1141.
hayallerime açılan kapının önüne set çekmişler de geçemiyorum gibi. benim ürettiklerim, bana geçit vermiyor. şu seti kim çektiyse bir bulsam gününü göstereceğim. ulan benim bunlar benim! ben neden dokunamıyorum?
şimdi o kapıdan girip, biraz vals, biraz müzik ve çokça sigara ile günleri geçirmek vardı. işin tuhaf yanı orada durumlar karışık. mantık ve duygular, itilaf ve ittifak devletleri gibi olmuşlar. ama mantık hep itilaf tarafında. illa ki bulaşacak bana. illa ki savaşı başlatıp, tatlı gülümsememin eceli olacak. biraz diyorum, biraz neşe lazım. biraz sevgi, biraz duygu, hissetmek lazım efendim! böyle hissizleşmek delirtiyor.
âhu var orada, ona da kavuşmam lazım ama âhu 'yu benimle var edecek kişi nerede, ne zaman gelir? bilinmez.
orası da çok sıkıcı oluyor tek başına..
devamını gör...
1142.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1143.
annemin arkadaşlarından birini hiç sevmiyorum. kadını sevememek için hiç bir nedenim yok aslında, ama sevmiyorum. aşırı ağır ve şekerli bir parfüm kullanıp tüm şişeyi kafasından aşağı boşaltıyor. üzerine sigara içtiği için onun kokusu da karışıyor. kadının olduğu ortamda bulunmak istemiyorum.
zaten bağırarak konuşuyor baydı beni.
of zaten birkaç saatliğine kaçıp kafa dinleyeyim dedim, niye geldi ki bu?
devamını gör...
1144.
yorgunum, ama geçecek.
devamını gör...
1145.
yorgun desen değilim, mutsuz desen değilim ama bir şeyler eksik bende eski ben değilim. karşıdan bakıyorum sanki artık kendime. üzülmüyorum eskisi kadar her şeye. beklemiyorum karşımdakilerden hiçbir şey. başarmak istiyorum beni bana kanıtlamak için. savaşım bitti sanırım dünyayla da kendimle de. sadece huzurla yaşamak istiyorum. az ve öz istiyorum bu yüzden istediklerimi almam gerektiğine inanıyorum. herkes gidebilir sanki bakmam arkalarından, dur demem çünkü kalsınlar istemem ve git diyebilirim hiç diyemediğim kadar. bu güne kadar çok yazık etmişim kendime artık iyi gelmeliyim benliğime.
devamını gör...
1146.
az önce birine laf arasında ben hukuk bilirim dedim senden ötürü. sonra sorular sordu seninle ilgili ve dönüp bana onunla iletişim kurmalısın, kendini keşke anlatırken görseydin çok aşıksın hala dedi.
hala içimde varlığının bu denli kuvvetli olduğunu bilmiyordum. sana dokununca cennet müjdelenmiş gibi hissederdim dedim vs bunları söylese biri bana kesin evlenirdim dedi. biliyorum konuştuk sen de bunu çok isterdin. yapamadık biz. hatırla beceremedik diye ağladığımız geceyi. silinmesin kalbinden zerrelerim.
devamını gör...
1147.
işimi sevmiyorum, oturduğum mahalleyi sevmiyorum. sarmıyor, anlıyor musunuz sarmıyor.

t: isyan etme başlığı.
devamını gör...
1148.
birisi vardı. yıllarca aynı sofrada yemek yedik aynı bardaklarda su içtik. her derdi paylaştık. bütün sorunlarını dinledim yardımcı olmaya çalıştım. tek bir gün doğum gününü es geçmedim, unutmadım. * onun için yalan söylemek zorunda kaldım. o benim ona düşkün olduğum kadar bana düşkün değildi. o benim yakınımdı da ben onun neyiydim bilmiyorum. sonra yıllar geçti bir şey oldu. beni tek kalemde sildi. ardına bakmadı bile. ellerim kucağımda kalakaldım. öylece gitti. geçenlerde bir süredir iletişim halindeydik. başka biri vesilesiyle öğrendim düğünü varmış. haberim yok. çağrılmadım bile. koydu. 6-7 senelik arkadaşlığın sonucu bu olmamalıydı diyorum öğrendiğimden beri. kimseyi bu kadar önemsememek gerekirmiş. acı bir şekilde öğrendim. insan silmek de çok kolaymış ben yapamıyordum ama yapılması epey kolaymış..
devamını gör...
1149.
uh, bugün çatır çutur klavyeyi ağlatasım var. (bkz: klavye delikanlısı) delikanlım şarkısını da severim, yılların efsanesi. yapılacak gırla iş var. ne zaman yok ki? amaaaan sal s. diyemiyorum kendime. güzelinden bir makyaj yapasım var, uzun zaman sonra bir cat eyes - eyeliner çekesim var. sonra da ceketli mi - ceketsiz mi dışarıdaki işlerimi halledip eve dönüp ders mers çalışmam gerek. yemek yapmam gerek. daha fazla kitap okuyup, film izlemem gerek. yarım bıraktığım dizilerim, canım dostlarımla görüşmem gerek. temizlik yapmam, aklirik boya ile hunharca tabloya girişmem, masamı düzenlemem, faturalarımı yatırmam gerek. bitmez bu işler. şurada, yumoş koltuğumda oturup yazmak ne kadar güzel. konfor alanı dedikleri işte buuuuuuuuu. bu! çıkasımızın gelmediği alandan el mahkum gerçek hayat sorunları sebebiyle çıkmam gerek. bomba gibi bir enerji yüklendim. kaybolmadan, değerlendireyim. sende öyle yap, yükselince durma. koş, koş, koş!
devamını gör...
1150.
bozkırın bakir çorak topraklarında, sonsuz bir yaşam ezgisinin fısıldadığı, biraz yaşlı ve hüzünlü bir vadinin ötesinde dostane bir kasaba vardır. nice duygulu, tatlı bir ürperti uyandıran anıların yaşandığı bir kasabadır, belki bir ütopyadır. yemyeşil ovaların taş evleri (?) dört bir yana dizilmiştir, insan evlerin arasından geçerken güçlü bir sezgiyle duyumsar yaşayan havayı. kadimdir, çoraktır ama sonsuz bir merhamet çizgisinde buluşur gerçekle. mistik bir dünyanın kapılarını aralar. insana arafsı düşleri anımsatır bir yandan da. her ne kadar cennetten bir manzara gibi gözükse de yaşlı ve hüzünlü bir vadinin ötesinde yer alır. iyiliğin de kötülüğün de, şeytan'ın da tanrı'nın da bir suretini anımsatır. merhametin yalnızca iyi bir şey olmadığını, aslında pek gerekli olduğu zamanlarda dahi kötülüğe yol açabileceğini hatırlatır. doğrudur bu, sezgisel bir evrenin kapılarını aralayan bu evrende insan ne düşüneceğini şaşırabilir.

belki bir janus belki bir abraksas'tır. ama ne olursa olsun bu kasaba pek de isimlendirilmeye değmez. ne de olsa esasında kasabayı kasaba yapan insanlarıdır. her çeşit insan vardır ki bir müezzin ile zangoçun dostluğuna bile rastlayabilirsiniz. işte bu, insan tabiatının köklerini derinden sarsma potansiyeline sahip bir canlılıktır.

----------
ilk paragrafın son kısmında batırdım. kafamı toplamam lazım.
devamını gör...
1151.
sadece yaşamayı öğrendim. ne onunla yaşamayı bıraktım ne düşünmeyi. yaşadığınız bir olayı her gün beyninizin yaşaması nasıl bir şey hiç düşündünüz mü? bugün yolda tökezledim. her gün beynim bana yolda tökezlediğimi hatırlatıyor ve tekrarlıyordu. bi yer var o ana ayrılmış silinmiyor. kurtulunmuyor. ince detaylar yazılmıyor ama iyiki onlar yazılmamış. eski kelimeler gibi huzur vermiyor aksine can yakıyor. hem de nasıl yakıyor. çeken anlar tabi. yani benim gibi deliler. aşırı normal deliler.
devamını gör...
1152.
bugün son zamanlarda hiç çalışmadığım kadar çok çalıştım.
bir amacımın olması güzel bir şey, çalışmayı özlemişim resmen. insan 8-18 çalıştığı halde çalışmayı özler mi? öyle saçma bir iş yapıyorum ki inan yaptıkça canımdan can gidiyor aslında. ona çalışmak demiyorum o yüzden, sürünmek daha doğru bir tanım.
bugün bir amaç için çalıştım, bir çizim yaptım * yani aslında kısaca sürünmedim, çalıştım. her gün olduğu gibi zaman geçsin diye bir gözüm saatte değildi, insanların çıktığını görünce farkettim akşam olduğunu.
tüm gün eşek gibi çalıştım diye modum yükseldi resmen.
bu ne saçma şey?
eve giderken markete uğrayıp biraz alışveriş yapayım diyorum , eve girmeden önce evin önündeki parkta biraz yürürüm de. kafamı dağıtmış olurum hem. evet evet öyle yapayım.
ekmek de alırım hem.
devamını gör...
1153.
anılarımın üzerindeki tozu üfledim.
o kadar içime bastırmışım ki..
bayağı katman olmuş,
silmek mi lazım?
neyi silmek?
üstü toz tutan anıları silersen unutamazsın.
yakıp, atmalı o toz dolu defteri.
gözlerimin önünde siluetler..
hafızayı sildirsek geçer mi?
ağır ağır iyileşiyor yaralar,
biraz hızlanması lazım.
ilaç ne?
sevgi merhemi mi?
nefesim kesiliyor..
oksijenim kim, nerede?
deniz görmek lazım..
acılar geçene kadar koşmak gerek.
ona da sigaradan çürüttüğüm ciğerimin nefesi yetmez.
başımı birinin dizine koyup, hüngür hüngür ağlamak istiyorum..
saçlarım okşanınca içimdeki çocuk akıllanır mı? susar mı?
bence susar.
bu dünyadan sevgiyi, ilgiyi, hakikati hissetmeden göçmek istemiyorum..
devamını gör...
1154.
içimi cız ettirdi.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1155.
kehanet bu ya tam da orada bir boşlukta bulduğu bir tarot kartında çekti burnunu. yoo öyle nezle mezle değildi. burnu düştü. şıp diye.
şıp dedi ve örtüsü kırmızı masada buldu kendini haliyle. kan revan örtüyü enterese de etmedi aynı renk olmalarından mütevellit.

acı var mı? ebleh ebleh baktı öteki, sanki düşen burnu değil kellesiydi...
ne var bunda dedi tekrar.
sahi nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu. tarot kartı elinde 8 eşit parçaya bölündü.
tek elinle mi? dedi.

tek elimle.
demek kendini hazırlamış çok önce. çok önce.. çook çok önce. evvel zaman içinde. kalbur sensin. belki kanbur bile sensin.
kambur öyle yazılmaz yalnız.

nereden biliyorsun yazdığımı?
gittiğin yerde izler bırakmaya pek mahirsin.
hatta kaldığın...
şu tarot kartında..
şu masada ...

sana dokunmadım bile.

bu da mühim maharet vesselam. yine de razıyım. hakkın. hakkım, avucuma verdin.

her neyse nutuk vakti geçti çoktan. beri vakit zamanı... 8 parçanın her biri çoktan buldu yerini. şimdi ister tek tek bul ait olan yere koy eskisi gibi ya da burada sonsuza dek....

kalırım. razıyım değil, razıydım en başından.

bitirmedim sözümü

bitirme.. kalsın öylece kalsın.

buralı mıyım sandın?..

?.... buruna karşı... bir ölüyle mi?. bunu bana yapamazsın.. hem razıydım
kalmaya...


delikanlının fark ettiği andan bir salise sonra, tarot parçalarıyla birlikte siluet de kaybolmuştu..

bir ölüyle mi konuştum onca an?.. peki değer mi? değdi mi?.. dedi kanayan burun sızısını hissetmeye başlayarak.. ve içinden bir ses, hoş bir ses değer dedi... değdi... değer...
devamını gör...
1156.
bienvenue dans ma réalité
ve evet hoş geldiniz baylar bayanlar benim gerçekliğime.
burada işte bir bardak viski kolanın içinde kaybolan sinek gibi ağır aksak konuşuyorum.
ve siz işte siz elinizde ucuz içkileriniz beni izliyorsunuz değil mi.
kadın sahnenin ortasındaki sandalyeyi ters çevirmiş oturuyordu.
bir hayli seksi görünmesinin sebebi uzun bacaklarıydı pek ala.
ya da belki kısa kesilmiş kızıl saçlarının beyaz teniyle oluşturduğu zıtlıktı.
viskisinden bir yudum aldı ve buğulu sesiyle konuşmaya başlayacaktı ki yine aynı fransızca şarkı arka plandan kısık çalmaya başladı.
bugün kaybettiğiniz aşkınızın anısına içiyorum dedi.
hani o çok sevdiğiniz aşkınız var ya
kalbinizin derin derin çarptığı ve o sizi yok saydığında midenizin orta yerine yediğiniz tekmenin hatırına bu akşam kaldırıyorum kadehimi.
mekanın içindeki seyirciler birer birer kımıldadı. yüzlerindeki maskeleri indirmeye niyetleri yoktu.
kimse aşk acısını kendine sindiremiyordu. aptallıktı belki utanılan.
........
devamını gör...
1157.
son bir kez daha dedim
sonu gelmedi sana olan zaaflarımın
gitmek istedim
çakıldı ayaklarım
talihsizliğim seni uzaktan sevmekti
yine de güzeldi
sen varken cehennem bile cennetti
vakit yolculuk vakti
ağlasam anlaşılır sebebi
varlığım huzursuzluğunun nedeni
sevmek zor mesai
emekli olmalı şimdi
dudaklarımda baldıran zehri
kimse tutamaz beni
kondurdum dudaklarına busemi
kızsan da çok sevdim seni
devamını gör...
1158.
bolca vay be dedirten gün.
bitmeyecekmiş gibiydi, bitti sonunda, her şey gibi. bu arada her şey çok genel bir ifade olsa da bazı insanlar için tek bir anlam içeriyor olabilir.
mümkün, tecrübeyle sabit.
velhasılı bizzat yaptığım pastamın, özenle koyduğum mumlarına sabah çektirdiğim 2 diş nedeniyle üfleyemedim.
dilek tuttum ama kendi adıma değil.
benim prenseste üflemeyi bilmiyor, hüp değil üff yapıcaz diyorum bana üfflüyor, pasta dururken mumların gereksiz bir ayrıntı olduğunu düşünüyor. o kadar haklısın ki.
devamını gör...
1159.
son zamanlarda zorlukla var oluyor gibiyim.
devamını gör...
1160.
merhaba sevgili günlük. aa pardon sözlük. bugün kalan ömrümün ilk günü sende bil istedim.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim