediyor şu an. bununla savaşmak istemiyorum, uğruna bir şey yapmak istemiyorum. neyse. bu kadar.
devamını gör...
2770.
bazı anlar vardır, sen durursun zaman etrafında akar ve metal yorgunlugu gibi bir yorgunluk bırakır ruhuna, inceden cürüten ama dayanıkli gosteren bir yorgunluk bu.

iste tam bu histeyim. zaman etrafimdan akiyor, ben sabitim ve bu beni iceriden yoruyor.
devamını gör...
2771.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bugün de böyle olsun.
devamını gör...
2772.
iyi akşamlar saygıdeğer ama kaydadeğmeyen insanların da bulunduğu sözlük ahalisi.

hapsolduğum hayattan bugün itibari ile kurtuldum. aslında bi’ kaç günden beri yeni bir şehire kayıtlıyım. artık steirer’yım.* yeni evimin hemen altında aşırı tatlı italyan bir cafede buranın meşhur gösser birasını yudumlayıp, eskiyi lanetle anıp, yeniyi kucaklıyorum. *

taşınma yorgunluğumun ardından mutluluk anca yükleniyor bünyeme. aşırı yoruldum. neler yaşadım, neler onlarda belki başka günün konusu olur. şuan için musmutluyum. *

çocuklarım sağlıklı. diplomamı almışım, sevgilimle her şey yolunda ve solumda, keyfim yerinde, müteşekkirim.

her şey için grazie evren.
devamını gör...
2773.
başlığı görünce fikir parmaklarına döküldü.
#2117156

sahi ne güzel olmaz mıydı sözlük?
en kötü sana anlatırım bir ara, muhtemelen üyeliğimi kapatmadan önce.
yapalım bunu sözlük.
devamını gör...
2774.
biliyor musun sözlük?
ben bugün tamı tamına,
460
sayfa kitap okudum.

sabah 9.30 da bir kargo geldi, aman allahım!
kitapsızlıktan ölüyor muşum sanırım.

tabi bu kadar sayfa kitap okumanın kötü bir yanı da var.

birincisi başım öyle bir çatlıyor ki anlatamam.*
ikincisi kendimi okuduğum kitabın atmosferine aşırı kaptırdım.*


neden böyle bir şey yaptın kedili derseniz de, onda da bir cevabım var.
kaçmaya ihtiyaçım var sözlük.

o yüzden hayatsız gibi sadece kitap okudum, gün boyunca.
devamını gör...
2775.
zamanın sivri çıkıntıları, keskin kenarları var. geçtikçe parçalıyor, geçmese batıyor.
devamını gör...
2776.
bazen bir melodi duyuyorum, içimde öyle tuhaf bir his; ne bu aşinalık diyorum. daha önce duymadığıma da eminim. ama yok içim ısrarla biliyorsun diyor. tamam biliyorum da, nereden? cevaplarım hep yanıtsız, daha doğrusu yetersiz kalıyor. hani şu sokaklarda üzerine basıp çalabileceğiniz piyanolar oluyor ya, işte onlar gibi hayat; öyle üzerime, içime basa basa bir beste yapmaya çalışıyor. bir şeyler çıkacak gibi ama dur bakalım...
devamını gör...
2777.
bu aralar kafam çok bozuk. kendimle derdim var.
devamını gör...
2778.
bu defter bitti bir defter daha alayım. kareli olmasın ama.
devamını gör...
2779.
insanlara, insan olabilmeyi öğretemiyorlar sözlük.
neyse ya amaan, elalemin düz insanıyla uğraştığımız yeter zaten.
devamını gör...
2780.
“bir insanı son kez görüyor olmak…”

bugün işten fırsat buldukça bunu düşündüm. pek de fırsatım olmadı; çünkü her zamanki gibi epey yoğundum. ilk başta sıcak hantallaştırdı. bir ara dişim ağrıdı. hatta aynı anda dün sırtıma vuran rüzgar, bugün acısını ağrıyla hissettirdi. kendime geldiğimde fırsat buldukça kendimi esendal’ın mendil altında öyküsündeki sicil memuru cavit bey gibi hissetmek istedim. benden de cavidan olurdu. neden olmasındı? hikaye nasıl başlıyordu? “ ağustos cuma günü.”
ağustostu. daha dün 31 temmuzken ve izmit’ten dönerken kendime yeni bir sayfa açacağım demiştim. halbuki sayfa bitmemiş, boş satırları doldurmak lazım. ziyan etmeyi hiç sevmemişim. yaz kızım. arada bir tükenmez kaleme hohla. tükenmez kalem… ne büyük bir yanılsama… her şey gibi tükendiğini gördüğünde yalanın ne denli kirli bir şey olduğunu ve nasıl da gözünün önünde durup dururken o denli masumiyetle inandığını görüyorsun. umuttu bu. umut etmek insanı tüketiyor. neyse…

“cuma günü” cuma günü değildi. yeni bir ay haftanın ilk günüyle başlıyordu. ne de güzeldi. takıntılı bir insan olduğum için ilk üç haftasının senkron ilerlediğini fark ettim. içime bi rahatlama çöktü. ağustosun 1’i pazartesi, 2’si salı… tâ ki 31’ine kadar. 31’i çarşamba. pazara kadar ağustos devam etseymiş iyi olurmuş ya da ay 28’inde bitseymiş dedim.

sicil müdürü cavit bey gibi yemekten sonra insülinin hızla yükselip sonra düşmesinin sonucu olarak uykum gelmişti. cavit bey’in uyumasına engel olan kara sinekler benim ortamımda yoktu. onun yerine cırttttt cırtttttt ses yapan bi makine vardı. kara sineklerden kurtulmak için yüzüne örttüğü beyaz mendil, benim işkence sesini duymamamı sağlasa iyi olurdu aslında dedim. bunun için mendili sağ kulak deliğimden sokup sol kulak deliğimden çıkarasım, biraz da iç dış temizlik yapasım geldi.
(ahh tom ve jerry etkisi)

ben de cavit bey gibi düşünecek bir şeyler bulmalıydım. iş düşündüm, huzurum kaçtı… ailemi düşündüm, akşam olsa da eve gitsem, bizimkilerle laflasam dedim, özlemim arttı. en mantıklısı ya da mantıksızı “bir insanı son kez görmeyi” düşüneyim dedim.

fiillerin arasında hep bir algılama ya da anlam farkı olduğunu düşünürüm. mesela; bakmak ve görmek. bakmak yüzeyselken ve öylesineyken; görmek bir idrak tecellisidir. bakarken farkında olmadığımızı, görerek fark edebiliriz. peki ya son kez görmek? sonun manası ve bütünlüğü beni hep ürkütmüştür. son, görmekle bir araya gelince kalbimin ufalandığını hissedebiliyorum. düşünsene dedim kendime; sevdiğin bir insanı son kez görüyorsun. bunu iki ayrı durumda kategorileştirdim. birincisi; bunun bilincinde olmak. ikincisi; bunun bilincinde olmamak. son kez görmekte ikiye ayrılan kalbim, bu kategorize edilmiş haliyle dörde, beşe, altıya ayrılmış durumda. son kez görmenin bilinciyle ne yapardım acaba dedim. sanırım; onunla olan vaktimi uzattıkça uzatırdım. sarılırdım, saçmalardım, severdim. yüzüne uzun uzun bakardım mesela. kirpiklerini sayardım. yüzündeki benlerin nerede ve ne kadarlık bir yer kapladığını olmayan matematiğimle hesaplamaya çalışırdım. kırışıklığının derinliğini görmeye çalışırdım. bunları yaparken “son”a yaklaşıyor olmanın hüznü içimi kapladıkça saçmalardım. içerken yapmadıklarımı ayık kafayla yapardım. sesini zihnimde mıhlamak için söylediği şeyleri anlamamış gibi yapıp tekrar tekrar konuştururdum. yapmadığım şey değil.

ikinci olasılığa geldim. aslında biraz ürkeğim. yazmak ya da yazmamak arasında gidiyorum. son kez gördüğünün bilincinde olmamak biraz kaderle bağlantılı olmalı. adını tam koyamasam ve bilemesem de elde olmayan sebeplerle bir haber alıyorsun. insan kuş misali… bazen yeni bir başlangıçta, bazen cennette, bazen arafta. son kez görüyor olduğunuzu bilmemekten size kalansa koca bir keşke. boşluk gibi. ve içinize ne kadar taş atsanız da dolmayan bir boşluk. dolsa karşıda bulunan o yeşil ormana ulaşabileceksiniz lakin attığınız her taş boşlukta kayboluyor.

boşluklarınızın dolması dileğiyle dedim ve sicil müdürü cavidan olarak “sicil müdürü terden, heyecandan boğulacaktı. mendili yüzünden çekip fırlattı. yüzü kızarmış, gözleri dönmüş, saçları dikilmiş, köşeye oturdu. "bu mendil altında nasıl uyunur." diye düşündü, sonra da tekmesiyle odanın döşemesini teperek:

- meryem, bir kahve pişir diye hizmetçisine bağırdı.”

kahveyi kendim pişirdim. bi yerde rolüm hizmetçi de olmalıydı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ve bugün 2 ağustos. ben her ay gibi ağustosun da güzel gelmesini istedim. takvimin düzenini bozmamıza rağmen yeni bir başlangıç yaparız belki. bana göre en yeni başlangıç; son kez gördüğüm birini en baştan ve sonsuza dek görmek olur herhalde… valla fazlasında gözüm yok.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim