4481.
her şey o kadar anlamsız ki kendimi tamamen kaybetmenin ucundayım
devamını gör...
4482.
"kandırıyorlar. hepimizi. en çok da seni.
kandırıyorlar çünkü senin kıçın da herkesinki kadar nazik.
kandıracaklar çünkü sen -mış gibi yapıyorsun.
aşağılanıyorsun, onuruna sahip çıkıyormuş gibi yapıyorsun.

cahil bırakılıyorsun, okuyormuş gibi yapıyorsun.
iğfal ediliyorsun, kulağının arkası berrakmış gibi yapıyorsun.

çünkü onlar sana şizofreniyi uygun gördüler. rıza gösterdin.

hayatın senin ellerinde değil.
artık yetmez mi?

çocuklarını öldürüyorlar ve öldürmeye devam edecekler
kana doymuyorlar.
torununu z tipi hücrelerde haklayacaklar.

vitrinlere süprüntüler dolduruyorlar.
satın alıyorsun.
elit sohbetleri atlamamak için beynini çöplüğe çevirmelerine izin veriyorsun
oysa, hatırla, hepimiz birer çini mürekkebiydik zamanında.

hatırla yeniden sahip çıkabiliriz geçmişimize.
sokağa çık. kötü kitapların en kötü satırlarını boya ruhunla.
ruhun hala temiz. senden başkalarını zehirlemelerine izin verme"
devamını gör...
4483.
sen yine her kırılışında inatla daha da büyüyen kanatlarınla masmavi gökyüzünde oradan oraya savrularak efsunlu kozmetiğin sahtekar elleriyle boşluğa dikilmiş süslü ve parlak ruhların bakışlarından kaçma isteğindesin. fakat tuhaf olana tekme savurmaktan çekinmeyen kirli kalplerin hakkına düşen küfürlerinin porsiyonunu da dağıtıyor gibisin. senin zamanın daha gelmedi diye düşünme. hepimizin zamanı farklıydı. arşa değen kendi dört duvarlarımızın arasında yaşanmış birbirinden habersiz ve bağımsız onlarca hikaye saklı olabilir.

kaçınılmaz fizyolojik dönüşümlerin manasız bulunup hoşnutsuz bir korku ile karşılandığı o aciz yaşlarda aynada kendini izleyip dakikalarca sırıtabilen aptal bir suretin vardı mesela. çizgileri sertleşmemiş bedenler ruhlarından bihaber kalbini birer birer işgal ediyordu. züppeliğin prim yaptığı, normal kabul edilmeyenlerin istediği gibi fink attığı akranlarının arasında sesi en az çıkan, fakat duyulduğu zaman en çok hasar yaratan kişilerden biriydin. çizgili defter yapraklarında bile rotayı tutturamayıp isyan ederek yönünü şaşıran başına buyruk cümlelerin müsebbibi de sendin. saçlarının nasıl kesildiğini hiç umursamıyordun. fakat suretini gizleyecek bir modelde saçlara sahip olabilmeyi istediğin aşikardı. hafızana kokularıyla işlemeye başladığın mekanlarda eşyaların yeri değişse bile aklına düşen hayallerin muhteviyatı hep benzer mevzulardı.

sapkınlıklarından bihaber olduğun seslerin silik izlerini arıyor olabilirdin. sapkınlık nedir onu bile bilmiyordun aslında. çoğu kez düşünemeyenlerdendin; çokça düşen lakin düşmesinden çok düşünmesinden korkulanlardan. düşünce suç sayılırdı senin bulunduğun topraklarda. parmak uçlarında daimi bir sızı, hiç silinmeyecekmiş gibi görünen kızarık yanaklar bırakırdı ardında. şimdikinden daha az ağlamıyordun o yıllarda. sadece acıya karşı hassasiyetinin boyutu daha başkaydı; eşiği daha sağlam, daha sert duvarlarla örülüydü. öfkeyi anlamlandıramadığın kırılgan hayallerin bugünkülerden çok da farkı değildi. çekip gitme isteğin daha o zamanlarda başlamıştı. birkaç sokak öteye, kocaman caddenin ardına, büyük mavi çizginin diğer tarafına, daha uzağa, daha derine, daha karanlığa, ışıkların ortasına, sen olmayana, belki de senin gibi görünmemesine karşın senden farksız olana...

içine doğmaya mahkum edildiğin o narin sırça fanusun dışına çıkarak farklılığını keşfetmeye çalışacaktın. kendine dokunmak nedir bilmezken kıymeti bilinmeyen masumiyetin farkına varıp öyle yakın olmuştun ki dudaklarından öpmeye ramak kalmıştı. doğru noktaya temas edemedin ve öfke ile düşlere daldığın bulanık gecelere başlamaya karar verdin. ruhunda bir delik açıldı ve her bir yaşta daha da büyüyen kanaman o vakit başladı. bilmezdin elbet bu kan kaybı neyin ölüm sebebi olacaktı. kendine dönmeye başlamıştın. doğduğun noktaya uzak kalan haritanın sınırları içinde riskleri göze alıp bedenini keşfe çıktıkça büyümeye başladın. sessiz ve yavaş adımlarla ilerledin. kıvrılarak göğe selam duranların aralarında kaybolan ve renklerini yitirenlerle beraber yozlaştın kimi zamanlarda. yalanın kıymet gördüğü dünyaya teslim bayrağı açarak esir düşmüştün. içeride savaş sürerken düşen bomba sesleriyle dans etmeye başladın. sanal mutluluklar ve aşklar ile eğlenceli suretinin maskesini takınmışken mutsuzluğunun gizlenmeye çalıştığı kadehlerle devrildin. ardında görüneni umursamadığın buğulu camların üzerine çocukken yazdığın şeylere çok uzak resimler çizerek yıkıntılarından yepyeni yapılar inşa etmeye çalıştın. içindeki derin dünya rüzgarda dans eden yaprak tanelerinin sana getirdiği kartları tek tek açtı karşında. yalnızlığı öğrendin. tekil olmayı benimsedin. terk edildin. terk ettin. çemberin giderek daralmaya başladı zamanla.

yıldızlarını söndürdün. yörüngendeki gezegenleri tek tek öldürdün hiç acımadan. açılmayacak sararmış mektuplar yazdın, sahibi olmayan satırlarla dolu sayfalara. adresi belirsiz zarflarla postaladın onları. karıştılar gökyüzüne gri duman bulutlarıyla. içindeki yangını söndürmek için tere dönüştün. koştun hiç durmadan. kendin gibi olmaya tekrar dönmek için ant içtin, aynadaki kendine bakmadan hızla koşarken. bağırdığın sokaklar boyunca, karşına çıkan insanlarla tartıştın. onlara ayna tuttukça onlardan daha fazla yara aldın. aydınlık sokakların karanlık köşelerinde takılıyordun. silahlar buldun o izbe mekanlarda. namlunun ucunu kendine doğrulttun. delik deşik etmek istedin kendini. tetiği her çekişinde satır aralarında boğuştun. kurşun darbesine yabancı kalmana şaşırdın. yaralarına alışıyordun oysa. akışına kapıldığın serüvenlerle esaretten kurtardın ruhunu. buhar olup ardında bırakıyordun geçmiş hikayelerini. sonsuz çemberde dönüp duran zaman tünelinde sürükleniyordun hızla. canın yandı. can yaktın. suçluluk hissettin, haklı sebepler buldun ve asla pişman olmadın yaptıklarından.

bir kez daha tatmaya başladın. koklamayı, dokunmayı ve görmeyi en başından öğrendin. kokular pusulan olmuştu. suya düştün yeniden. ihanetin yumuşacık dizlerine başını yasladın. düşlere daldın onun kucağında. celladının masallarıyla düşlerinden uyandın. düşünmeye zorladın yine kendini. konuştun, sustun, konuştun. daha çok konuşmaya başladın sonra. kendine, diline, geçmişine yabancılaşmaya başladıkça büyüdün. ne vakit büyüdüğünü anlamaya çalıştın, yaş aldın. yaşlandın hızla. yaşlandıkça güzelleştin. cümlelerle beslendin. toprağından ayrı kaldıkça suyunu başka köklerin altında aradın. acılarını anlattıkça daha fazla anlamaya başladın. ondan uzaklaştığını anladığın an ise yine ona dönmeye hazır olduğunun farkına vardın. özlemin zehri damarlarında usul usul yayılmaya başladığında eşyalarını dipsiz bavula yerleştirmeye hazırlanıyordun çoktan...

oradaydın işte, yine ait olduğun yerde. daha evvel de bulunduğun o yerin tam ortasında dimdik ayakta dururken başını eğmiyordun. neredeydin, nereden gelmiştin, ne zamandan beri buradaydın? şaşkınlıkla etrafına bakınırken tüm yaşlarını geri dilenmiyordun. günahlarını dillerinden düşürmeyenlerden uzak durmalıydın. kararmış gözleri ve dikenli cümleleriyle etrafını sarmaya çalışan leş kokulu suretlerin dondurucu klişelerinden arınıyordun. nihayet gülümsüyordun. umutsuzluğu bir ağacın gölgesine terk etme zamanın çoktan gelmişti. kendini bulduğun o yerde, yalnızca kendinleydin. olması gerektiği biçimde ve her daim olman gerektiği şekilde.
devamını gör...
4484.
zaman bitti, içinde yaşadığımız anıların içinde silinmeyi bekliyoruz..
devamını gör...
4485.
her yer anlamsız bir boşluk.. nereye dönsem karanlık... etrafımda tanımlayamadığım bir kalabalık.. ne işi var bu insanların etrafımda.. hepsi gülümsüyor ve samimi oysa.. peki benim hissedemediğim bu duygular neyin nesi... bir yere ait olmak zorunda mı insan?
üstümüze düşeni alıp, eyvallah deyip payımıza düşeni kendi içimizde yaşıyoruz kimseye anlatamayarak... anlatılmaya çalışılan her duygu, her ağlamak, her susuş daha da yoruyor insanı.. kimse dokunmasın istiyor, kimse görmesin...
insan kendi içindeki savaşı bitirmedikçe dışarıya ışık olamıyordu...
devamını gör...
4486.
epey bir süre oluyor, bıraktım karalama defteri tutmayı..olduğu gibi yaşıyorum hayatı.. editsiz.. çokta farketmiyormuş doğrusu..!
devamını gör...
4487.
"yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim."
devamını gör...
4488.
inan söze nereden başlayacağımı bilmiyorum. zira ne söyleyeceğimi bilmiyorum. sadece yazmak istedim ve yazmaya başladım. içimde kağıda dökmek hatta haykırmak istediğim çok şey var. mamafih hiç birini kelimelere sığdıramıyorum. sığdıramadıkça da yutmak zorunda kalıyorum. bu o kadar da kolay değil elbette. neden biliyor musun? zira her biri birer jilet maiyetinde de ondan. yuttukça keserek akıyor boğazımdan aşağı. buna daha ne kadar böyle katlanabilirim bilmiyorum. susuyorum, sustukça boğuluyorum. haykırmak istiyorum, bu kez de jiletlerin hışmına uğruyorum. bir çıkmazın içindeyim ama sanki bu çıkmazı ben yaratıyorum. nereye kadar böyle sürecek bu? daha ne kadar bu kendi yarattığım çıkmazda kalacağım? bile bile kendime bu acıyı çektirmekten ne zaman vazgeçeceğim? bütün bu sorular kafamda yankılanıp duruyor. çözüm mü ? bunun asla beni mutlu edecek bir çözümü olmadığını çok iyi biliyorum. bu soruların cevabının da bende olması gerektiğinin farkındayım. zaten ben de bu cevapları başkasında aramıyorum. mamafih hali hazırda kendi kendime de bulamıyorum. bazen sadece çekip gitmek istiyorum. en çok da hayattan. sanki ben olmasam hayatına dokunduğum insanlar daha mutlu olacaklarmış gibi hissediyorum. yani hayat yaşanılmaz değilmiş de onu yaşanılmaz kılan, zorlaştıran benmişim gibi geliyor. şunu inkar edemem elbette varlığımla insanlara kattığım bir çok şey oldu. mamafih düşünüyorum da varlığımda kazandırdıklarım yokluğumda bir kayıp olur muydu acaba? nedense hiç sanmıyorum. zira diyorum ya, ekseriyetle kendi hayatım da dahil olmak üzere çevremdeki insanların hayatında bir sorun olduğumu hissediyorum. yine de tüm bunlara rağmen çekip gidemiyorum bu hayattan. canım çok tatlı olduğu için mi? hayır. yaşamayı ya da hayatı çok sevdiğim için mi? asla. sadece arkamda bırakacaklarımı düşünüyorum. her şeyden öte ailemi böyle bir acıyla baş başa bırakarak gitmeye hakkım olmadığını biliyorum. zira benim dahi kendimden vazgeçtiğim noktada onların benden vazgeçmeyeceğinin farkındayım. diğer taraftan beni seven ve her daim destekleyen dostlarım var. böyle bir gidiş onlara da haksızlık olurdu kanımca. son olarak da şu an tam sol tarafımda kocaman gözlerle bana bakan patili oğlum var. işte tüm bunları düşününce dur durduğun yerde diyorum kendi kendime. sadece işin nihayetinde, ola ki bir gün tüm bunları düşünmekten vazgeçerek terki diyar edersem buralardan, tek bir cümle bırakmak istiyorum ardımda yadigar; “bunca zaman başkaları için yaşadı, bir gün kendi için öldü.” .
devamını gör...
4489.
işbu 4593. tanım. biri silmezse ya da bir tanım silinmezse...

harika bir gün olmuyor mu ya bugün?
valla harika bir gün oluyor.
hani bazı günler daha uyanırken harika bir gün olacağı bellidir ya... hah. işte aynen öyle...
harika bir gün oluyor.
peki bundan sözlüğe ne? niye? her şeyi burada paylaşmıyor muyduk? içimizi dökmeler falan... benim hiç mutsuz olduğumda bunu anlattığımı gördünüz mü? peki canım sıkkın olduğunda?..
hayır. canım sıkkındır ve köşeme çekilir, geçmesini beklerim. çünkü hüzünler paylaşınca çoğalır. aynı şekilde mutluluklar da paylaştıkça çoğalır. işte o yüzden, harika bir gün oluyor bugün.

insanın kendisiyle ilgili bir şeylerin ayırdına varması ne güzel.
sevgili 8 haziran, harika geldin teşekkür ederim. *
devamını gör...
4490.
daha demin marmaray'da fantastik bir olay yaşadım. oturacağım yere kızın biri oturdu, okay olabilir. ama şöyle bir şey var ki, ben tüm konuşmalarını görebiliyorum.

baran'la canım, aşkım, sevgilim diye konuşuyor ama yanda başka bir elemanla daha konuşuyor. baran'a anneme geçiyorum diyor, diğer çocuğa da yarım saate oradayım falan yazıyor.

baran'a da şey yazıyor, "konuşamıyoruz, üzülüyorum, rahatsız hissediyorum.".

neyse işte. aynı durakta indik. diğer çocuğun arabaya atladı gitti kız. baran kardeşim, kusura bakma. kızın hesabını falan bulup oradan sana ulaşacaktım ama olmadı. aldatıldığınla kaldın. zaten yakında öğrenirsin bir şekilde.
devamını gör...
4491.
taksim'de bir iki pasaj gezesim var. bir kaç aksesuar almak istiyorum ne zamandır. bir iki gümüş yüzük, zincir, bileklik vs.

şu sıcaklardan acayip hoşnutsuzum ya. sadece akşam çıkılır gibi. cuma da bitsin izne ayrılayım, kafama göre çıkarım artık.
devamını gör...
4492.
galiba gençliğin getirisi olacaktır ki enerjim asla bitmiyor. vücudumu ne kadar yorsam da bir makineye benzer gibi işliyor. tek arıza çıkardığı zamanlar aniden sızdığım durumlar. o da gözlerimin yorulması ve artık savaşmaktan vazgeçmesinden mütevellit. * *

bazen oturup "artık uyuyalım lütfen" diye yalvardığım oluyor sana. bu sistemin ipleri bende mi yoksa sende mi diye soramadan edemiyorum. ama ben bu makineyi seviyorum. lütfen uzun süre benimle kal. kal ki, bu makineyi geliştireyim. ama en önemlisi ne biliyor musun? "mens sana in corpore sano" yani sağlıklı bir vücutta sağlıklı bir zihin. bu ikisine sahip olduğumuz an... işte o zaman başlıyor tüm güzellikler.
devamını gör...
4493.
üzgün olma ritüeli vardır; üzgünken seni daha da üzen müzikler dinlersin. arada çıkan neşeli şarkıları duyduğun zaman kalbin acır sanki o an varolan üzüntüne ihanet ediyormuşsun gibi gelir. ve durur düşünürsün içinde bulunduğun durumu nasıl iyileştirebilirsin ya da iyileştirebilir misin?
bu duygu genelde olumsuz düşüncelerle son bulur ve içinde bulunduğun durum sanki senin hiçbir şey yapamayacağını sürekli kafana vurur ve her ne kadar olumlu düşünmek istesende bir kere kapılmışsındır. o anı atlatasaya ( bu genellikle sokaktaysan bir sokak hayvanını severek, değilsen başka şeyler bularak) kurtulamazsın pençesinden.
devamını gör...
4494.
millet uzun uzun yazmış emenike. helal olsun.biz de anca bu kadar yazalım.*
devamını gör...
4495.
kedim pirelendi arkadaşlar dış parazit aşısını yaptırdım veteriner iyi geleceğini söyledi 2 hafta oldu yattığım odayı alamıyorum çünkü yatağa çıkıp pirelerini döküyor şu an kapıyı kapattım kapının dışında ağlıyor kıyamadım açtım şu an dibimde kaşınıp pirelerini döküyor atsan atılmaz satsan satılmaz belamı buldum neyse bir ilaç gördüm tamamen temizliyor dediler kargoyu bekliyorum.
devamını gör...
4496.
eğer aklımla olan savaşımı kaybedersem... savaştığımı bil. denediğimi bil. ve şunu bil ki seninle vakit geçirebildiğim için minnettarım.
devamını gör...
4497.
şimdi buraya gerçek anlamda karaladığı defterini atan var mıdır diye bakmak istedim ama 4640 tane tanım var. varsa bile ben bulamam.
ben atsam mı diye düşündüm defter yanımda değil.

kötü espriydi zaten kalsın en iyisi.
devamını gör...
4498.
kaptanın seyir defterine ek
yıldız tarihi tam da şu an

ne kadar değişti hayatım son yıllarda. her yılı farklı bir evrende gibiydi sanki. olumsuzluklar nasılda taşıdı beni yepyeni güzel bir başlangıca.

birde eskisi kadar düşünmüyorum artık ...
gerçi tamda bu satırları yazmak da çelişmek ama olsun. o kadar da olsun. kolay değil bunca yılı unutmaya çalışmak asla unutulmayacak olsa da.

gemi biraz sola çekiyor. kalbe trim veremiyorum ondandır.
devamını gör...
4499.
ben artık kafa olarak yerleşik hayata geçmek istiyorum.
devamını gör...
4500.
yorgunum be sözlük.
lennie'nin dediğine #3041170 ek olarak ben hem kafa hemde fiziksel olarak yerleşik bir hayata geçmek istiyorum artık.
eskiden de yazmıştım sanırım buraya. evimi bulmak istiyorum artık. 22 yılı aşkın bir süredir hep dışarıdayım. gurbet denilen şeyi, iliklerime kadar yaşadım. ordan oraya savrulup gitmekten hiç gocunmadım, hatta zevk bile aldım zibilyon kere yeniden başlamaya hayata.
"sil baştan başlamak gerek bazen" sözünün cılkını çıkarmış biri olarak hem fiziksel, hemde mental olarak yorulduğumu gözlemlemeye başladım. tahammülsüzlük ve bazende aşırı sinir hali gibi şeyler kendini göstermeye başladı.
öfkeliyim sanırım.
çünkü nereye gidersem gideyim -ki maddi olarak asla sıkıntı çekmediğim, hiçbir zorlukla karşılaşmadığım halde, ortama derhal ayak uydurdurup çok çabuk sevilip kabul gördüğüm halde yok.
yok olmuyor.
fiziksel olarak tamam ama, zihinsel olarak huzur anlamında yok kesinlikle olmuyor. gittiğim hiçbir yere ait değilim. benim evim orası değil, burası da değil,izne gittiğimde kaldığım anne-babamın evinde de aynı hislerim bâki.
ben evimi bulamıyorum.
burası benim, bende buraya aitim diyemiyorum. gidecek birçok yer olmasına rağmen (yurt dışı da dahil - ki oraya da gittim) kendimi yorgun hissettiğimden ötürü istemiyorum.
çünkü sıkıldım!
yeniden başlamaktan, yeniden birileri ile tanışıp kaynaşmaktan, kendimi ispat etmekten, yeni bir eve, mahalleye ortama yerleşmekten....
ya hu ben çok sıkıldım.
..............
velhasılı sözlük...
boşa koyuyorum dolmuyor doluya koyuyorum almıyor diyenin hesabı, ben bir türlü bunu başaramıyorum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim