normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
2961.

ancak bizim oralıların bildiği, birkaç gerçek var. güneş görmeyen memleketlerde her şey geç olur. ürünler, çok yoğun şekerli olmaz. o yüzden eylül ayı çok kıymetlidir. en şekerli iki meyvemiz olan incir ve kokulu üzüm ayıdır eylül. ikisi de morumsu olur ve bir kenarı parlak olur. hani şu, bizim nesil ortaokulda iken, ışık gölge resimleri yapardık da üzümün bir kenarında hilal şeklinde bir parlaklık olurdu ya. aynı öyle olur incirler, üzümler…
onların çevresinde, onlardan büyük yaprakları olur. ne ilginç değil mi, incirin de üzümün de yaprakları ondan büyüktür.
iki sonbahar meyvesi, ikisinin de yaprakları onlardan büyük. doğa bize sonbaharın, yaprakların gidici olduğunun haberini veriyor olabilir mi? en azından bizim oranın insanlarına…
üzümden sirke, incirden reçel yapılırdı. babaannemin sirkesi meşhurdu. nasrettin hoca’nın kırk yıllık sirkesi kadar olmasa bile meşhurdu. komşuların bizden sirke aldığı zamanları hatırlıyorum.
canım babaannem, üzümü çok severdi. marketten her üzüm aldığımda, aklıma onun üzüme gösterdiği özen gelir. her salı çaykara’ya giderdi. pazar işlerini görürdü. dönüşte, muhakkak üzüm alırdı. evimizde buzdolabı olmayan zamanlardı benim çocukluk zamanları. bir odamız vardı. buzdolabı ve erzak dolabı olarak kullandığımız. adı hanega idi. küçük hane anlamında. babaannem çarşıdan aldığı üzümleri, ahşap bir sofraya sererdi. en önce tanelerini servis ederdi, sonra kalanları oldukça servis ederdi. ilk yediğimiz en olgun olanlarıydı. en son yediğimiz ise o zamana kadar olanıydı. olmayanla dertlenmenin değil, olanın kıymet gördüğü zamanlardı. olmayan için beklenirdi, olmayana zaman verilirdi. kimsenin acelesi yoktu. bunu ister maddi anlayalım ister manevi anlayalım. her olmayana zaman verilirdi. zaman şimdiki kadar dar değildi.
çocukluğumun bir bölümünde, anneannemin köyünde kaldım. anneannemin bir armudu vardı, kış armudu derdik ona, sonbaharda onu küpe koyardık. kışın gelene geçene ikram ederdik.
kaç zamandır bunları düşünüyorum. eskinin sonrayı düşünme ayı ilan ettiği eylül ayını. iyi mi etmiş eskiler sonrayı düşünerek? yokluk zamanlarıymış, sonrayı düşünmek zorunda kalmışlar.
şimdi, sonrayı düşünmeye devam etmeye gerek var mı?
hayatımıza giren akıllı teknolojilerin galip gelmesi mi demek sonrayı düşünmemek?
peki ben şu anda, sonrayı düşünenleri niye düşünüyorum? niye aklıma geldi o günler?
bir süredir anı yaşamayı da düşünüyorum. anı yaşamak ile sonranın sıkıntısı için gerilmek arasındayım. aslında, kendimi ikna etmek üzereyim. şu anda hayatımda olan her şeyden çok mutluyum. hatta sonrası için dua etmek, plan yapmak yerine, şimdi için şükrediyorum. dualarımı kısa vadeli ediyorum. üç sene sonrası için dua edecek kadar sığ tutmak istemiyorum hedeflerimi. belki şu anki hayallerim, üç sene sonrası için sığ kalacak. etmeseymişim keşke diyeceğim. kabul olan dualarıma üzüleceğim belki de.
anı o anda kıymetli görmeye başladım. yarın belki de olmayacağım. benim için olmayacak o yarın. sadece bu günümden eminim.
bu eylül’ü gördüğüme şükrediyorum, bu eylül’de olanlara şükrediyorum, bu eylül’de sevdiğim herkes için şükrediyorum.
bu yazımda, hayatımda olan herkese iyi ki oradasınız bildirimi gibi bir yazı yazmak istedim. hayatımda artık olmayan, özlediğim herkese de iyi ki hayatıma girdiniz bildirimi yolluyorum. incir ve üzüme de iyi ki gene oldunuz bildirimi yolluyorum.
hoş geldin eylül, ben seni ağustos’un son haftasından beri düşünüyordum. hoş geldin üzüm ayı, hoş geldin incir ayı.
eylül, senden beklenti içinde olan herkese iyi gelir misin? üzüm gibi, incir gibi tat verir misin?
*****buraya kadar gelen yazarcım/ okurcum; sabrına, gönlüne, güzel ruhuna sağlık.*
devamını gör...
2962.
mutluluğumu paylaşmak için uğradığım başlıktır.
bugüne kadar hep içimin bunaltısını dökmek için gelmişim buraya, bugün ise devranın dönüşü ile mutluluğa evrildi o buhranlar.* tam olarak ne oldu, neden kendimi çok iyi hissediyorum bilmiyorum. sanırım bir şeyler kendi kendine rayına girdi. bir süre önce ufacık ama çok mutlu bir hayatın içine adım attım. hiç ummadığım kadar sevgi ve saygı ile karşılaştım. "yahu cidden değerli biriymişim ben" diye düşündüm. sadece düşünce ile de kalmadı bu, baya baya hissettim bunu. artık sabahları uyanma sebebim var, baya hevesli makyaj yapıp giyiniyorum. hatta içimdeki mahmut emmiye inat efil efil elbiseler giyiyorum. geçen velimin biri "her gün güzeldiniz ama bugün ayrı bir güzelsiniz" dedi. eskiden olsa kendi kafamdan "ayıp olmasın diye belirtme ihtiyacı hissetti heralde" der inanmazdım. ama artık inanıyorum. ve buna inanmak gerçekten iyi hissettiriyor.*
şimdi ben bunları neden anlattım? anlattım da başım göğe mi erdi? yok. yine de anlatmak istedim. güzel hisleri paylaşmak ayrı bir güzelmiş çünkü.*
kendime ait bir hikaye yazıyorum. içerisinde sevmek, sevilmek, küçük şeylerle mutlu olup sorunlarla karınca misali mücadele edebilmek var. en önemlisi de hiçbir şeye rağmen umudunu kaybetmemek var. yarım bırakmadan mutlu sona ulaşma gayesiyle...
bugüne kadar hep içimin bunaltısını dökmek için gelmişim buraya, bugün ise devranın dönüşü ile mutluluğa evrildi o buhranlar.* tam olarak ne oldu, neden kendimi çok iyi hissediyorum bilmiyorum. sanırım bir şeyler kendi kendine rayına girdi. bir süre önce ufacık ama çok mutlu bir hayatın içine adım attım. hiç ummadığım kadar sevgi ve saygı ile karşılaştım. "yahu cidden değerli biriymişim ben" diye düşündüm. sadece düşünce ile de kalmadı bu, baya baya hissettim bunu. artık sabahları uyanma sebebim var, baya hevesli makyaj yapıp giyiniyorum. hatta içimdeki mahmut emmiye inat efil efil elbiseler giyiyorum. geçen velimin biri "her gün güzeldiniz ama bugün ayrı bir güzelsiniz" dedi. eskiden olsa kendi kafamdan "ayıp olmasın diye belirtme ihtiyacı hissetti heralde" der inanmazdım. ama artık inanıyorum. ve buna inanmak gerçekten iyi hissettiriyor.*
şimdi ben bunları neden anlattım? anlattım da başım göğe mi erdi? yok. yine de anlatmak istedim. güzel hisleri paylaşmak ayrı bir güzelmiş çünkü.*
kendime ait bir hikaye yazıyorum. içerisinde sevmek, sevilmek, küçük şeylerle mutlu olup sorunlarla karınca misali mücadele edebilmek var. en önemlisi de hiçbir şeye rağmen umudunu kaybetmemek var. yarım bırakmadan mutlu sona ulaşma gayesiyle...
devamını gör...
2963.
pusula kolyesi takıyorum ama yönümü bilmiyorum.*
devamını gör...
2964.
ruhum yine karanlıklarla doldu. gizli bir kara delik varmış da tüm iyi duyuları çekiyormuş gibi. ölümün hem bu kadar yakın hem de aşırı uzak olduğunu bilmek de aşırı perçinliyor bu duyguyu*. ülkeye bakıyorum, hayata bakıyorum, insanlara bakıyorum. hepsinden siyah siyah dumanlar yükseliyor havaya; mutsuzluk, huzursuzluk ve benzer kötü duygularla dolu siyah dumanlar.
herkesin bir derdi var, kiminin büyük kimin küçük ama kendi için kocaman olan dertleri. zaten bu yüzden kıyaslamaktan nefret ederim dertleri, yapma gelir çünkü bu yalandan empati girişimi. ben senin yaşadığını anlıyorum ama benimki daha zor tavrı. anlayamazsın abi, belki anlamaya çalışırsın ama hissedemezsin yaşattığı depremleri. bir dağı sırtlanan insan belki bir karınca ısırığı ile yıkılır, bunu da yadırgayamazsın. geçen birini gördüm, bir insan nasıl güneşi sevmez, nasıl yazı sevmez diye karşısındakini yargılıyor. aşırı mutlu bir insan bir de gerçek anlamda, yüzünden yaydığı, konuşmasından belli. avaz avaz senin fikrinin ne önemi var vasat herif diye bağırasım geldi de sakin ölmedim diye teskin ettim kendimi.
bir insanı üzülmez, alınmaz, kırılmaz görmek de aşırı tiksinç bir davranış bence. özellikle karşındakini sözde iyi tanıdığını iddia ediyorsa bu kişi. velhasıl yalandan empati yapıyorum, ben anlıyorum seni tavrınız iğrenç. insanları sevmem genelde ama böylelerinden tiksiniyorum. yukarıda bahsettiklerimin hepsi bu sınıftan ve böyleleri dünyayı daha çekilmez kılıyorlar.
herkesin bir derdi var, kiminin büyük kimin küçük ama kendi için kocaman olan dertleri. zaten bu yüzden kıyaslamaktan nefret ederim dertleri, yapma gelir çünkü bu yalandan empati girişimi. ben senin yaşadığını anlıyorum ama benimki daha zor tavrı. anlayamazsın abi, belki anlamaya çalışırsın ama hissedemezsin yaşattığı depremleri. bir dağı sırtlanan insan belki bir karınca ısırığı ile yıkılır, bunu da yadırgayamazsın. geçen birini gördüm, bir insan nasıl güneşi sevmez, nasıl yazı sevmez diye karşısındakini yargılıyor. aşırı mutlu bir insan bir de gerçek anlamda, yüzünden yaydığı, konuşmasından belli. avaz avaz senin fikrinin ne önemi var vasat herif diye bağırasım geldi de sakin ölmedim diye teskin ettim kendimi.
bir insanı üzülmez, alınmaz, kırılmaz görmek de aşırı tiksinç bir davranış bence. özellikle karşındakini sözde iyi tanıdığını iddia ediyorsa bu kişi. velhasıl yalandan empati yapıyorum, ben anlıyorum seni tavrınız iğrenç. insanları sevmem genelde ama böylelerinden tiksiniyorum. yukarıda bahsettiklerimin hepsi bu sınıftan ve böyleleri dünyayı daha çekilmez kılıyorlar.
devamını gör...
2965.
herkesi yarı yolda bırakasım var. şöyle bir elimi şıklatsam ve hiç kimse beni tanımamış olsa. veya tanısınlar...
benim kim olduğumu bilip, gerçek yüzümü iyice benimsesinler. ve benden uzak dursunlar. çünkü hak veriyorum. onlar bunun darbesini yaşarken ben de iyice kaybolayım ortadan. biliyorum. çok büyüyor gözümde her şey. böyle de yıpratmamalıyım kendimi. ama bir türlü yediremiyorum kendime. başkalarına. hafızam yok olsa keşke. kimim ben?
kaçamıyorum çünkü devam ettirmek zorunda hissediyorum. kendimi de değiştiremiyorum. söz verince pişman oluyorum. sanki hiçbir şeyi kendim için yapmıyorum. hep birileri istiyor diye her şeyim. evet, edemiyorum, yapamıyorum... içim hep bunlarla dolu. bir şeyi de beceremiyorum. iğreniyorum insanlardan. bazen onların siluetini gözümün önüne getirmek bile iğrendiriyor.
düşününce suçlu benim aslında . çünkü izin veriyorum. sanki herkesi onarmam gerek, isteklerini yerine getirmem gerek. noldu böyle böyle... çekemez oldum kimseyi. bir kişiyi isteyerek çekiyorum şu hayatta. kimse inanmasa da sadece onun tarafından onarılabiliyorum. yine de kimseyi ellerimde tutmuyorum. herkese incecik bir ağ ile tutunmuş vaziyetteyim. o yüzden hayatımdan koparmak o kadar da zor olmamalı...
benim kim olduğumu bilip, gerçek yüzümü iyice benimsesinler. ve benden uzak dursunlar. çünkü hak veriyorum. onlar bunun darbesini yaşarken ben de iyice kaybolayım ortadan. biliyorum. çok büyüyor gözümde her şey. böyle de yıpratmamalıyım kendimi. ama bir türlü yediremiyorum kendime. başkalarına. hafızam yok olsa keşke. kimim ben?
kaçamıyorum çünkü devam ettirmek zorunda hissediyorum. kendimi de değiştiremiyorum. söz verince pişman oluyorum. sanki hiçbir şeyi kendim için yapmıyorum. hep birileri istiyor diye her şeyim. evet, edemiyorum, yapamıyorum... içim hep bunlarla dolu. bir şeyi de beceremiyorum. iğreniyorum insanlardan. bazen onların siluetini gözümün önüne getirmek bile iğrendiriyor.
düşününce suçlu benim aslında . çünkü izin veriyorum. sanki herkesi onarmam gerek, isteklerini yerine getirmem gerek. noldu böyle böyle... çekemez oldum kimseyi. bir kişiyi isteyerek çekiyorum şu hayatta. kimse inanmasa da sadece onun tarafından onarılabiliyorum. yine de kimseyi ellerimde tutmuyorum. herkese incecik bir ağ ile tutunmuş vaziyetteyim. o yüzden hayatımdan koparmak o kadar da zor olmamalı...
devamını gör...
2966.
iyi olmaya, düzen kurmaya çalışıyorum sözlük ve yavaş yavaş bahanelerim tükeniyor.
okullar açıldı, dersahnede başladı artık hocalar hadi hadi diyor kendime gelmeye çalışıyorum.
köpek gibi çalışmaktan başka çarem yok.
ve artık zaman tik tak işliyor.
kaybedecek zamanım yok.
bahanem yok.
bir şeyler, faydalı şeyler yapmaya çalışıyorum tabi elimden geldiğince.
okullar açıldı, dersahnede başladı artık hocalar hadi hadi diyor kendime gelmeye çalışıyorum.
köpek gibi çalışmaktan başka çarem yok.
ve artık zaman tik tak işliyor.
kaybedecek zamanım yok.
bahanem yok.
bir şeyler, faydalı şeyler yapmaya çalışıyorum tabi elimden geldiğince.
devamını gör...
2967.
aptallıkla karşı karşıya kalınca elim ayağım titriyor, sakin kalamıyorum.
devamını gör...
2968.
bugün de seni özledim ey tavuk. buluşmayalı 48 saat olmak üzere... akşam karşılaşmayı umut ediyorum, hatta hayalini kuruyorum be tavuk. fırından çıkmış kokunu, genişçe bir tabağa cızırdar halde konuk olmanı düşlüyorum.
keşke diyorum; şimdi, şuracıkta çıkıversen karşıma. geldim bak, üzülme desen.
neyse, az kaldı.
keşke diyorum; şimdi, şuracıkta çıkıversen karşıma. geldim bak, üzülme desen.
neyse, az kaldı.
devamını gör...
2969.
kimsenin söylediği bir yalan olmamak lazım hayatta.
çok keskin bir cümle değil mi? belirli koşullar altında ya da biz çok istiyorsak her şeye rağmen, falan filan... öyle büyük büyük cümleler etmemek lazım miko, hayatta her şey insanlar için miko, her şeyi düşünemez, hesap edemezsin miko! biliyorum biliyorum, düşündüm yaa, haftalardır düşünüyorum bunu. düşünemediklerim de eksik kalsın artık bir zahmet. kanaat önderi miyim ben, kurallar, kaideler mi belirliyorum sanki, kendimden başka birilerinden daha sorumluyum da bir şeyleri şaşmaz, sıfır yanılgı payı bırakacak kadar keskinlikte bir sonuçla mı kaldırıp koymak zorundayım yerine hep? niye varamıyorum kısa yoldan sonuca herkes gibi abi ben? yoruldum, valla yoruldum kendimden.
kimsenin sizi aklamak paklamak için de, saklamak için de, kendini kandırmak için de söylediği bir yalan olmamak lazım hayatta. bitti gitti. of!
çok keskin bir cümle değil mi? belirli koşullar altında ya da biz çok istiyorsak her şeye rağmen, falan filan... öyle büyük büyük cümleler etmemek lazım miko, hayatta her şey insanlar için miko, her şeyi düşünemez, hesap edemezsin miko! biliyorum biliyorum, düşündüm yaa, haftalardır düşünüyorum bunu. düşünemediklerim de eksik kalsın artık bir zahmet. kanaat önderi miyim ben, kurallar, kaideler mi belirliyorum sanki, kendimden başka birilerinden daha sorumluyum da bir şeyleri şaşmaz, sıfır yanılgı payı bırakacak kadar keskinlikte bir sonuçla mı kaldırıp koymak zorundayım yerine hep? niye varamıyorum kısa yoldan sonuca herkes gibi abi ben? yoruldum, valla yoruldum kendimden.
kimsenin sizi aklamak paklamak için de, saklamak için de, kendini kandırmak için de söylediği bir yalan olmamak lazım hayatta. bitti gitti. of!
devamını gör...
2970.
yarın baya yoğun bir gün geçireceğim.
hem iş, hem arkadaşlarla buluşma, hem özel görüşmem, bir de aile üyelerinin bir kısmıyla uzun zamandır görüşmüyor olmanın verdiği özleme dayanarak kavuşma var.
sıkılıyor muyum bu yoğunluktan? tabii ki hayır. bilhassa harika geçeceğini düşünüyorum her birinin.
işin erken saatlerde sonuçlanacağı malum, hemen sonrası arkadaş görüşmesi, açık havada goygoy misali olacağı için zaten kötü geçmesi imkansız, e özel görüşmem için de 2 haftadir beni sabırla bekleyen biri var.. hatta arkadaşlarımla olan görüşme için usulen davet ettim kendisini ama o kadar saygılı biri ki rahatsız etmek bile istemedi sağ olsun.. ama yakınlarda bir yerlerde beklerim en azından diyiverdi. bunun da harika geçeceği kesinleşti * ondan sonra da aile üyelerinden çok sevdiğim birini göreceğim, e 3 hafta oldu görmeyeli, hasret gidereceğiz. günün finali de onunla birlikte güzel sonlanacak. daha ne olsun?
böyle yoğunluğa can kurban diyelim de nazar değmesin bari *
hem iş, hem arkadaşlarla buluşma, hem özel görüşmem, bir de aile üyelerinin bir kısmıyla uzun zamandır görüşmüyor olmanın verdiği özleme dayanarak kavuşma var.
sıkılıyor muyum bu yoğunluktan? tabii ki hayır. bilhassa harika geçeceğini düşünüyorum her birinin.
işin erken saatlerde sonuçlanacağı malum, hemen sonrası arkadaş görüşmesi, açık havada goygoy misali olacağı için zaten kötü geçmesi imkansız, e özel görüşmem için de 2 haftadir beni sabırla bekleyen biri var.. hatta arkadaşlarımla olan görüşme için usulen davet ettim kendisini ama o kadar saygılı biri ki rahatsız etmek bile istemedi sağ olsun.. ama yakınlarda bir yerlerde beklerim en azından diyiverdi. bunun da harika geçeceği kesinleşti * ondan sonra da aile üyelerinden çok sevdiğim birini göreceğim, e 3 hafta oldu görmeyeli, hasret gidereceğiz. günün finali de onunla birlikte güzel sonlanacak. daha ne olsun?
böyle yoğunluğa can kurban diyelim de nazar değmesin bari *
devamını gör...
2971.
yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama...
biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.
mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın ile buluşamadı.
sorun yok, sadece bekle.
güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir;
çiçekler açacaktır, rüzgâr esecektir;
ve yağmur yağacaktır...
zorlamaya gerek yoktur.
olması gereken kendiliğinden olur!
izlemene devam et,
şahitlik güzeldir...
hem olayın dışındasındır, hem de içinde.
o bir dengedir, o anlamlıdır,
şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş...
neyzen tevfik
bu şiiri okudum bu sabah... çok anlamlı geldi... aldığım eğitimlerden birinde hocamız, "insanın bu dünyada sahip olabileceği en iyi makam, şahitlik makamıdır. bu dünyaya aslında şahit olmaya geldik." demişti. oysa biz, şahit olmaktan ziyade her şeyi üzerine alınan, kişisel algılayan, müdahale etmesek, dünya başımıza yıkılacak sanan varlıklarız. ama buradan da herkes her şeyi yapsın, biz de oturup olanları seyredelim gibi bir anlam çıkmasın. gerektiğinde gereken kişilere gerekli tepkileri verelim ama bunu yapabilmek için de stabil bir duygu durumunda olmak gerekiyor. yoksa, kaos kaçınılmaz oluyor. duyguların misafir olduğuna, gelip geçici olduklarına şahitlik edip sakinleşince ne gerekiyorsa yapalım ki ancak o zaman, doğru zamanda doğru yerde doğru hamleleri yapmış oluruz...
biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.
mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın ile buluşamadı.
sorun yok, sadece bekle.
güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir;
çiçekler açacaktır, rüzgâr esecektir;
ve yağmur yağacaktır...
zorlamaya gerek yoktur.
olması gereken kendiliğinden olur!
izlemene devam et,
şahitlik güzeldir...
hem olayın dışındasındır, hem de içinde.
o bir dengedir, o anlamlıdır,
şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş...
neyzen tevfik
bu şiiri okudum bu sabah... çok anlamlı geldi... aldığım eğitimlerden birinde hocamız, "insanın bu dünyada sahip olabileceği en iyi makam, şahitlik makamıdır. bu dünyaya aslında şahit olmaya geldik." demişti. oysa biz, şahit olmaktan ziyade her şeyi üzerine alınan, kişisel algılayan, müdahale etmesek, dünya başımıza yıkılacak sanan varlıklarız. ama buradan da herkes her şeyi yapsın, biz de oturup olanları seyredelim gibi bir anlam çıkmasın. gerektiğinde gereken kişilere gerekli tepkileri verelim ama bunu yapabilmek için de stabil bir duygu durumunda olmak gerekiyor. yoksa, kaos kaçınılmaz oluyor. duyguların misafir olduğuna, gelip geçici olduklarına şahitlik edip sakinleşince ne gerekiyorsa yapalım ki ancak o zaman, doğru zamanda doğru yerde doğru hamleleri yapmış oluruz...
devamını gör...
2972.
bir şeyleri düzeltmek için yola çıkmışken ayağıma batan dikenleri tek tek kendim temizledim. yürekten gelmeli bir insanın yanında olmak. yoksa yol aynı olsa da farklı şerit farklı yön.
devamını gör...
2973.
ben zorlandığımda ya da üzgün olduğumda gökyüzüne bakarım bulutlara, yıldızlara, aya bana sonsuzluğu hatırlatırlar. evrenin sonsuzluğunu ve benim bu sonsuzluk içinde denizde kum tanesi bile olmadığımı hatırlatır. ve şöyle düşünürüm. bilmem kaç milyar yıllık dünyanın ortalama 60 - 70 yılında varız - tabi şanslıysak - öncesinde yoktuk sonrasında da olmayacağız. bizden geriye belki kırık belki ismimizin bile silinip gittiği bir mezar taşı kalacak tıpkı yıllar evvel ölüp giden diğer insanlar gibi. o zaman çok düşünmemek lazım çok fazla üzülmemek ve çok fazla beklememek lazım. çünkü 60 ya da 70 yıl - ki dediğim gibi şanslıysak eğer- sandığımız kadar uzun değil. sonsuz değil. sadece yaşayın evet üzülebilirsiniz ağlayabilirsiniz ama sonrasında kalkın ve eğlenip mutlu olmak için sevdiklerinizle güzel anılar biriktirmek için çok fazla zamanınızın olmadığını hatırlayın. yanınızdakilerin ve zamanınızın değerini bilin..
devamını gör...
2974.
henüz küçük yaşlarımızda başlayan adapte olma endişesi, karakterlerimizi şekillendiren asıl husustur. okulla başlar, orada gördüklerimize adapte olmaya çalışırız. doğru mu, yanlış mı diye analiz etmeden hem de. büyüdükçe içinde bulunduğumuz ortamlar da bu döngüyü sürdürüyor. izlediğimiz diziler, hayranlık duyduğumuz insanlar şekillendiriyor karakterlerimizi. aynı ailenin yetiştirdiği farklı karakterde insanlar, bu düşüncemin en canlı örnekleridir. popüler kültür de bunu gerektiriyor. adapte olmayan insanlar grup dışı, aykırı görülüyor. farklı durumlarda, farklı insanlarla yaptığımız arkadaşlıklar bizi şekillendirir. tam bir kalıba kendimizi uydurmuşken, hayatımıza giren başka insanlarla yeniden şekil alır. işte o zaman oturttuğumuz karakterimiz sarsılır. ne sakin insan oluruz ne de agresif, ne iyimser oluruz ne bedbaht. tam kendimiz için "ben böyleyim" demişken, birdenbire başka biri oluruz. çünkü daima çevremizdekilere göre şekilleniriz. kimi seviyorsak onun aynası oluruz. kiminle iletişim kuruyorsak o kişiyi yansıtırız. o yüzden çevrenizdeki insanlara bir bakın ve düşünün, ileride çocuğunuz olduğu zaman onun karakterinin de çevrenizdekiler gibi olsun ister miydiniz? cevabınız hayır ise, çevrenize tekrar göz gezdirmenizde fayda var. çünkü siz de bilincinde olmadan çevrenizdekilere göre şekilleniyorsunuz.
devamını gör...
2975.
"mütevazı insanlar daha tatlı, yaşanmışlık doludur"
yaşanmışlıklarla dolu yıllar yüzünde iz bırakmış teyzelere,amcalara ,abilere ,ablalara bir bakın resmen mütevazılık kokarlar. mahçupça başlarını yere eğerler ,masumca tebessüm ederler ve daha nice hareketi iyiliklerini kalbinize işler.
yaşanmışlıklarla dolu yıllar yüzünde iz bırakmış teyzelere,amcalara ,abilere ,ablalara bir bakın resmen mütevazılık kokarlar. mahçupça başlarını yere eğerler ,masumca tebessüm ederler ve daha nice hareketi iyiliklerini kalbinize işler.
devamını gör...
2976.
saat 03.56 civarlarında yazıyorum, uykusuzluk vurdu başı. saatlerce bilgisayarda bomboş ekrana bakıp oyun oynuyorum. sabah 9da tekrar kalkacağım kpss için. pazartesi de malum iş var. 2 aydır 3-4 saatlik uykularla günümü geçirmeye çalışıyorum, ne zaman dur diyeceğim bilmiyorum. sayfalarca yazı yazmaktan da usandım onun için şarkıyla anlatacağım artık;
sevmektenusanmam
sevmektenusanmam
devamını gör...
2977.
ufak bir rahatlama egzersizi...
e pek bir şey olmuyor. müzik hala çalmaya devam ediyor. ne bekliyorsun ki gecenin bu saatinde?
yıldızlar gökyüzünde hareket ediyor ama biz göremiyoruz.
hafif bir esinti var camdan içeriye giren ama perdeleri kımıldatacak kadar kuvvetli değil.
önümde bir boş tabak sabit duruyor. hemen yanı başında duran mumlar yanmıyor.
başka ne oluyor?
dünya dönüyor. kimi evlerde yarının hazırlıkları yapıyor.
kimileri sevişiyor. kimilerinin kıçında pireler uçuşuyor.
dünyanın başka yerlerinde güneş doğmaya devam ediyor.
bence kral charles endişeli bir şekilde ne bok yiyeceğim ben diyor.
bazı tarikat liderleri yaptıkları videoları izleyip çok da iyi çıkmamışım diye düşünüyor.
birileri dertleşecek insan arıyor.
birileri ağzına sıçacak insan arıyor.
şu an ne mi oluyor.
bir es veriyor müzik. sonra başlıyor tekrar. ve benim parmaklarım klavyenin üzerinde kaymaya devam ediyor.
sigaramın ucundan düşen küller önümde birikiyor.
hayatım önümde birikiyor. koca bir çöp yığını gibi.
çöpçüler kıralı yok. aslına bakılırsa kral olunacak bir saray da yok.
saray yoksa ben neden prensesim?
şu an ne oluyor. neşeli bir parça giriyor araya. anlamadığım bir dilde değil. ama dikkat etmiyorum sözlerine.
şu an ne oluyor?
bir şey olmuyor. zamanın akması bir şey değil demek değil bu.
şu an tam olarak zaman akıyor. nereye? kocaman bir okyanusa. dibinde dağlar tepeler mağaralar bulunan bir okyanus. başlangıcı belli olmayan bir kıyıyla sınırlandırılmamış. sudan bir evren, bir galaksi, yıldızlar sistem. tersine akan mekanlar gibi.
başka ne oluyor? zaman duruyor. müzik devam ediyor. o bile bıktı bu durumdan. kapat lan beni diyor.
e pek bir şey olmuyor. müzik hala çalmaya devam ediyor. ne bekliyorsun ki gecenin bu saatinde?
yıldızlar gökyüzünde hareket ediyor ama biz göremiyoruz.
hafif bir esinti var camdan içeriye giren ama perdeleri kımıldatacak kadar kuvvetli değil.
önümde bir boş tabak sabit duruyor. hemen yanı başında duran mumlar yanmıyor.
başka ne oluyor?
dünya dönüyor. kimi evlerde yarının hazırlıkları yapıyor.
kimileri sevişiyor. kimilerinin kıçında pireler uçuşuyor.
dünyanın başka yerlerinde güneş doğmaya devam ediyor.
bence kral charles endişeli bir şekilde ne bok yiyeceğim ben diyor.
bazı tarikat liderleri yaptıkları videoları izleyip çok da iyi çıkmamışım diye düşünüyor.
birileri dertleşecek insan arıyor.
birileri ağzına sıçacak insan arıyor.
şu an ne mi oluyor.
bir es veriyor müzik. sonra başlıyor tekrar. ve benim parmaklarım klavyenin üzerinde kaymaya devam ediyor.
sigaramın ucundan düşen küller önümde birikiyor.
hayatım önümde birikiyor. koca bir çöp yığını gibi.
çöpçüler kıralı yok. aslına bakılırsa kral olunacak bir saray da yok.
saray yoksa ben neden prensesim?
şu an ne oluyor. neşeli bir parça giriyor araya. anlamadığım bir dilde değil. ama dikkat etmiyorum sözlerine.
şu an ne oluyor?
bir şey olmuyor. zamanın akması bir şey değil demek değil bu.
şu an tam olarak zaman akıyor. nereye? kocaman bir okyanusa. dibinde dağlar tepeler mağaralar bulunan bir okyanus. başlangıcı belli olmayan bir kıyıyla sınırlandırılmamış. sudan bir evren, bir galaksi, yıldızlar sistem. tersine akan mekanlar gibi.
başka ne oluyor? zaman duruyor. müzik devam ediyor. o bile bıktı bu durumdan. kapat lan beni diyor.
devamını gör...
2978.
saat sabah 5 suları, 2 saat sonra kalkıp işe gitmem gerekirken oturdum balkonda sigara, telefon, kahve ve kulaklık dörtlüsünü aldım yanıma düşünüyorum. "hayatımın en güzel yılları, en aktif olmam gereken yıllarını ne güzel heba ediyorum böyle ya. " diye. her şeyin bu kadar farkında olup ta neden bir şeyler için çabalamıyorum. insanlara güveni kaybetmek için bir insan nasıl bu kadar büyük rol oynar? o kadar dert tasaya rağmen yıkılmayan insan bir kızın bir hareketine nasıl bu kadar yıkılır? bilmiyorum sadece çok sevmişim sanırım, onun da beni sevdiğini düşünerek.
devamını gör...
2979.
bu sözlük bir tuhaf bazen sanki bir sürü kişi buradaymış gibi hissediyorum. bazen de yalnızca 2 kişi varmış gibi sanki. bilemiyorum altan.
(neyse sabaha, aydınlığa çok çok az kaldı.)
birazdan bir kahve yapar, bütün sorunlarımı(zı) çözerim.
(neyse sabaha, aydınlığa çok çok az kaldı.)
birazdan bir kahve yapar, bütün sorunlarımı(zı) çözerim.
devamını gör...
2980.
öyle bir şey oluşturmadım bugüne kadar ama burası olabilir.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2