2601.
şu anda,
bir karar verme aşamasındayım
bir daha karar verme ile vermeme arasında
devamını gör...
2602.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
2603.
tozlanmış klavyemle iyi geceler diliyorum öncelikle,

uzun zamandır yazmayınca bir ciddiyet geliyormuş, öyle slalom giremedim önceden yaptığım gibi. zoruma giden son bir şeyler kalmış diplerde, deşmeden anlatmak isterim ama zor. neyse deneyeyim, sıkıldığın yerde okuma kardeşim. şuan senin keyfini düşünemeyeceğim. kuyruk acısı mı, yürek sızısı mı ne boktan bir duygu lan bu. derdim; seçilmek. kelimeye sardım durup, durup. komple cümlesi de var bunun. hatta iki cümle.

"göremedin mi? onu değil, seni seçtim diye böyle yapıyor." öncelikle, göremedim. kendi karmamın iyiliği için dahi olsa, seni içimde affedip, senin için her şeyin en iyisini dilemiyorum ve affetmiyorum. sana gelsin bir takım küfürler! sonrasında eğer o seçim oluştuğu an'ı görseydim beni o saniye kaybederdin.

"onu değil, seni seçtim" ne bir iltifat ne de bir savunma sayılamaz nezdimde. ben seçilmem, seçerim kafasında değilim, yanlış anlaşılmasın. bizim onunla bir geçmişimiz var ve eğer yaşadıklarımızdan sonra güzel bir yüze karışıyosa o kafa, ben bunu kabul edemem.

"göremedin mi? onu değil, seni seçtim" neden mesela? baktın kadın evli ve kocasıyla uğraşmak istemediğin, zorluğa gelemediğin için mi? karakterim için mi? hoş sohbetim için mi? aramızda ki kimya yüzünden mi? o kadar birbirimize vermediğimiz mektuplar yazdık, boşa gitmesin manevi emeklerimiz diye mi? benim güzel yüzümün huyu suyu hatrına mı beni seçtin? her şeyin başında ben seni seçmemiştim biliyorsun. ben seni yanımda istemiştim. manevi her şeyim tamamdı. yalın'ın dediği gibi bi' tek sen eksiktin. beni sevmeni isterdim, seçmeni değil. artık rakı masasında, hüzünlü bir şarkıda üzüleceğim burukluğum bile olmanı istemiyorum. bi' takım yazıklar oldu ve artık "ne yeni bir aşk avutur bizi, ne de geçmişin izi".

hoşça kalma örtmen.
devamını gör...
2604.
melisa çayımı yaptıktan sonra balkondaki salıncağıma oturdum, yeni yağmış yağmurun ıslattığı yollara ve kapkaranlık denize baktım.

belli bir noktaya kadar mesafeyi, yalnızlığı ve bireyselliği seviyorum. toplumun tanımadığı anlamdan yola çıkarak sosyal bir insan olmadığımı belirtmeliyim. kendi dünyamda mutluyum açıkçası. gelecek hedeflerim arasında benden başka birinin yerinin olmadığı fark ettim.

ama...

bazı anlarda tuhaf bir boşluk hissi oluşuyor içimde. etrafıma bakıyorum. bana zor gelen şeylerin insanlar için ne kadar kolay olduğunu görüyorum. bunların en başında aşk ve arkadaşlık geliyor.

duygusal anlamda hayatıma aldığım iki insana da platonik duygular hissettim. biri üç sene sürdü, diğer geçtiğimiz nisan ayından beri devam ediyor. ikisiyle de aramda bir şeylerin olma ihtimali yoktu. varoluşumdan dolayı karşımdaki insanların kategorisinde değildim zaten.

bundan dolayı onları suçlayamam elbette.

diğer insanlara bakıyorum. birine "yürümek" ya da sevgili yapmak ne kadar kolay insanlar için. ben bu yalan dünyada aşkı yaşadım. belki yaşadığım için şu an etrafımda olan ilişkilerin, gerek arkadaşlık gerekse sevgili, birçoğu bana samimi gelmiyor.

bundan dolayı kendimi suçlayam elbette.

peki kim suçlu? ortada bir suçlu var mı? cevap yok arkadaşlar. belli bir yaştan sonra* insanların aslında hayatında boşa yer kapladığını anlıyorsun. arkadaşlarının sayısı azalıyor, herkesle arana mesafe koyuyorsun ama bu aşk illetine yine de düşüyorsun.

en sonunda hiç evden çıkmayacağım. gerçi o zaman da kesin bir kuryeye falan aşık olurum ben. *

çayım soğumadan bitireyim, iyi geceler efenim.
devamını gör...
2605.
zor zamanlardan geçiyoruz. maddi olarak, manevi olarak. hep güzel fırsatları haberimiz olmadan kaçırıyoruz. sanki herkes yolunu bulmuş ama biz onu kaybetmişiz gibi... umutsuz olmak istemiyoruz ama hayat bizi buna zorluyor. umudumuzu kaybedelim, sonra umut edelim ve yine kaybedelim. kaybeden hep biz olalım ama onlar olmasın. tek dertleri bu. iddaa oynarsın, kaybedersin. yatırım yaptığın coin çöker, yemek yaparsın yanar, yahu uyursun sabah işe geç kalırsın, sigara yakarsın, ilk yağmur damlası sigaranın ucuna düşer, tekrar yakmaya uğraşırsın çakmak 50 denemeden sonra yanar ama hevesin kaçmıştır. hep mi böyle olur? var mı bir bilge, bizi yolumuza sokacak?
devamını gör...
2606.
emek verilen şeylerin nasıl harcandığına şahit geliyorum son zamanlarda. anladım ki bu emek, fedarkarlik denilen seyler bir cicegi sulamaya benzermis. gerektigi kadar verilmeliymis. cunku fazlası hem cicegi bozuyor hem suya yazık. insana da yaramıyor yani kosulsuzca fedakarlık.

insanlar çok ilginç mesela. herkes bir kisilik şarkısı tutturmuş ağzında. ama yasayışlarındaki melodi bu agzından cıkanlara uymuyor. yani diyecegim o ki hic kimse kendini anlattığı gibi cıkmıyor.
devamını gör...
2607.
hangi kıytırık düşün öyküsü bu?
sahi hangi kanatlı kabusun hüneri bu tutulan?
kim yazıyorsa bıraksın yazmayı. devri deveran ediyor bir sonraki güne,
geceden alacağı olan her güneşli güne.

kimin rüya defteri bu sahi, bucaksız?
arşa kazımış, arzı toplamış, alemi titretmiş..
mücrinde yıldızları söndürmüş galaksilerinin,
kervanlar gelmiş, kervanlar basmış, kervanlar ıslakmış..

sahi kimin bu aptalcasına rüya kuşları bjnlar?
ellerine tutuşturulmuş, ellerini tutturmuş, ellerini tutturur. gözlerini ovuştururmuş. .
zift karası, rüya gecesi gözleri, balı devran sözleri anlarmış.

sahi hangi rüyanın izleri bunlar, bulunsun? silinsin, tez elden denirmiş.
lakin izler bozuk, izler çizik, izler muğlak, ki garip sözleri ırgatmış...

gün olmuş, lal olmuş yoluna,
nüksetmiş arzdan
bir gece ıslakmış...
sonrası gören, bir bilen olmamış..
üslup bozukmuş, üslup kirlenmiş, üslup nefes nefese, dem deme han olmuş.. kalana, durana, derde kalana, derman olurmuş..

daha da gören olmamış galaksilerini.
bir daha gören olmamış...
buradan
sözüm olan karalama defteri yazısı bu. şarkının bi manası yok. aklıma geldi ekledim.
devamını gör...
2608.
ben sende neleri öpüyorum bir bilsen.herkesin perdelerini çektiği karanlık akşam gecelerinde, kalabalık bir odada ki yalnızlığından öpüyorum.
ağzında eriklerin buruk tadı, ellerin bulut,gözlerin ot bürümüş ekin tarlası. ilgisizlikten şikayetçi bir çocuğun düşlerinde yediği tokadın yüzünde bıraktığı izden öpüyorum.
yağmur her zaman gökkuşağı getirmiyor.
kapı aralığında bekleyişin yarattığı yürek çarpıntısı,belki kavuşuruz diye yeşeren umutlarlarından öpüyorum.
devamını gör...
2609.
düşünmeye üşendim sözlük ama yazmaya üşenmeyip behzat ç.'nin final sahnesindeki tiradını yazacağım çünkü neden yazmayayım?


rakı koy la!

geçmiyor a...k... dünyasında. bi s..im geçmiyor.
benim çok güzel bir kızım vardı. küçücüktü. canım ne zaman sıkılsa benim, onu düşünürdüm.
şu dünyada cinayetle uğraşmak dışında üşenmediğim tek şey berna'nın saçlarını taramaktı.

berna öldü... şule geldi...

bi gün bana ne dedi biliyon mu şule?
unutmak kelimesi ''un''dan çıkmış.
dedim nasıl yani? bildiğimiz un mu yani? hamur işi?

öyleymiş. unutmak için un ufak etmek gerekiyormuş.
birini bütün olarak unutamazmışsın zaten öyle pat diye unutamazmışsın. böyle yavaş yavaş gidermiş. yavaş yavaş unuturmuşsun.
gözleri, kaşı. burnu öyle. kulağı. sesini yavaş yavaş.
unuttuğun zaman da o kişi olmazmış. hatırlamazmışsın. sonra unuttuğunu unuturmuş.

ben unutmak istiyom la. her gün ne zaman unutacam diye soruyom ben kendime. her sorduğum zaman da her şeyi hatırlıyorum ben. daha net.

unutamıyom ben.

karım öldü.
kızım öldü.
kızım katil.
ceninim öldü.
devamını gör...
2610.
“kızımı bin tane erkeğin arasına koysam, içim rahat olur” cümlesiyle konu komşuya koltukları kabarık tavırlar sergileyen annem bugün beni bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı. kızımı anneme bırakmadan önce, söyleme anneannene diye tembihlediğim şeyi kızım söylemiş. akabinde beni arayıp doğru değildir ama doğru mu gibicesinden ağzımı yokladı. şaka yapmış dedim fakat doğruydu. beni zorla yalana sürükleyen anneme kızgınım ama konu bu değil.
kızımı aldım eve geldim ve neden sözümü dinlemediğini sordum. sustu, sustu baktı ben susmıycam en sonunda itiraf etti. anneannem hep soruyor bana diye başlayıp öyle bir cümle kurdu ki… didik didik hayatımı deşiyomuş özetle. hemde benim çocuğumu şeker ve çikolata vericem anlatırsan diyerek. her şeye katlandım da artık minnacık bebemi laf almak için kullanması çok fazla.

sana o iç rahatlağını veren benim, istesem her boku da yerim yine için rahat olur dünyadan bihaber demiycem. direkt gidiyorum artık. susarak gidiyorum bu şehirden. çok az bir tahammülüm kalmıştı. bugün itibariyle sonuna geldik.

kopsun bağlarımız annecim, senin için yeter ki rahat olsun.
devamını gör...
2611.
bazen diyorum.şöyle kaybolsam bir süre görünmesem.kimse bilmese mesela nerde olduğumu.tebdili kiyafet edip ara ara uzaktan herkesi izlesem.neler yapiyorlar diye?daraldığım icin,gerçekten kötü niyetten değil.sonra sorumluluklarim ve sevdiklerim geliyor aklima."asla" diyorum.böyle düşünceler hemen yokoluyor...
devamını gör...
2612.
'en kısa olanı insan ömrüdür. peşine düşebileceğin sorulardan ve cevaplardan daha kısa sürer. herşeyi merak etsen de hepsine hakim olman imkansızdır. biri hariç tüm sorularından vazgeç çünkü tüm cevaplarını bu soruda bulacaksın: ben kimim?'

bir kitabın içindeki, bir kitaptan alıntı...
alıp götürebilir mi seni olduğun yerden? başka diyarlara, belki de içindeki sene?
inanılmaz gibi geliyor ama, kelimelerin sonsuz etkisi bir anahtar gibi, doğru zamanda doğru kapıya ulaşırsa klik sesini duyuveriyorsun.
yıllardır beklediğim soru bu muydu acaba?
hayatımda uğraştığım herşeyden daha çok kendime dönme vaktim mi gelmişti? sahi, kimdim ben?
devamını gör...
2613.
ıki dakika önce ağlamamış gibi arındırıcı karbon maskemi yaptım mangolu yeşil çayımı içiyorum. 30lu yaşlar cidden müthiş bişeymiş.
devamını gör...
2614.
şuraya bir şeyler karalayayım da keyfim yerine gelsin. ne de olsa güzel bir başlık, karalayıp geçiyoruz.

her neyse, hoşlanmadığım çok şey var hayatta ama bir yandan da bu hoşlanmadığım şeyleri yargılamamaya çalışıyorum. hatta tembellik etmesem ve biraz analiz kasıp az buçuk empati yapsam o şeylerden neden hoşlanmadığım çıkar ortaya ve muhtemelen de sebebi toyluk, kendi yaşanmamışlıklarım gibi şeyler olur. burası bitti.

bunun dışında ilk defa hayatımda stabilize bir döneme gireceğimi hissediyorum şu aralar.

kendime, insanlara ve hayata kucak açacağım bir döneme.

bu kadar, daha fazlası gelmedi.
devamını gör...
2615.
ben her içtiğimde ulan diyorum ben niye yaşıyorum. sonra haddim olmadan o'na da soruyorum. beni neden hayatta tutuyorsun diye. neden ya bir açıklama yapsın anlayayım.
neden insanlar için, onlarla olabilmek için fedakarlık yapmak zorundayım.
neden kendimi sevdirmek için çaba sarfediyorum.
ve neden bu kadar yalnız hissediyorum.
devamını gör...
2616.
neden doyumsuzum? sevgi denen şeyin varlığından neden haberim yok? neden tam anlamıyla asla ait olamıyorum? benim için sevgi nedir ki? neden utanmıyorum? neden içimde bir gram sevgi olmuyor? sevgi diye düşündüğüm şey neden hep takıntı ve bağımlılık? neden bu gaddar, gamsız biriyim? nasıl olmak istemediğim iki insanı içimde taşıyorum? içimde nasıl bu kadar tezatlık var? neden dürüst biri değilim? nasıl olmaktan korktuğum iki kişiyi de oldum? ben ne biçim bir insanım? benim hiç utanmam kalmadı? nasıl bu kadar arsız oldum?
devamını gör...
2617.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bunun mavisi var, bordosu var renk renkler iste karalayip karalayip atıyorum yırtıyorum falan
devamını gör...
2618.
en az 15 adedini okulumun yurdunda 5 tanesini de yanımda gezdirdiğim, koleksiyona yenisinin eklenmesi pek de uzun sürmeyen defterler topluluğu.
devamını gör...
2619.
bazı şeyler canımı çok sıkıyor be sözlük. amacım duyar kasmak vs. değil de ne bileyim... alıştık sanıyordum ben. doların bu kadar çıkmasına, alım gücünün düşmesine, kendi ülkemde yabancı olmaya. propaganda falan da değil ha, şimdiden uyarayım. karalıyorum bu gece bir şeyler.

youtube'da boş boş dolaşırken bir video gördüm tadımı o kaçırdı. biz alıştık artık günde en az iki-üç gelen şehit haberlerine. ben hiç şehit cenazesi görmedim ama evimden de cenaze çıktı. yine de evladını toprağa vermek nasıl bir his bilemem. dilerim ki kimse de bilmesin.

bir bacağını kaybetmiş daha yirmilerinin ortalarında bacağının birini kaybetmiş askerin sitemi oturdu bu gece içime. "madalya bu müdür, bu değildir, bu demir parçası değildir." diye çıkardı yere vurdu protez bacağını. "25 yaşında sakat kaldım. ne için? bu ülke için, bu topraklar için. bu bayrak için. başka bir amacı yok! başka bir çıkarı yok."
bana sinirlenenler olacak ama ben ne zaman şehit haberi alsam çok sinirleniyorum. özellikle de türkiye sınırları dışındaki operasyonlardan olduğunu öğrenince. gerçi fark etmez can candır. neden şehit olayını bu kadar benimsiyoruz? gencecik insanların körpe bedenleri toprak altına girince ben şehit olmuş deyip geçemiyorum. giderek normalleşmeye başladı. corona'ya benzetiyorum ben bunu: ilk çıktığı zaman herkes konuşurdu, önlemler alırdı başına gelmesin diye fakat giderek hayatımızın bir parçası hâline geldi. artık olağan bir şeydi bizim için. kızdığım nokta tam olarak bu.

daha bir çok şey ağrıma gidiyor mesela:

kendi askerimin sınır dışında olması gidiyor ağırıma, ülkemde yabancı olmak gidiyor, herkese anlayışlı olmak zorundaymışız baskısı gidiyor aksi halde faşist yaftası yemek gidiyor en çok oysa ki sadece kendi ülkem içinde yaşayanların (ırk belirtmiyorum, ırkçı falan değilim, kaos istemiyorum) biraz olsun gün yüzü ve güzel günler görmesini istiyorum, beyin göçü gidiyor zoruma ama kızamıyorum hatta hak veriyorum, doktorların ülkeden gitmesi zoruma gidiyor, akademisyenlerin kaçması zoruma gidiyor.

kabullenmek zoruma gidiyor, kabullenmek zorunda bırakılmak zoruma gidiyor. paranın bu kadar değer kaybetmesi zoruma gidiyor, turistlerin türkiye'ye gelirken asıl motivasyonlarının ucuz tatil olduğunu bilmek ayrı üzüyor. ülkemin güzide insanlarında olan aşağılık kompleksi yüzünden kendi kendini dibe çekmesi, hor görmesi gidiyor zoruma. halkımın ezilip büzülmesi zoruma gidiyor.okun ucu kendine dönmediği müddetçe vurdum duymazlığa vuran bazı kesim zoruma gidiyor.

cahillik zoruma gidiyor. cahil bırakılmaktan ziyade bile isteye cahil kalmak zoruma gidiyor. sorgulamayan halk zoruma gidiyor.
tarih bilmeyen, öğrenmeyen ve tarihi gereksiz bulan insanlar zoruma gidiyor ya da bildiği bir iki tarih bilgisiyle zamanında yaşanan galibiyetleri hâlâ ısıtıp ısıtıp ortaya koyan, o anda takılı kalmış gelişmeye, gelişime kapalı ego mastürbatörleri zoruma gidiyor.

gelişememek zoruma gidiyor. üretememek zoruma gidiyor. adalet sistemi zoruma gidiyor. ifade özgürlüğünün olmayışı zoruma gidiyor. (bunun altını da doldururdum ama şu yazdıklarım bile beni korkutmaya yetti.)
eğitim sistemi zoruma gidiyor. onca parlak zekanın heder olması zoruma gidiyor. bilim ve sanatı geliştirmek için neredeyse hiçbir şey yapılmaması zoruma gidiyor.

onca kaynağın, tarihin, kültürün hiç tanıtılamaması ayrı zoruma gidiyor. mutfağını dünyaya açamamak, tarihi eserlerine sahip çıkamamak, liyakatsizliğin normal karşılanması ve her yerde olması hepsi zoruma gidiyor.
en çok da bir şeyler yapmak isteyip ne yapacağını bilememek zoruma gidiyor.

evet belki bir norveç, isveç gibi bir ülkede doğmuş olsaydım bu kadar dert etmeyecektim ama ben burada doğdum. küçüklüğümden beri atatürkçü düşünce yapısı ile yetiştirildim. bundan da hiç gocunmadım. yurtta sulh cihanda sulh diyen bir liderin felsefesiyle büyümekten neden gocunayım. gelişmek, geliştirmek, üretken olmak için çalışmak hatta çok çalışmak ve bunun için bazı kavramlardan feragat etmek benim için yakınacak bir şey yahut sırtıma yük değil. fakat devletin tutumu, işte beni gocunduran o.
devamını gör...
2620.
ben her zorluğu aşarım da bir tek seni aşamam. bir tek sende düşerim. ve biliyorum ki ben bir tek sende düşsem dahi kalkamam. buna gücüm yetmez. önüme gelen her dağı deviririm, çölü aşarım ama senin tek bir çakıl taşına takılıp düşerim. ve öyle bir yara alırım ki ne kalkıp savaşmaya gücüm kalır ne de oturup beklemeye.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim