4361.
meraba sözlük. hayatım çok yoğun geçiyor şu ara. günlük tutmaya başladım. okuduğum bir kitabın da etkisiyle. belimdeki saçlarım artık omzuma bile gelmiyor. kestirdim. çok kısa oldu ama iyileşme sürecime biraz bile katkısı olduysa kesinlikle değdi. olup olmadığını kendim anlayamıyorum çünkü ne hissettiğim ya da hissetmediğim konusunda kendime güvenemiyorum. karışığım yani epey
devamını gör...
4362.
kırık bir aşk hikayesi
evden çıkıp sağlık ocağına doğru giden yolun bittiği yerde tam graffitilik bir duvar var. duvarda bir yazı yazılıydı koca harflerle: "günaydın pamuğum"
pamuğun duvarın karşısındaki evlerden birinde oturan bir kız olduğunu tahmin ediyorum.
yazı orada epey kaldı. sonra araya seçimler girince üstü kireçle boyanıp yerini kılışdara övgü bir graffiti aldı.
cumartesi günü marketten eve yürüyerek dönerken mahallemizin camisinin yanından geçtim. orası da uzun, beyaz, graffitilik duvara sahip bir yol. pamuklu duvardan bir kilometre ötede...duvarda, "bozkurtlar ulusun tanrı türkü söylesin" makamında duvar yazılarının yanında, küçük harflerle siyah boyayla yazılmış bir yazı:
pamuğum neredesin?
yanında boyalı kiraçle çizilmiş kırık bir kalp
devamını gör...
4363.
sırlarını parlattığın aynaların ardında gezinen çocuğun hikayelerini oraya buraya yamalayarak gizlediğin cümleleri ve sana ait bir defteri yanlışlıkla eline alabilecek insanlardan pürtelaş saklamanın ağırlığını nasıl bilebilirler? en mahrem gizlerini bilecek, senin gördüğün gerçeği göreceklerini sanır; paylaşmaya korkarsın. tüm mahremiyeti cümleleri olan bir insanın gizlerini kavrayamazlar... suretler içinde dalgalanan hüzünler ve mutluluklarının yapaylığı ve basitliğiyle afallıyor insan çoğu kez. kim bilir belki bundandır, uzun bir süre cümleleri yalnızca söylenmesi gerektiği için kuruyor. yanıbaşında, omuzunun dibinde duran insanların ruh hallerinin yarattığı kayıtsızlık düşüncelerinin köklerine su yerine beton döküyor. bu durum bazı zamanlar o kadar suni bir şekilde gerçekleşiyor ki, cümle dahi kurmadan birkaç donuk ifade ve belli belirsiz tepkilerle geçiştiriliyor. ucuz bir tiyatro oyununun tekrarı gibi süren günlerin her biri bir başka duyguyu yansıtmaya çabalayan tiplemelerin arasında hangisinin kendisi olduğuna karar vermekle geçiyor ve hepsi birleşip yalnızca silik bir silüet oluşturuyor. her gün gözünüze ışığın yansıdığı, derisinden öteye geçemediğiniz onca yüz. her birinin gerçeğini ve acılarını anladığınızı sanıp ahkam keserek dokunabilirsiniz fakat kendi gerçeklerinizi bilemiyor olmanın acısını taşıyamıyorsunuz. çırılçıplak çerçevesiz bir aynada yansımanın öteki tarafındaki kendine bakarak soruyor insan; burnumun dibindeki tehlike nerede, nasıl bir koşulda ve ne zaman tutup alacak beni bu var olmaktan...

devamını gör...
4364.
tartı aldım.

hem kendimi tartacağım, hem de yiyeceklerimi tartacağım.

spor ve aralıklı orucu da işin içine katıp, sağlıklı bir yola gireceğim. bakalım. evet.
devamını gör...
4365.
bu gece söyleyeceğim şeyleri muhtemelen bir daha duyamayacaksın gecesindeyim. galiba şuan uzun süredir içine düşmekte olduğum bir çukurun zeminini yalıyorum.

bilinmeze atlamak hiçbir zaman mesele yaptığım bir şey olmadı. belki hayat cahilliğidir ama radikal kararlar da oldukça çekici.
devamını gör...
4366.
her şey üzgün olmanla mı ilgiliydi? yoksa sen de mi benim gibi yalnız bir ruhsun arkadaşım? hadi gel, seninle biraz yürüyelim. bu arada yüzünden düşen ve bin parça olan şeyleri boşver. burada başbaşayız. eğer istersen sana çok güzel bir manzara gösterebilirim... ama yapma böyle. başını kaldır, gözlerini aç... yıldızlara ve ay'a bak. şahidi ol bu anın ve anın içindeki başbaşalığımızın.
devamını gör...
4367.
karanlıktaydım. kaçtığım şeyin eğer beni yakalarsa yapacağı şeyi görmezden geldikçe kaçış hızım gitgide yavaşladı. bir noktadan sonra nefesim kesildi kaçamadım, duraksadım. karanlığın içinde beni kovalayan şeyin pençelerini bana geçireceği an'ı beklerken hiçbir şey olmadı. o karanlığın içinde tek başınaydım. hareket edecek gibi oldum ve düşündüm; inancını kaybetmiş ve karanlıkta hissetmiş bir umut aramış ama bulamamış. sinmiş, gücenmiş bunu kendine yedirememiş. insanmış böyle şeyler olurmuş. omzunda sıcak bir el hissetmiş. kendine ışık olmuş uyanmış.
devamını gör...
4368.
uykuuuu
devamını gör...
4369.
libidooooo....
devamını gör...
4370.
ne çok yıkım var değil mi? içimizin yıkımı binaların yıkımına da benzemiyor sanki.
hani bazı enkazlar kalkıyor ya bizim içimizdeki enkaz da kalkar mı sizce? yazılanlara göz attım biraz bazıları yıkılmış enkaz altında kalmış bazısı yıkılmaya çok müsait sallantıda çok az bir kısmı kontrol altında... hepimiz ne kadar da yıkılmaya meyilliyiz değil mi? hep bütün derdin sıkıntının kendimizde olduğunu düşünüyoruz.
ne çok kırılmış, ne çok üzülmüş,ne çok ağlamış, ne çok kızmış ve ne çok diye başlayıp kurabileceğimiz onca cümle.
evet, biz kırıldık. incittik. o beton duvar çöktü üstümüze.
biz peki? kimsenin yıkımı olmadık mı? bir kişiyi bile enkaz altında bırakmadık mı?
hep karşı tarafı suçluyoruz ya hiç karşı tarafın yerine kendimizi koyduk mu?
hatalarımız var elbette. kusursuz değiliz ki... insanız, beşeriz şaşarız.
birine kötülük yapmak çok kolaydır. önemli olan iyiyi oynamak. oynamak? kulağa pek hoş gelmiyor ama şöyle; herkesin içinde bir siyah ve bir beyaz vardı. hangisini göstermek istersek onu kullanırız. hayat, kazanılması kimine göre güç kimine göre basit bir oyun. ne zaman siyah ne zaman beyaz olacağını da oradaki rakiplerin belirler.
akıp giden bir hayatta kötü olmak kimin ne işine yarar inanın bilmiyorum. asla desteklemiyorum zaten. ben iyiliğin gücüne inananlardanım. bir gün iyilik ve sevgi dünyayı ele geçirecek.
devamını gör...
4371.
bir anda gözlerimi açıyorum ve kendimi envai çeşit bass gitarla dolu bir odada buluyorum. enstrümanların her biri birbirinden efsane modeller. hangisini elime alsam şahane şeyler dökülmeye başlıyor tellerinden. adeta ben onları değil de onlar beni çalıyor. parmaklarım kendiliğinden dans etmeye başlıyor. hele ki o duman renkli rickenbacker 4003 yok mu, gitar ağlıyor... parmaklarım yorulana kadar çaldıktan sonra o güzelliği omuzuma atıp dışarı çıkıyorum. apartman kapısından çıktıktan sonra kendimi koskoca bir stadyumun ortasında buluyorum. binlerce insan var. adımı söylüyor herkes. sahneye çağırıyorlar. tanıdığım, bildiğim, sevdiğim, müziklerine hayran olduğum eski yeni bir sürü grup sahnede. alkışlarla beni bekliyorlar. her biriyle bir şeyler çalmaya başlıyorken akşam ezanı okunuyor ve herkes susmaya başlıyor. kuryenin teki bir paket getiriyor bana. paketi açtığımda içinden reçelli ekmek çıkıyor. ardından çocuklar beliriyor sahnede. ellerinde futbol topu. 9 aylık gibi bir oyun oynamaya başlıyorlar. ekmeği yedikten sonra onlara katılıyorum ve saha içi boşalıyor. mühim bir organizasyonun mühim final maçı oynanıyor. bana gri mor renkli bir forma veriyorlar ve maça dahil oluyorum. elimde
rickenbacker ile topa vurarak maça dahil oluyorum. kazanıyoruz. gollerden birkaçını ben atıyorum. kupayı kaldırdıktan sonra dikilitaş’a gidiyorum. çocukluk halimi görüyorum. taşın kenarına oturmuş top oynayan çocukları izliyor/um. çok mutlu görünüyor. mutluluğunun sebebini sorduğumda bu anı bir daha göremeyecek olduğu için keyfini çıkarmaya çalıştığını söylüyor. ne diyeceğimi bilemiyorum. bass gitarı küçüklüğüme bırakıyorum. eski eve doğru giderken uykum geliyor. uyanıyorum.
devamını gör...
4372.
bundan bir zaman önce biriyle tanışmıştım sözlük. böyle günlerce gecelerce konuşmuştuk. sonra tabi her şeyi piç etmeyi kendine vazife edinmiş benliğim yine yaptı yapacağını ve olmadı, olamadı.

tekrar karşılaştık tüm bu olanlardan sonra. tesadüfi bi biçimde ve ben ilk günkü gibi tatlı bi telaşla laf atmaya muhabbet kurmaya çalıştım tekrar. aradan geçen sürede biraz daha büyümüş, olgunlaşmıştım. ilk seferinde yaptığım hataları yapacak biri değildim artık. onu da tekrar bulmuşken tam konuya girecektim ki "hatırlamadım ben seni, kimdin?" sorusu tepetaklak etti beni.

içim acıdı, kalbim ezildi resmen bu soru karşısında. çaktırmadım ama ağlamaklı oldum içten içe. "ben nerdeyim sen nerdesin be güzelim" diye sitem edecek oldum, etmedim. tamam diyip uzaklaştım sadece. bir süre önce yani her şeyi piç ettiğim o tarihlerde bir lafına bakardı radikal kararlar almam, kapısında köpek olmam. meğer beni hatırlamayacak biri içinmiş o zamanki düşüncelerim hislerim.

büyüdüm, olgunlaştım dedim ya, aslına bakarsan pek olgunlaşmamışım. hala daha güzel giden şeyleri piç etmek için aportta bekliyor içimde bir şeyler. iyilik, güzellik bana uğramazmış gibi geldiğinde de ne yapacağımı şaşırttırıyor. galiba benim duygusal olaylara hiç girmemem gerekiyor. uzun vadede plan yapmamam, günübirlikçi psikolojisiyle sadece o anı yaşayıp geçmem gerekiyor. göçebe gibi, pis bir çingene gibi kısaca.

o yüzden benim dengemle oynamayın hanımlar. sevişeceksek sevişelim, ne o aşk, sevgi, bağlılık, vefa, sadakat, vb şeyler. yakışıyor mu hiç koca koca insanlara?
devamını gör...
4373.
en iyi becerdiğim iki şey var, bundan eminim. biri susmak diğeriyse insanları kendimden uzaklaştırmak.
devamını gör...
4374.
hiç iyi değilim.
devamını gör...
4375.
ayırdığın zaman ve verdiğin emek buna değiyor mu? sanmam. kendini kandırırken kendini yakalamış da gırtlağını sıkacakken yine kendin olduğunu hatırlamış gibisin. tamam. belki. sonuç? yalan. ışığı soluk donuk bir yıldızsın sen.
devamını gör...
4376.
çok sıkıldım
ders çalışıyordum aşırı uykum geldi bıraktım bir takım uyku rutinlerini yapıp yattım bir saattir tavanı izliyorum. bir kaç parça kıyafet var aklımda hala alsam mı acaba diye düşünüyorum ayyy sıkıldım
devamını gör...
4377.
tam da efkârın orta yerinde ilişiyor hikayeye. ne zaman geldin? ben hep buradaydım, asıl sen ne vakittir her şeyden böyle uzaksın? su çok bulanık, çiçeği görüyor musun? yaprakları nasıl da soluk. onlar da sırasını bekliyor. senin adın ne? meçhul ben, peki ya sen? melül. anlıyorum öyleyse. uzaklarda mı bıraktın onu? nasıl? biliyorsun hep bir eksik var işte. bana defterin ilk sayfalarında neler yazdığını sorma. o halde ben müsaade istiyorum. bir daha karşılaşırsak daha uzun olur hasbihâlimiz. sonra, çok sonra. yapraklara renk katmak istiyorsan cevabı kendin söyle; cümlesi sende.
devamını gör...
4378.
charlie chaplin'in de dediği gibi: "hayat yakın planda bir trajedidir, geniş planda ise bir komedidir." uzaktan bakıldığında komik ve neşeli gelmesi normal bu yüzden. bu görüşe bir gaye su akyol şarkısı da destek çıkar. ve asıl beni ve benim hayatımı anlatır.

"bir jilet havuzunda olimpik yüzücüyüm
uzaktan lunapark yakından üzücüyüm
gün battı güneşsiz derdimi sakladım
..."

yara bende ise bıçak elimde olmalıydı ama değil. beni uçurumdan atlamayım diye tutan el, her dönüşümde neden iterdi beni tekrar düşüşlere?

hayat noksanlıklardan ibarettir ve noksanlık, birbirine ait olanın bir arada olamayışından başka bir şey değildir.
devamını gör...
4379.
mutsuz muyum yoksa rahat batıyor da kendime mutsuzluklar mı yaratıyorum. yoksa kendime mutsuzluklar yarattığıma kendi kendimi ikna edip mutluymuş gibi hissetmeye mi çalışıyorum. ben bunların ayırdına varamıyorum sanırım.
devamını gör...
4380.
ruhumu tam olarak oraya bile yansıtmadığım yerdir.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim